Nekro Kelebek

Site Esasları ve Değerleri => Nekro Kelebek Günlükleri => Konuyu başlatan: Orcuncharted - 13 Ocak 2011, 02:18:55

Başlık: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 13 Ocak 2011, 02:18:55
Aslında ilk iki bölümü tamamladıktan sonra hikayeyi sizlere sunmak istiyordum, ama ilk bölümü an itibarıyla bitirdikten sonra sizleri fazla bekletmemek amacı ile konuyu açma gereksinimi duydum.
Bu seferki hikaye, önceki iki hikayenin aksine, her bir sonraki bölüm birer hafta ara ile yayınlanacaktır :)

Evet, hikayemize başlayalım;


   Hafif bir ışık parlaması ve akabinde gelen büyük bir gümbürtü ile yerinden sıçrayarak uyandı Orçun. Yüreği ağzına gelmiş, dehşete kapılmıştı. Yaşadığı korkunun etkisiyle şöyle bir doğrulup, çevresine kulak kabarttı, ama en ufak bir hareket bile yoktu. Kendi çıkarttığı seslerin haricinde başka hiçbir ses duymuyordu. Tam anlamıyla derin bir sessizlik hakimdi. Sakinleşmeye çalışıyordu Orçun. Bu arada da soğuk bir yerde yattığının farkına vardı. Üstünü başını şöyle bir kontrol etti. Görünürde herhangi bir yırtık veya sökük yoktu. Bu da gösteriyordu ki herhangi bir saldırıya uğramamıştı. Mutlu olmuştu. Şöyle bir etrafına göz gezdirip nerede olduğunu anlamaya çalıştı Orçun, ama hiçbir şey ona tanıdık gelmemişti. Bildiği bir yerde değildi. Hayır, değildi. Peki o zaman neredeydi? Ayrıca merak ettiği bir şey daha vardı: Bu şekilde uyanmasına neden olan şey neydi? Bu esnada, daha önceden duymadığı bir takım tıkırtılar duymaya başladı. Başını hızla çevirip, tıkırtıların geldiği tarafa baktı. Yanıbaşındaki cama vuran yağmur damlalarını fark etti. Şiddetlerine bakılırsa dışarıda sağanak yağmur vardı. Eliyle yerden destek alarak ayağa kalktı. Bu yerde ne kadar bir süredir yattığını merak ediyordu. Yarım saat? Bir saat? Bir buçuk saat? Belki de üç saat? Hem ne önemi vardı ki, sonuçta herhangi bir saldırıya uğramamıştı. Halen de tek parça halindeydi. Etrafına tekrar baktı. Bir şeyleri görmeye çalışıyormuş gibi karanlığına bakıyordu ki, o anda çakan şimşek ile iç mekan, en ince detayına kadar gündüz vakti gibi aydınlandı. Bu sayede nerede olduğunu anlamıştı Orçun. Bir restorandaydı, ama daha önceden hiçbir şekilde görmediği bir restorandaydı. Hala buraya nasıl geldiğini de merak ediyordu. Bu merakı, buz tutmuş bir göl yüzeyinin altında dalgalanan suyun çıkarttığı boğuk sese eşdeğer bir gök gürültüsü sesi tarafından bölündü. Boğuk çıkan gök gürültüsü sesi, giderek güçlendi ve restoranın camlarını hatrı sayılır ölçüde titrettikten sonra, yerini tekrar yağmur damlalarının sesine bıraktı.
   "Şu durumda, dışarı çıkmak akıl kârı değil." diye söylendi Orçun. "?Acaba buralarda bir şemsiye var mıdır?"
   Restoranda biraz dolaştıktan sonra, kendisine güzel bir şemsiye buldu. Şanslı olduğunu düşündü. Aslında yağmurda yürümeyi ve ıslanmayı severdi, ama böyle bir yağmurda değil. En azından şu durumda değil.
   Evet... Hazır olduğuna göre, şemsiyesini açıp, dışarı çıkabilirdi.
   Çıkış kapısını kullanarak dışarı çıkmak için hamle yaptı. Ancak nedense kapıyı açamadı. Sıkışmış olabileceğini düşünerek birkaç defa daha denedi, ama yine başarı sağlayamamıştı. Kapı açılmamakta direniyordu. Görünen o ki kilitliydi. Aklına kasaya bakmak geldi. Belki anahtar orada olabilirdi.
   Kasanın yanına vardıktan sonra çekmeceleri teker teker kontrol etmeye başladı. En son çekmece hariç diğerlerinde hiçbir şey yoktu, ama en son çekmece açılmıyordu. Sıkışmış olmasını umuyordu Orçun. Yanında işe yarar bir şey olup olmadığına bakmak için ceplerini kontrol ediyordu ki, arka cebinde ilginç bir şey buldu. Ancak karanlıktan dolayı ne olduğunu anlayamamıştı. Bir ışık kaynağı aradı. Ne var ki, tam bu sırada çakan şimşeğin içeriyi bir kez daha aydınlatması ile yazarkasanın yanında duran çakmağı fark etti. Aldı. Çakmayı denedi. Neyse ki içinde halen bir miktar gaz vardı. Çakmağın yarattığı ışık kaynağının yardımı ile arka cebinde bulduğu, katlanmış halde duran şeye bir göz attı. Bu bir biletti... İsim kısmında kendi adını gördü. İstikamet yönünde ise Gaziantep yazıyordu.
   "Bu da ne böyle? Gaziantep'e ne için gid..." diye söyleniyordu ki Orçun, bir şimşek daha çaktı, ama bu seferki tam da beyninin içinde çakmıştı. "Bir dakika bekle... Bu..."

   Kavaklıdere / Ankara
   16 Haziran 2011, 19:15

   İzmir'de bir araya geldikten sonra sekiz saatlik bir yolculuk ile Ankara'ya varan Levent, Orçun ve Deniz, İstanbul'dan gelecek olan Berke'nin otobüsünün de fazla gecikmemesi neticesinde, kargaşadan dolayı birbirlerini bulmakta birazcık güçlük yaşasalar da, en nihayetinde otogarda buluştular. Grup üyelerinin yol yorgunluğu nedeni ile fazla uzun süremeyen tanışma merasimini takiben, Orçun, İzmir'den yola çıkmadan önce bir kağıda not ettiği otelleri teker teker aramaya karar verdi.
   "Millet, şimdi öncelikle şu kalacağımız yeri ayarlayalım, diyorum." dedi Orçun. Cebinden çıkarttığı kağıdı gösteriyordu. "İzmir'den çıkmadan önce Ankara'daki otellerin telefon numaralarını bir kağıda not etmiştim."
   "Akıllı adamın hali başka oluyor." dedi Berke. "Sağlamcısın abi, ama umarım yer vardır."
   "Şansımıza..."

   Birkaç telefon görüşmesinden sonra, Deniz ve Levent, nerede kalacakları konusunda kara kara düşünmeye başlamışlardı ki, ancak Kavaklıdere'deki bir otelde yer bulabilen Orçun, arkadaşlarına müjdeli haberi verdi. Hep birlikte, otogarda buldukları bir taksiye binerek otelin yolunu tuttular.

   "Otel ayarlayacağını sanıyordum." dedi Deniz. Otelin önünde duran taksiden inerken gözleriyle oteli inceliyordu. "Saray değil...? Çok pahalı değil midir?"
   "Hiç önemli değil." dedi Orçun. ?Sonuçta her zaman gelmiyoruz. O kadar da yol yorgunuyuz, bu seferlik bir sarayda kalalım."
   "Helal be abi!" dedi Levent. Bu arada, taksiciye ücretini uzatıyordu. "Yalnız otel cidden saray gibi görünüyor, Deniz'e hak vermemek elde değil."
   "Ben de bu kadar iyi bir otel olacağını tahmin etmemiştim."
   Levent'in taksiciyle olan para alış-verişinden sonra valizlerini alan grup üyeleri, bitkin adımlarla otele doğru yürüdüler.
   
İçeri girdiklerinde, Orçun, resepsiyondaki görevliye kendisini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra oda tutma işlemlerini halletmeye koyuldu. Neyse ki fazla sürmeyen işlemlerin ardından diğer görevli personelle odalarının bulunduğu kata çıkan Deniz, Levent ve Berke, Orçun'un görevli personele teşekkür edip, anahtarı almasıyla nihayet rahatlama fırsatı buldular.

Levent ile Orçun valizleri düzenlemeye çalışırlarken, Deniz ve Berke de buldukları ilk yerlere kendilerini atıp , sakinleşmeye çalışıyorlardı.
   "Aramızdaki bu takım çalışmasına bayılıyorum." dedi Orçun. Ayağa kalktıktan sonra Berke'ye baktı. "Biz eşyaları düzenleme kısmını hallediyoruz, siz de dinlenme kısmını."
   Bunun üzerine, Berke birden yerinden fırlayıverdi. "Abi kusura bakma ya, şuu..."
   "Yahu otur Berke!" dedi Orçun. Gülüyordu. "Şaka dedim, otur yahu... Biz Levent ile hallederiz. Yalnız o değil de, Deniz de hiç üstüne alınmıyor hani."
   "Niye alınayım ki? Sizin gibi koca koca adamlar dururken, ben niye rahatımı bozayım?"
   "Hah, işte bak abi, görüyor musun?" dedi Levent, eliyle Deniz'i işaret etti. "Bunun gibi olacaksın işte abi. İşi bilip, işe gitmeyenlerdendir bu Deniz."
   "Ne diyorsun bu işe Deniz?"
   "Levent abinin söylediklerine aynen katılıyorum."
   "Kardeşim, teker teker gelin ya!" dedi Orçun. Her iki elini de havaya kaldırmıştı. "Teslim oluyorum, ateş etmeyin! Neyse, şu valizleri bir halledelim de, sonra ne yapacağımıza karar veririz."
   "Bence hiçbir şey yapmayalım." dedi Deniz. "Ben yorgunluktan ölüyorum. Hem yarın Seçkin abi ile de buluşacağız, hem de yarın akşam bir yolculuğumuz daha var. Bir enerji depolasak hiç fena olmaz."
   "Katılıyorum." dedi Berke. "Bence de pek bir şey yapmayalım. Odamız da gayet konforlu. Bence bu geceyi dinlenmek için uyumaya ayıralım."
   Orçun, Levent'e dönüp bir baktı. "Pekala." Dedi. "Yarın dolu dolu bir gün bizleri bekliyor. O nedenle uyusak iyi olacak."
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 14 Ocak 2011, 22:18:12
İyi uykular abi. Sağ salim ulaşın demeyi çok isterim ama hikaye olmaz o zaman :D ellerine sağlık Orçun abi :W 
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 17 Ocak 2011, 22:04:52
Kardeşim, hikayene devam ediyorsun. Yeni farkettim ve çok mutlu oldum. Demek senin yazdığın gün ben siteye girmemişim. Bol aksiyon ve gerilim dolu hikayelerini bekliyorum  ;)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 18 Ocak 2011, 15:46:03
İyi uykular abi. Sağ salim ulaşın demeyi çok isterim ama hikaye olmaz o zaman :D ellerine sağlık Orçun abi :W 

Evet, hikaye olması için sağ salim varmamamız lazım :D İlla ki başımıza bir şey gelecek ki hikaye olacak :D :D Filmler de öyle değil mi? Film olabilmesi için bazı şeylerin zorlama gerçekleşmesi lazım :W


Kardeşim, hikayene devam ediyorsun. Yeni farkettim ve çok mutlu oldum. Demek senin yazdığın gün ben siteye girmemişim. Bol aksiyon ve gerilim dolu hikayelerini bekliyorum  ;)

Sorun değil Seçkin abi. Zaten perşembeden perşembeye koyacağım yeni bölümleri. Aceleye gerek yok :)
Bu arada, bu hikayede birazcık da duygusallık olacak. Umarım hikaye içinde sırıtmaz sizin açınızdan da...
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 18 Ocak 2011, 19:28:37
   17 Haziran 2011, 11:15
   Kavaklıdere / Ankara

   Yolculuğun verdiği yorgunluk ile deliksiz bir uyku uyudu Levent, Orçun, Deniz ve Berke. Öğlene doğru 11:15 sıralarında telefonunun sinir bozucu bir zamanlama ile yaygaraya başlaması sonucunda pırıl pırıl bir güneşin sokakları ve binaları ısıtırcasına parladığı bulutsuz bir gökyüzüne doğru gözlerini açan Orçun, saate bakar bakmaz yataktan fırladı. Tam odadan çıkmıştı ki, Levent'in "Bu kahrolası ses nereden geliyor!?!" diye bağırması neticesinde aynı hızla odaya geri girip, telefonunu susturdu. Ardından sırayla Levent'i, Deniz'i ve Berke'yi uyandırmayı denedi. Berke ile Levent hazır asker gibi uyanmalarına karşın, nedense Deniz pek uyanmayı istemiyordu.
   ''Beş dakika daha uyusam olmaz mı?''
   ''Beş dakika daha uyursan, Seçkin abiyi Tema Vakfı'na bağışlamak zorunda kalabiliriz.'' dedi Orçun. ''Saat 13:00'da Kızılay'da olmamız lazım.''
   ''Seçkin abiyi arayın, ?Buluşma saat 13:30?a ertelendi. Deniz kalkamıyor.? deyin. Bütün suçu üstüme alırım. Yemin ederim.?
   ''Deniz, normalinden çok erken bir saatte yattık.' dedi Orçun. ''Rahat bir onaltı saat uyumuşuzdur. Daha ne beş dakikası ya. Gerçi beş dakika geçmiştir de...''
   Deniz, bir hışımla pikeyi üzerinden attı. ''Of tamam ya, kalktım.'' dedi. Elinden geldiğince pür dikkat Orçun'un yüzüne bakıyordu. ''Kalktım. Oldu mu?''
   ''Oldu, ama her an devrilecekmiş gibi sallanıyorsun. Acele et. Daha kahvaltı edeceğiz.''
   ''Orçun abi!...'' dedi Levent. ''Şu kravatı bir türlü bağlayamadım ya. Hediye paketlerinin üstündeki fiyonklar gibi oldu. Şuna baksana... Nasıl bağlanıyor ya?''
   ''Manyaklaşma Levent abi, alt tarafı Resident Evil Türk çatısı altında bir buluşma yapıyoruz.? dedi Berke. Dişlerini fırçalar bir halde banyodan çıktı. ''Zirve toplantısına gitmiyoruz.''
   "Ne bileyim ya..." dedi Levent. Güler gibi oldu. "Uykumu alamamışım galiba, kafam yerinde değil."
   "Sen onaltı saat değil, yirmidört saat de uyusan kafan yerinde olmaz." dedi Orçun. "Çıkart şu kravatı. Zaten hava sıcak. Mazoşistleşme ya."
   "Alemsin Levent abi ya." dedi Berke. "Bu arada, Deniz'in nerede olduğunu bilen var mı?"
   "Deniz..." dedi Orçun. Az önce kapattığı odasının kapısını tıklattı. "Deniz...?"
   "Efendim Orçun abi?"
   "Hah... Tamam. Hazır mısın?"
   "Sayılır..." diyerek cevap verdi Deniz. Akabinde deodorant sıkma sesi duyuldu. "Evet, hazırım."
   "Biz kahvaltıya iniyoruz. Bekleyelim mi? Yoksa anahtarı bırakayım mı?"
   Kapı açıldı. Deniz, bir elinde deodorant tüpü, diğer elinde de kapağıyla dışarı çıktı. Deodorantın kapağını yerine taktıktan sonra çöp kovasının içine bıraktı. "Hadi gidelim."
   
   Önde Berke, arkada Levent ve Orçun, en arkada da Deniz, otelin giriş katındaki, kahvaltı yapacakları büyük salona girdiler. Ancak buluşma sırasında da illa ki bir şeyler yiyeceklerini de hesaba kattıkları için kısa süreli bir atıştırmadan sonra, otelden çıkıp, Kızılay meydanına gitmek üzere otobüs durağına doğru yürümeye başladılar.

   Durağa vardıklarında, "Saat 12:15" dedi Orçun. Saatine bir baktı. "Umarım otobüs fazla gecikmez."
   "Buradan Kızılay'a ne kadar bir sürede gidebiliriz ki Orçun abi?" diye sordu Levent. "Aşağı yukarı ne kadar sürer?"
   "Normal şartlarda yarım saat civarı, ama trafik falan olursa, gerçi hiç sanmıyorum, kırk veya kırkbeş dakikayı belki alabilir. Tabi otobüsün duracağı duraklarda harcayacağı zamanı da hesaba katmak lazım, ama dakik olmaya da gerek yok ya. Seçkin abi sorun etmez herhalde."
   "Galiba otobüs geliyor...?" dedi Deniz. Eliyle gözlerine gölgelik yaparak sesin geldiği yöne baktı. "Şu gelen otobüs... Nereye, hangi yöne gidiyor?"
   "Ulus gibi görünüyor..." diyerek cevap verdi Levent. Gözlerini kısıp baktı. "Evet, Ulus. Maalesef Ulus..."
   "Arkadan bir tane daha geliyor." diyerek araya girdi Berke. "Üzerinde Kızılay yazıyor. Tabi yanlış okumadıysam, bizim bineceğimiz. Değil mi Orçun abi?"
   "Evet, kaldırın elinizi de dursun."
   Levent'in işaret vermesiyle, otobüs tam durakta durdu.
   Sırayla otobüse binen grup üyeleri, otobüsün büyük bir gürültü çıkartarak duraktan ayrılması ile Kızılay meydanının yolunu tuttular.
   "Otobüs yarı yolda dağılmaz değil mi?" diye sordu Orçun Levent'e... "Gözüme pek sağlam görünmedi de."
   "İnşallah abi."
   "'İnşallah', 'Maşallah' demek ile olmaz bu işler Levent." dedi Orçun. "Çok saygıdeğer bir Murphy'miz var. Biliyorsun."

   Saat 12:55 sularında, nihayet otobüs Kızılay meydanına ulaştı. Otobüsten inerlerken Orçun'un telefonu çalmaya başladı. Arayan Seçkin'di. Orçun hiç düşünmeden aramaya cevap verdi. "Şu an otobüsten indik Seçkin abi. Meydana doğru geliyoruz. Sen nere... Hah! Gördüm!" dedi Orçun. Bulunduğu yerden elini salladı. Seçkin'in de Orçun'u görmesi ile telefonunu kapatmasından sonra Orçun da telefonunu kapatırken, Levent, Berke ve Deniz'e döndü. "Tamam, Seçkin abiyi gördüm! Gelin..."
   En nihayetinde Levent, Orçun, Deniz ve Berke, Seçkin abileri ile buluşmuşlardı.
   "Çok fazla bekletmedik ya Seçkin?" dedi Orçun. Gözünün ucuyla Deniz'e baktı. "Otobüs anca geldi. Durakta ağaç olacaktık."
   "Yok, ben de yeni geldim. Ben de sizleri beklettim diye endişeleniyordum, ama iyi bari, buluşma yerine tam zamanında gelmişiz." dedi Seçkin. "Nasılsınız bakayım? Nasıl buldunuz Ankara'yı?"
   "Bunu bize değil de, bizi Ankara'ya getiren şoföre sors..."
   "Bari burada yapma Levent ya..." diyerek araya girdi Orçun. "Hani Bilal ile Metehan'ın yanında neyse de, Seçkin abiye ayıp olacak."
   "Pardon abi, alışmışım, ne yapayım..."
   "Sorun değil Orçun'um ya... Neyse... Yalnız ben bu arada Deniz ve Berke ile selamlaşamadım." dedi Seçkin. Önce Deniz ile sonra da Berke ile tokalaştı. "Tekrar hoşgeldiniz. Nasılsınız?"
   "Teşekkürler Seçkin abi, sen nasılsın?" dedi Deniz.
   "Eyvallah Seçkin abi, sen nasılsın?" dedi Berke de.
   "Teşekkür ederim ikinize de, ben de gayet iyiyim." diyerek cevap verdi Seçkin. Eliyle yolun ilerisini şöyle bir işaret etti. "Nereye gidelim?"
   "Direksiyon sende Seçkin abi." dedi Orçun. "Buraları bizden daha iyi bilirsin."
   "Pekala... O halde ilk olarak Armada'ya gidelim. Oradan ANKAmall'a geçeriz." dedi Seçkin. Sonra gözünün ucuyla saatine baktı. "Zamanımız kalırsa bir de sinemaya bakarız. Malum, otobüsümüz saat 19:00'da..."
   "Sinemaya zaman kalacağını pek sanmıyorum." dedi Deniz. "Beş saatimiz var."
   "Haklı olabilirsiniz Deniz. O halde Armada'ya uzayalım."

   Saat 18:00'ı gösterdiği sıralarda, gülüp eğlenilerek geçirilen günün ardından az biraz da olsa yorgun olarak otele gelen Seçkin, Berke, Levent, Deniz ve Orçun, önce odaya çıkıp eşyalarını toparladıktan sonra resepsiyona inip çıkış işlemlerini halletiler.
   
   Saatin 18:45'i gösterdiği sırada, buluşma esnasında aldıkları biletleri ile otobüsteki yerlerini aldılar.

   Saat tam 19:00'da, Ankara-Gaziantep yönüne gidecek olan otobüsleri otogardan ayrıldı. Seçkin, arkalarında kalan Ankara'ya, otobüs il sınırını geçmeden önce son bir kez baktı. Ardından da hemen yanında oturan Orçun'a baktı. İkisi de eş zamanlı olarak Deniz ile Berke'ye ve hemen arkalarında, koridor tarafında oturmakta olan Levent'e baktıktan sonra kulaklıklarını taktılar. Şans eseri ikisi de aynı radyo istasyonunu açmışlardı. Savage'in Only You şarkısı eşliğinde yola devam eden Seçkin ve Orçun'un yanında, ne Deniz'in, ne Levent'in, ne de Berke'nin, başlarına gelecek olan tarifi mümkün olmayan olaylar zincirinden haberleri yoktu...

   Orçun, her ne kadar rahatsız olacağını biliyor olsa da, rahat bir uyku uyuyarak Gaziantep'e varmalarını umuyordu.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 18 Ocak 2011, 20:25:47
Dostum, öyle bir yerde bağlamışsın ki, TV dizisi gibi olmuş. En heyecanlı yerinde tık diye bitirmişsin. Şimdi gelde perşembeyi bekle. Bakalım o sınırsız hayal dünyanda olaylar nasıl şekillenecek. Merakla bekliyorum.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: ali32aft - 18 Ocak 2011, 20:45:11
Dostum, öyle bir yerde bağlamışsın ki, TV dizisi gibi olmuş. En heyecanlı yerinde tık diye bitirmişsin. Şimdi gelde perşembeyi bekle. Bakalım o sınırsız hayal dünyanda olaylar nasıl şekillenecek. Merakla bekliyorum.
Başkanım sen kesin zombi olursun... :H :D :H :D :H..
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Piskabak - 18 Ocak 2011, 20:54:13
Elinize sağlık ya süper olmuş :W Devamını bekliyoruz Orçun abi :) Yani şu okulda zorla okumamız istenen kitaplardan sıkılmıştım yahu :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 19 Ocak 2011, 14:57:59
Dostum, öyle bir yerde bağlamışsın ki, TV dizisi gibi olmuş. En heyecanlı yerinde tık diye bitirmişsin. Şimdi gelde perşembeyi bekle. Bakalım o sınırsız hayal dünyanda olaylar nasıl şekillenecek. Merakla bekliyorum.

Hikaye yazarken en sevdiğim şeydir en kritik yerinde bölümü bitirmek :D Gerçi eksik gördüğüm bazı yerler vardı bu bölümde. Mesela Ankara buluşması ile ilgili kısa bir özet geçmeyi isterdim, ama belki okuyanlar sıkılabilir diye o kısmı es geçtim :)


Dostum, öyle bir yerde bağlamışsın ki, TV dizisi gibi olmuş. En heyecanlı yerinde tık diye bitirmişsin. Şimdi gelde perşembeyi bekle. Bakalım o sınırsız hayal dünyanda olaylar nasıl şekillenecek. Merakla bekliyorum.
Başkanım sen kesin zombi olursun... :H :D :H :D :H..

:D


Elinize sağlık ya süper olmuş :W Devamını bekliyoruz Orçun abi :) Yani şu okulda zorla okumamız istenen kitaplardan sıkılmıştım yahu :D

Beğendiğine sevindim Oğuzhan :W Olmazsa bu hikayeyi kitap haline getirelim de, okuldakiler kitap görsün :P :P
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Piskabak - 19 Ocak 2011, 18:50:18
Dünya klasiklerine girmezse ne olayım :D :P
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 19 Ocak 2011, 19:09:40
Ölümüne usta :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 19 Ocak 2011, 21:58:03
Dünya klasiklerine girmezse ne olayım :D :P

Kült bir yapım olacak :W :D :D


Ölümüne usta :W

:W :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 23 Ocak 2011, 04:29:59
İlk mesajda "bu seferki hikaye, önceki iki hikayenin aksine, her bir sonraki bölüm birer hafta ara ile yayınlanacaktır" demişim, ama hikaye perşembeden önce bittiği için bu söylemimi geri almak istiyorum. Bu bölümle birlikte, bir sonraki bölümü ne zaman hazır edersem, o gün yayınlamaya karar vermiş bulunmaktayım :) Yani, artık bir hafta beklemek zorunda değiliz 8)


   Korna, akabinde gelen fren, çığlık sesleri ve sanki birisi şiddetli bir şekilde ön taraftan vurmuş gibi gelen büyük bir sarsıntı ile yerinden fırlayarak uyandı Orçun. Uyku sersemi olduğu için ne olduğunu anlayamamıştı. Çok kısa bir süre sonra, bu sefer otobüsün sağ tarafından gelen şiddetli bir sarsıntı daha oldu. Oturduğu taraftaki camlar tuzla buz olmaları ile etrafa saçılmaları bir olmuştu. Kendisini korumaya fırsat bulamayan Orçun'un yüzüne isabet eden birkaç cam parçası ile yaralandı. Açılan yaralara rüzgar ile birlikte çarpan yağmur damlaları, hafif de olsa kırbaç etkisi yaratıyordu. Bilinçsizce Seçkin'e bakmak istemişti Orçun, ama bunun yerine, koltuğuna yapışmanın daha iyi bir fikir olacağını hissetti; çünkü, otobüsün tuhaf bir şekilde sağa doğru yattığını hissetti. Üçüncü bir şiddetli sarsıntı ile elleri koltuğundan kurtulan Orçun, önce son hızla bir yere çarptı. Tutunmak için bir yer ararken gözünün önündeki manzaranın dönmeye başlaması ile  sanki gizemli bir el tarafından çekilip atılmış gibi otobüsün dışına fırladı. Bir süre, bir kuş gibi havada süzüldükten sonra sert bir zemine düştü. Gözünü kapatmadan önce gördüğü son sahne ise, kısa süre yuvarlandıktan sonra su birikintisinin içine düşen otobüs olmuştu.

   Kısa bir süre sonra gözlerini açtı Orçun. Ayakta duruyordu. Gözleri yere bakıyordu. Başını yukarı kaldırıp, az ilerideki dörtlüleri yanan ambulansa, polis ve jandarma araçlarına çevirdi. Dönen ışıklar, yüzünü bir mavi renge, bir kırmızı renge çeviriyor, gözlerini alıyordu. Oldukça uzak olmalıydı; çünkü, sesleri hiçbir şekilde duyulmuyordu. Bir yandan kulaklarında hafif bir uğultunun varlığını hissederken, Bir yandan da ayaklarının altında bir ışık kaynağı olduğunu fark etti. Kaynak, giderek büyüyordu. Hızla arkasını döndüğünde, kendisine yaklaşmakta olan bir şeyi fark etti Orçun.  Ani bir refleks kendisini öteki şerite attı. Yere düştüğünde, omzunda hafif bir ağrı hissederken, başını çevirip uzaklaşmakta olan araca baktı. Bir kamyon olduğunu fark etti. Kamyon... Ancak olay esnasında hiçbir ses duymamıştı. Tık çıkmamıştı. Korna bile çalmamıştı. Bunun üzerine bir şeylerden şüphelenip, konuşmaya çalıştı, ama ne dediğini de duyamamıştı. Sağır mı olmuştu? Yoksa ses tellerine mi bir şey olmuştu. Bunları şimdilik bir kenara bırakıp, az önce gördüğü araçların yanına gitmek için hızla koşmaya başladı.

   Ambulansın yanına vardığında, az önce fark ettiği tuhaf sessizliğin burada da hüküm sürdüğünü fark etti. Gizemli uğultu da halen varlığını sürdürmekteydi. Sanki her an bir şey olacakmış hissi uyandırıyordu Orçun'da. Yanından koşarak geçen bir sürü sağlık ekibi, etrafta dolaşıp kazazedelerle ilgilenen polis ve jandarma askeri gördü. Dolaştıkları yerin zemininde otlar, çalı ve çırplar vardı, ama buna rağmen sessizliği bozan hiçbir şey yoktu. Bu işte bir mantıksızlık vardı... Yardım istemek amacıyla bir sağlık görevlisinin omzuna dokunmak istedi, ama başaramadı. Eli, sağlık görevlisinin içinden geçti. Geri çektiğinde, eli geri geldi, ama üzerinde hiçbir şey yoktu. Az önceki olay sırasında yüzünü kesen cam parçalarını anımsadı. Yanıbaşında duran ambulansın aynasına baktı. Kendisini gördü Orçun, ama yüzünde hiçbir iz yoktu. Ne bir çizik, ne de bir kan izi. Sanki başına hiçbir şey gelmemiş gibiydi. Bu durumu bir kenara bırakıp, arkadaşlarını aramaya başladı.

   Yerde, kendisine çok tanıdık gelen birisini gördü. Daha dikkatli baktığında, kendisine tanıdık geçen kişinin ta kendisi olduğunu anladı. Boylu boyunca yerde yatıyordu. Kısa bir süre sonra başına iki tane sağlık ekibi geldi.

   Bir süre sonra gözlerini açtı Orçun. Bulanık bir görüntünün ardında iki kişi gördü. Kimler olduklarını hiçbir şekilde seçemiyordu. Sesleri de anlaşılamayacak kadar boğuk geliyordu. Gözlerini birkaç defa gözlerini açıp kapattıktan sonra, içlerinden birinin "Bilinci tam olarak yerinde değil galiba! Derhal ambulansa götürün!!" dediğini zar zor duydu. Kolunu kaldırıp bir yeri işaret etti görevli. Ardından iki kişi gelip, onu sedyenin üzerine yatırdıktan sonra hızlıca ambulansa götürdüler. Hafif bir sarsıntı duydu. Galiba araç hareket etmiş. Bilmiyordu. Tek merak ettiği, arkadaşlarına ne olduğu ve onları bir daha ne zaman göreceği. Gözlerini kapattı...

