Forever Ziyaretçi Nihai Biyo-Organik Silah Evriliş Diriliş Çöküş Kuruluş Başlangıç
Bizler İnkâr Edilemeyiz! -Forever Ekibi
  • 22952
  • 107

Piskabak

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 44
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #30 : 02 Şubat 2011, 17:23:35 »
Abi mükemmelsiniz ya :) Resmen Suç ve Ceza yı bıraktım bunu okuyorum özet diye bunu götüreceğim galiba ;D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #31 : 06 Şubat 2011, 21:31:54 »
Abi mükemmelsiniz ya :) Resmen Suç ve Ceza yı bıraktım bunu okuyorum özet diye bunu götüreceğim galiba ;D

:D :D :D



   Başı önüne eğik, hafiften de bir ürperti ile uyandı Berke. Sanki birisi onu uyanması için dürtmüş gibi hissediyordu. Bu şekilde uyanmasına neden olan şeyin ne olduğunu görmek için etrafına bakınırken, dondurulmuş film karesi gibi öylece kalakaldı. Bulunduğu ortamda bir tuhaflık ve hafiften bir koku vardı. Garip bir tuhaflık? Garip bir koku... Oturduğu çift kişilik koltuk ve karşısındaki duvar saati haricinde, hiçbir şey yoktu. Saate baktı. Dördü çeyrek geçiyordu, ama saat durmuştu. Çalışmıyordu. Bu arada, etrafını çeviren duvarların garipliği de dikkatini çekmişti. Canlı organizma gibi duruyorlardı.
   Yerinden kalktı Berke. Sağına soluna bakınarak karşısındaki duvara doğru giderken, bastığı yerlerin sert olmayışını garipsedi... Ayağını kaldırıp, altına şöyle bir baktı. Ayakkabısının tabanına yapışan herhangi bir şey yoktu. Ayağını tekrar yere koyarken etrafına bakındı. "Bu da ne?" diye söylenirken, elini yavaş ve tedbirli bir şekilde ileriye doğru uzattı. Duvara dokunup, hızla geri çekilmesi bir olmuştu. Evet, duvarlar canlıydı. Hem de hiç olmadığı kadar canlı bir organizmaydı... "Lanet olsun, bu da ne!?!" dedi korkuyla karışık heyecanla. Hızla etrafında bir tur attı Berke, ama dikkatini çeken bir şey olmamıştı. Hatta az önce üzerinde oturduğu koltuk artık yerinde yoktu. "Neredeyim? Bu lanet olası yer neresi??!" 
   Sağ tarafında duran koridora doğru yöneldi... İlerlerken, koridorun bir nefes alıp verme sesi ile daralıp genişlediğini hissedebiliyordu. İşin garibi, koridor, Berke'nin nefes alıp vermesi ile eş zamanlı olarak daralıp genişliyordu. Nefesini tutarak ilerlemeyi denedi. Koridorda hiçbir hareket olmamıştı. Nefes alıp vermeye başladığında, koridor da daralıp genişlemeye başladı. "Nefes alıp verişime göre daralıp genişleyen bir koridor... Fantastik..." dedi Berke. Yürümeye devam etti. Bu arada, burnuna gelen koku da keskinleşmeye başlamıştı. Sadece tek bir kapı vardı. Açmak için hamle yaptığı sırada kapı kendi kendine açıldı.
   Korka korka başını içeri doğru uzattı. İçerisi ince bir sis bulutu ile örtülüydü. Fayansla kaplı duvarları, seramikten yapılma lavabosu, duvara asılı aynası, oturulacak yeri plastikten, ama genel olarak yine seramikten yapılma klozeti ve küveti ile sıradan bir banyo görüntüsü çiziyor, bulunduğu ortamdan çok ayrı bir yermiş gibi görünüyordu. Ancak giderek keskinleşen koku, bu yerde en üst noktaya ulaşmıştı. İçerisi resmen çöplük gibi kokuyordu. Neden sonra, Berke, küvet perdesinin arkasındaki üç belli belirsiz karaltıyı fark etti. Gidip gitmeme konusunda kararsız kalmıştı. İçindeki ses ne olduğuna bakması için gitmesini emrediyor, ama Berke gitmeyi istemiyordu. Ne var ki, kısa süreli bir ikilemden sonra ilk adımı attı. Arkasından ikinci adımı attı. Korku ile karışık bir merak yaşayarak perdenin önüne kadar geldi. Elini isteksizce perdeye doğru uzattı. Kalp atışları, göğüs kafesini parçalayacak gibiydi. Derin bir nefes aldı Uç tarafını tuttu ve son hızla açtı. Karşısında bulduğu manzara, neredeyse kalbinin durmasına neden olacaktı. Geriye doğru birkaç adım attı. Midesi müthiş bir şekilde bulanmıştı. Bir eliyle burnunu tıkamaya çalışıyordu ki, öğürdü. Levent'i, Seçkin'i ve Orçun'u büyük ölçüde parçalanmış olan yüzlerinden akan kanların kapladığı çürümüş bedenleri ve bedenlerini kaplayan kandan yeteri kadar nasibini almış olan eski püskü kıyafetleri ile ayakta dururken karşısında bulmuştu. Klozetin kapağını kaldırdığı gibi içine kustu. Burnuna gelen koku nedeniyle kustukça kusası geliyordu. Daha fazla dayanamayacağını anladığı anda yerden kalktı. Klozeti kapattığı gibi kendisini koridora geri attı.
   Dışarı çıktığında birazcık olsun nefes alabilmişti. "Dünya varmış...!" dedi, ama duyduğu bir takım insanlık dışı sesler üzerine arkasını döndü. Levent, Orçun ve Seçkin, küvetten çıkmış, ellerini Berke'ye doğru uzatmış bir halde yürümeye başlamışlardı. Kaçmaktan başka çaresi olmadığını anlayan Berke, son hızla ilk uyandığı odaya doğru koştu.
   İçeri girdiğinde, az önce yok olduğuna şahit olduğu koltuk yerine bir tane masa ve bir de sandalye geldiğini gördü. Masanın