   Hafif bir ışık parlaması ve akabinde gelen büyük bir gümbürtü ile yerinden sıçrayarak uyandı Orçun. Yüreği ağzına gelmiş, dehşete kapılmıştı. Yaşadığı korkunun etkisiyle şöyle bir doğrulup, çevresine kulak kabarttı, ama en ufak bir hareket bile yoktu. Kendi çıkarttığı seslerin haricinde başka hiçbir ses duymuyordu. Tam anlamıyla derin bir sessizlik hakimdi. Sakinleşmeye çalışıyordu Orçun. Bu arada da soğuk bir yerde yattığının farkına vardı. Üstünü başını şöyle bir kontrol etti. Görünürde herhangi bir yırtık veya sökük yoktu. Bu da gösteriyordu ki herhangi bir saldırıya uğramamıştı. Mutlu olmuştu. Şöyle bir etrafına göz gezdirip nerede olduğunu anlamaya çalıştı Orçun, ama hiçbir şey ona tanıdık gelmemişti. Bildiği bir yerde değildi. Hayır, değildi. Peki o zaman neredeydi? Ayrıca merak ettiği bir şey daha vardı: Bu şekilde uyanmasına neden olan şey neydi? Bu esnada, daha önceden duymadığı bir takım tıkırtılar duymaya başladı. Başını hızla çevirip, tıkırtıların geldiği tarafa baktı. Yanıbaşındaki cama vuran yağmur damlalarını fark etti. Şiddetlerine bakılırsa dışarıda sağanak yağmur vardı. Eliyle yerden destek alarak ayağa kalktı. Bu yerde ne kadar bir süredir yattığını merak ediyordu. Yarım saat? Bir saat? Bir buçuk saat? Belki de üç saat? Hem ne önemi vardı ki, sonuçta herhangi bir saldırıya uğramamıştı. Halen de tek parça halindeydi. Etrafına tekrar baktı. Bir şeyleri görmeye çalışıyormuş gibi karanlığına bakıyordu ki, o anda çakan şimşek ile iç mekan, en ince detayına kadar gündüz vakti gibi aydınlandı. Bu sayede nerede olduğunu anlamıştı Orçun. Bir restorandaydı, ama daha önceden hiçbir şekilde görmediği bir restorandaydı. Hala buraya nasıl geldiğini de merak ediyordu. Bu merakı, buz tutmuş bir göl yüzeyinin altında dalgalanan suyun çıkarttığı boğuk sese eşdeğer bir gök gürültüsü sesi tarafından bölündü. Boğuk çıkan gök gürültüsü sesi, giderek güçlendi ve restoranın camlarını hatrı sayılır ölçüde titrettikten sonra, yerini tekrar yağmur damlalarının sesine bıraktı.
      "Şu durumda, dışarı çıkmak akıl kârı değil." diye söylendi Orçun. "Acaba buralarda bir şemsiye var mıdır?"
      Restoranda biraz dolaştıktan sonra, kendisine güzel bir şemsiye buldu. Şanslı olduğunu düşündü. Aslında yağmurda yürümeyi ve ıslanmayı severdi, ama böyle bir yağmurda değil. En azından şu durumda değil.
      Evet... Hazır olduğuna göre, şemsiyesini açıp, dışarı çıkabilirdi.
      Çıkış kapısını kullanarak dışarı çıkmak için hamle yaptı. Ancak nedense kapıyı açamadı. Sıkışmış olabileceğini düşünerek birkaç defa daha denedi, ama yine başarı sağlayamamıştı. Kapı açılmamakta direniyordu. Görünen o ki kilitliydi. Aklına kasaya bakmak geldi. Belki anahtar orada olabilirdi.
      Kasanın yanına vardıktan sonra çekmeceleri teker teker kontrol etmeye başladı. En son çekmece hariç diğerlerinde hiçbir şey yoktu, ama en son çekmece açılmıyordu. Sıkışmış olmasını umuyordu Orçun. Yanında işe yarar bir şey olup olmadığına bakmak için ceplerini kontrol ediyordu ki, arka cebinde ilginç bir şey buldu. Ancak karanlıktan dolayı ne olduğunu anlayamamıştı. Bir ışık kaynağı aradı. Ne var ki, tam bu sırada çakan şimşeğin içeriyi bir kez daha aydınlatması ile yazarkasanın yanında duran çakmağı fark etti. Aldı. Çakmayı denedi. Neyse ki içinde halen bir miktar gaz vardı. Çakmağın yarattığı ışık kaynağının yardımı ile arka cebinde bulduğu, katlanmış halde duran şeye bir göz attı. Bu bir biletti... İsim kısmında kendi adını gördü. İstikamet yönünde ise Gaziantep yazıyordu.
      "Bu da ne böyle? Gaziantep'e ne için gid..." diye söyleniyordu ki Orçun, bir şimşek daha çaktı, ama bu seferki tam da beyninin içinde çakmıştı. "Bir dakika bekle... Bu... Tabi ya!"
   Bileti katlayıp cebine koyarken, hafızasında Seçkin, Deniz, Berke ve Levent'in yüzleri ardı ardına değişerek kayboldu. Artık cevabını bulması gerektiği bir soru daha oluşmuştu kafasında: Arkadaşları hayattalar mıydı? Hayattalarsa, neredeydiler? Ne durumdaydılar? İyiler miydi? Belki de iyiydiler ve Orçun'u arıyorlardı. Kim bilir? "Evet... Kim bilir?" diye söylendi. Sıkışan çekmeceyi açmaya çalıştı. İyice zorladıktan sonra da açmayı başardı, ama ne yazık ki içinde hiçbir şey yoktu. Kafasını kaldırıp, kasanın üzerinden kilitli kapıya baktı. Çakan şimşeğin yarattığı aydınlık ile restoranın içinde gözlerini gezdirtikten sonra, yerinden kalktı. "Pekala... Madem düzgün bir şekilde çıkamayacağım, ben de kendi yöntemlerimle çıkarım" dedi. Masalardan birinin yanında duran sandalyeyi kaptığı gibi, yakın mesafeden ön kapıya doğru fırlattı. Büyük bir gürültüyle camın içinden geçen sandalye, etrafa saçılan camın parçaları ile birlikte restorandan dışarı uçtu. Elindeki şemsiyeyi açtıktan sonra kapıya doğru yürüyen Orçun, dikkatlice dışarı çıktı. Şu anlık tek yapması gereken şey, sağ salim arkadaşlarını bulmaya çalışmaktı. Tabi bir yandan da, bulunduğu bu yerin neresi olduğunu ve nasıl geldiğini de öğrenmeliydi...
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 23 Ocak 2011, 08:08:51
Farklı bir akış kazanmış hikaye ara sıra "hayalet" tarzı değişiklikler iyi olabilir :) Ellerine sağlık Orçun abi :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 23 Ocak 2011, 12:44:01
Ben buna fırtına öncesi sessizlik diyorum. Birşeyler olacak ama ne olacak? Merak etmemek mümkün değil. Şimdilik Silent Hill tarzı psikolojik bir başlangıç yapmışız. Bakalım gelecek bölümde bizleri neler bekliyor.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 24 Ocak 2011, 12:06:24
Ölümüne usta :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Piskabak - 26 Ocak 2011, 14:06:54
Süper gidiyorsunuz abi :) Ya okuduğum kitaptan soğuyorum buradaki eserleri okuyunca hepinizi tebrik ediyorum :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: LW - 26 Ocak 2011, 16:49:51
Teşekkürler Orçun abi, çok fazla evde olmadığımdan ve nete az girebildiğimden facebook'tan etiketlenince oradan takip ettiğimden buraya yazamadım yorumumu ama merakla takip etmekteyim.:)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 27 Ocak 2011, 18:46:55
Farklı bir akış kazanmış hikaye ara sıra "hayalet" tarzı değişiklikler iyi olabilir :) Ellerine sağlık Orçun abi :W

Teşekkürler Yavuz'um :) Emin ol bu türden değişiklikler olacak ;)


Ben buna fırtına öncesi sessizlik diyorum. Birşeyler olacak ama ne olacak? Merak etmemek mümkün değil. Şimdilik Silent Hill tarzı psikolojik bir başlangıç yapmışız. Bakalım gelecek bölümde bizleri neler bekliyor.

Bu hikaye genel olarak yine önceki hikayeler gibi olacak, ama işin içine Silent Hill vari biraz gizem de katmayı istedim. Eminim ki içinde savrulmaktan hoşnut olacağınız bir fırtına olur  :)


Ölümüne usta :W

Ölümüne Bilal :W


Süper gidiyorsunuz abi :) Ya okuduğum kitaptan soğuyorum buradaki eserleri okuyunca hepinizi tebrik ediyorum :W

:D :D Umarım öğretmenin evdekilere herhangi bir şikayette bulunmaz :D
Teşekkürler...


Teşekkürler Orçun abi, çok fazla evde olmadığımdan ve nete az girebildiğimden facebook'tan etiketlenince oradan takip ettiğimden buraya yazamadım yorumumu ama merakla takip etmekteyim.:)

Lafı bile olmaz paşam, sen iyi ol da yorum falan sorun değil 8) Yalnız bir ara buluşalım ;)




   Yanağına aldığı belli belirsiz darbelerle gözlerini açtı Deniz. Sakin, ama serin esen rüzgarın etkisiyle ürperdi. Kaşının üzerine düşen damla ile de gözünü kırpıştırdı. Başı da hafiften ağrıyordu, ama o bunu pek önemsemedi. En azından o anlık... Tek hissettiği, üzerinde düşen yağmur damlaları ve yattığı yerin ıslaklığıydı. Yavaşça doğrulmaya çalıştı. Kollarının ve sırtının ıslaklığı, daha da çok üşümesine neden oluyordu. Seri bir şekilde önce sağına, sonra da soluna baktı. Pek bir ışık kaynağı olmamasından dolayı net bir şey göremiyordu. "Burası neresi?" dedi Deniz. Bir an durdu. Düşündü. Seçkin, Orçun, Berke ve Levent ile birlikte Yavuz'u görmek için gitmek için yola çıkmışlardı. Devamında geçirdikleri kazayı hayal meyal hatırlıyordu. Peki ya kazadan sonra ne olmuştu? Burası neresiydi? Buraya nasıl gelmişti? Seçkin, Orçun, Berke ve Levent'e ne olmuştu? Neredeydiler? İyiler miydi? Kafasındaki bu sorulara cevap bulmak için tek yapması gerekenin, onları bulmak olduğunu biliyordu. Peki nereden başlamalıydı? Kafasına göre bir yöne doğru yürümeye başladı... Az ilerideki belli belirsiz bir tabela gözüne ilişti. Ne olduğuna bakmak için yanına kadar gitti ve tabelanın üzerinde 'Gunshop Kendo' yazdığını gördü. "Ne bu şimdi? Bir tür şaka mı? Kamera nerede?" dedi Deniz. Hızla etrafına baktı. Etrafı çeviren karanlığı, yalnızlığı ve sadece kendi ayak seslerini duyabileceği kadar sessiz olan boş ve donuk olan sokakları gördü. "Burası Raccoon şehri mi?"

   Nereden başlaması gerektiğini bilmediği için yine kafasına göre bir yön belirleyip yürümeye başladı Deniz. Girdiği sokakların adlarını öğrene öğrene ilerliyordu. Sadece Resident Evil oynarken dolaşabildiği Raccoon Şehri'ne bizzat adım atmıştı. Bu onun için bir ilkti. Hem de ne ilk... İçinde bulunduğu duruma inanamayarak Ema sokağı ile Ennerdale sokağının kesiştiği noktaya doğru yaklaştığı sırada, bir takım inlemeler duymaya başladı Deniz. Her ne kadar insan sesine benziyor olsa da, tam olarak bir insanın çıkartmayacağı kadar garip inlemelerdi. Seslerin geldiği yöne, Ennerdale sokağına giren Deniz, karşısında bir sürü tuhaf görünüşlü insanlar gördü. Büyük ölçüde parçalanmış olan yüzlerinden akan kanların kapladığı çürümüş bedenleri ve bedenlerini kaplayan kandan yeteri kadar nasibini almış olan eski püskü kıyafetleri ile ellerini kendisine doğru uzatmış olarak üstüne gelmekte olan gudubet görünümlü bir sürü insan gördü. Hepsi de sanki kesimhaneden çıkmışlar gibiydi. Eğer Raccoon şehrinde olduğunu da hesaba katarsa, bu ucube vari insanların ne istediklerini az çok biliyordu. Evet, ucube vari insanlar Deniz'i parçalamak, parçaladıktan sonra da bir güzel midelerine indirmek istiyorlardı. Sayıları da o kadar çoktu ki, bir tanesinin bile onu yakalaması, hayatının sonu anlamına gelecekti. En azından tek başına başa çıkamazdı bu kadarıyla. Arkasını dönüp, geldiği yerden geri gitmeyi istedi, ama Ema sokağının kuzey ucundan da bir grup gelmekteydi. Ennerdale sokağının doğu tarafından da bir grup gelmekteydi. Ne yapacağını bilemeyen Deniz, kendisini Ema sokağının güney tarafına doğru yolladı.

   Ema sokağı boyunca kaçmaya devam ediyordu ki, ilk köşeden bir grup daha çıktı. Etrafının sarılmış olmasından dolayı paniğe kapılmıştı. Zombiler iyiden iyiye çemberi daraltmaya başlamışlardı. Elinde, onlara karşı kullanabileceği hiçbir şey yoktu Deniz'in. Yanında birkaç kişi, en azından üç kişi daha olsaydı kurtulma şansı olabilirdi, ama şu an bu mümkün değildi. Çember daraldıkça, etrafına daha hızlı bakıyor, hangi zombinin kendisine ilk önce dokunacağına, ilk önce hangisine yem olacağına bakıyordu. Tam bu sırada bir el silah sesi duyuldu. Çok geçmeden kendisine en yakın olan zombinin kafası bir karpuz gibi patladı. Korkuyla sıçradı Deniz. Etrafa saçılan kanın bir kısmı kendi üzerine de geldi. Sesin geldiği yöne baktı. Ennerdale sokağı ile Ema sokağının kesişim yerinin kuzeydoğu köşesindeki bloğun çatısında bir silüetin var olduğunu gördü. Silüet bir karaltı olarak durduğu için kim veya ne olduğunu bilememişti. Silüet, Deniz'e kısa bir süre baktıktan sonra, tekrardan silahına davranıp zombilere doğru ateş etmeye başladı. Kafaları ardı ardına patlayan zombiler birbiri ardına yere düşüyorlardı. Birkaç el atışın ardından kısa süreli bir sessizlik oldu, ama çok geçmeden silüet zombilere tekrar ateş etmeye başladı. Etraftaki bütün zombileri yere sermiş, Deniz'i büyük bir tehlikenin içinden çekip çıkartmıştı. İşini bitiren silüet, gözlerini hiç ayırmadan Deniz'e bakıyordu. Deniz de ona bakıyordu. "Kimsin sen? Bunu niye yaptın? Neden beni korudun?" dedi. Ancak silüet hiçbir şekilde cevap vermedi. Sadece bakıyordu. Öyle ki, sanki her an Deniz'e de saldıracakmış gibiydi, ama yapmadı. Belinden çıkarttığı bir şeyi sokağa fırlattı. Akabinde de dürbünlü tüfeğini kaptığı gibi yerinden ayrıldı ve kayıplara karıştı.
   "Kimsin sen? Bunu niye yaptın? Neden beni korudun?" dedi Deniz tekrar... Sokağın ortasına fırlatılan her ne ise onu bulmaya çalıştı. Biraz uğraştıktan sonra bulabildi. Bu bir silahtı. Bir M92F. Silahı yerden aldı. Şarjörünü kontrol etti. Ağzına kadar doluydu. Eğer bu kadar mermiyi boşa harcamazsa, yardım bulana kadar yaşayabileceğini düşündü. Az önceki silüeti gördüğü binanın çatısına tekrar baktı. Ardından tekrar silahına baktı.
   
   Ema sokağı ile Ennerdale sokağının kesiştiği noktaya geri döndü. Tam köşede şehir haritası vardı. Yanında herhangi bir ışık kaynağı olmadığı için haritayı zor görüyordu, ama Raccoon City Police Department'ı görebilmişti. Yardım istemek için oraya gitmeye karar verdi.

   Raccoon City Police Department'ın önüne geldi Deniz. Binaya şöyle bir baktı ve bazı odalardaki ışıkların halen yanmakta olduğunu gördü. Herhalde içeride hala birileri vardı. Gerçek 'insanlarla' karşılaşmayı umarak kapıyı bile çalmadan içeri girdi.

   Oldukça sessiz bir ortamla karşılaşmıştı. Ne bir inleme, ne de ona tuhaf gelecek bir takım tıkırtılar. Danışma kısmındaki masaya yaklaşırken, masanın üzerinde yatmakta olan cesedi görünce irkildi. Geri adım attı. Bir süre bekleyip, etrafına bakındıktan sonra yavaş yavaş adım atarak cesede doğru yaklaştı. Hemen yanında bir el fenerinin durduğunu fark etti. Sık sık cesedi kontrol ederek usulca fenere doğru uzandı. Aldıktan sonra hızla oradan uzaklaştı. Birkaç adım attı. Feneri açmayı denedi. Ne şans ki el feneri çalışıyordu. Artık hem el feneri, hem de silahı vardı. Az da olsa kendisini güvende hissediyordu. Yardım bulmak amacıyla en yakınındaki odaya doğru yürüdü. İçeriye doğru baktı. Kendisine en yakın masanın üzerinde duran bir şey dikkatini çekti. Tam uzanıp alacağı sırada bileğine bir şey yapıştı. Deniz'in yüreği ağzına geldi. Dehşet içinde çığlık attı. Can havliyle bileğini kurtarmaya çalışıtı, ama başaramadı. Hızlı bir şekilde elindeki silahın kabzasıyla bileğine yapışan zombinin koluna elinden geldiğince sert bir şekilde vurmaya başladı. Kısa süre içerisinde Deniz bileğini kurtarmayı başardı. Serbest kaldıktan sonra derhal masadan uzaklaştı. Zombinin kendisine doğru gelmesini bekledi. Onu o anda ortadan kaldırması gerektiğini biliyordu. Aksi takdirde başına bela olacaktı. Zombi ayağa kalktıktan sonra yavaş yavaş Deniz'e doğru yürümeye başlamıştı. Ayakta durmakta zorlanır gibi bir hali vardı. İyice yakına geldikten sonra kollarından birini savurdu zombi, ama Deniz iyi bir zamanlama ile geriye doğru hamle yaptığı için kurtuldu. Kısa süreli bir denge kaybına uğrayan zombi, dengesini sağlamaya çalışırken, Deniz ayaklarına tekme attı ve tekrar dengesini kaybettirdi. Tam bu esnada elindeki silahı kullanacaktı ki, zombi Deniz'e vurdu. Deniz, bir anlık denge kaybından sonra, koşarak tam arkasında bulunan odaya girdi ve kapıyı arkasından kapattı. İşine yarayacak bir şeyler aramaya başladı. Tam bu sırada da zombi kapıyı açmaya çalışıyordu. Nasıl olduysa masada duran vazo Deniz'in gözüne takıldı. Zombiye dikkat ederek seri bir hareketle vazoyu aldıktan sonra kapının arkasına geçti. Uygun bir zamanlama ile kapıyı açtı ve zombi ile karşılaşınca elindeki vazoyu suratına fırlattı. Yüzüne isabet eden vazonun etkisiyle zombi sersemledi. Bir an bile duraksamayan Deniz, kapıyı ardına kadar açtı ve hızla kapattı. Kapının suratına çarpmasıyla zombi yere serildi. Deniz zombinin yanına koştu. Elindeki silahı zombinin kafasına doğrulttu ve tetiği çekti.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 27 Ocak 2011, 19:06:01
Deniz paçayı sıyırdı mı acaba  ???
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 28 Ocak 2011, 12:21:44
Ellerine sağlık usta. Deniz öyle ne yaptı ya :D Resmen kendisini kurtaran adamı dövecekti. Şahsen, "Niye beni kurtardın lan şerefsiz. Sana diyorum onun bunun çocuğu" gibisinden bir replik bekliyordum; ama gelmedi :D Yalnız etli sülonun kesin Matrix'le bir bağı var :H Ölümüne etli sülo :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 28 Ocak 2011, 13:43:34
Vay anasını neymiş be Türk kızı :D. Ellerine sağlık Orçun üstat :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 30 Ocak 2011, 22:25:44
Deniz paçayı sıyırdı mı acaba  ???

Bunu Deniz ile ilgili bir sonraki bölümde göreceğiz :) Şahsen ben de çok merak ediyorum...


Ellerine sağlık usta. Deniz öyle ne yaptı ya :D Resmen kendisini kurtaran adamı dövecekti. Şahsen, "Niye beni kurtardın lan şerefsiz. Sana diyorum onun bunun çocuğu" gibisinden bir replik bekliyordum; ama gelmedi :D Yalnız etli sülonun kesin Matrix'le bir bağı var :H Ölümüne etli sülo :W

Öyle sanıyorum ki silüet de "dayağı yemeden gitsem iyi olacak" demiştir kesin :D :D


Vay anasını neymiş be Türk kızı :D. Ellerine sağlık Orçun üstat :W

Deniz korkusunu yendiği anda zombilerin haline acıyacağız kesin :D :D



   Normal bir günün sabahında işe gitmek için uyanıyormuş gibi yavaşça gözlerini açtı Seçkin. Kafası yerinde olmadığı için karşısında duran şeye bir süreliğine boş boş baktı. Kısa bir süre sonra ne olduğunu bilmediği bir şeye baktığını fark etti... Elleriyle uzanıp, bilinçsizce iki yanından kavradı. Soluna baktı. Ardından biraz daha sola çevirdi. Bir otobüsteydi. Yalnız gibi görünüyordu, ama nedense yalnız olmadığını hissediyordu. Gözlerini usulca tarafına doğru kaydığında, bir çift bacak gördü. Tedirginlikle takip etti. Eski püskü kıyafetler içinde parçalanmış bir cesetle karşılaşınca yüreği ağzına gelip, geri gitmişti. Cesedin yüzünü görmeye çalıştığı sırada, ceset, inleyerek başını çevirmeye başladı. Hiçbir şey düşünmeden derhal kendisini ortadaki koridora atan Seçkin, doğruca şoför koltuğuna doğru koştu.
   Otobüsün ön tarafına vardığında, kapının kapalı olduğunu gördü. Panele bakıp, doğru düğmeyi bulmaya çalıştı. Ne yazık ki karanlıktan pek bir şey göremiyordu. El yordamı ile paneli tarayarak kafasına göre birkaç tuşa bastı, ama hiçbir hareket olmadı. Arkasını dönüp, otobüsün arkasına doğru baktı. Belirsizliklerle süslü bir şekilde sonsuzluğa doğru uzanıyormuş gibi görünerek etrafı çeviren karanlıktan dolayı orta kapıyı göremiyordu Seçkin, ama iniltilerin fazlalaştığını duyuyordu. Etrafına bakındı. Ön camı kırabileceği, en azından çatlatabileceği bir şeyler aradı. Ölüm korkusu ile kalbi, göğüs kafesini parçalayacakmış gibi atıyordu. Zombilerin kendisine ulaşmalarını ve ele geçirmelerini istemiyordu. Hayır, bu şekilde bir ölümü istemiyordu. Gerçi ölümün hangi şekli insanın gözüne hoş görünebilirdi ki? Neyse... Bunlarla vakit kaybedemezdi. Ne var ki, işine yarar bir şey olmadığını acı bir şekilde gördü. İniltilerin oldukça yakınlaşması üzerine başını kaldırıp, kendisine en yakın konumdaki zombiye baktı. Neredeyse dört veya beş adım vardı. Deli cesareti ile zombilerin üzerine doğru koşarak onları devirmeyi denedi. Birkaç tanesini devirmeyi başarmıştı, ama devirdiklerinden bir tanesine takılan ayağı, dengesini bozdu. Düşmemek için uğraşan Seçkin, az ilerideki iki zombiye doğru yalpalayarak gitti. Onları da zor da olsa deviren Seçkin, yere düştü. Zombilerden birisi, tam olarak devrilemediği için Seçkin ile aynı hızda yerden kalktı. Seçkin'i yakaladığı gibi ısırmaya çalıştı, ama Seçkin onunla sıkı bir mücadeleye girdi.

   Dehşet içinde uyandı Seçkin. Elini kolunu boşa sallarken buldu kendisini... İlk yaptığı şey, derhal sağına bakmak oldu. Sonra da etrafına, ortadaki koridorun ilerisine ve gerisine bir göz attı. Derin bir nefes aldı. Aynı otobüsteydi, ama kimse yoktu. Yalnızdı... Otobüsün içinde uğuldayarak dolaşan rüzgar, paçavraya dönmüş perdeleri havalandırıyordu. Gördüğü manzara, Seçkin'in gözünde bir anda korku filmlerindeki terk edilmiş bir malikanelerden birisine dönüşmüştü. Uzunca bir koridorun duvarlarını yalayarak, perdeleri havalandıran ve her türlü kötülüğe davetiye çıkartan esrarengiz bir rüzgarın varlığını sürdürdüğü ürkütücü bir malikaneye... Bu arada, yüzüne gelen ıslaklığı hissetti Seçkin. Kaynağını görmek için etrafına bakınırken, çakan şimşeğin de yardımı ile koltukların üzerine saçılmış olan cam parçalarını kısa süreli de olsa gördü. Görüş alanındaki bütün koltukların üzeri cam parçaları ile kaplanmıştı. Otobüsün içini saran esrarengiz rüzgar ile dışarıda yağan yağmur, Seçkin için etrafı olduğundan daha karanlık gösteriyordu, ama her şeye rağmen, az önce yaşadığı dehşetin yanında bunun pek bir önemi yoktu. Neyse ki kabus görmüştü. "Ne kabus..." dedi. "Bir dakika... Bu otobüste ne işim var benim?"
   Yerinden kalkmaya çalıştı. Kalçasının sağ tarafında hafif, ama daha sonradan başına iş açabilecek bir ağrı vardı. "Umarım ciddileşmezsin..." dedi. Koltuklardan destek alarak ağır, ama emin adımlarla yürüyerek orta kapıdan dışarı çıktı.

   Sanki günlerdir yerinden kalkmamış gibi tutuktu bacakları. Oturduğu koltuğun şeklini almış gibi hissediyordu kendisini... Bir süre bacaklarını ovuşturduktan sonra zorlanarak da olsa doğruldu. Bu arada, yağmur durulmuş, rüzgarı hemen hemen yalnız başına bırakmıştı... Etrafına bakarken, garip duygulara kapıldı Seçkin; çünkü, otobüsün çevresi ceset tarlasına dönmüştü. Nereye baksa ölü insan bedeni görüyordu. Aralarında çocuklar da vardı. Yerdeki bir şey dikkatini çekti. O tarafa doğru yürüdü. Dikkatini çeken şeye daha yakından baktığında, bunun, oyuncak bir peluş ayı olduğunu gördü, ama bir gariplik vardı. Peluş ayının gözünden kan sızıyordu. O anda, bir şimşek daha çaktı. Kısa bir süre sonra kulakları sağı edecek kadar şiddetli bir gök gürültüsü duyuldu. Seçkin'in yüreği ağzına gelmişti, ama gök gürültüsünden dolayı değildi bu korku. Otobüsün etrafını çeviren ölü insan bedenleri teker teker ayağa kalkmaya başlamışlardı. Olduğu yerde donakaldı Seçkin. Gördükleri, ona şaka gibi geliyordu. Burada ne aradığını bilmediği gibi, ölü olan insanların nasıl ayağa kalkabildiklerine de bir anlam veremiyordu. Kendi çevresi etrafında yavaş yavaş dönerek bir kaçış yolu görmeye çalıştı. Neyse ki şansı vardı. Kullanabileceği tek çıkış yolunu kullanarak oradan uzaklaştı.

   Nereye koştuğunu bilmeden koşmaya devam eden Seçkin, kısa süre içerisinde, bu esrarengiz ve pastel renk bir karanlıktaki havanın içerisinde karşısında bir takım yapılar belirmeye başlamıştı. Bu yapıları gördüğü anda, daha da hızlı koşma azmini bulmuştu kendisinde Seçkin. Hiçbir şekilde durmadı. Nefes nefese kalması umrunda değildi. Koştu... Koştu... Ayağının bir yere takılması sonucunda yere düştü. Düşer düşmez de hemen arkasına baktı. Görünürde hiç kimse yoktu. Derin bir nefes aldı. Yavaşça ayağı kalktı. Etrafına bakındı, ama karanlıktan başka hiçbir şey görmüyor olduğunu düşünüyordu ki, karanlıkların içerisinde beyazlık gördü. Yerden kalkıp ne olduğuna bakmak için ilerlediği sırada bir tabela ile karşılaştı. Cebinden çıkarttığı telefonunun ışığını kullanarak tabelaya baktı. Beyaz üzerine yeşil renk bir tabelanın üzerindeki kanlı yazıyı gördü. Tabelanın bazı yerleri kandan okunmuyordu.

"Raccoon City
  City Limits

  POP..."

Devamını okuyamıyordu. Bir tek sondaki 200 rakamını görebiliyordu. "Bu bir şaka mı?" diye söylendi. "Raccoon şehrinin sınırları içerisinden mi girdim?"
   Tam bu sırada duyduğu bir inleme üzerine arkasını dönmesiyle bir zombinin boğazına yapışması bir olmuştu. Zombi ile mücadeleye giren Seçkin'i bir el silah sesi kurtarmıştı. Kafasına isabet eden kurşun ile yere serilmişti zombi. Sesin geldiği yere bakan Seçkin, karanlıkların içerisinde bir silüet gördü. Ne yapacağını bilememişti Seçkin. Silüet de bir süre Seçkin'e baktıktan sonra silahını da aldığı gibi gözden kayboldu.
   "Hey dur!" diye bağırdı Seçkin. "Sana teşekkür edemedim..."
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 30 Ocak 2011, 22:51:01
Ellerine sağlık usta. Etli Sülo'nun kesin bir olayı var. Normal bir insan bu kadar kısa sürede şehrin sınırına varamaz :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 31 Ocak 2011, 01:35:34
Ellerine sağlık usta. Etli Sülo'nun kesin bir olayı var. Normal bir insan bu kadar kısa sürede şehrin sınırına varamaz :H

Deniz ile Seçkin'in aynı zamanlarda uyandıklarını nereden biliyorsun? :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 31 Ocak 2011, 02:35:03
Genellikle böyle hikayelerde karakterler aynı anda uyanırlar. En azından şimdiye kadar sen öyle yaptın abi. Fakat bunu okurken Etlü Sülo'nun aynı anda yetişemeyeceğini bildiğim için arada belirli bir zaman aralığının olmasını da düşündüm. Ne var ki senin olayı tasvirlemene göre zaman akşam vaktini gösteriyor abi ve bu karakterin şehir dışına varması koşarak, rahat kafadan en az 1 saatini alır (belki daha fazla). Ki Etli Sülo, insan mı daha onu bile bilmiyoruz; ama 1 saat boyunca aralıksız koşabiliyorsa çelik gibi sinirleri olmalı :D Yok Etli Sülo'nun bir aracı varsa da o hâlde neden bu şehirden gitmiyor. Metafiziksel bir şekilde bu şehre bağlılarsa bilemeyeceğim tabii ki... Sonuç olarak Etli Sülo, sadece davranışlarıya değil; eylemleriyle de garip biri :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 31 Ocak 2011, 09:26:27
Sadece benim ve Deniz'in değil, herkesin başına birşeyler gelecek. Bende ve Deniz'de olduğu gibi en zor anda etli sülo esrarengiz kişiliği ile ortaya çıkarak kişileri kurtaracak. Tıpkı süpermen, zorro veya Ada gibi. Bakalım sır ve gizemle dolu bu etli sülo kim?
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 31 Ocak 2011, 13:54:18
Genellikle böyle hikayelerde karakterler aynı anda uyanırlar. En azından şimdiye kadar sen öyle yaptın abi. Fakat bunu okurken Etlü Sülo'nun aynı anda yetişemeyeceğini bildiğim için arada belirli bir zaman aralığının olmasını da düşündüm. Ne var ki senin olayı tasvirlemene göre zaman akşam vaktini gösteriyor abi ve bu karakterin şehir dışına varması koşarak, rahat kafadan en az 1 saatini alır (belki daha fazla). Ki Etli Sülo, insan mı daha onu bile bilmiyoruz; ama 1 saat boyunca aralıksız koşabiliyorsa çelik gibi sinirleri olmalı :D Yok Etli Sülo'nun bir aracı varsa da o hâlde neden bu şehirden gitmiyor. Metafiziksel bir şekilde bu şehre bağlılarsa bilemeyeceğim tabii ki... Sonuç olarak Etli Sülo, sadece davranışlarıya değil; eylemleriyle de garip biri :D

Deniz ile Seçkin abinin uyandıkları mekanlar birbirlerine çok olmasa da yakın olması mümkün olamaz mı? :D Tabi işin içine bir de aralarındaki zaman farkı da giriyor. Hem Seçkin abi kilometrelerce koşmadı :D :D


Sadece benim ve Deniz'in değil, herkesin başına birşeyler gelecek. Bende ve Deniz'de olduğu gibi en zor anda etli sülo esrarengiz kişiliği ile ortaya çıkarak kişileri kurtaracak. Tıpkı süpermen, zorro veya Ada gibi. Bakalım sır ve gizemle dolu bu etli sülo kim?

Aslında bu gizemli kişiliği bir önceki hikayeye katmayı istemiştim, ama nedense arada kaynadı gitti. Komedinin tadına varınca unuttum gitti :D Kısmet bu hikayeyeymiş :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: lagunaloire - 01 Şubat 2011, 23:16:29
Süpersin Orçun abi. Başka bir kelimeyle tanımlayamıyorum resmen.Süpersin , devamını dört gözle bekliyorum.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 02 Şubat 2011, 02:41:40
Süpersin Orçun abi. Başka bir kelimeyle tanımlayamıyorum resmen.Süpersin , devamını dört gözle bekliyorum.

Beğendiğine sevindim paşam :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Piskabak - 02 Şubat 2011, 17:23:35
Abi mükemmelsiniz ya :) Resmen Suç ve Ceza yı bıraktım bunu okuyorum özet diye bunu götüreceğim galiba ;D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 06 Şubat 2011, 21:31:54
Abi mükemmelsiniz ya :) Resmen Suç ve Ceza yı bıraktım bunu okuyorum özet diye bunu götüreceğim galiba ;D

:D :D :D



   Başı önüne eğik, hafiften de bir ürperti ile uyandı Berke. Sanki birisi onu uyanması için dürtmüş gibi hissediyordu. Bu şekilde uyanmasına neden olan şeyin ne olduğunu görmek için etrafına bakınırken, dondurulmuş film karesi gibi öylece kalakaldı. Bulunduğu ortamda bir tuhaflık ve hafiften bir koku vardı. Garip bir tuhaflık? Garip bir koku... Oturduğu çift kişilik koltuk ve karşısındaki duvar saati haricinde, hiçbir şey yoktu. Saate baktı. Dördü çeyrek geçiyordu, ama saat durmuştu. Çalışmıyordu. Bu arada, etrafını çeviren duvarların garipliği de dikkatini çekmişti. Canlı organizma gibi duruyorlardı.
   Yerinden kalktı Berke. Sağına soluna bakınarak karşısındaki duvara doğru giderken, bastığı yerlerin sert olmayışını garipsedi... Ayağını kaldırıp, altına şöyle bir baktı. Ayakkabısının tabanına yapışan herhangi bir şey yoktu. Ayağını tekrar yere koyarken etrafına bakındı. "Bu da ne?" diye söylenirken, elini yavaş ve tedbirli bir şekilde ileriye doğru uzattı. Duvara dokunup, hızla geri çekilmesi bir olmuştu. Evet, duvarlar canlıydı. Hem de hiç olmadığı kadar canlı bir organizmaydı... "Lanet olsun, bu da ne!?!" dedi korkuyla karışık heyecanla. Hızla etrafında bir tur attı Berke, ama dikkatini çeken bir şey olmamıştı. Hatta az önce üzerinde oturduğu koltuk artık yerinde yoktu. "Neredeyim? Bu lanet olası yer neresi??!" 
   Sağ tarafında duran koridora doğru yöneldi... İlerlerken, koridorun bir nefes alıp verme sesi ile daralıp genişlediğini hissedebiliyordu. İşin garibi, koridor, Berke'nin nefes alıp vermesi ile eş zamanlı olarak daralıp genişliyordu. Nefesini tutarak ilerlemeyi denedi. Koridorda hiçbir hareket olmamıştı. Nefes alıp vermeye başladığında, koridor da daralıp genişlemeye başladı. "Nefes alıp verişime göre daralıp genişleyen bir koridor... Fantastik..." dedi Berke. Yürümeye devam etti. Bu arada, burnuna gelen koku da keskinleşmeye başlamıştı. Sadece tek bir kapı vardı. Açmak için hamle yaptığı sırada kapı kendi kendine açıldı.
   Korka korka başını içeri doğru uzattı. İçerisi ince bir sis bulutu ile örtülüydü. Fayansla kaplı duvarları, seramikten yapılma lavabosu, duvara asılı aynası, oturulacak yeri plastikten, ama genel olarak yine seramikten yapılma klozeti ve küveti ile sıradan bir banyo görüntüsü çiziyor, bulunduğu ortamdan çok ayrı bir yermiş gibi görünüyordu. Ancak giderek keskinleşen koku, bu yerde en üst noktaya ulaşmıştı. İçerisi resmen çöplük gibi kokuyordu. Neden sonra, Berke, küvet perdesinin arkasındaki üç belli belirsiz karaltıyı fark etti. Gidip gitmeme konusunda kararsız kalmıştı. İçindeki ses ne olduğuna bakması için gitmesini emrediyor, ama Berke gitmeyi istemiyordu. Ne var ki, kısa süreli bir ikilemden sonra ilk adımı attı. Arkasından ikinci adımı attı. Korku ile karışık bir merak yaşayarak perdenin önüne kadar geldi. Elini isteksizce perdeye doğru uzattı. Kalp atışları, göğüs kafesini parçalayacak gibiydi. Derin bir nefes aldı Uç tarafını tuttu ve son hızla açtı. Karşısında bulduğu manzara, neredeyse kalbinin durmasına neden olacaktı. Geriye doğru birkaç adım attı. Midesi müthiş bir şekilde bulanmıştı. Bir eliyle burnunu tıkamaya çalışıyordu ki, öğürdü. Levent'i, Seçkin'i ve Orçun'u büyük ölçüde parçalanmış olan yüzlerinden akan kanların kapladığı çürümüş bedenleri ve bedenlerini kaplayan kandan yeteri kadar nasibini almış olan eski püskü kıyafetleri ile ayakta dururken karşısında bulmuştu. Klozetin kapağını kaldırdığı gibi içine kustu. Burnuna gelen koku nedeniyle kustukça kusası geliyordu. Daha fazla dayanamayacağını anladığı anda yerden kalktı. Klozeti kapattığı gibi kendisini koridora geri attı.
   Dışarı çıktığında birazcık olsun nefes alabilmişti. "Dünya varmış...!" dedi, ama duyduğu bir takım insanlık dışı sesler üzerine arkasını döndü. Levent, Orçun ve Seçkin, küvetten çıkmış, ellerini Berke'ye doğru uzatmış bir halde yürümeye başlamışlardı. Kaçmaktan başka çaresi olmadığını anlayan Berke, son hızla ilk uyandığı odaya doğru koştu.
   İçeri girdiğinde, az önce yok olduğuna şahit olduğu koltuk yerine bir tane masa ve bir de sandalye geldiğini gördü. Masanın arkasına geçip sandalyeye oturduktan sonra, çekmecelere bakmaya başladı. Kendisini savunabileceği bir araç arayışına girişti. Aynı zamanda da sol tarafından gelen bir ses duydu. Başını kaldırıp bakmasıyla Deniz'i karşısında bulması bir olmuştu, ama nereden geldiğini görememişti; çünkü, Deniz'in geldiği yönde bir kapı yoktu. "Deniz...?"
   Deniz, hiçbir şey söylemeden seri adımlarla Berke'nin yanına geldi. Bir süre ikilemde kaldıktan sonra eliyle şöyle bir dürttü. "Berke...?"
   "Deniz...?" dedi tekrar Berke. Şaşırmıştı. Gözünün ucuyla koridora baktıktan sonra tekrar Deniz'e döndü. "Ama... Sen... Buraya nasıl geldin?"
   Deniz, Berke'yi daha bir sert dürttü. Neredeyse omzunu oyacakmış gibiydi. "Berke! Uyan!"
   "İyi de... Ben uyanık haldeyim?" diyerek cevap verdi. Omzunu ovuşturuyordu. Gözü de hala koridordaydı. "Görmüyor musun?"
   Deniz, Berke'yi iki omzundan tuttuktan sonra geriye doğru yasladı. Masanın sol tarafına geçti ve Berke'yi de kendisine doğru çevirdi. Elindeki feneri ve silahı masaya yavaşça bıraktı. Bu arada, Orçun, Levent ve Seçkin de odaya ulaşmışlardı. Berke, Deniz'i kolundan tutup, gelenleri göstermek istiyordu ki, Deniz, Berke'yi son kez sarstıktan sonra uyanması için olanca gücüyle tokat attı. Çıkan ses, organizmadan oluşma duvarlar tarafından adeta emildi, ama Deniz'in attığı bu sert tokat, Orçun, Levent ve Seçkin'i sanki cam maddeden yapılmalarmış gibi kırılarak parçalar halinde yerlere saçılmalarına neden olurken, aynı zamanda da Berke'nin 'gerçekten' uyanmasına neden olmuştu. Serseme dönmüştü Berke. Nerede olduğuna bakındıktan sonra karşısında Deniz'i görünce ürktü. "Aman... Allah'ım! Ödümü koparttın!" dedi Berke. Merak edip, koridorun olduğu tarafa baktı, ama koridor yerine boyası yer yer kabarmış, kanlı, paslı ve önünde camları kırılmış bir dolabın durduğu koca bir duvarla karşılaştı. Bir süre duvara baktıktan sonra tekrar Deniz'e döndü. "Kabusmuş... Sen... Gerçekten karşımda mı duruyorsun? Yoksa hayal mi görüyorum?"
   "Merak etme, gerçekten burada duruyorum. Seni uyandıramayacağımı sanıyordum." dedi Deniz. Sağ tarafında duran sandalyeyi yanına çekti. Üzerini eliyle şöyle bir temizledikten sonra oturdu. "İyi misin? Baygın yatıyor gibiydin?"
   "Sanırım iyiyim..." diyerek cevap verdi Berke. Şöyle bir etrafını inceledikten sonra gözü boşluğa takılı kaldı. Sanki bir şeyler düşünüyor gibiydi. "Bize ne oldu? En son hatırladığım, yolda geçirdiğimiz trafik kazasıydı. Kazadan sonra ne oldu? Biz buraya nasıl geldik? Kafamda bir sürü soru işareti var..."
   "Soruların için bir cevap anahtarı olamayacağım maalesef; çünkü, ben de ne olduğunu, buraya nasıl geldiğimizi bilmiyorum. Diğerlerinden de hiçbir haberim yok." dedi Deniz. Berke'nin yüzünü inceledi. Kollarına da şöyle bir baktı. Görünürde herhangi bir yara izi yoktu. Demek ki o da herhangi bir saldırıya uğramamıştı. Akabinde, az önce Berke'nin baktığı duvara baktı. "Az önce neden duvara bakıp da 'kabusmuş' dedin?"
   Berke, öylesine boşluğa bakıyordu. Kendisine sorulan soruyu sanki duymamış gibiydi.
   Deniz, eliyle uzandı ve Berke'yi hafifçe dürttü. "Berke...?"
   "Efendim?"
   "Az önce, diyordum? Az önce neden duvara bakıp da 'kabusmuş' dedin?"
   Az önce baktığı duvara tekrar baktı Berke. Ardından Deniz'e döndü. Eliyle belli belirsiz bir şekilde duvarı işaret etti. "Ben..." dedi. Gözleri duvardan tarafa kaymıştı. "Az önce bir kabus gördüm. Sen gelmeden önce..."
   "Bir kabus? Nasıl bir kabus?"
   "Bir koltukta oturuyordum... Gözlerimi açtığım yerde sadece bir koltuk ve duvara asılı bir saat vardı. Sanırım takılmıştı." dedi Berke. Saatin kaçta takıldığını bir süre hatırlamaya çalışmış, ama hatırlayamamıştı. "Kaçta olduğunu hatırlayamıyorum. Neyse? Duvarlar... Duvarlar normal değildi. Yerimden kalkıp, duvara dokunmayı denedim. Canlı organizmadan oluşuyordu. Sonra bir koridor gördüm. Daralıp genişleyen bir koridor. Nefes alıp veriyor gibiydi. Sonuna kadar gittim. Bir kapı gördüm. Kendi kendine açıldı. İçeri girdim. Diğer yerlere göre gayet sıradan bir banyo ile karşılaştım, ama küvetin perdesindeki kan izini son anda görünce, içeride ne olduğunu merak ettim. Perdeyi açtım. Levent abinin, Orçun abinin ve Seçkin abinin zombiye dönmüş halleriyle karşılaştım. Korktum; çünkü, bana saldırmaya çalıştılar. Haliyle kaçtım. Oturduğum koltuğun bulunduğu yere kadar geri geldim. Kendimi savunacak bir şeyler ararken, sen geldin. Uyanık olduğum halde beni uyandırmaya çalıştın. Attığın tokat ise hatırladığım en son şey."
   Deniz, kafasını çevirip, Berke'nin baktığı duvara tekrar baktı. "Garip..." dedi. "Herhangi bir anlamı var mı ki?"
   "Kabusun mu?"
   "Evet..."
   "Bilmiyorum, ama umarım yoktur."
   Deniz, yavaşça ayağa kalktıktan sonra uzanıp, Berke'nin kolunu tuttu. "Hadi..."
   "Hadi?"
   "Hadi kalk..." dedi Deniz. Fenerini ve silahını alırken, eliyle de kapıyı işaret etti. "Gidelim de diğerlerini bulmaya çalışalım."
   "Pekala..." dedi Berke. Deniz'den destek alarak ayağa kalktı. "Umarım başlarına bir şey gelmemiştir."
   "Umarım..."

   Deniz ile Berke, kapıyı kullanarak koridora çıktılar.  Önce sağa, sonra da sola bakan Deniz, etrafta başlarını derde sokabilecek bir şey olmadığını görünce el fenerini Berke'ye uzattı. "Bunu sen tut."
   "Niye?"
   "Bir elimle silahı tutup, bir elimle de feneri idare edemem ki?"
   Berke, az önce çıktıkları odaya tekrar girdi.
   "Nereye gidiyorsun Berke?" dedi Deniz. "Beni de bekle!"
   Berke, içerideki masanın çekmecelerini hızlıca karıştırdı. Şans eseri bir koli bantı buldu. Deniz'in yanına gelip, el fenerini silahın üstüne yerleştirdi. "Şu şekilde sıkıca tutar mısın?"
   "Ne yapıyorsun?"
   "Bekle... Göreceksin..." dedi Berke. Koli bantını kullanarak, el fenerini silah ile birleştirdi. Sağlam olup olmadığını da kontrol etti. "Nasıl oldu?"
   Deniz, şöyle bir baktı. El fenerini açtı, kapattı ve tekrar açtı. Silahla herhangi bir yere nişan alıyormuş gibi yaptı. "Fena olmamış... Akıllıca." dedi. "Demek istiyorsun ki, 'ben işe yaramayacağım, sen yara.'"
   "O anlamda değil de... Şimdi, el feneri bende, silah ise sende olacak. Tam bir kordinasyon sağlamak zor olur. Ama her ikisi de bir kişinin elinde olursa, bu durumun önüne geçmiş oluruz."
   "Diyorsun?" dedi Deniz. "Neyse, birimizden birimizin işe yaraması, ikimizin de işe yaramamasından iyidir. Ben hallederim."
   "İyi olur." dedi Berke hafifçe gülümseyerek. "Pekala... Artık gidebiliriz...?"
   "Evet, hadi gidelim."
   Ana koridora tekrar çıktılar. Deniz, eliyle sağ tarafı işaret etti. "Ben sol taraftan geldim. Bu taraftan devam edeceğiz."
   "Tamam."

   Deniz ile Berke, Orçun, Levent ve Seçkin'den bir iz bulabilmek için Raccoon Şehri Polis Merkezi'nı araştırmaya koyuldular.
   İlk katı adım atılmadık köşesi kalmayana kadar araştırmalarına rağmen işlerine yarayabilecek hiçbir şey bulamayan ikili, bir üst kata çıkabilmek için merdivenleri kullanmaya karar verdiler.
   Çıkmakta oldukları merdivenler sanki her an çökecekmiş gibi gıcırdamaktaydı. Bu nedenle de mümkün olabildiğince hızlı, ama bir o kadar da sessiz çıkmaya çalışıyordu Deniz ve Berke.
   "Sessiz ol..." diye fısıldadı Deniz. "Başımızı derde sokmayalım."
   "O halde elindeki feneri de söndür. Işığı, zombilerin dikkatini çekecek. Zaten o zaman da sessiz olmamıza gerek kalmaz. Hem ayrıca içinde bulunduğumuz duruma bakarsak, başımız çoktan der..."
   "Bir dakika..."
   "Ne oldu Deniz?"
   "Sanki bir ses duyar gibi oldum...?" dedi Deniz. Tüm dikkatiyle etrafı dinledi. "Sanırım yanıldım. Neyse, şuradaki S.T.A.R.S ofisine girelim."
   
   İçeriyi el fenerinin ışığı ile şöyle bir araştıran Deniz, gördüğü masalara Berke ile teker teker göz atmaya başladı. Masalardan bir tanesinin üstüne dijital bir fotoğraf makinesi gördü. İçinde neler olduğuna bakmak için açmaya çalıştı, ama cihaz, düşük pil uyarısı vererek kapandı. Etrafına bakınıp pil bulmaya çalıştı Deniz, ama ne var ki, pil namına hiçbir şey yoktu. Ne olur ne olmaz diye makineyi yanına alan Deniz, bunu Berke'ye de söyledikten sonra Barry'nin masasında bulduğu magnum silahına uzanmak üzereydi ki, bulunduğu kata çıkan merdivenlerden geldiğini tahmin ettiği bir takım ayak sesleri duymaya başladılar. Kendilerini Barry'nin masasının arkasına saklayan ikiliden Deniz, el fenerini kapattıktan sonra silahının namlusunu kapıya doğrulttu.
   "Ne yapıyorsun Deniz?" diye sordu Berke fısıldayarak. "Ya zombi değilse?"
   "Ben yine de hazırlığımı yapayım da..."
   Ayak sesleri, bulundukları ofisin kapısının önünde durdu. Korkudan titremeye başlayan Deniz, sakin olmaya çalışıyordu. Ellerinin de titriyor olmasından dolayı kapıya bir türlü düzgün nişan alamaz hale gelmişti.
   Kapının önündeki kişi, kapının kolunu tuttu.
   Deniz de elindeki silahın horozunu indirdi. Tüm dikkatiyle kapıya odaklanmaya çalışıyordu. Eğer zombi ise, hiç düşünmeden tetiği çekecekti, ama kapının önündekinin bir zombi olmamasını umuyordu. Onun için harcayacağı bir mermi, yanlarındaki cephanenin azalması ve savunmalarının da riske girmesi demekti. Gerçi zombiyi öldürmek zorunda da değildi. Eğer o gizemli silüet silahı Deniz'e fırlatmasaydı, kendisini başka bir şeylerle savunmak zorunda kalacaktı. "Savunmak?" diye içinden geçirdi Deniz. O kadar zombinin içinden nasıl kurtulacaktı ki kendisini savunabilsin? Yaşadığı stres yüzünden saçmalamaya başlamıştı. En iyisi hiçbir şey düşünmeden yalnız kapıya odaklanmaktı. Gözünün ucuyla Berke'ye baktı. Berke de bir Deniz'e, sonra da kapıya bakmıştı.
   Kapının önündeki kişi, kapıyı ittirerek ardına kadar açtı.
   Kapının açılmasıyla Deniz'in eğilmesi bir olmuştu. Kapının önündeki kişiyi görmüş, gözlerine inanamamıştı. Berke'ye döndü. "Bu... Ben hayal mi görünüyorum?"
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 07 Şubat 2011, 00:51:15
Orçunum, sen beni ya kalpten, ya da meraktan öldüreceksin  :o Abi sen ne yapmışsın böyle yav  :o Yani stephen king senin yanında kebap yemiş dersem anlarsın sanırım. Gece vakti kopardın beni.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 07 Şubat 2011, 01:00:20
Usta sana yalnızca birkaç cümle söyleyeceğim ve anlayacağını umuyorum. Tehlikeli sularda kürek çekiyorsun :D Ve... Ölümüne usta :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 07 Şubat 2011, 09:30:00
Ellerine sağlık Orçun abi süpersin :W ama benim asıl merak ettiğim konu o kapıdan çıkan herif değilde Berke de nasıl bir bilinç altı olduğu yahu 3 tane koca adamı nasıl bir banyonun küvetinde perdelerin arkasında düşünürsün sen :H :H :H :D. Ama abi şurada takdir etmek istiyorum seni [ne haddime :H] Berkenin uyku sersemliği yaşadığı sırayı çok iyi kurgulamışsın yarı uyanık yarı uyur yani orada Denizi idrak edebiliyor elindeki silahı feneri dürtmeleri ve ama önündeki görüntüler geçemiyor işte bu kısım bir ustanın ellerinden yazılmıştı :). Yeniden ellerine sağlık üstat :W

usta sabırsızlıkla yeni bölümleri bekliyorum malum sonraki bölümde açıklanmayacağı kesin o karakterin :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 07 Şubat 2011, 11:07:19
Artık Berke, küvettekileri nasıl bir şekilde görmüşse düşün :D Levent abi ile Orçun abi neyse de oradaki Seçkin abi'ye yazdık olmuş :H Sapık Berke :H Adam kabusunda bile fantezi peşindi :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 07 Şubat 2011, 11:31:57
Orçunum, sen beni ya kalpten, ya da meraktan öldüreceksin  :o Abi sen ne yapmışsın böyle yav  :o Yani stephen king senin yanında kebap yemiş dersem anlarsın sanırım. Gece vakti kopardın beni.

Teveccühün Seçkin abim, ben olsam olsam onun öğrencisi olabilirim ancak :)


Usta sana yalnızca birkaç cümle söyleyeceğim ve anlayacağını umuyorum. Tehlikeli sularda kürek çekiyorsun :D Ve... Ölümüne usta :W

En azından ne yaptığımı biliyorum :D
:W


Ellerine sağlık Orçun abi süpersin :W ama benim asıl merak ettiğim konu o kapıdan çıkan herif değilde Berke de nasıl bir bilinç altı olduğu yahu 3 tane koca adamı nasıl bir banyonun küvetinde perdelerin arkasında düşünürsün sen :H :H :H :D. Ama abi şurada takdir etmek istiyorum seni [ne haddime :H] Berkenin uyku sersemliği yaşadığı sırayı çok iyi kurgulamışsın yarı uyanık yarı uyur yani orada Denizi idrak edebiliyor elindeki silahı feneri dürtmeleri ve ama önündeki görüntüler geçemiyor işte bu kısım bir ustanın ellerinden yazılmıştı :). Yeniden ellerine sağlık üstat :W

usta sabırsızlıkla yeni bölümleri bekliyorum malum sonraki bölümde açıklanmayacağı kesin o karakterin :D

Artık Berke, küvettekileri nasıl bir şekilde görmüşse düşün :D Levent abi ile Orçun abi neyse de oradaki Seçkin abi'ye yazdık olmuş :H Sapık Berke :H Adam kabusunda bile fantezi peşindi :D

Yahu sapıklıkla ne alakası var ya? :D :D Beni, Levent'i ve Seçkin abiyi bilindik zombi şeklinde gördü. Sapıklıkla alakası ne ki? :D
Bu arada, hikayede ince detaylara, karakterlerin anlık ruh hallerine derinlemesine, ama mümkün olabildiğince boğmadan girmeye çalışmıştım ve öyle görünüyor ki bunu başarmışım :W Beğendiğinize sevindim. Bu da benim hikayeyi daha bir istekli yazmamı sağlıyor :W :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 07 Şubat 2011, 12:56:36
Orçunum, hikayeyi okuyanları etkilemiş, hatta hipnotize etmiş durumdasın. Tabiri caizse gerilimin dibine vuruyorsun. Şahsen iş yerinde sık sık maillerime bakmadığım halde sırf konuya birşeyler yazılmış mı diye bakmaya başladım.

Bölümlerde baş rol oyuncusunu seçiyorsun. Başına gelenleri sindire sindire okuyucuya aktarıyorsun. En b.ktan bir durumda bölümü bitiyorsun. Tam bir sonraki bölümde durum nasıl sonuçlanacak diye umarken farklı karakterin konusunu işliyorsun. Yani her bölümde kişileri dipsiz kuyuya atıyorsun ama çıkacak mı, kalacak mı belli değil.
İşin gerçekten çok zor dostum. Bu kadar atraksiyon ve kör düğümden sonra konuyu bir yerlere bağlamak ve çözüm bulmak çok zor. Tabi her şey senin hayal gücünde saklı. Fazla ara vermemeye çalış. Bekleyenin çok.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 07 Şubat 2011, 19:12:38
Eskiden bir çok hikaye yazmıştım Seçkin abi. Bu işe ilk olarak Yedinci Kat isimli, Silent Hill 4 ve Fatal Frame 2 karşımı bir hikaye ile başlamıştım. MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de serisinin ilk iki hikayesi gibi bu da İzmir'de geçiyordu. İlk hikayem, takdir edersin ki ilk denemem olduğu için sürüsüne bereket mantık hatası doluydu. Sonradan düzeltmeye çalıştım, ama tabi ne kadar oldu tartışılır. Devamında İnce Çizgi ve Geçmişteki Gölge isimli iki hikaye daha yazdım. Bu hikayeler de İzmir'de geçiyordu. Her bir önceki hikayede gözüme sonradan çarpan hatalarımı bir sonraki hikayemde düzelttim ve genelinde bazı hikayelerimde, bir önceki hikayelerimin hoşuma giden bölümlerini değiştirerek kullanmayı seviyorum. Mesela bir örneği de bu hikayenin sonraki bölümlerinde karşınıza gelecek. Keith karakteri ile sunacağım; çünkü, hikayenin duygusal bölümlerini bu karakter oluşturacak.

Hikayelerimi yazmadan önce, başlangıcını, kurgusunu ve bitişini kesin olarak netleştirmeden işe girişmiyorum. Yani "şu noktadan başlayalım da, bitişi Allah kerim" gibisinden bir mantıkla yola çıkmam. Bu hikayenin de kurgusu ve bitişi belli. Eminim sonunu bağlamada hiçbir sorun yaşamayacağım, ama tabi hikayeyi yazarken, aralara ilginç olabilecek espritüel sahneler veya Silent Hill ruhunun birazından serpiştirmeyi de düşündüğüm için yazımı biraz uzayabiliyor.
Şu an için bir tek Levent kaldı, esas kadrodan görünmeyen. Onu da hallettikten sonra, artık yavaş yavaş hikayeyi toparlamaya başlayacağım. Emin olun, güzel bir bitiş olacak. Gerçi sonu, diğer hikaye ile bağlantılı olacağı için biraz havada kalabilir :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 12 Şubat 2011, 01:18:26
   Hafif bir baş ağrısı ile gözlerini açtı Levent, ama açar açmaz gözleri kamaştı. Parlak bir ışık kaynağı gözlerini alıyordu. Eliyle ışık kaynağını kapatmaya çalışırken, başını sol tarafa doğru çevirdi. O anda, sadece hastanelerde rastlayabileceği türden aletleri görmesi ile bir hastanede olduğunu fark etmesi bir olmuştu. Hemen yanıbaşındaki masanın üzerinde, arkası dönük olan birisi, ki muhtemelen tanımıyordu, bir şeylerle meşguldü. Gerçi az biraz tanıdık geliyordu, ama ışık kaynağının dışında olduğu için birazcık karanlıkta kalıyordu. Bu fırsattan istifade eden Levent, etrafına bakındı. Bir hastanede olduğuna kesin olarak emin oldu, ama neresinde olduğunu tam anlayamadı. "Neredeyim ben?" diye fısıldadı. Zorla konuşmuştu. Bir takım ayak sesleri üzerine tekrar sol tarafa döndü. Arkası dönük olan kişiye.
   "Uyandın demek...?"
   Levent, bu sesi tanıyordu. Evet, hem de çok iyi tanıyordu, ama şaşkındı. "Rebecca Chambers?"
   "Başını dik tut. Pansuman yapmam lazım. Başın kanıyor..."
   "Ne oldu bana?"
   "Telsizden bir çağrı aldık. Arkadaşından..." dedi Rebecca. Orçun'u işaret etti. "Seni Central bulvarının üzerinde baygın bir halde yatarken bulmuş. Uyandırmaya çalışmış, ama başaramamış. Bize ulaştı. Yardım istedi."
   "Orçun abi?"
   "Kendini nasıl hissediyorsun Levent?" diye sordu Orçun. "Başın ağrıyor olmalı."
   "Evet, biraz başım ağrıyor, ama iyi gibiyim. Sen nasılsın?"
   "İyiyim. Hastaneye yetiştirmek için ambulans ile giderken, yolda ufak bir kaza geçirdik." dedi Orçun, Billy'yi işaret ederek. "Neyse ki hastanenin yakınlarındaydık. Sağ salim buraya kadar gelebildik."
   "Billy mi?"
   "Evet, Billy...?" dedi Rebecca. İfadesiz bir yüz ile Levent'e bakıyordu. "Neden bu kadar şaşırdın? Hem o sana adını söylemeden, nereden bildin?"
   "Ben... Resident Evil oyunlarından...?"
   "Hmmm... Anladım."
   "Yaraları nasıl?" diye sordu Orçun.
   "Alnındakileri dezenfekte ettim, ama üzerlerini kapatmam lazım; çünkü, yeniden enfeksiyon kapabilir. Ha bir de kolundaki sıyrıklar kaldı." dedi Rebecca. Eliyle arkasında kalan masanın üzerindeki yara bantlarını, tentürdiyotlu pamukları ve sargı bezlerini işaret etti. "Şunları versene Billy."
   Billy, Rebecca'nın istediklerini aldı ve getirdi. "Bunlar mı?"
   "Evet..."
   Yara bantlarından bir tane alan Rebecca, Levent'in alnındaki ufak sıyrığa yapıştırdı. Kolundaki yaraları da tentürdiyotlu pamuk ile dezenfekte ettikten sonra, sargı bezi ile çok sıkı olmayacak şekilde dikkatlice sardı. "Tamam. Sanırım oldu." dedi Rebecca. "Çok sıkı değil değil mi?"
   "Hayır, iyi... Sıkmıyor." dedi Levent. Kolunu hareket ettirdikten sonra kalkmaya çalıştı. Rebecca, Levent'e destek oldu. "Yavaş ol. Koluna fazla yüklenme..."
   "Canım yanmıyor. İyiyim." dedi Levent. Başını önüne eğidi. Kafasını toparlamaya çalışıyordu. Bir süre sonra başını geriye doğru atıp, sağa sola oynattı. Orçun'a döndü. "Bize ne oldu abi? Buraya nasıl geldik?"
   "Kaza geçirdik..." dedi Orçun. "Hem de çok kötü bir kaza geçirdik ve şu anda buraya bu şekilde, tek bir sıyrık bile almadan gelmemiz bana hiç de mantıklı gelmiyor. Sence de öyle değil mi?"
   "Kaza mı?" diye sordu Billy. "Ne kazası? Neyden bahsediyorsunuz?"
   "Ankara'dan Gaziantep'e, bir arkadaşımızı görmeye gidiyorduk. Otobüs yolculuğu ile... Ancak yolun bir yerinde bir şey oldu ve trafik kazası geçirdik. Şu anda hastanede olmamız lazım, ama ..."
   "Buradasınız... Hem de hiçbir şey olmamış gibi..." dedi Rebecca. "Bu mantıklı değil."
   "Evet..." dedi Levent.
   "Peki bu 'Ankara' ve 'Gaziantep' tam olarak neredeler?"
   "Türkiye."
   "Türkiye mi?"
   "Evet."
   "İş giderek ilginçleşiyor." dedi Billy. "Türkiye'den buraya...?"
   "Peki sadece ikiniz mi geldiniz?"
   "Hayır..." dedi Orçun. "Bizim haricimizde üç arkadaşımız daha var. Nerede ve ne durumda olduklarını bilmiyoruz."
   "Eğer birbirlerinden ayrı, birbirlerini bulmak için hayatta kalmaya çalışıyorlar ise, sizi paniğe sevk etmek istemem, ama ..."
   "Bir dakika!" dedi Billy. "Burada bu şekilde bekleyip durumu tartışacağımıza, dışarı çıkar ve onları aramaya başlarsak, daha akıllıca bir işe yapmış olacağız."
   "Haklısın." dedi Rebecca. Yanındaki silahlardan birisini Levent'e uzattı. "Bunu al. Mümkün olabildiğince kullanmamaya çalış."
   Billy  ise eline magnum silahını aldıktan sonra, diğer silahını Orçun'a verdi. "Pekala... Herkesin silahı var. Bir arada kalalım ve mümkün olabildiğince birbirimizi kollamaya çalışalım. Cephanemiz sınırlı olduğu için elimizdeki silahları da mümkün olabildiğince kullanmamaya çalışalım." dedi. "Dua edelim de, diğerleri de halen sağ olsunlar."
   
   Önde Billy, arkada ise sıra ile Orçun, Levent ve Rebecca, bulundukları odadan mümkün olabildiğince sessizce koridora çıkmaya başladılar. Kafalarındaki tek düşünce, ağzına kadar zombi dolu olan bu şehirde Seçkin, Berke ve Deniz'i bulabilmekti. Tabi zombiler onlardan önce davranmadılarsa...

   Koridora ilk çıkan Billy, elindeki altı patlarının namlusunu koridorun önce sol tarafına, sonra da sağ tarafına çevirdi. Hiçbir tehlikenin olmadığını görünce, diğerlerine döndü. "Şimdi... Önce nereden başlayacağız?" diye sordu. Üst katlara da mı bakalım? Yoksa çıkıp, dışarıda mı arayalım?"
   "Tahminime göre, burada diğer arkadaşlarımızdan herhangi bir iz bulabileceğimizi sanmıyorum. Eğer burada olsalardı... " dedi Orçun. Eli ile bulundukları yeri işaret etti. "...çoktan bizi bulmuşlardı, ama yine de, içimizde herhangi bir kuşku kalmaması için hastaneyi şöyle bir arayalım. Burada değillerse, ama buraya geliyorlarsa, birazcık oyalanmış da oluruz."
   "Fena fikir değil..." dedi Rebecca. Eliyle birinci katın çıkış kapısını işaret etti. "O halde bu taraftan işe başlayalım."
   
   Birinci katın ana kapısından çıkıp, merdivenleri kullanarak ikinci kata çıktılar. Heme sağ taraftaki kapıya bakan Rebecca, herhangi bir şey bulamadı. "Burada bir şey yok." dedi. "İleride üç kapı daha olacaktı."
   Az ilerde, köşedeki kapının önüne geldiler. Levent kapıyı yokladı. "Açılacak gibi değil."
   "Kapı kilitli ise bakmamıza gerek yok, ama biraz geri çekil. Belki işimize yarayan bir şey vardır." dedi Billy. Silahıyla anahtar deliğine nişan aldı. Tetiği çekti. Ortaya çıkan ses, ikinci katın dört bir yanındaki duvarlara çarpıp geri geldikten sonra, tekrar duvarları yalayarak karanlığın içinde kayıplara karışırken, ortalığı yine o aşina oldukları ölüm sessizliğine terk etti... "Eğer halen hastanedeyseler, bu sesi duyar duymaz, buraya gelirler. Neyse, şu kapıyı açalım."
   Billy, Rebecca'dan el fenerini aldıktan sonra kapıyı araladı. Fenerin ışığını şöyle bir içeri tuttu. İlginç bir şey görebilmek için ışığı içeride dolaştırırken, garip bir şey gördü. Bir tekerlekli sandalye... Üzerinde birisi oturuyordu. "Şuna bir bakın." dedi Billy. Kafasıyla içeriyi işaret ettikten sonra gruba döndü. "İçeride tekerlekli bir sandalye var. Üzerinde de biri oturuyor."
   "Tekerlekli sandalye mi var?" dedi Levent. Meraklı bakışlarla Billy'nin yanına doğru yürüdü. "Üzerinde oturan birisi mi var?"
   "Ozwell E. Spencer olmasın?"
   "Güzel espri..." dedi Levent. Billy'nin elinden feneri aldı. Kapıyı geçebileceği kadar araladı. İçeri girdikten sonra ışığı şöyle bir sağa sola tuttu. Herhangi bir tehlike yoktu. Oda neredeyse bomboştu. Işığı tekerlekli sandalyeye çevirdikten sonra, ayırmadan ilerlemeye başladı. "Umarım o değildir."
   Grubun diğer üyeleri de Levent'i takip etmeye başladılar.
   "Sandalyenin üzerindeki kim?" diye sordu Rebecca.
   "Emin değilim, ama yabancı gelmiyor." dedi Levent. Başı önüne eğik oturan figürün yüzünü görebilmek için eğilmeye başladı. "Bir bakalım kimmiş."
   El fenerinin ışığının figürün yüzünü aydınlatması ile Levent, gizemli bir el tarafından yakasından tutulduktan sonra geri çekilmiş gibi geriye doğru sıçrayıverdi. Ayağı, görmediği bir şeye takıldı. Kendisini sırt üstü yerde yatarken buldu.
   "Ne oldu Levent!?!!" diye sordu Orçun. Silahını elleriyle sıkıca kavradıktan sonra koştu ve Levent'i yerden kaldırırken bir yandan da Rebecca ve Billy'ye baktı. "Neden bu kadar korktun??"
   "Sandalyenin üzerindeki figürün yüzüne bak da neden bu kadar korktuğumu anla abi." dedi Levent. Elini kalbinin üzerine bastırmıştı. Kalbi, göğüs kafesini parçalayıp çıkacakmış gibi atıyordu. Yüzü buz kesmiş, bakışları donuklaşmıştı. Gözlerini sandalyenin üzerindeki figürden alamıyordu. "Allah'ım, bu bir tür şaka olmalı..."
   Orçun, Levent'in elinden feneri aldıktan sonra figüre doğru yaklaştı. Yavaşça eğilirken, ışığı da figürün yüzüne doğru tuttu. "Aman Allah'ım..." dedi Orçun. "Seçkin abi?"
   "Seçkin abi mi?" dedi Rebecca. "Bu kişiyi tanıyor musunuz?"
   "Evet... Diğer..." dedi Orçun. Yutkundu. "...Arkadaşlarımızdan birisiydi."
   "Birileri bizden önce davranmış." dedi Billy. Seçkin'in önüne geldi ve çömeldi. Şöyle bir inceledikten sonra yüzüne baktı. Gözleri tuhaf görünüyordu. İnsanı huzursuz eden bir donuk bakış. Elini uzatıp, dizine dokunmak için hamle yapmıştı ki Billy, Seçkin'in dengesini bozdu. Tekerlekli sandalye geriye doğru giderken, Seçkin de öne doğru devrildi. Yere çarpmasıyla tuzla buz olması bir oldu. Bu olay, gruptaki herkesin ödünü patlattı. Büyük bir merakla ortaya çıkan manzarayı incelediler. Bir tuhaflık vardı. Kırık parçaların içinde organa benzer hiçbir şey yoktu. Her bir parça, sıradan bir camdı. Günlük yaşamın her anında insanın karşısına çıkan sıradan camlardan farksızdı. Eğer durum böyleyse, Seçkin hala hayatta demekti, ama neredeydi? Aynı şekilde Berke ve Deniz neredelerdi?
   "Burada yapacak bir şey yok." dedi Billy. Tuzla buz olmuş figürü gösterdi. "Bu gerçekten o değil. Hala hayatta..."
   Levent ve Orçun, derin bir nefes aldılar. İkisi de mutluydu. Az önce yaşadıkları dehşetten sonra, kendi hallerini düşünüp, gülmeye başladılar. "Bir an için gerçekten Seçkin abi sandım." dedi Levent. "Neyse ki değilmiş."
   "Al benden de o kadar... Neyse Seçki..." lafı yarım kalmıştı Orçun'un. Hafiften bir sarsıntı hissetmeye başladılar. "Ne oluyor lan?"
   Hissettikleri sarsıntı giderek orta derece şiddetli hale geldi. Billy, Rebecca, Levent ve Orçun, sanki bünyelerinin kaldırabileceğinden fazla içip de sarhoş olmuşlar gibi dengelerini kaybederek sağa sola yalpalamaya başlamışlardı. Dengesini kaybederek sağa sola doğru devrilmeye başlayan aletlerin sesleri bütün katlarda yankılanıyor, sarsıntının etkisiyle açılıp kapanan kapıların çarpma sesleri duyuluyordu. Tam bu sırada, büyük bir şangırtı koptu. Muhtemelen büyük boyutlardaki bir cam tuzla buz olmuştu. Rebecca, Levent, Billy ve Orçun, kendilerine sağlam kolonlar bularak sırtlarını yasladılar ve sarsıntının geçmesini beklemeye başladılar. Bulundukları odanın kirişleri gıcırdıyor, arada bir dış tarafta çarpan kapıların, kırılan camların, yerinden oynayan alüminyum dolapların ve sedyelerin tekerleklerinin sesleri duyuluyordu. Neyse ki sarsıntı çok da uzun sürmeden kademe kademe azalarak sonunda bitti. Gruptaki herkes derin bir nefes aldı.
   "Ne sarsıntıydı ama..." dedi Billy. "Bir an hiç durmayacak sandım."
   "Herkes iyi mi?" diye sordu Rebecca. "Hepimiz iyi miyiz?"
   "Ben iyiyim." dedi Levent.
   "Ben de" dedi Orçun.
   "Hadi o halde, kaldığımız yerden devam edelim..." dedi Billy. "Dua edelim de diğerlerine bir şey olmamış olsun."
   "İnşallah." dedi Orçun.

   Hastanenin altını üstüne getirmelerine, adım atılmadık köşe bırakmamalarına rağmen, grubun diğer üyeleri Deniz, Berke ve Seçkin'den herhangi bir iz bulamamışlardı.
   Dışar çıkıp, şöyle bir sağlarına ve sollarına baktılar.
   "Ne tarafa gideceğiz?" diye sordu Billy. "Bu koca şehirde, grubun diğer üyelerini nereden bulacağız?"
   "Şehrin merkezine doğru gidelim." dedi Orçun. "Belki merkeze yakın bir yerdedirler."
   "Pekala..." dedi Billy. "Gidelim o halde."
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 12 Şubat 2011, 09:22:15
Abi ellerine sağlık diyorum ilk önce ve devamında ödümü patlattın be nasıl bir kalemin varmış senin abi stephenie meyer'e bin çekersin :H. Mükemmel ötesi gidiyorsun abi okuduğum en gerici paragraflardı Seçkin abi ile olanlar :W.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 14 Şubat 2011, 12:42:41
   Raccoon City Police Department'ın önüne geldi Deniz. Binaya şöyle bir baktı ve bazı odalardaki ışıkların halen yanmakta olduğunu gördü. Herhalde içeride hala birileri vardı. Gerçek 'insanlarla' karşılaşmayı umarak kapıyı bile çalmadan içeri girdi.

   Oldukça sessiz bir ortamla karşılaşmıştı. Ne bir inleme, ne de ona tuhaf gelecek bir takım tıkırtılar. Danışma kısmındaki masaya yaklaşırken, masanın üzerinde yatmakta olan cesedi görünce irkildi. Geri adım attı. Bir süre bekleyip, etrafına bakındıktan sonra yavaş yavaş adım atarak cesede doğru yaklaştı. Hemen yanında bir el fenerinin durduğunu fark etti. Sık sık cesedi kontrol ederek usulca fenere doğru uzandı. Aldıktan sonra hızla oradan uzaklaştı. Birkaç adım attı. Feneri açmayı denedi. Ne şans ki el feneri çalışıyordu. Artık hem el feneri, hem de silahı vardı. Az da olsa kendisini güvende hissediyordu. Yardım bulmak amacıyla en yakınındaki odaya doğru yürüdü. İçeriye doğru baktı. Kendisine en yakın masanın üzerinde duran bir şey dikkatini çekti. Tam uzanıp alacağı sırada bileğine bir şey yapıştı. Deniz'in yüreği ağzına geldi. Dehşet içinde çığlık attı. Can havliyle bileğini kurtarmaya çalışıtı, ama başaramadı. Hızlı bir şekilde elindeki silahın kabzasıyla bileğine yapışan zombinin koluna elinden geldiğince sert bir şekilde vurmaya başladı. Kısa süre içerisinde Deniz bileğini kurtarmayı başardı. Serbest kaldıktan sonra derhal masadan uzaklaştı. Zombinin kendisine doğru gelmesini bekledi. Onu o anda ortadan kaldırması gerektiğini biliyordu. Aksi takdirde başına bela olacaktı. Zombi ayağa kalktıktan sonra yavaş yavaş Deniz'e doğru yürümeye başlamıştı. Ayakta durmakta zorlanır gibi bir hali vardı. İyice yakına geldikten sonra kollarından birini savurdu zombi, ama Deniz iyi bir zamanlama ile geriye doğru hamle yaptığı için kurtuldu. Kısa süreli bir denge kaybına uğrayan zombi, dengesini sağlamaya çalışırken, Deniz ayaklarına tekme attı ve tekrar dengesini kaybettirdi. Tam bu esnada elindeki silahı kullanacaktı ki, zombi Deniz'e vurdu. Deniz, bir anlık denge kaybından sonra, koşarak tam arkasında bulunan odaya girdi ve kapıyı arkasından kapattı. İşine yarayacak bir şeyler aramaya başladı. Tam bu sırada da zombi kapıyı açmaya çalışıyordu. Nasıl olduysa masada duran vazo Deniz'in gözüne takıldı. Zombiye dikkat ederek seri bir hareketle vazoyu aldıktan sonra kapının arkasına geçti. Uygun bir zamanlama ile kapıyı açtı ve zombi ile karşılaşınca elindeki vazoyu suratına fırlattı. Yüzüne isabet eden vazonun etkisiyle zombi sersemledi. Bir an bile duraksamayan Deniz, kapıyı ardına kadar açtı ve hızla kapattı. Kapının suratına çarpmasıyla zombi yere serildi. Deniz zombinin yanına koştu. Elindeki silahı zombinin kafasına doğrulttu ve tetiği çekti.

   Kendisine saldıran zombiden böylece kurtulan Deniz, kısa çaplı mücadele sonucunda nefes nefese kalmıştı. İşine yarayabilecek bir şey olup olmadığına bakmak için saldırıya uğradığı odaya geri döndü. Ne var ki, yerde yedek bir şarjör buldu. "Şanslıyım... Bu kadar sıkıntıdan sonra şans ilk defa yüzüme güldü." dedi. Şarjörü aldığı gibi yan cebine koydu. Masanın üzerindeki belgelere şöyle bir baktı, ama ilgisini çekebilecek pek bir şey yoktu.

   Odayı terk ettikten sonra sol taraftaki kapıyı yavaşça araladı. Önce ışığı içeri doğru tuttu. Koridoru bir süreliğine sessizce dinledi. Görünürde hiçbir hareket olmadığına emin olunca, içeri doğru dikkatlice süzülerek girdi.
 
   Fenerin ışığını bir sağa, bir sola tutarak karanlık koridorda ilerliyordu. Az ileride, köşeyi dönen bir şey gördü. Deniz, el fenerinin ışığını kapattı ve parmaklarının ucunda yürürcesine sessizce ilerleyerek köşeye kadar geldi. Başını çok yavaş bir şekilde köşeden uzatmıştı ki, zombi ile burun buruna geldi. Çığlık atmamak için kendisini zor tutmuş, ama kalbinin sıkışmasına engel olamamıştı. Zombi tarafından ısırılmamak için geriye doğru birkaç adım attı.  El fenerinin ışığını açtı ve silahını, ona doğru gelmekte olan zombiye doğrulttu. Uygun bir zamanlama ile tetiğe basacaktı ki, ne olduğunu anlayamadığı bir şey, yerden kalkarak olanca hızıyla zombinin suratında çarptı. Çarpmanın etkisi ile zombi yere düşerken, bastığı şey de yere düşerek zeminde ses çıkarttı. Bu fırsattan istifade eden Deniz, çıkan sesin, başkalarının da dikkatini çoktan çekmiş olduğunu tahmin ediyordu. Koştu ve zombinin bastığı şeyi ışığın yardımıyla buldu. Levyeye benzer bir şeydi. Bu arada, yere düşen zombi de yerden kalkmıştı. Vakit kaybetmeden levyeyi hızla zombiye doğru savurdu Deniz. Levyenin darbesi, zombinin çenesini parçaladı. Akabinde gelen ikinci darbe ile levyenin ucu, zombinin boynuna saplandı. Deniz, levyeyi zombinin boğazından kurtarmaya çalışırken, zombi, onu omuzlarından yakaladı. Olmayan çenesi ile ısırmaya çalışmış, ama başaramamıştı. Onun yerine kafa attı. Alnına aldığı darbe ile yere serilen Deniz, kısa süreli sersemliği üzerinden attıktan sonra, elinden fırlayıp giden silahını çabucak buldu ve bulduğu gibi zombinin kafasına nişan alarak tek el ateş etti. Silahın namlusundan çıkan mermi, zombinin sol gözünün biraz üstüne isabet etti. Yere serilen zombinin boynundaki levyenin tekrar yere çarpması sonucunda ortaya çıkan ses, koridorların duvarlarını yalayarak, karanlığın içine gömüldü ve koridoru tekrar o bilindik sessizliğe terk etti. Deniz, ayağa kalktıktı. Zombinin yanına doğru ilerledi. Ona şöyle bir baktıktan sonra, levyeyi de onunla bırakarak yoluna devam edip, sol tarafında kalan diğer kapıyı açmayı denedi. Açamadı. Sıkışmış olabileceğini düşünerek kolu zorladı, ama ne var ki, kapının kolunu kırdı. "Harika... İçeride işime yarayacak bir şey varsa bile sanırım alamayacağım." dedikten sonra kapının önünden ayrılıp, yoluna devam etti. Köşeye geldiğini fark ettiğinde, tekrardan bir gerilim yaşamaya başladı. Fenerin ışığını tekrar kapattı. "Umarım bir daha olmaz." diyerek başını yavaşça köşeden uzattı. Ne var ki, bu sefer herhangi bir zombi ile burun buruna gelmedi. Koridor bomboştu. Titremekte olan eli ile fenerinin ışığını yeniden açtı. Ürkek adımlarla yürümeye başlamıştı. Öyle görünüyor ki, halen cesaretini tam olarak kazanamamıştı. Yine sadece kendi ayak seslerinin yankılandığı bir başka koridorun ortalarına doğru geldiği sırada dışarıda bir gümbürtü koptu... Yüreği ağzına gelen Deniz, elini göğsüne bastırdı. "Sadece gök gürültüsü Deniz... Korkma... Sakin ol." diyerek kendi kendisini sakinleştirmeye çalıştı. Az ileride, bir başka kapıyla karşılaştı. Elini kapının koluna doğru uzattı. Sıkıca kavradıktan sonra açmayı denedi. Bu kapıyı da açamadı, ama bu sefer zorlamadı. "Peki nereye gideceğim? Başka kapı yok?"
   Bir süre ne yapacağına karar vermek için kapının önünde bekleyen Deniz, geldiği yoldan geri gitmeye, Raccoon Şehri Polis Merkezi'nin giriş kapısının bulunduğu ana salona dönmeye karar verdi.

   Kendisini ana salona ulaştıran son kapıdan çıktıktan sonra, sağ tarafında başka bir kapı daha olduğunu gördü. "Bu kapıyı görmemiştim... Acaba nereye açılıyor?" diye kendi kendisine sordu. Kapıyı yavaşça araladı. Yine her zamanki gibi ilk önce ışığı içeriye doğru tuttu. Görünürde herhangi bir hareket, herhangi bir tehlike yoktu. Sessiz adımlarla kapıdan içeri süzülerek girdi. Koridoru sonuna kadar yürüdükten sonra, köşeye doğru yaklaştığını fark ettiği sırada, nereden geldiği konusunda hiçbir fikri olmadığı canhıraş bir feryat ile olduğu yerde sıçradı. Sarsılmış, yüreği yine ağzına gelmişti. Baygınlık geçirecek gibi oldu. Çığlık, muhtemelen binanın diğer tarafından gelmişti. En azından bulunduğu tarafta olmadığını tahmin ediyordu. Bir elini göğüs kafesini parçalayacakmış gibi atmaya başlayan kalbine bastırırken, diğer eliyle de bozulan dengesini sağlamak için duvardan destek almaya çalıştı. Bir süreliğine koridorda öylece kalakaldı. Bu sırada, yerinden sıçramasına neden olan canhıraş feryat, kulaklarında birkaç defa daha yankılandı. Sık sık derin derin nefesler alıp vererek sakinleşmeye çalışıyordu. "Bugün ölmezsem, daha da ölmem herhalde..." diye söyledi Deniz. Derin bir nefes daha aldıktan sonra az ilerideki köşeyi döner dönmez sağ tarafında bir kapı daha olduğunu gördü. Hiçbir şey düşünmeden elini kapının koluna doğru uzattı.

   İçeri girdiğinde, tam karşıdaki masada, başını masaya dayamış bir halde duran birisini gördü. "Umarım sen de zombi değilsindir..." diye söylenerek silahını ona doğrulttu. Yavaş adımlarla masaya doğru yaklaşmakta olan Deniz, karşısındaki kişinin ona garip bir şekilde tanıdık geldiğini fark etti. Daha dikkatli bakınca, bu kişinin Berke olduğunu anladı. "Berke...?" dedi. Bir süre bekledi. Berke'den hiçbir tepki alamadı. İkinci kez seslenmeden seri adımlarla Berke'nin yanına geldi. Bir süre ikilemde kaldıktan sonra eliyle şöyle bir dürttü. Hafifçe sarsılan Berke'den hiçbir tepki yoktu. Paniğe kapılan Deniz, Berke'yi daha bir sert dürttü. Neredeyse omzunu oyacakmış gibiydi. "Berke! Uyan!" dedi tekrar sesini biraz daha yükselterek, ama yine bir tepki yoktu. Daha başka ne yapacağını bilemeyen Deniz, Berke'yi iki omzundan tuttuktan sonra geriye doğru yasladı. Masanın sol tarafına doğru geçti ve Berke'yi de kendisine doğru çevirdi. Elindeki feneri ve silahı masaya yavaşça bıraktı. Berke'yi son kez sarstıktan sonra uyanması için olanca gücüyle tokat attı. Çıkan sesin yankısı, odanın duvarlarına çarpıp geri geldi. Neyse ki uyanmıştı Berke, ama uyandırılma yönteminin etkisi ile serseme dönmüştü. Nerede olduğuna bakındıktan sonra karşısında Deniz'i görünce ürktü. "Aman... Allah'ım! Ödümü koparttın!" dedi Berke. Masanın sağ tarafındaki duvara bir süre duvara baktıktan sonra tekrar Deniz'e döndü. "Kabusmuş... Sen... Gerçekten karşımda mı duruyorsun? Yoksa hayal mi görüyorum?"
   "Merak etme, gerçekten burada duruyorum. Seni uyandıramayacağımı sanıyordum." dedi Deniz. Sağ tarafında duran sandalyeyi yanına çekti. Üzerini eliyle şöyle bir temizledikten sonra oturdu. "İyi misin? Baygın yatıyor gibiydin?"
   "Sanırım iyiyim..." diyerek cevap verdi Berke. Şöyle bir etrafını inceledikten sonra gözü boşluğa takılı kaldı. Sanki bir şeyler düşünüyor gibiydi. "Bize ne oldu? En son hatırladığım, yolda geçirdiğimiz trafik kazasıydı. Kazadan sonra ne oldu? Biz buraya nasıl geldik? Kafamda bir sürü soru işareti var..."
   "Soruların için bir cevap anahtarı olamayacağım maalesef; çünkü, ben de ne olduğunu, buraya nasıl geldiğimizi bilmiyorum. Diğerlerinden de hiçbir haberim yok." dedi Deniz. Berke'nin yüzünü inceledi. Kollarına da şöyle bir baktı. Görünürde herhangi bir yara izi yoktu. Demek ki o da herhangi bir saldırıya uğramamıştı. Akabinde, az önce Berke'nin baktığı duvara baktı. "Az önce neden duvara bakıp da 'kabusmuş' dedin?"
   Berke, öylesine boşluğa bakıyordu. Kendisine sorulan soruyu sanki duymamış gibiydi.
   Deniz, eliyle uzandı ve Berke'yi hafifçe dürttü. "Berke...?"
   "Efendim?"
   "Az önce, diyordum? Az önce neden duvara bakıp da 'kabusmuş' dedin?
   Az önce baktığı duvara tekrar baktı Berke. Ardından Deniz'e döndü. Eliyle belli belirsiz bir şekilde duvarı işaret etti. "Ben..." dedi. Gözleri duvardan tarafa kaymıştı. "Az önce bir kabus gördüm. Sen gelmeden önce..."
   "Bir kabus? Nasıl bir kabus?"
   "Bir koltukta oturuyordum... Gözlerimi açtığım yerde sadece bir koltuk ve duvara asılı bir saat vardı. Sanırım takılmıştı." dedi Berke. Saatin kaçta takıldığını bir süre hatırlamaya çalışmış, ama hatırlayamamıştı. "Kaçta olduğunu hatırlayamıyorum. Neyse? Duvarlar... Duvarlar normal değildi. Yerimden kalkıp, duvara dokunmayı denedim. Canlı organizmadan oluşuyordu. Sonra bir koridor gördüm. Daralıp genişleyen bir koridor. Nefes alıp veriyor gibiydi. Sonuna kadar gittim. Bir kapı gördüm. Kendi kendine açıldı. İçeri girdim. Diğer yerlere göre gayet sıradan bir banyo ile karşılaştım, ama küvetin perdesindeki kan izini son anda görünce, içeride ne olduğunu merak ettim. Perdeyi açtım. Levent abinin, Orçun abinin ve Seçkin abinin zombiye dönmüş halleriyle karşılaştım. Korktum; çünkü, bana saldırmaya çalıştılar. Haliyle kaçtım. Oturduğum koltuğun bulunduğu yere kadar geri geldim. Kendimi savunacak bir şeyler ararken, sen geldin. Uyanık olduğum halde beni uyandırmaya çalıştın. Attığın tokat ise hatırladığım en son şey."
   Deniz, kafasını çevirip, Berke'nin baktığı duvara tekrar baktı. "Garip..." dedi. "Herhangi bir anlamı var mı ki?"
   "Kabusun mu?"
   "Evet..."
   "Bilmiyorum, ama umarım yoktur."
   Deniz, yavaşça ayağa kalktıktan sonra uzanıp, Berke'nin kolunu tuttu. "Hadi..."
   "Hadi?"
   "Hadi kalk..." dedi Deniz. Fenerini ve silahını alırken, eliyle de kapıyı işaret etti. "Gidelim de diğerlerini bulmaya çalışalım."
   "Pekala..." dedi Berke. Deniz'den destek alarak ayağa kalktı. "Umarım başlarına bir şey gelmemiştir."
   "Umarım..."
   Deniz ile Berke, kapıyı kullanarak koridora çıktılar.  Önce sağa, sonra da sola bakan Deniz, etrafta başlarını derde sokabilecek bir şey olmadığını görünce el fenerini Berke'ye uzattı. "Bunu sen tut."
   "Niye?"
   "Bir elimle silahı tutup, bir elimle de feneri idare edemem ki?"
   Berke, az önce çıktıkları odaya tekrar girdi.
   "Nereye gidiyorsun Berke?" dedi Deniz. "Beni de bekle!"
   Berke, içerideki masanın çekmecelerini hızlıca karıştırdı. Şans eseri bir koli bantı buldu. Deniz'in yanına gelip, el fenerini silahın üstüne yerleştirdi. "Şu şekilde sıkıca tutar mısın?"
   "Ne yapıyorsun?"
   "Bekle... Göreceksin..." dedi Berke. Koli bantını kullanarak, el fenerini silah ile birleştirdi. Sağlam olup olmadığını da kontrol etti. "Nasıl oldu?"
   Deniz, şöyle bir baktı. El fenerini açtı, kapattı ve tekrar açtı. Silahla herhangi bir yere nişan alıyormuş gibi yaptı. "Fena olmamış... Akıllıca." dedi. "Demek istiyorsun ki, 'ben işe yaramayacağım, sen yara.'"
   "O anlamda değil de... Şimdi, el feneri bende, silah ise sende olacak. Tam bir kordinasyon sağlamak zor olur. Ama her ikisi de bir kişinin elinde olursa, bu durumun önüne geçmiş oluruz."
   "Diyorsun?" dedi Deniz. "Neyse, birimizden birimizin işe yaraması, ikimizin de işe yaramamasından iyidir. Ben hallederim."
   "İyi olur." dedi Berke hafifçe gülümseyerek. "Pekala... Artık gidebiliriz...?"
   "Evet, hadi gidelim."
   Ana koridora tekrar çıktılar. Deniz, eliyle sağ tarafı işaret etti. "Ben sol taraftan geldim. Bu taraftan devam edeceğiz."
   "Tamam."
   Deniz ile Berke, Orçun, Levent ve Seçkin'den bir iz bulabilmek için Raccoon Şehri Polis Merkezi'nı araştırmaya koyuldular.
   İlk katı adım atılmadık köşesi kalmayana kadar araştırmalarına rağmen işlerine yarayabilecek hiçbir şey bulamayan ikili, bir üst kata çıkabilmek için merdivenleri kullanmaya karar verdiler.
   Çıkmakta oldukları merdivenler sanki her an çökecekmiş gibi gıcırdamaktaydı. Bu nedenle de mümkün olabildiğince hızlı, ama bir o kadar da sessiz çıkmaya çalışıyordu Deniz ve Berke.
   "Sessiz ol..." diye fısıldadı Deniz. "Başımızı derde sokmayalım."
   "O halde elindeki feneri de söndür. Işığı, zombilerin dikkatini çekecek. Zaten o zaman da sessiz olmamıza gerek kalmaz. Hem ayrıca içinde bulunduğumuz duruma bakarsak, başımız çoktan der..."
   "Bir dakika..."
   "Ne oldu Deniz?"
   "Sanki bir ses duyar gibi oldum...?" dedi Deniz. Tüm dikkatiyle etrafı dinledi. "Sanırım yanıldım. Neyse, şuradaki S.T.A.R.S ofisine girelim."
      İçeriyi el fenerinin ışığı ile şöyle bir araştıran Deniz, gördüğü masalara Berke ile teker teker göz atmaya başladı. Masalardan bir tanesinin üstüne dijital bir fotoğraf makinesi gördü. İçinde neler olduğuna bakmak için açmaya çalıştı, ama cihaz, düşük pil uyarısı vererek kapandı. Etrafına bakınıp pil bulmaya çalıştı Deniz, ama ne var ki, pil namına hiçbir şey yoktu. Ne olur ne olmaz diye makineyi yanına alan Deniz, bunu Berke'ye de söyledikten sonra Barry'nin masasında bulduğu magnum silahına uzanmak üzereydi ki, bulunduğu kata çıkan merdivenlerden geldiğini tahmin ettiği bir takım ayak sesleri duymaya başladılar. Kendilerini Barry'nin masasının arkasına saklayan ikiliden Deniz, el fenerini kapattıktan sonra silahının namlusunu kapıya doğrulttu.
   "Ne yapıyorsun Deniz?" diye sordu Berke fısıldayarak. "Ya zombi değilse?"
   "Ben yine de hazırlığımı yapayım da..."
   Ayak sesleri, bulundukları ofisin kapısının önünde durdu. Korkudan titremeye başlayan Deniz, sakin olmaya çalışıyordu. Ellerinin de titriyor olmasından dolayı kapıya bir türlü düzgün nişan alamaz hale gelmişti.
   Kapının önündeki kişi, kapının kolunu tuttu.
   Deniz de elindeki silahın horozunu indirdi. Tüm dikkatiyle kapıya odaklanmaya çalışıyordu. Eğer zombi ise, hiç düşünmeden tetiği çekecekti, ama kapının önündekinin bir zombi olmamasını umuyordu. Onun için harcayacağı bir mermi, yanlarındaki cephanenin azalması ve savunmalarının da riske girmesi demekti. Gerçi zombiyi öldürmek zorunda da değildi. Eğer o gizemli silüet silahı Deniz'e fırlatmasaydı, kendisini başka bir şeylerle savunmak zorunda kalacaktı. "Savunmak?" diye içinden geçirdi Deniz. O kadar zombinin içinden nasıl kurtulacaktı ki kendisini savunabilsin? Yaşadığı stres yüzünden saçmalamaya başlamıştı. En iyisi hiçbir şey düşünmeden yalnız kapıya odaklanmaktı. Gözünün ucuyla Berke'ye baktı. Berke de bir Deniz'e, sonra da kapıya bakmıştı.
   Kapının önündeki kişi, kapıyı ittirerek ardına kadar açtı.
   Kapının açılmasıyla Deniz'in eğilmesi bir olmuştu. Kapının önündeki kişiyi görmüş, gözlerine inanamamıştı. Berke'ye döndü. "Bu... Ben hayal mi görünüyorum?"
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 14 Şubat 2011, 13:59:17
Abi ellerine sağlık diyorum ilk önce ve devamında ödümü patlattın be nasıl bir kalemin varmış senin abi stephenie meyer'e bin çekersin :H. Mükemmel ötesi gidiyorsun abi okuduğum en gerici paragraflardı Seçkin abi ile olanlar :W.

Stephenie Meyer'ı bugünlere ben getirdim :P :P Şaka bir yana, hikayenin devam bölümlerini genelinde geceleri yazıyorum. Hem kafamı toparlamam kolay oluyor, hem de geceleri aklıma daha değişik fikirler gelebiliyor :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 14 Şubat 2011, 17:29:26
Abi ellerine sağlık diyorum ilk önce ve devamında ödümü patlattın be nasıl bir kalemin varmış senin abi stephenie meyer'e bin çekersin :H. Mükemmel ötesi gidiyorsun abi okuduğum en gerici paragraflardı Seçkin abi ile olanlar :W.



Stephenie Meyer'ı bugünlere ben getirdim :P :P Şaka bir yana, hikayenin devam bölümlerini genelinde geceleri yazıyorum. Hem kafamı toparlamam kolay oluyor, hem de geceleri aklıma daha değişik fikirler gelebiliyor :)

Abi bir de arayı kapatma ya açık kalsın biraz vallahi olmuyor böyle aksiyonu artıyor bekleyince :H.

Ve abi üsteki yorumu sonraki bölümden sonra dikkate al :H gene aynısını yaptın kim o kişi ya merak ettim vallahi :o
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 14 Şubat 2011, 18:10:22
Az daha sabret, sıradaki bölümden sonraki bölümde öğreneceksin :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Piskabak - 14 Şubat 2011, 19:04:26
Abi ellerine sağlık diyorum ilk önce ve devamında ödümü patlattın be nasıl bir kalemin varmış senin abi stephenie meyer'e bin çekersin :H. Mükemmel ötesi gidiyorsun abi okuduğum en gerici paragraflardı Seçkin abi ile olanlar :W.

Stephenie Meyer'ı bugünlere ben getirdim :P :P Şaka bir yana, hikayenin devam bölümlerini genelinde geceleri yazıyorum. Hem kafamı toparlamam kolay oluyor, hem de geceleri aklıma daha değişik fikirler gelebiliyor :)

Ortam psikolojisi abi :D Bu arada kopmuşsunuz yahu siz  :H helal olsun :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 15 Şubat 2011, 00:46:46
Beğendiğine sevindim Oğuzhan :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: ManGa_Ka - 15 Şubat 2011, 00:56:01
süper yazıyosun ya :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 15 Şubat 2011, 01:03:36
Usta, ellerine sağlık ve ölümüne :W diyorum, başka bir şey demiyorum.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: ManGa_Ka - 15 Şubat 2011, 01:09:58
işine karışmak gibi olmasın ama Leon'a aşığımdır bunu söyliyim burdan da :D

sonunda işe yarıyorum ayrıca :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 15 Şubat 2011, 01:16:20
Hani hiç yapmak istemiyorum, ama yöneticilerinde pisliği bu işte...

ManGa_Ka, forum kurallarının 15. maddesince uyarıldınız. Ayrıca imza kısmı tüm içeriğiyle beraber 600x200 boyunda olmalıdır. Şuanda yazıyla beraber, sanırım yükselik boyutunu 4 pixel kadar aşıyor. Onu da düzeltebilirsen iyi olur.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 15 Şubat 2011, 01:26:47
Usta, ellerine sağlık ve ölümüne :W diyorum, başka bir şey demiyorum.

Ben de ölümüne Bilal diyorum :W


işine karışmak gibi olmasın ama Leon'a aşığımdır bunu söyliyim burdan da :D

sonunda işe yarıyorum ayrıca :D

Estağfurullah, hikayeye katmaya değer türlü fikri değerlendiririm ;)
Leon konusuna gelirsek... Bu hikaye, Seçkin abi, Levent, Berke, ben ve sen ile beraber dördüncü hikayeye bağlanacak. Dördüncü hikayenin Resident Evil karakter kadrosunu henüz belirlemediğim için Leon'u pek tabi ki tekrar misafir edebiliriz. Tabi o da isterse :D

Bu arada, teşekkürler :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 17 Şubat 2011, 02:25:34
     "Bu da ne böyle? Gaziantep'e ne için gid..." diye söyleniyordu ki Orçun, bir şimşek daha çaktı, ama bu seferki tam da beyninin içinde çakmıştı. "Bir dakika bekle... Bu... Tabi ya!"
   Bileti katlayıp cebine koyarken, hafızasında Seçkin, Deniz, Berke ve Levent'in yüzleri ardı ardına değişerek kayboldu. Artık cevabını bulması gerektiği bir soru daha oluşmuştu kafasında: Arkadaşları hayattalar mıydı? Hayattalarsa, neredeydiler? Ne durumdaydılar? İyiler miydi? Belki de iyiydiler ve Orçun'u arıyorlardı. Kim bilir? "Evet... Kim bilir?" diye söylendi. Sıkışan çekmeceyi açmaya çalıştı. İyice zorladıktan sonra da açmayı başardı, ama ne yazık ki içinde hiçbir şey yoktu. Kafasını kaldırıp, kasanın üzerinden kilitli kapıya baktı. Çakan şimşeğin yarattığı aydınlık ile restoranın içinde gözlerini gezdirtikten sonra, yerinden kalktı. "Pekala... Madem düzgün bir şekilde çıkamayacağım, ben de kendi yöntemlerimle çıkarım" dedi. Masalardan birinin yanında duran sandalyeyi kaptığı gibi, yakın mesafeden ön kapıya doğru fırlattı. Büyük bir gürültüyle camın içinden geçen sandalye, etrafa saçılan camın parçaları ile birlikte restorandan dışarı uçtu. Elindeki şemsiyeyi açtıktan sonra kapıya doğru yürüyen Orçun, dikkatlice dışarı çıktı. Şu anlık tek yapması gereken şey, sağ salim arkadaşlarını bulmaya çalışmaktı. Tabi bir yandan da, bulunduğu bu yerin neresi olduğunu ve nasıl geldiğini de öğrenmeliydi...

   Birkaç adım yürüdükten sonra, yağmurun da yavaş yavaş dinmeye başlaması üzerine şemsiyesini kapattı Orçun. Geriye dönüp baktığında, az önce içerisinde olduğu dükkanın "R. Şehri" Restoranı olduğunu gördü. "Eğer açlıktan ölecek gibi olursak arkadaşlarımı toparlayıp, buraya getireceğim." dedi kendi kendine ve yürümeye devam etti.
   Sokağın köşesine geldiğinde, sol tarafında Raccoon City Polis Departmanı, tam karşısında Şehir Büyük Salon'u ve sağ tarafında da Gaz İstasyonu ile Raccoon Basımevi vardı. "Ne tarafa doğru gitsem ki?" diye düşündü Orçun. Tek tük sokak lambalarının oluşturduğu loş ışık havuzlarının, yağmurun etkisiyle ıslanan asfaltı az da olsa cilalanmış gibi parlattığı sokaklara şöyle bir göz attı. Şehir Büyük Salon'u Raccoon Şehri Polis Merkezi tarafındaki köşesinde duran bir şey dikkatini çekti. O tarafa doğru yöneldi.
   Köşeye kadar geldiğinde, kendisine bir şekilde aşına gelen şehir haritasının asılı olduğu bir pano ile karşılaştı. Orçun'un ilk aklına gelen şey, tepedeki ışıkların aydınlattığı haritanın en üstündeki isme bakmak oldu. 'Raccoon Şehri' ismini görmesi ile "E pes vallaha!" tepkisini vermesi bir olmuştu. Bunun bir tür şaka olduğunu düşünen Orçun, bu şehirde yaşadıkları geçmiş maceralarını da düşündükten sonra bu düşüncesini bir kenara itmeye karar verdi. Böyle düşünerek nasıl olsa bir yere varamayacaktı. "'Bütün yollar Roma'ya çıkar' lafını diyen her kim ise, keşke şimdi bizi bir görseydi..." dedi kendi kendisine. Haritaya bakıp, nereye gideceğine karar vermeye çalışırken, haritanın sağ üst tarafına yakın bir yerde bulunan Raccoon Şehri Hastanesi gözüne takıldı. Şöyle bir durdu ve "Kazadan sonra muhtemelen bizi hastaneye kaldırdılar... Eğer bu bir tür kabus ise, biz, aslında kazayı geçirdiğimiz yere en yakın hastanede yatıyor, müşahede altında tutuluyor olabiliriz. Peki ben şimdi Raccoon Şehri Hastanesi'ne gitsem, işime yarayabilecek herhangi bir şey bulabilir miyim?" diye düşündü Orçun. Gözü bir an olsun haritadan ayrılmıyordu. Raccoon Şehri Hastanesi'nin bulunduğu yere bakıyordu. "Bunu öğrenmenin tek bir yolu var. O da hastaneye doğru gitmek."
   
   Warren yolu üzerinde yürümeye başlayan Orçun, Şehir Büyük Salonu ile Gaz İstasyonu'nun karşılıklı olduğu aradan girdi. Merkezi İstasyon'un sağ tarafından geçerek Merkezi Bulvar'a çıktı. Sağa doğru döndü. Henüz birkaç adım atmışken, az ilerideki elektrik direğinin dibinde duran bir şey gördü. Meraklı adımlarla ilerleyerek gördüğü şeyin ne olduğunu anlamaya çalıştı. Orçun, elektrik direğinin yaydığı loş ışık havuzunun altında duran bu 'şey'in nedense kendisine fazlasıyla tanıdık geldiğini hissediyordu. Ne var ki, loş ışık-gölge oyunlarının yüz profilini hafızasında tamamlaması sonucunda gerçeğin farkına vardı. Bu bir insandı ve Levent'in ta kendisiydi. "Levent!" diye bağırdıktan sonra adımlarını hızlandırarak koşmaya başlayan Orçun, kısa sürede Levent'in yanına vardı. Onu omuzlarından tutup, hafifçe sarstı. "Levent! Levent! İyi misin?" diye sordu. Sağına soluna şöyle bir baktı. Herhangi bir saldırıya uğramamış olduğunu gördü. Aklına gelir gelmez nabzını kontrol etti. Halen atıyordu. "Allah'a şükür hala hayattasın!" Şöyle bir etrafına bakındı Orçun. Levent'i nasıl ayıltacağını düşünüyordu. Yakınlarında yatmakta olan bir polis memuru cesedi gördü. Yanına koştu. Elindeki silahı dikkatlice aldıktan sonra üzerini aradı. Şansına bir de telsiz buldu. Vatani görevini muhabereci olarak yapan Orçun, bu şeyi nasıl kullanacağını da biliyordu. Mandalına basıp, yardım çağrısı gönderdi. Kısa süre sonra çağrısına cevap aldı: "Memur Chambers konuşuyor... Çağrınızı aldık. Yerinizi belirtin."
   "Merkezi Bulvar üzerindeyiz." diyerek cevap gönderdi Orçun. "Lütfen, mümkün olabildiğince çabuk gelin."
   "Şu anda yola çıktık. Birazdan orada oluruz. Bulunduğunuz yerden ayrılmayın."

   Kısa sürede Orçun ile Levent'in bulundukları yere gelen ambulanstan ilk inen Rebecca olmuştu. Orçun, telsizde Rebecca'nın sesini duyunca bir şaka olduğunu sanmıştı, ama onu karşısında kanlı canlı görünce dili tutuldu. "Çok... Çok çabuk ge-geldiniz?"
   "Billy sağolsun..." dedi Rebecca. Eliyle takdim eder gibi kibarca Billy'yi işaret etti. "Aracı Formula 1 pilotu gibi sürdüğü için birazcık öyle oldu."
   "Her zaman ki halim..." dedi Billy. Araçtan indikten sonra yavaşça kapıyı kapattı. Ambulansa yaslanırken, arka cebinden bir sigara paketi çıkarttı. İçinden bir tane alıp ağzına götürdükten sonra, diğer cebinden çıkarttığı çakmağı ile ucunu yaktı. Bir nefes aldıktan sonra dumanını üflerken, Orçun'a doğru baktı. "Söz konusu insan yaşamı olduktan sonra, gerekirse ters şeritten bile giderim."
   "Vay canına..." dedi Orçun. Şaşkın bir yüz ifadesiyle Billy'ye bakıyordu. "Etkilendim. Göründüğünden daha vahşi ve gizemlisin."
   "Bunu bir iltifat olarak mı almalıyım?"
   "Nasıl istersen..."
   "Bu arada..." diyerek araya girdi Rebecca. "Arkadaşını bir an evvel hastaneye götürmek için yola çıksak da, bu konuşmaya yolda devam etsek?"
   "Mantıklı..." dedi Billy. Levent'in yanına doğru yürüdü. Şöyle bir yüzüne baktı. Kalkıp, ambulansa doğru yürüdü. Arka kapılarını açtıktan sonra Orçun'a seslendi: "Bir işe yara da, bana yardım et."
   "Daha nazik olamaz mısın?" dedi Orçun. "Daha yeni tanıştık...? Daha doğrusu karşılaştık."
   "Ne diyorsam, onu yap."
   "Pekala..." dedi Orçun. Billy'nin yanına gitti.
   Birlikte sedyeyi ambulanstan çıkarttılar. Yere koyduktan sonra sürükleyerek Levent'in yanına kadar getirdiler. Billy, Levent'in omuzlarından, Orçun da ayak bileklerin tuttu. Dikkatlice sedyeye yatırdıktan sonra aynı dikkati göstererek ambulansa taşıdılar. Billy, direksiyona doğru giderken, Orçun da Levent'in yanına geçerek kapıları kapattı. Rebecca ise çoktan ambulansta yerini almıştı.
   Billy, kontağı çevirip ambulansı çalıştırdı. Bir yandan debriyaja basarak el frenini indirdikten sonra, ayağını yavaşça debriyajdan çekip, gaza bastı ve yola çıktılar.

   Yüksek hızla seyir halinde giderlerken, Raccoon-Arklay hattından Army sokağına sapacaklardı ki, sokağın ağzına kadar zombile dolu olmasından dolayı Billy, direksiyonu can havliyle Raccoon-Arklay hattına geri çevirmek zorunda kaldı. Savrulan araç, asfalt üzerinde kısa süreliğine sürüklendi.
   "Billy dikkat et!"
   "Dikkat etmeye çalışyorum." dedi Billy. Direksiyonun bir anda kontrol dışı kalması üzerine, araç, kenardaki bariyerlere doğru yöneldi. Tekrardan kontrolü sağlamaya çalışıyordu ki Billy, aracın sol ön tarafından bir ses geldi. Sesi, orta şiddetli bir sarsıntı takip etti ve tekrar bariyerlere doğru yöneldiler. Kısa süreli bir sürtünmeden sonra, aracın sol ön tarafı, hafiften yükselir gibi oldu.
   "Billy!?"
   "Lanet olsun, kontrolü sağlamaya çalışıyorum!" dedi Billy. Bariyerlerin üzerine çıkarak tamamıyla kontrol dışında kalan aracın ön camından nereye gittiklerine bakacaktı ki, karşılarına çıkan elektrik direğini son anda gördü. Ambulans son hızla elektrik direğine çarptı. Şiddetli bir sarsıntı ile arka tekerleklerinin üzerinde savruldu. Sağ ön tekerinin bariyeri sıkıştırması sonucunda sol ön tekerinin bariyerden kurtuldu ve ambulans, geliş yönüne doğru döndü. Bu sırada,  araç yerden kesildi ve havada bir süre uçtuktan sonra yan yatarak asfaltın üzerine düştü ve sürüklenmeye başladı. Yaklaşık elli metre sürüklenen araç, yıkılmış olan Raccoon-Arklay köprüsünün ucuna doğru ancak durabildi.

   Kazadan kısa bir süre sonra kendisine gelen Orçun, bir anlık korku ile irkildi, ama sonrasında neden korktuğuna bir anlam veremedi. Gülmekle gülmemek arasında kararsız kalırken, durup, şöyle bir etrafına baktı. Yüz üstü yatan Levent'i gördü. "Sanırım neden korktuğumu anladım." dedi. Levent'in yanına doğru gidip, onu kendisine doğru çevirdi. Alnında ve kollarında ufak sıyrıklar vardı. Ucuz atlattıklarını düşündüğü sırada, Levent'in sol koluna saplanmış olan camı gördü. Hazır baygın olmasından istifade ederek camı yavaş ve dikkatlice çıkarttı. Rebecca'nın bu konularda kendisinden daha deneyimli olduğunu bilen Orçun, yarayı kısa süreliğine korumak için yanıbaşında duran sargı beziyle Levent'in kolunu sardı. "Bu seni kısa süreliğine de olsa idare eder."
   Sağına soluna dikkat ederek araçtan çıkan Orçun, Levent'i de çıkarttı. Ön tarafa doğru gidip, Rebecca ve Billy'ye bakacaktı ki, Billy'nin araçtan çıktığını, Rebeccayı da çıkartmakta olduğunu gördü. "Ne oldu Billy?" diye sordu. "Kazaya neden olan şey neydi?"
   "Şu lanet olası Army sokağı ağzına kadar zombi doluydu. Aralarına dalmak hiç de akıl kârı değildi." dedi Billy. Öksürdükten sonra lafına devam etmeye çalıştı. "Direksiyonu kırıp, alternatif yol çizeyim dedim, ama bu lanet olası araç 'sen kim oluyorsun da alternatif yol çizmeye kalkışıyorsun' der gibi kontrolümden çıktı.  Kontrolü tekrardan sağlamaya çalışayım dedim. Bu sefer de sol ön tekerlek patladı galiba. Yani kısacası, ben masumum!"
   "Peki şimdi ne yapacağız?" diye sordu Rebecca. "Hastaneye gitmemiz lazım."
   "Şu Mina sokağına girelim." dedi Billy. Eliyle o tarafı işaret ederek. "Birinci değil de, ikinci sağdan saparsak, tam hastanenin karşısına çıkarız. Oradan seri hareket ederek sanırım ulaşabiliriz. Arkadaşını ben taşırım."
   Rebecca, Orçun ve Billy, Levent'i de yanlarına alarak, Mina sokağı ile Kimm sokağının kesiştiği yerden sağa saptılar. Army sokağının dolduran zombilere dikkat ederek Raccoon Şehri Hastanesi'ne ulaşmayı zor da olsa başardılar.

   İçeri girdiklerinde, kapıyı arkalarından sıkıca kapattıklarına emin olduktan sonra, vakit kaybetmeden birinci kattaki Muayene Odası'na girdiler ve Levent'i sedyeye yatırdılar.
   Rebecca, ilk olarak Levent'in kolundaki sargıyı çözdü. "Bunu kim sardı?"
   "Arka tarafta benden başka kimse yoktu." diyerek cevap verdi Orçun. "Ben sardım."
   "Biraz sıkı olmuş, ama neyse ki fazla bir süre boyunca böyle kalmadı." dedi Rebecca. "Ayılması için bir süre beklemek zorundayız. Bu sürede de, ben şuradaki dolaptan ağrı kesici ve tentürdiyot bulmaya çalışayım."
   Levent'in yatmakta olduğu sedyenin yakınındaki dolabı araştıran Rebecca, ne var ki, ona gerekli olan bir şişe tentürdiyot, bir paket pamuk ve ağrı kesici haplardan bulabilmişti.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 17 Şubat 2011, 02:33:28
Ölümüne usta :W Artık tüm parçalar yerine oturdu sanırım :) Buarada Billy ile aranızdaki husumet, ölümüne :W :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 17 Şubat 2011, 02:51:26
Ölümüne usta :W Artık tüm parçalar yerine oturdu sanırım :) Buarada Billy ile aranızdaki husumet, ölümüne :W :H

Şimdi yavaş yavaş grubu toparlamam lazım :D O değil de, Saddler, Chris ve Keith ne zaman çıkacaklar ortaya acaba? :D :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 17 Şubat 2011, 02:53:32
Yani, bu Keith nasıl bir şeyse, hiçbir zaman gözükmedi usta :D Ara ara sen, Keith'ten bahsedince, "Len acaba Etlü Sülo, bu mu?" diye düşünmeden edemiyorum :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 17 Şubat 2011, 03:18:23
Yani, bu Keith nasıl bir şeyse, hiçbir zaman gözükmedi usta :D Ara ara sen, Keith'ten bahsedince, "Len acaba Etlü Sülo, bu mu?" diye düşünmeden edemiyorum :D

Keith karakteri tam bir manik obsesiftir... Eğer Monk isimli diziyi biliyorsan, manik obsesiflik nasıl olur onu da bilirsin :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: LW - 17 Şubat 2011, 09:29:27
Pis herif beni yerden yere vuruyorsun bir ayılamadık gitti.:Süper süper.:D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: ManGa_Ka - 17 Şubat 2011, 11:46:44
oha süper bir bölümdü :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 17 Şubat 2011, 15:40:40
Pis herif beni yerden yere vuruyorsun bir ayılamadık gitti.:Süper süper.:D

Sende de ne bünye varmış arkadaş :D Koca ambulans devrildi, tık yok :D :D


oha süper bir bölümdü :)

8)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 17 Şubat 2011, 20:55:54
Anlamsızca biten tüm bölümlerin bağlandığını görüyorum. Hem de çok mantıklı şekilde. Teşekkür ediyorum Orçun. Hikaye bomba gibi olmuş. Her bölümü kopyalayıp word formatında kaydediyorum. Böyle değerli eserleri arşiv yapmakta fayda var.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 18 Şubat 2011, 02:59:06
Anlamsızca biten tüm bölümlerin bağlandığını görüyorum. Hem de çok mantıklı şekilde. Teşekkür ediyorum Orçun. Hikaye bomba gibi olmuş. Her bölümü kopyalayıp word formatında kaydediyorum. Böyle değerli eserleri arşiv yapmakta fayda var.

Ne diyeceğimi bilemiyorum Seçkin ağabeyim... Bu kadar sevebileceğini hiç tahmin bile etmiyordum. İnanılmaz mutlu oldum 8)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 19 Şubat 2011, 03:33:17
   Nereye koştuğunu bilmeden koşmaya devam eden Seçkin, kısa süre içerisinde, bu esrarengiz ve pastel renk bir karanlıktaki havanın içerisinde karşısında bir takım yapılar belirmeye başlamıştı. Bu yapıları gördüğü anda, daha da hızlı koşma azmini bulmuştu kendisinde Seçkin. Hiçbir şekilde durmadı. Nefes nefese kalması umrunda değildi. Koştu... Koştu... Ayağının bir yere takılması sonucunda yere düştü. Düşer düşmez de hemen arkasına baktı. Görünürde hiç kimse yoktu. Derin bir nefes aldı. Yavaşça ayağı kalktı. Etrafına bakındı, ama karanlıktan başka hiçbir şey görmüyor olduğunu düşünüyordu ki, karanlıkların içerisinde beyazlık gördü. Yerden kalkıp ne olduğuna bakmak için ilerlediği sırada bir tabela ile karşılaştı. Cebinden çıkarttığı telefonunun ışığını kullanarak tabelaya baktı. Beyaz üzerine yeşil renk bir tabelanın üzerindeki kanlı yazıyı gördü. Tabelanın bazı yerleri kandan okunmuyordu.

"Raccoon City

City Limits

POP..."

   Devamını okuyamıyordu. Bir tek sondaki 200 rakamını görebiliyordu. "Bu bir şaka mı?" diye söylendi. "Raccoon şehrinin sınırları içerisinden mi girdim?"

   Tam bu sırada duyduğu bir inleme üzerine arkasını dönmesiyle bir zombinin boğazına yapışması bir olmuştu. Zombi ile mücadeleye giren Seçkin'i bir el silah sesi kurtarmıştı. Kafasına isabet eden kurşun ile yere serilmişti zombi. Sesin geldiği yere bakan Seçkin, karanlıkların içerisinde bir silüet gördü. Ne yapacağını bilememişti Seçkin. Silüet de bir süre Seçkin'e baktıktan sonra silahını da aldığı gibi gözden kayboldu.

   "Hey dur!" diye bağırdı Seçkin. "Sana teşekkür edemedim..."

   Kendisini kurtaranın kim olduğunu öğrenmek için koşmaya başlayan Seçkin, silüeti Flower sokağı ile Ema sokağının kesiştiği köşeye kadar kovaladı. Durdurak bilmeyen bir hızla koşan silüeti yakalamak imkansız gibiydi... Nitekim, nefesi kesilen Seçkin, dinlenebilmek için durmak zorunda kaldı. Flower sokağının Ema sokağı ile kesiştiği köşeye geldiğinde, ayaklarının artık onu taşımakta zorlandığını hissetti ve kaldırıma oturdu. Etrafta hiçbir hareket olmamasından faydalanan Seçkin, bir süre orada dinlenmeye karar verdi.
   Yeteri kadar dinlendikten sonra kalktı ve arkadaşlarını aramak için yola koyulmak istedi, ama nereye gitmesi gerektiğine karar veremedi. Etrafını incelerken, bir ses duyduğunu sandı Seçkin. Hızlıca dönerek arkasına bir baktı. Herhangi bir şey yoktu, ama bir hışırtı duyduğuna yemin edebilirdi. Merak edip, duyduğunu sandığı sesin geldiği yöne doğru gitmek için hamle yapacaktı ki, diğer sesin, içindeki sesin, bunu yapmaması gerektiği konusunda kendisini uyardığını duyar gibi oldu. Geri adım attı. "İçimdeki sesi hiçbir zaman yanılmadı. Bu seferde yanılmıyordur. Gitmesem iyi olur." dedi Seçkin. Bu arada, bir an için etrafı çeviren karanlığın giderek daraldığını hissetmişti. O anda, hafif bir rüzgar esintisi, etraftaki ağaçların yapraklarını hışırdattı. Mat bir siyaha boyanmış olan sokak, birden Seçkin'in gözünde göründüğünden daha karanlık bir hale büründü. Hurdaya dönmüş arabalar, her an çökecekmiş gibi duran hasarlı binalar ve ışık vermeye mecali kalmamış sokak lambalarının oluşturduğu loş ışık havuzları... Hiçbir hayat belirtisinin olmadığı bu sokağın ortasında duruyor, karşısındaki donuk hiçliğe bakıyordu. "Bir zamanlar bu sokak cıvıl cıvıldı." diye düşündü. O anda, parlak bir ışık gözünü almaya başladı. Işığın geldiği yöne doğru elini tutarak, gözlerini korumaya çalıştığı sırada, anlam veremediği türden bir olaya, bulunduğu sokağın değişime uğramasına tanıklık ettiğini gördü. Usta bir ressamın fırça darbeleriyle tuval üstünde hayat bulan bir resim gibi renkleniyordu sokak. Hurdaya dönmüş arabalar, hasarlı binalar, elektrik direkleri ve etrafta insanı rahatsız edebilecek türden her türlü şey, yerini bahar havasının hakim olduğu bir sokağın görüntüsüne bırakıyordu. Karşısındaki manzara karşısında şoka giren Seçkin, eli ile gözünü alan ışığı engellemeyi bıraktı. Az önce aklından geçen şeylerin birer birer gerçek olduğunu gördü: Yaşıtlarıyla parkta oynayan çocuklar, sokakta bisiklet ve paten süren gençler, açık olan dükkanlarında satış yapmakta olan esnaf, annesinin elinden tutup da vitrindeki bir şeyi gösterek annesinden onu almasını isteyen küçük bir kız çocuğu ve yeni aldığı bilgisayar oyununu arkadaşlarına gösteren bir delikanlı... Evet, hepsi gerçek olmuştu. Şöyle bir etrafına baktı Seçkin. Raccoon Şehri, birkaç dakika öncesindeki o soğuk görüntüsünden bir hayli uzaktaydı. "Hayal mi görüyorum? Yoksa deliriyor muyum?" diye sesli bir şekilde kendi kendisine sordu Seçkin. "Bu bir hayal olmalı... Evet! Kesinlikle bir hayal olmalı!"
   Etrafına büyük bir şaşkınlıkla karışık bir hayranlıkla bakmaya devam ediyordu. Kollarını iki yana açarak, kendi çevresi etrafında şöyle bir dönüverdi. Ağzı kulaklarına varırcasına içten bir gülümseme yüzünü kaplamıştı. Az önce içini ürperten hava, yerini içinde yaşama sevinci uyandıran, bulutsuz bir gökyüzünde ışıl ışıl parlayan bir güneş ile ilkbahar yaşatan ılık bir havaya bırakmıştı. Kollarını aşağıya indirdi. Kahkaha atmak istiyordu. "İnanılır gibi değil!" dedi. Üzerindeki kıyafetler kışlık olduğu için yavaş yavaş onu terletmeye başladı. Montunu çıkartıp, kolunda taşımaya karar verdi Seçkin. Hazır şehir bu hale gelmişken, tadını çıkartmak istemişti. Bu sırada, montunun cebinden düşen katlanmış bir not kağıdı da dikkatini çekti. Kağıdı açtı. Üzerinde tek satırlık bir şey yazıyor gibiydi: "Eğer karanlığa bakıyorsan, onun da sana baktığını asla unutmamalısın."
   Yazıyı okuduktan sonra kafası bir anlığına karışan Seçkin, "Bunun anlamı ne ki?" diye sordu kendi kendisine. Sorusunu yeni bitirmişti ki, duyduğu bir ses ile irkildi. Başını kaldırıp, sesin nereden geldiğini anlamak için etrafına baktı. Daha önceden onu fark etmemiş olan herkesin delici bakışlarla onu incelemekte olduklarını fark etti. Yeni aldığı bilgisayar oyununu arkadaşlarına gösteren delikanlı ise oyununu yere düşürdü. Çevresindeki herkes, yaptığı işi bıraktı. Doğrudan Seçkin'in üzerine yürümeye başladı. Aynı anda kollarını Seçkin'e doğru uzattılar ve aynı anda garip iniltiler çıkartmaya başladılar. Az önce bahar havasına bürünmüş olan Flower sokağı, eş zamanlı olarak eski görüntüsüne geri dönüyordu.
   "Yine mi?? Hayır!! Lütfen...!" diyerek bağırdı Seçkin. Gördüklerinin daha tadına bile varamamışken, böylesine hızlı bir değişim, kendisini hayal kırıklığına uğratmıştı. Sıra sıra kendisine yaklaşan ve giderek zombiye dönmeye başlayan insanların yüzlerine tek tek baktı. Yeni aldığı bilgisayar oyununu arkadaşlarına gösteren delikanlıya, arkadaşlarına, bisiklet ve paten süren gençlere, annesine vitrindeki bir oyuncağı gösteren kız çocuğuna, annesine ve esnafa. Hepsi de dönüşümün etkisiyle yavaş yavaş parçalanmakta olan yüzlerinden akan kanların kapladığı çürümüş bedenleri ve bedenlerini kaplayan kandan yeteri kadar nasibini almış olan eski püskü kıyafetleri ile ellerini kendisine doğru uzatmış olarak üstüne gelmekte olan gudubet görünümlü zombilere dönüşüyorlardı. Artık insanlıklarından hiçbir eser kalmıyordu.
   "Ne yapacağım? Kendimi savunacağım bir silahım da yok..." dedi Seçkin. Arkasını dönüp kaçmaya başladı.

   Uzun süreli bir koşudan sonra, tekrar yoruldu. Durup, arkasına baktı. Ona saldırmak isteyen zombiler, göremeyeceği kadar geride kalmıştı. Sesleri bile duyulmuyordu. Şöyle bir etrafına baktı. Az önceki rüyadan önce etrafını çeviren o aşina olduğu atmosferin içinde bulmuştu kendisini yeniden. "Ne rüyaydı ama!" dedi Seçkin. Bir anlığına olduğu yerde kalakaldı. Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm ile boşluğa bakıyordu. Kendisini bir anda salak gibi hissetmiş, gülmeye başlamıştı. "İnanılır gibi değil... Cidden inanılır gibi değil! Böylesine hızlı bir değişime nasıl aldanabildim? Bir şehir durduk yere nasıl eski günlerine dönebilir ki? Hayalperest bir insan değilim halbuki... Ben as..."
   Seçkin cümlesini tamamlayamamıştı ki, yakınlardan gelen bir takım garip sesler dikkatini çekti. Kontrolünün dışında gerçekleşen bir hamle ile seslerin geldiği yöne doğru koştu. Sesler, Trafo'nun tam karşısındaki Racoon Şehri Tiyatrosu'dan geliyordu. Merak edip, içeriden gelen seslerin sokağa yayılmasına neden olan açık kapılardan dikkatlice içeri girdi.

   Az ilerideki büyük çift kapıları geçti ve büyük bir salona ulaştı. Dışarı sızan ışık hüzmelerine bakılacak olursa, içeride birileri vardı. "Muhtemelen sesler buradan geliyor." dedi Seçkin. Başını uzatıp, şöyle bir içeriye bakamak için başını uzatmıştı ki, büyük bir sahne ile karşılaştı. Aynı anda, burnuna pis bir koku gelmeye başladı. Midesi bulanır gibi oldu, ama bu koku, onu içeriye girmekten alıkoyamamıştı. İçerideki ışıklar sadece sahneyi aydınlatıyordu. Koltukların olduğu kısım, her zamanki gibi karanlıktı. Seçkin, birkaç adım atarak sahneye yaklaşırken, sahnedeki tuhaf dekor dikkatini çekti. Hurdaya dönmüş bir otobüs vardı. Kasasının belirli yerleri çamura bulanmıştı. Etrafındaki cesetler sonradan Seçkin'in dikkatini çekmişti. Bu dekor, kendisine geldiği yerdeki manzara ile tamamen aynıydı. Otobüsün duruşu, dış kasanın hali ve etrafta yatan cesetlere kadar her şey birebir aynıydı. Merakına yenik düşen Seçkin, koşarak sahneye çıktı.
   İlk yapmak istediği şey, sahnede kendisini bulmak oldu. Etrafa şöyle bir bakındı. Ne var ki, kendisinden önce Orçun, Levent, Berke ve Deniz'i buldu. Her ne kadar bu bir tiyatro sahnesi olsa da, içini bir ürperti sardı. Kollarına baktığında, tüylerinin diken diken olduğunu gördü. Ne Levent, ne Berke, ne Deniz, ne de Orçun baygın bir halde yatıyordu. Aksine, hiçbir yaşam belirtisi göstermeksizin öylece yatıyorlardı. İstem dışı bir hamle ile hepsinin teker teker nabzını kontrol etti. Yanılmamıştı. Hepsi ölüydü. Çoktan ölmüşlerdi. İrkildi... Panik halinde geriye doğru sıçradı. Kalbinin atışı hızlanmıştı. Tuhaf duygular içerisinde otobüse baktı. "Peki ya ben?" diye sordu. Tedirgin adımlarla içeriye girdi.
   Şoförün koltuğunun yanında durarak koltuklara tek tek gözatmaya, kendisini aramaya başladı. İçeride tek tük cesetler vardı. Her birine dikkatlice bakarken, çok geçmeden de bulmayı başardı... Kendisini gördüğü tarafa doğru yürüdü. Kendisine geldiği andaki yerinde, kendisine geldiği andaki haliyle duruyordu, ama tek bir farkla: Otobüsün metal aksamı, kasadan ayrıldığı gibi karnından girip, oturmakta olduğu koltuğun arkasından çıkmıştı. Kendisini o halde görmek, iyiden iyiye midesini bulandırdığı için derhal otobüsü terk etti Seçkin. 
   Cesetlerin arasında dolanırken, arkadan birinin yaklaştığını fark etti. Hızla dönüp, baktı.
   "Hayat da aynen böyle bir tiyatro sahnesi gibidir."
   "Osmund 'Lord' Saddler..." dedi Seçkin.
   "Herkesle birlikte sen de bu sahneye çıkar, kendi bölümünü oynar ve rolün bitince de sahneden inersin." dedi Saddler. "Ne garip değil mi? Rol arkadaşların sana 'neden ölmek zorundaydın?" diye sorarlar, ama bu soruya cevap verebilecek durumda değilsindir."
   "Ne demek istiyorsun?"
   "Benim bir şey dememe gerek var mı?" diye sordu Saddler. Eli ile sahneyi şöylece bir taradı. "Sahnedeki dekor benim yerime konuşuyor."
   "Daha açık konuşmaya ne dersin?"
   "Raccoon Şehri Hastanesi'ne git..." dedi Saddler, arkasını dönerken. "Ne demek istediğimi, oraya gidince gayet açık bir şekilde anlarsın."
   "Hey bekle!" diye bağırdı Seçkin, ama Saddler çoktan salondan çıkıp gitti... "Kahretsin!"
   Bu arada, sol tarafından giderek yaklaşan bir takım ayak sesleri duydu. Dönüp, baktığında tanımadığı başka biriyle karşılaştı.
   "Ne manyak bir herif ha?" diye sordu yaklaşan kişi. "Bu zamana kadar onun gibisini görmedim."
   "Tanışıyor musunuz?"
   "Az önce sen söyleyince tanışmış oldum. Keith McFadden." dedi adam. Elini Seçkin'e doğru uzattı. "Buraların yabancısısın sanırım?"
   "Pek sayılmaz..." dedi Seçkin. Keith'in uzattığı ele şöyle bir baktı. Eldiven giymekte olduğunu gördü. O da elini uzattı ve kendisine uzatılan eli sıktı. "Tanıştığıma memnun oldum Keith."
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 19 Şubat 2011, 08:43:06
Abi öyle bir zamanda yazmışsın ki 5dk lık internete giriş çıkışlarla yaşıyorum şu sıralar tek solukta okuma umuduyla gidiyorum...
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 19 Şubat 2011, 09:23:31
Olay budur. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum  :-*
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Jill_61 - 19 Şubat 2011, 10:10:45
Güzel :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 19 Şubat 2011, 12:37:55
Sanırım şu zamana kadarki en güzel bölümdü usta. Ölümüne usta :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 21 Şubat 2011, 00:19:22
     İçeriyi el fenerinin ışığı ile şöyle bir araştıran Deniz, gördüğü masalara Berke ile teker teker göz atmaya başladı. Masalardan bir tanesinin üstüne dijital bir fotoğraf makinesi gördü. İçinde neler olduğuna bakmak için açmaya çalıştı, ama cihaz, düşük pil uyarısı vererek kapandı. Etrafına bakınıp pil bulmaya çalıştı Deniz, ama ne var ki, pil namına hiçbir şey yoktu. Ne olur ne olmaz diye makineyi yanına alan Deniz, bunu Berke'ye de söyledikten sonra Barry'nin masasında bulduğu magnum silahına uzanmak üzereydi ki, bulunduğu kata çıkan merdivenlerden geldiğini tahmin ettiği bir takım ayak sesleri duymaya başladılar. Kendilerini Barry'nin masasının arkasına saklayan ikiliden Deniz, el fenerini kapattıktan sonra silahının namlusunu kapıya doğrulttu.
   "Ne yapıyorsun Deniz?" diye sordu Berke fısıldayarak. "Ya zombi değilse?"
   "Ben yine de hazırlığımı yapayım da..."
   Ayak sesleri, bulundukları ofisin kapısının önünde durdu. Korkudan titremeye başlayan Deniz, sakin olmaya çalışıyordu. Ellerinin de titriyor olmasından dolayı kapıya bir türlü düzgün nişan alamaz hale gelmişti.
   Kapının önündeki kişi, kapının kolunu tuttu.
   Deniz de elindeki silahın horozunu indirdi. Tüm dikkatiyle kapıya odaklanmaya çalışıyordu. Eğer zombi ise, hiç düşünmeden tetiği çekecekti, ama kapının önündekinin bir zombi olmamasını umuyordu. Onun için harcayacağı bir mermi, yanlarındaki cephanenin azalması ve savunmalarının da riske girmesi demekti. Gerçi zombiyi öldürmek zorunda da değildi. Eğer o gizemli silüet silahı Deniz'e fırlatmasaydı, kendisini başka bir şeylerle savunmak zorunda kalacaktı. "Savunmak?" diye içinden geçirdi Deniz. O kadar zombinin içinden nasıl kurtulacaktı ki kendisini savunabilsin? Yaşadığı stres yüzünden saçmalamaya başlamıştı. En iyisi hiçbir şey düşünmeden yalnız kapıya odaklanmaktı. Gözünün ucuyla Berke'ye baktı. Berke de bir Deniz'e, sonra da kapıya bakmıştı.
   Kapının önündeki kişi, kapıyı ittirerek ardına kadar açtı.
   Kapının açılmasıyla Deniz'in eğilmesi bir olmuştu. Kapının önündeki kişiyi görmüş, gözlerine inanamamıştı. Berke'ye döndü. "Bu... Ben hayal mi görünüyorum?"

   "Sizi görüyorum..." dedi kapıdaki kişi. Silahını çıkarttıktan sonra namlusunu Barry'nin masasına doğru tuttu. "Elleriniz havada ayağa kalkın."
   Deniz, Berke'ye dönüp, kafasıyla işaret etti. Berke de başıyla onayladı. Deniz, elindeki silahı yavaşça uzattı ve Barry'nin masasının üzerine koyduktan sonra ellerini havaya kaldırdı. Deniz'i gören Berke de ellerini yavaşça havaya kaldırdı. İkisi de yavaşça ayağa kalktılar. "Bizi vurmayacaksınız, değil mi?" diye sordu Deniz. "Buraya kötü bir amaçla girmedik."
   "Öyle bir şeyi şu anlık düşünmüyorum. Tabi beni buna zorlamazsanız." dedi Chris. Silahının namlusuyla Barry'nin masasını işaret etti. "Burada ne yapıyorsunuz? Daha da önemlisi: Sizleri daha önceden görmemiştim. Kimsiniz?"
   "Benim adım Deniz Boyacı." diyerek kendisini tanıttı Deniz. Berke'yi işaret etti. "Bu da, arkadaşım Berke Kaçmaz. Aslında burada yapmaya çalıştığımız şey, göründüğünden çok daha farklı; çünkü, KAYBOLDUK!"
   "Kayboldunuz?"
   "Evet... Bizler Türkiye'de yaşıyoruz. Gaziantep'teki bir arkadaşımızı görmeye gidiyorduk. Bizim haricimizde üç arkadaşımız daha var. Yolda kaza geçirdik. Gözlerimizi hastanede açtığımızı sanıyorduk, ama karşımızdaki manzara hiç de öyle olmadığını gösterdi. Şu anda ise, diğer üç arkadaşımızı arıyoruz. Burada bulunmamızın tek sebebi buydu."
   "Anlıyorum... Bu arada, ben de Chris Redfield. Ellerinizi de indirebilirsiniz." dedi Chris. "Size yardımcı olmalıyım; çünkü, bu şehir hiç de güvenli değil."
   "Tanıştığımıza memnun oldum."
   "Ben de tanıştığımıza memnun oldum." dedi Deniz. "Her ne kadar biz sizi daha önceden tanıma fırsatı bulmuş olsak da, bu şekilde bir tanışmaya tanık olmamıştık. Bu arada, bu şehrin ne kadar tehlikeli olduğunu, sizinle tanışmadan önce görme fırsatı buldum. Zombiler sağolsunlar, beni gayet hoş bir şekilde karşıladılar."
   "Gördün mü?"
   "Gördün mü?" diyerek soruyu tekrarladı Berke. "Bana hiç söylememiştin...?"
   "Gerek duymadım." diyerek cevap verdi Deniz. "Seni bulduğum andaki ruh halin nedeni ile bu konuyu açmayı istemedim."
   "Pekala... Onlardan nasıl kurtulabildiğini merak ettim?"
   "Aslında kurtulmadım, kurtarıldım." dedi Deniz. "Henüz kim olduğunu, neye benzediğini bilmediğim gizemli bir kahraman tarafından kurtarıldım. Benimle hiçbir şekilde konuşmadı."
   "Gizemli bir kahraman mı? İlginç... Neyse, silahını al." dedi Chris. Deniz'e Barry'nin masasını işaret etti. Ardından da, Berke'ye döndü. "Silah kullanmasını biliyor musun?"
   "Daha önceden hiç deneyimim olmadı...?"
   "Pekala, o halde sen de bize yakın dur."
   "Tamam." dedi Berke. "Direktiflerinize uyarım."

   Deniz, Berke ve Chris, güvenli bir şekilde Raccoon Şehri Polis Merkezi'ndan çıktılar. Etrafta hiçbir hayat belirtisi yoktu. Issız, sessiz ve derin bir ölüm sessizliği vardı. Hafiften esen bir rüzgar, çevredeki binaların dış cephelerini usulca yalayarak, ağaçlardan dökülmüş olan ölü yaprakları asfaltın üzerinde sürükledi. Flower sokağı ve Warren sokağının kesiştiği kavşakta kısa süreli bir anafor yaptı ve diğer ağaçlardan dökülmüş olan ölü yaprakları da etkisi altına alarak kısa bir süreliğine belirli bir eksen etrafında döndürerek savurdu. Kısa bir süre sonra, yerini yine o aşina olunan tüyler ürpertici ölüm sessizliğine bırakan rüzgar, aynı zamanda Deniz'in, Berke'nin ve her ne kadar son derece deneyimli olsa da, Chris'in de tüylerini ürpertmişti.
   "Ne taraftan başlamamız gerekiyor?" diye sordu Chris. "Arkadaşlarınız nerede veya nerelerde olabilirler ki? Tabi hayatta kalıp, kalmadıklarını da bilmiyorum. Bilmiyoruz. Umarım sizin kadar şanslılardır."
   "Aklınıza gelebilecek olan fikrin ne olduğunu bilmiyorum," dedi Deniz. Sanki bir şey arıyormuş gibi bakan meraklı bir yüz ifadesi ile şöyle bir sokağı taradıktan sonra  Chris'e döndü. "ama bana kalırsa, hastaneye gitsek daha iyi olur."
   "Neden ilk olarak oraya gitmedin?"
   "Raccoon Şehri Polis Merkezi daha yakındaydı. Zombilerle olan tanışma merasimimden sonra, belki oraya tek parça halinde ulaşabilmek için yardım alabileceğim birilerini bulabilirim diye düşündüm." dedi Deniz. Berke'yi işaret etti. "Ne var ki, diğer arkadaşlarımdan birisini de burada buldum."
   Chris, arkasını dönüp, söyle bir Berke'ye baktı.
   "Evet... Ne diyorsunuz?"
   "Öncelikle, 'siz'li veya 'biz'li konuşmayı bıraksak iyi olur."
   "Pekala..."
   "İkincisine gelirsek... Arka tarafta bir araç olacaktı. Oraya kadar yürümek yerine, araçla gitmeye çalışırsak çok daha iyi olur." dedi Chris. Raccoon Şehri Polis Merkezi'nin arka tarafına doğru yürürken, onunla birlikte gelmekte olan Deniz ve Berke'ye baktı. "Tabi 'tek parça halinde' ulaşabilmek istiyorsak."
   Binanın arka tarafına ulaştıklarında, Chris, tahmininde yanılmadığını gördü. Halen bir polis cipi vardı. Chris, direksiyona, Deniz yan taraftaki koltuğa, Berke ise arka koltuğa geçti.
   "Anahtar nerede?"
   "Onu sormak aklıma bile gelmedi." dedi Deniz. "Ne güzel... Umarım zor bir yerde değildir."
   Chris, önce bir torpido gözüne, ardından da oturduğu koltuğun altına baktı. Her iki yerde de yoktu. "Harika... Nereden bulacağım ben bu aracın anahtarlarını?" dedi. Gözleriyle etrafını tarıyordu. "Şimdi işin yoksa düz kont... Bir dakika..."
   "Ne oldu?" diye sordu Berke.
   "Galiba buldum." dedi Chris. Güneşliği indirmesi ile anahtarların kucağına düşmesi bir olmuştu. "İşte buradasınız!"
   Fazla oyalanmadan anahtarı kontağa soktu Chris ve Raccoon Şehri Polis Merkezi'nı son hızla terk ederek Raccoon Şehri Hastanesi'ne doğru yola çıktılar.

   "Umarım yolda başımıza ciddi bir sorun gelmez." dedi Berke. "Gerçi böyle bir şehirde ne zaman, ne olacağı belli olmuyor."
   "Haklısın." diyerek Berke'yi destekledi Chris. "Hiç işim olmasa, bu şehirde bir an bile durmaz, kaçarım."
   "Ekipteki diğer arkadaşların neredeler?" diye sordu Deniz. Gittikleri yolu takip ediyordu. "Rebecca, Jill, Barry...?"
   "Hiçbir fikrim yok..." cevabını verdi Chris. "Hayatta olup olmadıklarını bile bilmiyorum. Spencer Konağı'nın havaya uçmasından sonra, bildiğim kadarıyla Barry, Rebecca ve partnerim Jill kurtuldular, ama şu zamana kadar hiçbirinden haber alamadım. Hiçbir yerde yoklar..."
   Merkezi Bulvar'ı takip ederek Raccon Şehri Hastanesi'ne doğru gidiyorlardı ki, yolun ilerisinde duran birilerinin aracı durdurmak için kollarını salladıklarını gördüler.
   "Arabayı yavaşlat Chris!" dedi Deniz. Yoldakileri seçmeye çalışıyordu. "Bunlar zombiye benze... Orçun abi...?!!?"
   "Orçun abi mi?" diye sordu Chris. O da yoldakileri seçmeye çalışıyordu. "Bu Or... Bir dakika... Şu kız Rebecca mı...?!??"
   "Evet! Bunlar onlar!" diyerek bağırdı Berke. "Hem de ta kendileri!"
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 21 Şubat 2011, 01:00:28
Ellerine sağlık usta, şükür kavuşturana :D Şimdi sırada Seçkin abi var, o da amansız ilerliyor valla :D Yalnız usta, şöyle arabanın üzerine koşup, elinle arabanın kaputundan tuttuktan sonra üstünden böyle takla atarcasına atlayıp beraberinde de kaputu çekersen ve bu şekilde de kaput yerinden sökülüp havaya uçarken, arabada o basınçla ileri doğru bükülüp takla atarsa süper olacak :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 21 Şubat 2011, 01:04:22
Ellerine sağlık usta, şükür kavuşturana :D Şimdi sırada Seçkin abi var, o da amansız ilerliyor valla :D Yalnız usta, şöyle arabanın üzerine koşup, elinle arabanın kaputundan tuttuktan sonra üstünden böyle takla atarcasına atlayıp beraberinde de kaputu çekersen ve bu şekilde de kaput yerinden sökülüp havaya uçarken, arabada o basınçla ileri doğru bükülüp takla atarsa süper olacak :H

Bir sonraki bölümde Seçkin abiye yaptıracağım o hareketi :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 21 Şubat 2011, 09:06:11
Ellerine sağlık usta, şükür kavuşturana :D Şimdi sırada Seçkin abi var, o da amansız ilerliyor valla :D Yalnız usta, şöyle arabanın üzerine koşup, elinle arabanın kaputundan tuttuktan sonra üstünden böyle takla atarcasına atlayıp beraberinde de kaputu çekersen ve bu şekilde de kaput yerinden sökülüp havaya uçarken, arabada o basınçla ileri doğru bükülüp takla atarsa süper olacak :H

Bir sonraki bölümde Seçkin abiye yaptıracağım o hareketi :H

Çalıştığım şirkette ar-ge sorumlusuyum. Herşeyin ilkini (prototipini) bana yaptırırlar. Gücüm kuvvetimde yerinde. Ancak o hareketi yapabileceğimden emin değilim :H :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 22 Şubat 2011, 02:01:02
   "Merak ettim... Seni buralarda daha önceden görmemiştim." dedi Keith. Kolundaki tozu eliyle temizledi. Şöyle bir sağına soluna da baktıktan sonra tekrar Seçkin'e döndü. "Burada ne arıyorsun?"
   "Şu arkanda gördüğün dekor var ya?" dedi Seçkin. Eliyle dekoru gösteriyordu. "Görüyor musun?"
   "Beni bir şey göremiyorum...?" dedi Keith. Seçkin'in gösterdiği yere dikkatlice bakıyor, ama boş bir sahneden başka bir şey göremiyordu. "Hayır, sahne bomboş... Hiçbir şey göremiyorum."
   Dekora bir kez daha, sanki bütün bu olaylar zincirini kıracak bir detayı arıyormuş gibi göz atmakta olan Seçkin, Keith'ten gelen bu cevap ile dondurulmuş bir film karesi gibi kalakaldı. "Benimle dalga geçiyor olmalısın... İşte bu, şu zamana kadar gördüklerimin arasında en ilginç olanı olacak gibi görünüyor."
   "Neyse, ne diyordun?"
   "Neyse..." dedi Seçkin. "Biz aslında Türkiye'den geliyoruz."
   "Türkiye'den?"
   "Evet, ama buraya gelmiyorduk."
   "Hmmm... Dur tahmin edeyim!" dedi Keith. Gözlüklerini itina ile çıkarttı. Ardından da gömleğinin cebinden poşete sarılı bir şey daha çıkarttı. Poşetin içinden de neredeyse çamaşır makinesinden yeni çıkmış gibi görünen temiz bir bez çıktı. Seçkin'in hayretler dolu bakışları içerisinde, Keith, gözlüğünün camını silmeye başladı. "Tatile gidiyordunuz... Bu şehrin yakınlarından geçerken de arabanızın benzini bitti. Doğal olarak siz de yakınlarda bir benzin istasyonu bulmak için araştırmaya çıktınız ve tombala! Raccoon Şehri'ne geldiniz... Başınız bir türlü belaya girdi. Kapana kısıldınız. Çıkış yolu arıyorsunuz...?"
   "Güzel bir senaryo."
   Gözlüklerini silmekte olan Keith, işini bitirdikten sonra bezi poşete sararak cebine koydu. Gözlüğünü de tekrar gözüne taktı. "Peki öyleyse esas senaryo nedir?"
   "Esas senaryo: Gaziantep'teki bir arkadaşımızın davetini geri çevirmedik ve yola çıktık. Gece vakti olduğu için de uykudaydık. Neresi olduğu konusunda hiçbir fikrimizin olmadığı bir yerde trafik kazası geçirdik. En azından ben öyle olduğunu sanıyorum. Gözlerimi hastanede açtığımı sanmıştım, ama Raccoon Şehri'ne çok yakın bir yerde açtım. Hem de kazanın gerçekleştiği yerde; çünkü, kendime geldiğimde otobüsün içerisindeydim. Dışarı çıktım. Etrafıma bakınırken, otobüsün etrafındaki cesetler ayaklandılar ve üzerime saldırmaya teşebbüs ettiler. Hatta bir tanesi saldırdı, ama yüzünü bile göremediğim gizemli bir kahraman tarafından kurtarıldım. Kim olduğunu öğrenebilmek için peşinden koştum, ama yetişemedim. Benim için gerçekten çok hızlıydı. Bu arada, yolda bir grup zombiye daha yakalanıyordum ki, kaçarak kurtulmayı başardım. Raccoon Şehri Polis Merkezi'nin yakınlarındayken duyduğum bir takım sesler, beni bu tarafa doğru çekti. İşte benim hikayem bu..."
   Keith, arkasını döndü ve sahneye tekrar baktı, ama sahne yine bomboştu. "İlginç bir hikaye... Bu zamana kadar duyduğum türden bir şey değil. Peki şimdi nereye gitmeyi istiyorsun?"
   "Emin değilim, ama aklımı kurcalayan bir şey var."
   "Nedir?"
   "Kazadan sonra bize ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Şu..."
   "Bize?"
   "Benim haricimde dört arkadaşım daha var. İşimleri Deniz, Berke, Levent ve Orçun. Onların da ne durumda olduklarını merak ediyorum. Şu anda muhtemelen bir kabus görüyorum, görüyoruz. Eğer kazanın gerçekleştiği yere en yakın yerdeki hastanede yatıyorsak, bu şehirdeki hastaneye gidersem, işime yarayacak bir şey bulabilir miyim?"
   "Az önce Saddler da aynı tavsiyede bulunmuştu. Bir şey biliyor olmalı..."
   "Peki beni oraya en kısa yoldan götürebilir misin?"
   "Neden olmasın?" dedi Keith. Salonun çıkış kapısına giden yolu işaret etti. "Eğer başka bir işin yoksa yola koyulalım."
   "Umarım yolda başımıza bir şey gelmez..." dedi Seçkin. Keith'in ardından salondan çıkarken, son bir kez daha sahnedeki dekora baktı. "En azında burada."
   
   "Bu zamana kadar Resident Evil oyunu oynadım, bu şehirde senin gibisini görmedim. Bana biraz kendinden bahsetsene Keith." dedi Seçkin. Sorusuna cevap gelmeyince yürümeyi bıraktı. Arkasını döndü. "Keith?"
   "Bu şeyler her zaman kontrol ediyorum, ama her bakışımda bozuluyorlar."
   Keith'i üç cam vazoyu kontrol ederken buldu Seçkin. Elinde damlalık gibi bir şey vardı. Baktığı vazodan damlalıkla su aldıktan sonra gidip, arkasındaki vazoya damlattı. Bir önceki vazodan birkaç damla daha aldıktan sonra, bu sefer sağ tarafta duran sehpanın üzerindeki vazoya damlattı. Akabinde sol cebinden bir metre çıkarttı ve her üç vazonun da su seviyesini ölçtü. Sağ taraftaki vazoda fazlalık, arkasındaki vazoda da eksiklik vardı. Sağ taraftaki vazodan birkaç damla alıp, arkasındaki vazoya aktardı. Tekrar ölçtü. Bu sefer her üçündeki su aynı seviyedeydi. "Tamam, şimdi oldu."
   "Ne yapıyorsun?"
   "Şu üç vazodaki suların seviyesine bakıyordum. Eşit olmadıkları zaman, bir şeyler eksikmiş gibi geliyor."
   "Şehir komple savaş alanı gibi, buradaki üç vazonun su seviyesini eşitlesen ne olacak?   
   "Haklısın, ama elimde değil. Neyse." dedi Keith. Seçkin'in yanına gelirken, elindeki damlalığı mendile sardı ve cebine koydu. "Gidelim."

   Raccoon Şehri Tiyatrosu'ndan çıktıktan sonra, sol tarafa döndüler. "R. Şehri Restoranı"nın önünden geçerek Warren sokağına ulaştılar. Yukarı doğru Raccoon Şehri Hastanesi'ne doğru yürümeye başladılar.
   "Bana kendinden bahsetmedin Keith. Senin hikayen nedir?"
   "Aslına bakarsan, hikayemden kimseye bahsetmek istemiyorum; çünkü, hem iç açıcı değil, hem de anlatırken içim acıyor."
   Bir süre sessizce yürümeye devam ettiler.
   "Ne annemi, ne de babamı tanıma fırsatım olmadı. Bir tek anneannemi tanıyordum."
   "Neden?"
   "Annem, doğumumdan sonra fazlaca kan kaybettiği için komaya girmiş, ama kurtulamamış. Babam ise, doğumuma yetişmek için gelirken, yolda trafik kazası geçirmiş. O da kurtulamamış. Bakımımı anneannem üstlendi. Küçük bir de köpeğimiz vardı. Adı Ruby'ydi. Bir golden retriever. Dişiydi. Onüçüncü doğum günümü kutladığım sene, anneannem hastaneye kaldırıldı. Yaklaşık iki hafta boyunca hastanede kaldı. Bakım masraflarını karşılayabilmek için çalışmaya başladım. Buna mecburdum." dedi Keith. Eliyle arka tarafı işaret etti. "Raccoon Şehri Tiyatrosu'nda, ama kazandığım para, anneannemin masrafını karşılayamıyordu. Ne var ki, bir gün hastaneden aradılar. Öldüğünü söylediler. İki defa kalk krizi geçirmiş. En sonunda da felç inmiş... Kurtaramamışlar. Şaşırmadım. Üzülmedim. Ağlamadım. Sanki bağışıklık kazanmış gibiydim. Onüç yaşında bir insanın ölüme karşı tepkisiz kalması ne garip değil mi? Sanki bekliyormuşum gibi..."
   "Keşke sormasaymışım... Ne diyeceğimi bilemiyorum."
   "Bir şey demeni beklemiyorum." dedi Keith. "Hayatta tek başıma kalmadım. Ruby, benim en büyük destekçim oldu. Beni hiçbir zaman yalnız bırakmadı. 'Herhalde bundan sonra bir şey olmaz.' diye düşünüyordum, ama Ruby'nin de bir canlı olduğunu, zamanı geldiğinde onun da beni bırakıp gideceğini unutmuştum. Ne var ki, Ruby gitmedi. Onu ben yolladım."
   "Onu sen mi yolladın?"
   "Çok yaşlıydı. Hiçbir işini kendisi yapamıyordu. Eziyet çekiyordu. Onu acısından kurtarmak için veterinere götürdüm. Ebedi uykusuna yatırdık. Huzura kavuştuğunu, ne olursa olsun, ruhunun benimle birlikte olduğunu biliyorum."
   Kelimeler Seçkin'in boğazına takımıştı. Sanki konuşma yetisini kaybetmiş de, konuşmayı sökmeye çalışıyormuş gibiydi, ama Keith'in sesindeki o iç karartıcı ve soğuk hava tüylerini ürpertmişti. "Çok iyi kalpli bir insansın Keith... Eminim Ruby de benimle aynı fikirdedir."
   "Bilmiyorum... Ama o, her daim benimle olmayı istiyordu belki de. Yaptıklarına karşılık böyle bir şeyi hak etmediğini düşünüyorum, ama yapabileceğim başka da bir şey kalmamıştı. Gözlerimin önünde eriyip gitmesine seyirci kalamazdım."

   Warren sokağının Raccoon sokağı ile kesiştiği noktaya yaklaştıkları sırada, asfaltın büyük ölçüde çöktüğünü, öteki tarafa geçilecek gibi olmadığını gördüler. Fuston sokağı tarafına baktılar, ama orası da bloke edilmişti. Sağ tarafa dönüp, Fuston sokağının River Bulvarı ile kesiştiği tarafa doğru yürüdüler.
   "Bir dakika..." dedi Keith. "Burası benim apartmanım. Yani evim bu apartmanda... Bu binayı kullanarak hastanenin olduğu tarafa çıkabiliriz."
   "İyi fikir!"
   "Hadi gidelim..." dedi Keith. "Bu arada, evim burada, ama ben aslında burada yaşamıyorum."
   "Burada yaşamıyor musun? Anlamadım?"
   "Bu evde, köpeğimle ilgili bir çok anım var, ama ne zaman girsem, evim beni boğuyor. Anılar benim boğuyor. Kendimi evden atmak istiyorum. Burada yaşamaya tahammül edemiyorum."
   "Anlıyorum... Zaten eve girmeyeceğiz. Değil mi?"
   "Hayır, ama kapısının önünden geçeceğiz."

   Merdivenleri son hızla çıkan Keith ve Seçkin, Keith'in kapısının önünden geçiyorlardı ki, evden tuhaf bir sesin geldiğine tanık oldular. Aşina oldukları veya daha önceden duydukları türden bir ses değildi. "Bir dakika bekle!" dedi Keith. "Şu sesi duyuyor musun?"
   "Evet..." dedi Seçkin. "...de ne ki bu?"
   "Bilmiyorum, ama bakmadan edemeyeceğim."
   Keith'in evine girdiler. İçerisi son derece kasvetliydi ve eşyalar neredeyse tozdan görünmüyordu. Ayrıca, iç boğucu baskın bir hava hakimdi. Biri burada bir saatten fazla kalsa, nefes darlığından ölebilirdi belki de. Tabiri caizse, sokaklar evden temizdi. Keith ve Seçkin, sesin kaynağını aradılar, ama bulamadılar. "Burada bir şey yok galiba...?" dedi Seçkin. "Hadi gidelim."
   Seçkin evden çıktıktan sonra, tam Keith Seçkin'i takip edecekti ki, evin koridoruna doğru yönelen bir silüet gördü. Bu bir köpek silüetiydi. "Ruby?"
   Keith, meraklı adımlarla silüeti takip ederek içerisinde Ruby'nin de evinin bulunduğu bir yatak odasına vardı. Silüet, kapının önünde kayboldu. Ne yapacağı konusunda ikilemde kalan Keith, ağır adımlarla kapıya doğru yaklaştı. Kolu tuttu ve yavaşça çevirerek açtı. Eliyle de hafifçe ittirdi. Kapı ardına kadar açıldı. Burnuna ağır bir koku geldi. Midesi ağzına gelir gibi olmuştu. Öğürmüş, ama kusmamak için kendisini zor tutmuştu. Mümkün olabildiğince az solunum yaparak içeri girdi.
   Kominidin olduğunu düşündüğü mobilyanın üzerinde bir el feneri vardı. Bozukmuş gibi yanıp yanıp sönmekteydi. İçeriyi şöyle bir araştırmak için feneri eline aldı. İki defa ayasına vurdu. Fener düzeldi. Artık göz kırpmıyordu. Işığı rastgele duvarlara tutarken, duvarların bazı kısımlarının kırmızıya boyanmış olduğunu gördü. Sanki kan gibi görünüyordu. Belki de kandı. Elini duvara sürttü, ardından da burnuna götürdü. Evet, kandı. Duvarlardaki kırmızılıklar kandı. "Nereden gelmiş bunlar buraya?" dedi. Işığı etrafına tutarken, ayağı bir şeye takıldı. Dengesini kaybeder gibi oldu. Işığı, dengesini kaybetmesine neden olan şeye tuttuğunda, bir çift ayak gördü. Yüreği ağzına gelen Keith, kaçmak için hamle yaptığı sırada, ayağının yatağın köşesine takılmasıyla kendisini yerde buldu. Panik halinde elinden fırlayan feneri tuttuğu gibi ışığı yerdeki cesede doğru çevirdi. Kanının bir anda donduğunu hissetti. Bir süre hareketsiz kalakaldı. Gözlerini cesetten ayıramıyordu. "Yok, hayır, benle dalga geçiyor olmalısın!" dedi. Cesedin yüzü, kendi yüzüyle aynıydı. Üzerindeki kıyafete kadar birebir aynıydı. Yavaşça yerden kalktığı gibi cesede yaklaştı. Gözüne takılan ilk şey, cesedin ellerinin haliydi. Parmak uçları parçalanmıştı. Donmuş olan kanın arasından çürümüş kemikler görünüyordu. Uzanıp, cesedin ellerine dokundu. Bir buz kadar soğuklardı. Ne kadar süredir burada durduğunu merak ediyordu, ama daha da önemlisi, neden ceset Keith'in birebir kopyasıydı? Kafasındaki bu soru işareti ile cesede bakarken, gömleğinin cebinde duran bir şeyi ve etrafa saçılmış olan fotoğrafları fark etti. İlk olarak fotoğraflara bakmak istemişti, ama ondan önce, cesedin yüzüne bakarak, dikkatlice cebindeki şeye uzandı. Yavaşça çıkarttı. Bu da bir fotoğraftı. Ön tarafını çevirip baktığında, ikinci bir şok aha yaşadı, ama bu şok, yerini kısa sürede Keith'in gözünden akan yaşa bıraktı; çünkü, resimde kendisi ve kucağında da Ruby vardı. Ruby yavruyken ilk kez kucağına aldığında çekilmişti bu fotoğraf... Keith fotoğrafa bakarken, odanın çehresi bir anda değişiverdi.. Pencereden içeri güneş ışığı girerken, az önce karşısında duran ceset ortadan kaybolmuştu. Ne var ki fotoğraflar yerlerinde duruyorlardı. Ayrıca etraf tamamıyla siyah-beyazdı. Bir tek üzerindeki giysiler renkliydi.
   Elindeki fotoğraf ile odadan çıktı. Koridor boyunca yürüyerek salona ulaştı. Televizyonun karşısındaki koltuğun üzerinde bir anda kendisi, üzerinde Ruby ile beliriverdi. Köpeğiyle çılgınlar gibi oynuyor, oradan oraya yuvarlanıyorlardı. Kısa bir süre sonra anneannesinin sesinin gelmesi ile ortadan kayboldular. Keith, elindeki fotoğraf ile yatak odasına geri döndü. Bu sefer başka bir fotoğraf aldı. Köpeğinin ilk yaş günü kutlamasında çekilmiş bir fotoğraftı.
   Tekrar salona geldi... Ortadaki sehpanın üzerinde güzel bir doğum günü pastası vardı. Bir tarafında Keith, bir tarafında anneannesi ve tam ortada da Ruby. Anneannesi ile Keith, pastayı üflediler. Ruby ise olduğu gibi pastaya saldırdı. Her tarafına bulaşan pastayı temizlemeye çalışıyordu anneannesi. Kısa bir süre sonra ortadan kayboldular. Keith, fotoğraf ile birlikte yatak odasına geri döndü. Diğer fotoğraflara bakıyordu. Parka koştururlarken, Keith Ruby'yi yıkarken, Ruby ile Keith oyunlar oynarken, Ruby mamasını yerken ve daha niceleri... Fotoğrafları karıştırırken, eline ilginç bir fotoğraf geldi Keith'in, ama fotoğrafı aldığı gibi yere attı. Her ne kadar görmek istememiş olsa da, fotoğraftaki Ruby'nin gözleri ona bakıyordu: 'Ruby'yi ebedi uykusuna yatırdıkları andan' bir fotoğraf... Yatak odasının şekli bir anda değişime uğradı. Veterinerin odasına döndü. Keith, ayağa kalkıp, arkasına baktı. Kendisi ile veteriner Vincent Bell odanın ortasında duruyorlardı. Sedyenin üzerinde de Ruby vardı. Onu defalarca okşadı; çünkü, bunların son okşayışları olduğunu biliyordu. "Merak etme Ruby... Senin kötülüğünü isteyecek bir şey yapmam. Sen beni hayata bağlayan tek dostumsun." dedi Keith.
   Bu arada, doktor Bell İlk iğneyi yaptı. "Nabzına bakmam lazım. Sonrasında ikinci iğneyi yapacağım."
   "Gerek yok doktor." dedi Keith. Gözlerini hiç ayırmadan Ruby'nin gözlerine bakıyordu. "Bunu gözlerinden anlayabiliyorum."
   Ruby ölmüştü...

   Keith, Ruby'nin cesedini de yanına alarak arabasına bindiği gibi evine dönmek üzere yola çıktı. Evine gelene kadar göz yaşlarına hakim olamamıştı. Yol boyunca Ruby ile olan anıları birer birer hafızasından geldi, geçti ve gitti. Olanlara hala inanamıyor, bütün bunların birer hayalden ibaret olmasını ve birisinin gelip onu uyandırmasını istiyordu, ama Ruby'nin cesedi tüm gerçekçiliğiyle orada yatıyordu.

   Gözlerinin önünde uzayan yolun sonuna gelmiş, evine varmıştı. İlk yapmak istediği şey, Ruby'yi arka bahçeye gömmek ve huzur içinde ebedi uykusuna dalması için ona yardımcı olmaktı.
   Bodrum katından aldığı kürek ile toprağın üzerinde yatmakta olan Ruby'nin yanına geldi. İşe girişmeden önce, Ruby'nin gözlerine şöyle bir baktı. Daha önceden hiçbir şekilde alışık olmadığı bir bakış vardı. Ruby'nin her türlü bakışına alışkındı, ama bu sefer hiçbir şekilde tanıdık gelmeyen bakışlara maruz kalmıştı. Öyle ki, sanki 'ne yaptın bana? ben bunu hak edecek ne yaptım?' der gibi bakıyordu Ruby. Yere çömelip, bir zamanlar kendisi için varını yoğunu ortaya koyan, ama şimdi öylece toprağın üstünde yatmakta olan köpeğine baktı. Ne kadar da sessiz yatıyordu... Defalarca okşadı. "Görmeyi istemediğim bir tabloya bakıyorum şu anda, biliyor musun?" dedi Keith. Sıkıntılı bir şekilde derin bir nefes alıp verdi. Orada yatan kişi olmak için neleri vereceğini düşündü. "Her ne kadar beni duymuyor olsan, duysan da anlamayacak olsan da dinlemeni istiyorum."
   Şöyle bir etrafına baktı. Gökyüzü her an indirecekmiş gibi duran yağmur bulutlarıyla kaplanmıştı. Bulutlar, aynı zamanda da etrafı griye boyamıştı. Tam anlamıyla donuk bir hava hakimdi çevreye... Keith ayağa kalktı. Bir an için kendisini bir moloz yığını gibi, ruhsuz ve ölü gibi hissetti. Hafiften esmekte olan bir rüzgar, uğuldayarak apartmanların arasında dolaşırken, rüzgara maruz kalan bir ağacın yaprakları da hışırdayarak Keith'in dikkatini çekti. Tekrar Ruby'ye döndü. O anda gözünden akan bir damla gözyaşı, yanağından süzülerek aşağıya doğru indi. Çenesinin ucuna geldiğinde de kendisini boşluğa bıraktı.
   "'Başkalarının başına gelir, bizim başımıza gelmez' diye düşündüğüm bir şeyin, aslında herkes gibi bizim de başımıza gelebileceğini, aramızdaki bu denli güçlü olan bağın bir şekilde kopabileceğini asla düşünmezdim, düşünemezdim. Şu durumda, yanlış düşündüğümü acı bir şekilde öğrendim." dedi Keith. Ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Sözcükler boğazına dolanıyor, konuşmakta zorlanıyordu. Bir yandan etrafına göz gezdiriyor, bir yandan da cümlelerini toparlamaya çalışıyordu. Arkasında duran karton gözüne takıldı. Çömeldikten sonra onu da oturacağı yere koyup, üzerine oturdu. Ruby'nin sol ön patisini avuçlarının arasına aldı. Sımsıkı tutuyordu. "Hayatta tek başıma kaldıktan sonra asla toparlanamayacağımı düşünüdüyordum. Ancak sen o kadar güçlüydün ki, kendini toparladığın gibi beni de toparladın. İçinde barındırdığın sonsuz güçle yanımdaydın. Ne zaman karamsarlığa düşsem, karanlıkta yolumu bulmama yardımcı olurdun. Bir an bile olsa beni yalnız bırakmazdın. Her ne kadar dışarıdan güçlü bir yapıya sahipmiş gibi görünsem de, iç dünyamda ince bir buz parçası kadar kırılgandım, ama hayatla dalga geçercesine yaydığın o pozitif enerji, bir kaya kadar sağlam olmamı sağlardı. Ne yapabilirim bilmiyorum, ama seni bu halde görmek 'keşke ben ölseydim' dedirtiyor. Ruhunun nerede olduğunu ve ne yaptığını merak ediyorum. Eğer ölümünden sorumlu olduğumu düşünüyorsan, vicdanımın asla rahat etmeyeceğini bilmeni istiyorum. Ayağa kalktıktan sonra, küreği eline aldı. Dikkatlice toprağı kazdı. Ruby'yi içeriye yatırmadan önce son bir kez daha okşadı. "Seni unutmayacağım."

   Omzuna dokunan bir el ile olduğu yerde sıçradı Keith. Bağırmamak için kendisini zor tutmuştu. Başını çevirdiği anda Seçkin ile yüz yüze geldi.
   "Keith?" dedi Seçkin. "Burada ne yapıyorsun? Apartmanda bakmadığım yer kalmadı. Ne yapıyordun burada?"
   Keith, elinde tuttuğu fotoğrafı Seçkin'e gösterdi. "Ruby... O öldü. O öldü ve tamamıyla benim hatam."
   Seçkin bir süre fotoğrafa baktı. "Bilirsin Keith... Bazı şeyler, olmalarını istemesek de olur. Ne yazık ki elimizde olan bir şey değil."
   "Bu hiç de adil değil Seçkin... Adil değil..."
   "Biliyorum Keith... Biliyorum, ama yapabileceğimiz bir şey yok." dedi Seçkin. "Hayat devam ediyor. Rolümüzü oynamaya devam ediyoruz. Ne zaman sahneden ineceğimiz belli değil. Keşke sonsuza kadar yaşayabilsek, ama senin şu anda yapabileceğin en iyi şey, Ruby'yi daima en iyi anılarınızla birlikte hatırlamak. Eminim bu onu her nerede olursa olsun iyi hissettirecektir."
   "Haklısın... Neyse, çıkalım şu evden bir an evvel. Yoksa delireceğim."

   Seçkin ile Keith, apartmanın öteki tarafına geçip, yangın merdivenlerini kullanarak aşağıya indiler. Warren sokağının çökmüş olan tarafının karşısına geçmişlerdi. Tek yapmaları gereken, Raccoon Şehri Hastanesi'ne doğru koşmaktı...
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 22 Şubat 2011, 02:11:01
Ölümüne usta :W Ellerine sağlık, şu zamanki en duygusal, en babacan bölümdü :D  Aynı zamanda en gerilimli bölümlerden de biriydi. Şu Keith ölmez inşallah :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 22 Şubat 2011, 09:55:24
Ölümüne usta :W Ellerine sağlık, şu zamanki en duygusal, en babacan bölümdü :D  Aynı zamanda en gerilimli bölümlerden de biriydi. Şu Keith ölmez inşallah :D

Tamamen katılıyorum. Çok duygusal bir bölümdü. Olayları hissetmemek mümkün değil. Biz okurken bu kadar etkileniyorsak Orçun yazarken acaba ne durumdaydı?
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Jill_61 - 22 Şubat 2011, 15:20:07
Güzel Olmuş :) evde kitap değil bunu okuyorum hep :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 22 Şubat 2011, 20:21:26
Ölümüne usta :W Ellerine sağlık, şu zamanki en duygusal, en babacan bölümdü :D  Aynı zamanda en gerilimli bölümlerden de biriydi. Şu Keith ölmez inşallah :D

Ben ölmemesi için uğraşacağım, ama bakalım o benim uğraşlarıma yanıt verecek mi? :D


Ölümüne usta :W Ellerine sağlık, şu zamanki en duygusal, en babacan bölümdü :D  Aynı zamanda en gerilimli bölümlerden de biriydi. Şu Keith ölmez inşallah :D

Tamamen katılıyorum. Çok duygusal bir bölümdü. Olayları hissetmemek mümkün değil. Biz okurken bu kadar etkileniyorsak Orçun yazarken acaba ne durumdaydı?

İşin garibi de bu işte ya... Bu tip duygusal sahneler beni hiçbir zaman etkilemedi, gerilim sahneleri de. Bilmiyorum, ama etkilenmiyorum. İlginç ::)


Güzel Olmuş :) evde kitap değil bunu okuyorum hep :D

Bu hikayeyi kitap olarak bastırıp sana yollayacağım :D


Evet... Gelelim yeni bölüme :)
Bu arada, bir sonraki bölüm, hikayenin son bölümü olacak ;)



   "Umarım yolda başımıza ciddi bir sorun gelmez." dedi Berke. "Gerçi böyle bir şehirde ne zaman, ne olacağı belli olmuyor."
   "Haklısın." diyerek Berke'yi destekledi Chris. "Hiç işim olmasa, bu şehirde bir an bile durmaz, kaçarım."
   "Ekipteki diğer arkadaşların neredeler?" diye sordu Deniz. Gittikleri yolu takip ediyordu. "Rebecca, Jill, Barry...?"
   "Hiçbir fikrim yok..." cevabını verdi Chris. "Hayatta olup olmadıklarını bile bilmiyorum. Spencer Konağı'nın havaya uçmasından sonra, bildiğim kadarıyla Barry, Rebecca ve partnerim Jill kurtuldular, ama şu zamana kadar hiçbirinden haber alamadım. Hiçbir yerde yoklar..."

   Merkezi Bulvar'ı takip ederek Raccon Şehri Hastanesi'ne doğru gidiyorlardı ki, yolun ilerisinde duran birilerinin aracı durdurmak için kollarını salladıklarını gördüler.
   "Arabayı yavaşlat Chris!" dedi Deniz. Yoldakileri seçmeye çalışıyordu. "Bunlar zombiye benze... Orçun abi...?!!?"
   "Orçun abi mi?" diye sordu Chris. O da yoldakileri seçmeye çalışıyordu. "Bu Or... Bir dakika... Şu kız Rebecca mı...?!??"
   "Evet! Bunlar onlar!" diyerek bağırdı Berke. "Hem de ta kendileri!"

   Chris, aracı Billy, Rebecca, Orçun ve Levent'ten oluşan grubun önünde durdu. Araçtan çıkan ilk kişi Deniz oldu. Koşarak gitti ve önce Orçun abisine, sonra da Levent abisine sarıldı. "Allah'a şükürler olsun ki iyisiniz!" dedi. Sağlığınızdan endişe ediyordum, ama şimdi içim rahat."
   "Biz de seni gördüğümüze çok sevindik." dedi Orçun. Yüzünü kaplayan belirgin bir tebessüm ile Deniz'e bakıyordu. "Diğerleri nerede? Berke ve Seçkin abi?"
   "Berke de burada..." dedi Deniz. Arkasını dönüp, bağırdı. "Ber..."
   Deniz, lafını tamamlayamadan Berke de koşarak yanlarına geldi. O da ilk olarak Levent abisine, ardından da Orçun abisine sarıldı. "Hala hayatta olduğunuzdan dolayı ne kadar mutlu olduğumu bilemezsiniz. Neyse ki bir şeyiniz yok..." dedi Berke. Gözü Levent'in yüzüne ve koluna takılmıştı. "Tabi şu bantlar ve sargı haricinde... Ne oldu Levent abi??!"
   "Yolda ufak bir kaza geçirdik. Neyse ki, bu kadarla kurtulmayı başardık." dedi Rebecca. Arkalarında kalan araca bakarken, yanlarına doğru gelmekte olan Chris'i gördü. "Chris? Sen misin Chris?"
   "Rebecca?"
   "Görüşmeyeli uzun zaman oldu Chris! Nerelerdeydin?" dedi Rebecca. İçten bir gülümseme ile Chris'e yaklaştı ve ona sımsıkı sarıldı. "Seni çok özlemiştim. Bunca zamandır nerelerdeydin?"
   "Siz birbirinizi tanıyor musunuz?" diyerek araya girdi Billy.
   "Bu adam da kim?" diye sordu Chris. "Bugün, bu zamana kadar görmediğim insanlarla karşılaşıyorum."
   "Merhaba dostum, ben Billy. Teğmen Billy Coen"
   "Chris... Chris Redfield."
   "Tanıştığıma memnun oldum..." dedi Billy. Elini Chris'e doğru uzattı. "Chris."
   "Ben de memnun oldum..." dedi Chris. Billy'nin uzattığı eli sıktı. "Billy. Burada ne arıyorsun?"
   "Uzun hikaye... Buradaki işimiz bitsin, sana anlatacağım. Sözüm olsun."
   "Pekala. Yalnız, Sheva da bana Wesker ile aramızdaki husumetin nedenini sormuştu." dedi Chris. "İşimiz bitince anlatacağımı söyledim, ama arada kaynadı gitti. Neyse... Artık onun için bir önemi kalmamıştır. Peki, şimdi ne yapacağız?"
   "Şimdi bir dakika... Chris ve Billy, bu arkadaşların buraya geliş hikayesinden hepimizin bilgisi var değil mi?" dedi Rebecca. Eli ile Levent, Berke, Deniz ve Orçun'u işaret etti. "Grup üyelerini bir araya toparladığımıza göre, şimdi ne yapacağız?"
   "Bir kişi eksik" dedi Berke. Grup üyelerine şöyle bir baktı. "Seçkin abi... O hala kayıp ve şu zamana kadar hiçbir şekilde haber alamadık. Öncelikle onu bulmamız lazım."
   "Peki onu bulduktan sonra ne yapacağız?"
   "İşte esas soru işaretinin olduğu yere geliyoruz." dedi Billy. "Merak ediyorum."
   "Raccoon Şehri Hastanesi'ne gitmeliyiz." diyerek araya girdi Deniz. Billy ve Rebecca'nın şaşkın bakışlarını yakaladıktan sonra lafına devam etme gereği duydu. "Geçirdiğimiz kazadan sonra, eğer bizi kazanın meydana geldiği yerin yakınlarındaki bir hastaneye kaldırdılarsa, halen o hastanede yatıyor olmalıyız. Raccoon Şehri Hastanesi'ne gidersek, belki buradan nasıl kurtulacağımıza dair bir ipucu bulabiliriz."
   "Biz zaten Raccoon Şehri Hastanesi'nden geliyoruz." dedi Orçun. "Orada bir şey bulamadık."
   "İlla ki bir şey olmalı. Gözden kaçırdığınız bir şey olmalı. Tekrar bakmalıyız." dedi Deniz. "Elbet bir şey bulmalıyız. Tekrardan baksak bir şey kaybetmeyeceğimizi düşünüyorum."
   "Pekala..." dedi Chris. "O halde hep birlikte şu araca binelim de, önce Seçkin'i arayalım. Ardından da hastaneye gideriz."
   "O araçta, herkese yetecek kadar yer var mı?" diye sordu Billy. Sanki birkaçımız dışarıda kalacakmışız gibi görünüyor."
   "Merak etme Billy. Herkese yetecek kadar yer var."
   
   Direksiyona yine Chris geçmişti. Yanındaki koltukta Billy vardı. Bir arkadaki koltukta Rebecca, Levent, Orçun ve Deniz, en arkadaki koltuğa da Berke oturmuştu. Vakit kaybetmeden yola çıkan grubun öncelikli hedefi, Seçkin'i bulabilmekti.
   Merkezi-Raccoon Hattı'ndan yukarı doğru çıkmaya başladılar. Raccoon ve Warren yollarının Merkezi-Raccoon Hattı ile kesiştiği noktada, aracın önüne iki kişi atladı. Chris'in son anda fark etmesi nedeni ile yaptığı ani fren sonucunda, Billy'nin ön cama yapışmasına neredeyse ramak kalırken, kendisine hakim olamayan Levent, iki koltuğun arasından geçerek Billy ile Chris'in arasındaki vites kolunun üzerine uçtu. Araç radyosunun bulunduğu panele kafası çarparak son anda durabildi.
   Chris bir hışımla arabadan çıkarak, aracın önüne atlayan iki kişiyi neredeyse kükreyerek azarladı. "Yürürken önünüze baksanıza be!! Aracın farlarını da mı fark etmediniz!! Kör müsünüz??!!??"
   Korkudan oldukları yerde kalan ikili, dut yemiş bülbül gibi Chris'e bakmaya devam ettiler. Bu arada, Deniz yine arabadan fırladı. "Chris, bir dakika..." dedi. Bu kişilerden birisi bana tanıdık geliyor."
   "Öteki de bana tanıdık geliyor." diyen Rebecca da araçtan çıkmıştı. "Bana izin ver Chris."
   Deniz ve Rebecca, yavaş adımlarla iki kişinin yanına doğru yürüdü. Aracın uzun ışıklarından dolayı fazlaca parlayan yüzleri seçmeye çalışıyorlardı.
   "Deniz?" dedi ikiliden birisi. "Deniz... Bu sensin!"
   "Seçkin abi??"
   "Vay canına..." dedi Chris. "Bugün nedense her şey yolunda gidiyor. Neden acaba?"
   "Belki de şans bize artık gülmeye karar vermiştir."
   "Keith...?"
   "Rebecca...?"
   "Hayattasın... Öldüğünü sanmıştım. İyi misin? Ne... Burada ne arıyorsun?"
   "Siz birbirinizi tanıyor musunuz?" dedi Chris. "Bu soruyu bugün ikinci kez soruyorum."
   "Keith, Raccoon Şehri Hastanesi'nin doktorlarından birisi... Aynı zamanda da Raccoon Şehri Tiyatrosu'nda çalışıyor." dedi Rebecca. Gözlerini Keith'ten ayırmıyordu. "Onunla en son bir hafta önce görüştüm. Eğer doğru zamanda doğru yerde olmasaydı, şu an belki hayatta olamayabilirdim."
   "Vay canına... Etkilendim." dedi Billy. "Gözüme girdin dostum, her ne kadar daha önceden görmemiş olsam da..."
   Bu arada, Deniz, Berke, Levent ve Orçun da Seçkin abisine sarılıp, onu tekrardan görebildiklerine seviniyorlardı. Grup üyeleri yeniden bir araya gelmişlerdi. Rebecca, Chris ve Billy Seçkin ile tanışırken, diğerleri de Keith ile tanışma fırsatı bulmuşlardı. Kısa süreli bir kaynaşma merasiminden sonra, tekrardan bir araya geldiler. Ortak gidiş yeri belliydi: Raccoon Şehri Hastanesi.
   "Pekala..." dedi Billy. "Grup üyelerini 'tamamıyla' bir araya toparladığımıza göre, şimdi hep birlikte arabaya binelim ve Raccoon Şehri Hastanesi'ne gidelim."
   "Ne büyük tesadüf..." dedi Seçkin. "Biz de o tarafa doğru gidiyorduk."
   "Hani bir buluşma falan ayarlayacak olsaydık, organizasyon konusunda sıkıntı çekmeyecekmişiz." dedi Orçun.
   Hep birlikte gülmeye başladılar.
   "İyi tespit." dedi Billy. "Gerçekten iyi bir tespit... Neyse. Hadi arabaya tekrar binelim de, vakit kaybetmeden şu hastaneye gidelim. Bu şehirden bir an evvel kurtulmanıza yardımcı olalım."
   Grup üyeleri, yine aynı düzende arabadaki yerlerini alırlarken, Seçkin ve Keith de Berke'nin yanında yerlerini aldılar. Motoru kapatmamış olan Chris, gaza bastığı gibi aracı Raccoon Şehri Hastanesi'ne doğru yöneltti.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 22 Şubat 2011, 22:33:50
Usta ellerine sağlık, bu bölüm biraz aceleye gelmiş gibi :D Sanırım en büyük kozunu, sona sakladın. Levent abi'yi yine şamar oğlanına çevirmişsin :H Yalnız bu Chris, arabadan çıktığında Seçkin abi çok pasif kalmış. Açıkçası beklediğim şey şuydu: Chris, arabadan inip bağırmaya başladığı anda Seçkin abi koşarak bir kafa gömecekti :D Sonra sersemleyen Chris, arabaya sendeleyecekti, Seçkin abi ise yerden eğilerek bir tek atacak ve Chris yere düşmek üzereyken hemen ayağa kalkıp birkaç kombinasyon uygulayarak onu havada dövecekti :D Ardından Chris, daha yere düşmemişken, onu yüzünden kavrayıp yere indirecekti. Seçkin abi, hiç zaman kaybetmeden arabaya binip kimseye bakmadan Chris'in bacaklarının üzerinden geçecekti ve sonra arabadan inip, Chris'in önüne tükürerek, "Araba farlarını da mı görmedin ha, serseri?" diyecekti :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 22 Şubat 2011, 22:50:32
Allah'tan bu hikayeyi sen yazmıyorsun Bilal :D :D Gerçi ara sıra aklıma böyle sahneler gelmiyor değil... Bakarsın bir sonraki hikayede yapabilirim, ama bir farkla: Chris olmayacak :D :D
Bu arada, bu bölüm zaten geçiş bölümüydü. Bilerek böyle yazdım :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 22 Şubat 2011, 23:33:09
Final bölümü olacak, değil mi Orçun? Somut hayata dönüş falan...
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 22 Şubat 2011, 23:46:16
Final bölümü olacak, değil mi Orçun? Somut hayata dönüş falan...

Evet Seçkin ağabey. O değil de, inşallah yine otobüse binmeye kalkışmayız :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 23 Şubat 2011, 00:02:31
Allah'tan bu hikayeyi sen yazmıyorsun Bilal :D :D Gerçi ara sıra aklıma böyle sahneler gelmiyor değil... Bakarsın bir sonraki hikayede yapabilirim, ama bir farkla: Chris olmayacak :D :D
Bu arada, bu bölüm zaten geçiş bölümüydü. Bilerek böyle yazdım :D

:H :H :H :H :H :H Ölümüne usta :W :H Yere yığıldım :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 23 Şubat 2011, 01:58:15
   St. Michael Kulesi'nin önünden geçerlerken, Chris birden arabayı durdurdu.
   "Neden durduk?" diye sordu Billy. "Bir şey mi oldu?"
   "Arabayı biraz geriye alacağım." dedi Chris. Eliyle arkayı işaret etti. "Raccoon Pastanesi'nden birkaç tane kanepe alacağım."
   "İyi de... Bu..."
   Billy lafını tamamlayamadan Levent araya girdi: "İyi de, böyle bir yerden alacağın kanepe ne kadar hijyenik olur ki? Ayrıca, kanepe almak için mobilyacıya gitmemiz gerekmiyor mu? Hem arabada yerde yok? Nereye koyacağız o kadar büyük bir kanepeyi?"
   "Bu bildiğimiz kanepe değil Levent." dedi Chris. "Tatlı olan kanepelerden. Bu kadar eziyetten sonra, sizi yollamadan önce kısa bir ziyafet iyi gider, ama sen böyle söyleyince, hevesim kaçtı."
   Kısa süreli bir sessizlik oldu. Bir süre sonra Rebecca'nın kıkırdaması ile herkes gülmeye başladı. Bir tek Levent gülmüyordu... "Ne bileyim tatlı olarak kanepe almak isteyeceğini." dedi Levent. "Aklıma ilk öteki tür kanepe geldi."
   "Şaka yapıyorum Levent. Kanepe almayacaktım. Az ileride bir grup zombi gördüm. Gitmelerini beklemek için burada vakit öldürmeye karar verdim."
   "Hadi ya..." dedi Billy. "Ben de bir an kanepe alacaksın sandım. Yalan yok."
   "Hadi gidelim o halde." dedi Chris. "Yeterince vakit geçti. Gitmişlerdir."

   St. Michael Kulesi'nin önünden geçen yolu takip ederek Mission Yolu'na paralel yoldan gittiler. Army Sokağı'na giriş yapmışlardı ki, daha önceden Billy'nin kaza yapmasına neden olan zombi grubu ile karşılaştılar. Chris arabayı durdurdu. Nereden gideceklerine karar vermeye çalışırken, tam karşılarındaki binanın ilerisinden geldiğini anladıkları bir ses duydular. Chris, arabadan çıktı. Çıkması ile birlikte karşılarındaki binanın üzerinden bir helikopterin belirmesi de bir olmuştu. Pervanesinin yarattığı rüzgar ile sokaktaki her şey savrulurken, burnundan çıkan ışığın vurduğu çatıda da Deniz ve Seçkin'e tanıdık gelen o gizemli silüet bir anda beliriverdi. Bütün karanlığı ve bütün gizemiyle onlara bakıyordu. Helikopterin rüzgarına maruz kalan siyah pelerini de bütün ihtişamıyla bir bayrak gibi dalgalanıyordu.
   "Billy!" diye bağırdı Chris. Çatıyı işaret etti. "Şu şeyi görüyor musun??"
   "Çatının üstündeki adamı mı?"
   "Adam mı kadın mı bilmiyorum, ama helikopteri o çağırmış olmalı!"
   "İyi de neden?"
   Bu arada, arabadaki herkes de dışarı çıkarken, aynı zaman da da helikopterin tepesinde süzülmekte olduğu binanın tam karşısındaki diğer binanın çatısında Saddler ve yardımcısının belirmesi bir olmuştu. Saddler, adamına helikopteri vurmasını işaret etti. Yardımcısı, roketi helikoptere doğrulttuğu gibi tetiğine basıp ateşledi. Roket namlunun ucundan çıkar çıkmaz, helikopter pilotu helikopterini roketle dik açı oluşturacak şekilde çevirdikten sonra, her iki taraftaki kapılarını da açtı. Kendisini de yere attı. Roket, helikopterin bir kapısından girip, diğer kapısından çıktı ve yoluna devam etti. Yerden kalkan helikopter pilotu, Saddler'a hareket çektikten sonra, kapıları kapattı. Helikopteri tekrar kontrolüne aldı.
   "Yanında yedek roket var mıydı?" diye sordu Saddler. "Tekrar deneyebilir misin?"
   "Normalinde tek roketle vurmam lazımdı." dedi yardımcısı. "Resident Evil 4'te böyle olmuştu. Bu nedenle de yanımda yedek roket getirmedim."
   "Ne oldu Saddler efendi? Planın bir taraflarında mı patladı?? İstersen ben sana planının işlemesi için yardımcı olabilirim." diye bağırdı helikopter pilotu. Ardından da makineliyi alıp, Saddler'ın ve yardımcısının vücutlarını mermi ile doldurdu. "Hoşuna gitti mi dostum???!!"
   Saddler ile yardımcısının cesetleri çatıdan aşağıya, zombileri arasına düştü. Bir an bile beklemeyen zombiler, cesetlerin üzerine yumuldular.
   Olanların ardından çatıdan aşağıya sarkan gizemli silüet, en üst katın camından içeri girdi.
   "Levent! Benimle gel!" diye bağırdı Chris. "Şu gizemli silüetin kim olduğunu öğrenelim."
   "Tamam, geliyorum!"
   Chris ile Levent, gizemli silüetin bulunduğu apartmanın önüne geldiler. "Şimdi ben içeri girip, yakalamaya çalışacağım, ama elimden kaçırabilirim. Sen dışarıda, burada dur. Hiçbir şekilde kıpırdamadan bekle."
   "Tamam abi..."
   
   Chris binadan içeri girdi. Kısa bir süre sonra, üst katlardan birisinin camı kırıldı. Aşağıya atlayan gizemli silüet, tam da Levent'i önüne düştü. Hızla ayağa kalktıktan sonra, Levent ile gözgöze geldiler. Kısa bir süre sonra da gizemli silüet, kaçarak kayıplara karıştı.
   "Tam da dibine düşmüştü Levent! Niye bir şey yapmadın!?!?!"
   "Bana kıpırdamamamı söyledin!"
   "Allah seni bildiği gibi yapsın! Her dediğimi harfiyen uygulamak zorunda mısın!?!"
   "Yanlış bir şey yapmayı istemedim..."
   "İyi b*k yedin!" dedi Chris. "Neyse... Yapacak bir şey yok. En azından bizim tarafta olduğu belli. Bu da bir şeydir. Hadi yürü... Bizimkilerin yanına gidelim."

   Helikopter halen binanın çatısında uçmaktaydı. Chris ile Levent, grubun diğer üyelerine doğru yaklaşmak üzereyken, yol üzerindeki logar kapaklarının biri, ani bir darbe ile havalandı. Helikopterin sesinden dolayı bunu kimse duymamıştı. Beraberinde de bir karaltı fırlayıp, grubun yakınlarında yere düştü. Keith, etrafa bakınırken, Rebecca'nın arkasından yaklaşmakta olan dev bir böcek gördü. "Arkana bak!!" diye bağırdı.
   "Ne diyorsun?" diye bağırdı Rebecca. "Seni duyamıyorum??"
   "Arkanda!!!" diye bağırdı Keith, ama helikopterin sesinden duyamıyordu. "Çekil oradan Rebecca!!"
   Rebecca, Keith'in hareketlerine baktıktan sonra hızla arkasını döndü. Dev böcek, Rebecca'ya doğru saldıracakken, Keith son anda yetişti ve Rebecca'yı kenara attı. Ancak ne var ki, kendisini kurtaramadı. Böceğin savurduğu pençe, Keith'in vücudunu boydan boya yardı.
   Keith'in uğradığı saldırıdan sonra, helikopter pilotu makineliye hamle yaparak böceği delik deşik etti. Rebecca, Billy ve Chris'ten Keith'i hastaneye taşımaları için yardım istedi. Chris ile Billy, Levent, Deniz, Berke, Orçun ve Seçkin'e arabaya binmelerini emretti. Keith'i de yanlarına yatırdı.

   Hastaneye ulaşmalarından sonra doğruca acil durum odasına koşturdular. Chris ile Billy, Keith'i yatağa yatırırlarken, üstü başı kan olan Rebecca da onlardan kendisine yardımcı olabilecek birilerini bulmalarını istedi. "Kanamayı durdurmam lazım!"
   Chris ile Billy odadan çıkıp, panik halinde gerekli malzemeleri toparlarken, Deniz, Levent, Berke, Orçun ve Seçkin de dehşet içinde Keith'in kanamasını durdurmaya çalışan Rebecca'yı izliyorlardı. Keith McFadden, gözleri ölümcül bir korkuyla açılmış bir halde, göğsünden kırmızı damlalar fışkırarak Rebecca'nın kollarında yatıyordu. Hırıltılı bir nefes aldı. Ciğerlerine hızla kan doldu. Öksürdü. Boğazından koyu kırmızı renk bir kan püskürdü ve Rebecca'nın yüzüne sıçradı. Çıplak ellerini kesiğin üzerine bastırdı. Rebecca, bu tip durumlara alışkındı. Bu arada, ellerinin üzerine damlayan kanın ılıklığı onu şaşırttı. Hayat desteğinin ilk kurallarını hatırladı: Hava yolu, teneffüs, dolaşım, ama boydan boya olan kesiğin gırtlağa da ulaşmış olması, bunların üçünü de tehlikeye atmıştı. "Ben bir sağlıkçıyım, ama onu kurtarmak için yapabileceğim pek az şey var." dedi Rebecca. Ardından Seçkin'e seslendi. "Bana biraz havlu bul. Kanamayı durdurmam lazım!"
   "Tamam. Derhal bulacağım."
   Keith'in eli, ölüm korkusunun verdiği güçle sıkılarak aniden Rebecca'nın bileği etrafına kapandı. Deri öylesine kayganlaşmıştı ki, Rebecca'nın parmakları yeni bir püskürmeyi serbest bırakarak yaranın üzerinden kaydı. Bunu başka bir hırıltı ve öksürük takip etti. Keith'in zamanı giderek azalıyordu.
   "Seçkin!!" diye bağırdı Rebecca. "Neredesin!?!"
   Bir başka hırıltı duydu Rebecca. Bu hırıltıyı bir öksürük takip etti... Böceğin kestiği yarıktan yeni bir kan kümesi püskürdü. Hava yoluyla içeriden gelen lıkırdamayı duydu Rebecca. En büyük korkusu gerçek olmaması için bir yandan da dua ediyordu. "Ölümün nasıl gerçekleştiğini biliyorum, ama ne yazık ki buna engel olamıyorum." dedi. Ne var ki, Seçkin tam zamanında yetişmiş, bulabildiği bütün havluları Rebecca'nın yanına getirmişti. Kanı durdurmak için bütün havluları Keith'in yarasının üstüne bastırdılar, ama ortaya çıkan sonuç hem Seçkin'i, hem de Rebecca'yı şoka sokmuştu. Havlular büyük bir hızla kıpkırımız oldular. Keith, Rebecca'nin elini bir kez daha yakaladı. Konuşmaya çalışıyor, ama bir türlü başaramıyordu.
   "Bir şey yok, bir şey yok" dedi Rebecca. "Chris ile Billy gelmek üzereler."
   Keith, sara nöbeti geçiriyormuş gibi titremeye başlamıştı, ama olan bitenin halen farkındaydı. Gözleri Rebecca'dan ayrılmıyordu.
   "Gözlerime bakarak içimden geçeni anlayabiliyor mu?" diye düşündü Rebecca. "Ölümüne engel olabilmek için hiçbir şey yapamadığımı biliyor mu?"
   Keith'in yavaş yavaş kendisini bırakmakta olduğunu fark etti Rebecca. Seçkin'e geride durması için işaret etti. Kollarını Keith'e sardıktan sonra ağzından belli belirsiz dökülen şarkı sözcüklerine hakim olamadı...
   "Geceleri yıldızları görüp de neden o kadar parlak olduklarını hiç düşündün mü?
   Bulutu bir gece gün batımını seyredip de neden bu gece olduğunu hiç merak ettin mi?
   Ve belki de seninleyken sadece bir defa olmuştur...
   Sonsuza kadar hatırlamak istiyorum seni, sonsuza kadar....
   Fotoğraflar kaybolan hatıraların gibi çekiliyor, gözlerinin rengi zamanla soluyor,
   Asla temiz kalamazlar,
   Bir fotoğraf gibi solup giderler,
   Sadece seni geri getirmek istiyorum."
   Rebecca şarkıyı söylerken, Chris ile Billy odaya girdiler. Rebecca'yı, Keith'e sarılmış bir halde bir sağa bir sola belli belirsiz sallanırken buldular. Seçkin ile Chris gözgöze geldi. Billy, ne olduğunu sorar bir hareket yaptı. Gruptaki kimseden ses çıkmıyor, sadece Rebecca'nın sesi duyuluyordu.
   Keith, son nefesini vermeden önce gözlerinin önünde son bir kare geldi: Üçüncü bir kişinin bakış açısından çekilmiş bir görüntü. Yaşadığı evin bulunduğu kattaydılar. Keith, kapıyı anahtarıyla açtı. Önce Ruby, sonra da Keith eve girdiler ve arkalarından kapıyı kapattılar.
   Rebecca'nın sesi boğularak gücünü kaybederken, Keith ise sonsuz uykusuna doğru yola çıktı...
   "Herhangi bir okyanusun dibini uçaktan hiç gördün mü?
   Gündoğumunu alacakaranlıkta bir dağın tepesinden izledin mi?
   Ve belki de seninleyken sadece bir defa olmuştur...
   Sonsuza kadar hatırlamak istiyorum seni, sonsuza kadar...."
   Şarkı bitip de, Rebecca gözleri açtığında, Keith'in ölmüş olduğunu biliyordu... "Onu kaybettik..." dedi. "Hiçbir şey yapamadım. Ölümüne engel olamadım."
   Gruptaki kimseden ses çıkmıyordu. Kimse konuşmayı istemiyorum. Herkes şoktaydı. Bu beklenmedik ölüm, herkesi sarsmıştı... Hem de bu kadar yakınken...
   
   Keith'i orada bıraktılar. Odadan çıkıp, kapıyı kapattılar... Levent, Seçkin, Berke, Deniz ve Orçun için bir kurtuluş yolu aramak için hastaneyi dolaşmaya başladılar.
   Üçüncü kata çıktıklarında, az ilerideki köşenin dibinde bir kapı gördüler. Chris başını kaldırıp, yukarı baktı. 'Yoğun Bakım' odası olduğu anlaşılıyordu. İçeri girdiler. İçeride bir sürü sedye vardı, ama işin ilginç yanı, beş tan yan yana duran sedyelerin üzerinde Levent, Berke, Deniz, Seçkin ve Orçun yatıyordu. Levent, Berke, Deniz, Seçkin ve Orçun, kendilerini sedyede yatar halde görünce şaşkınlıklarını gizleyemediler.
   "Saddler'ın ne demek istediğini şimdi anlıyorum." dedi. "Adam boşuna konuşmamış. Bir bildiği varmış."
   Sağlık cihazlarının sesleri odada yankılanıyordu.
   "Demek ki biz başından beri burada yatıyorduk. Hiçbir yere gitmedik... Ta ki bedenlerimizi bulana kadar. Peki şimdi ne yapacağız?"
   "Gayet basit... Bedenlerinizin üzerine yatın." dedi Chris. "Bunu yapmanız lazım."
   Sırasıyla Levent, Berke, Deniz, Seçkin ve Orçun bedenlerinin yanlarına yaklaşıp, birer birer yattılar.

   Kısa bir süre sonra yeniden gözlerini açan Levent, Berke, Deniz, Seçkin ve Orçun kendilerini, olmalarını gerektiği bir yerde buldular. Gerçek bir hastanede... Uyandıklarını fark eden hemşire, koşarak doktorun yanına gitti ve hastaların uyandığını haber verdi. Kısa bir süre sonra Levent, Berke, Deniz, Seçkin ve Orçun'nun yanına gelen doktor, uyanmış olmalarından dolayı memnun olduklarını, devam eden tedavinin bitiminden sonra taburcu olabileceklerini söyledi.

   Yaklaşık iki buçuk haftalık bir tedaviden sonra taburcu olan Levent, Berke, Deniz, Seçkin ve Orçun, seyahatlerine kaldıkları yerden devam etmeye karar verdiler, ama bu sefer bir otobüs ile değil de, uygun fiyata kiralayacakları bir araba ile. Neyse ki kiralama işleminde herhangi bir sorun çıkmamıştı. Direksiyonun başında Seçkin geçti. Yanına da Orçun oturdu. Arka tarafa da Deniz, Berke ve Levent. Seçkin motoru çalıştırdıktan sonra aynaları kontrol etti. Gaza basacaktı ki, aklına son anda gelen bir şey oldu. Aracın paneline baktı. Kilometre sayacının yanındaki düğmeye basarak, sayacı sıfırladı. Ardından da arkadaşlarına teker teker göz attı. "Evet... Artık yola çıkabiliriz."
   Aracın gaz pedalına basan Seçkin, arabayı Gaziantep'e doğru sürmeye başladı...
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: fabrisio - 23 Şubat 2011, 12:27:02
Hem komik, hem de dramatik bir bölüm. Hem mutlu, hem trajedik bir son. Çok güzel bir hikayeydi. Ellerin dert görmesin Orçun'um.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Jill_61 - 23 Şubat 2011, 15:17:08
Güzel :) Bugünlük de kitabımı okuduğuma göre nette gezebilirim :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 23 Şubat 2011, 15:26:08
Hem komik, hem de dramatik bir bölüm. Hem mutlu, hem trajedik bir son. Çok güzel bir hikayeydi. Ellerin dert görmesin Orçun'um.

Senin de gözlerin dert görmesin Seçkin ağabeyim :)
Bir sonraki hikayede görüşmek üzere 8)


Güzel :) Bugünlük de kitabımı okuduğuma göre nette gezebilirim :D

Bir sonraki hikayeye kadar izinlisin :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Jill_61 - 23 Şubat 2011, 15:30:16
Teşekkür Ederim ;D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Piskabak - 23 Şubat 2011, 21:45:11
Abi tam gaz devam ediyorsunuz helal olsun :)Geçenlerde edebiyat hocama bu hikayeden bahsettim özet için uygun mudur diye sen özet çıkarda ne olursa olsun dedi kadıncağız :D Haklı da zaten bıktırdım.Şöyle bi 120 sayfaya yakın yazsanız çok makbule geçecek :P :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 23 Şubat 2011, 21:55:21
Teşekkür Ederim ;D

Rica ederim :D


Abi tam gaz devam ediyorsunuz helal olsun :)Geçenlerde edebiyat hocama bu hikayeden bahsettim özet için uygun mudur diye sen özet çıkarda ne olursa olsun dedi kadıncağız :D Haklı da zaten bıktırdım.Şöyle bi 120 sayfaya yakın yazsanız çok makbule geçecek :P :D

120 sayfa yazayım yazmasına da, hikaye bitti ya :D Artık dördüncü hikaye yetişirse, ne ala, yetişemezse yapacak bir şey yok.

Bu arada, dördüncü hikaye, serinin son hikayesi olacak :) Yani büyük final yapacağız 8)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 23 Şubat 2011, 22:40:05
Ellerine sağlık usta :W Sonu getirdik, Türkiye'yi gezdik, şimdi sıra Antep'te :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 23 Şubat 2011, 22:43:04
Ellerine sağlık usta :W Sonu getirdik, Türkiye'yi gezdik, şimdi sıra Antep'te :D

Nereye Türkiye'yi gezdik ya? :D İzmir dışında bir Ankara'yı, bir de Adana'yı gördük. Son olarak bir de Gaziantep'i göreceğiz :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 23 Şubat 2011, 22:47:41
Her gittiğimiz yer de farklı kültürlerden bir hava esiyordu abi :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 23 Şubat 2011, 23:45:42
Her gittiğimiz yer de farklı kültürlerden bir hava esiyordu abi :D

O konuda haklısın :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: xLazine - 02 Mart 2011, 19:33:39
Orçun Abi Hâyalgücüne Hayranım ya Süper :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: ManGa_Ka - 02 Mart 2011, 23:58:45
keşke bitmeseydi :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: DWG22 - 03 Mart 2011, 00:00:13
İnşallah yakın zamanda yeni bölümlerini görürüz :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 03 Mart 2011, 01:10:06
Orçun Abi Hâyalgücüne Hayranım ya Süper :D

Beğendiğine sevindim 8) Teşekkürler Şerif...


keşke bitmeseydi :)

İnşallah yakın zamanda yeni bölümlerini görürüz :W

Yavuz siteyi (temelli olmasa da) bırakmasaydı, MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 4, bu hikayeyi takip edecekti. Ancak şu an için yeni bir kadro seçip, yeni ve bağımsız bir hikaye yazmak durumunda kalacağım. Tabi bu da epey bir zaman alabilir :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: lagunaloire - 03 Mart 2011, 01:26:51
Orçun Abi Hâyalgücüne Hayranım ya Süper :D

Beğendiğine sevindim 8) Teşekkürler Şerif...


keşke bitmeseydi :)

İnşallah yakın zamanda yeni bölümlerini görürüz :W

Yavuz siteyi (temelli olmasa da) bırakmasaydı, MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 4, bu hikayeyi takip edecekti. Ancak şu an için yeni bir kadro seçip, yeni ve bağımsız bir hikaye yazmak durumunda kalacağım. Tabi bu da epey bir zaman alabilir :)

Ben olmak isterim cidden bu hikayede. :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 03 Mart 2011, 01:29:13
Ben olmak isterim cidden bu hikayede. :D

Düşünmüyor değilim :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: lagunaloire - 03 Mart 2011, 01:51:41
Ben olmak isterim cidden bu hikayede. :D

Düşünmüyor değilim :H

Vallahi sıkı takipçinim abi :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 03 Mart 2011, 01:56:13
Ben olmak isterim cidden bu hikayede. :D

Düşünmüyor değilim :H

Vallahi sıkı takipçinim abi :D

Ondan şüphem yok :D
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 22 Temmuz 2011, 10:53:50
Eee 4. Hikayenin konusunu buldun mu abi :D (yorumları okumamış gibi davranıyorum :H)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 22 Temmuz 2011, 16:59:52
Hayır, henüz herhangi bir konu bulamadım :D Aslına bakarsan, konu üzerine hiç düşünmedim...
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 22 Temmuz 2011, 22:39:29
Hayır, henüz herhangi bir konu bulamadım :D Aslına bakarsan, konu üzerine hiç düşünmedim...
O da güzel usta istersen direkt kafandan geçenleri düşünmeden tasarlamadan yaz sen gene güldürür, gerer vs yaparsın işte :W
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 23 Temmuz 2011, 00:39:30
Bu sefer komedi ile gerilimi bir olarak vermeyi istiyorum :)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 23 Temmuz 2011, 13:56:17
Bu sefer komedi ile gerilimi bir olarak vermeyi istiyorum :)
Aslında farklı bir şeyler denesen abi Dram Gerilim tarzı ? ama sana kalmış bir şey ben komediden yanayım şahsen :H
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 23 Temmuz 2011, 16:22:54
Hani hikayenin genel konsepti makara, ama tabi baştan sonra bu şekilde devam edecek diye bir şey yok. Yer yer, sırıtmayacak şekilde dram ve gerilim de eklenebilir tabi ki ;)
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Sn_AqE - 23 Temmuz 2011, 17:22:06
Abi bir tavsiye şu ana kadar hep Raccoon City'de geçti olaylar Arklay veya Re5'in ya da Re4'ün içinde hatta Operasyon oyunuyla devam edebilirsin abi yazacak şeyler çoğaldı işte belki 5 bile çıkartırsın.
Başlık: Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
Gönderen: Orcuncharted - 24 Temmuz 2011, 01:15:17
Bakalım artık :)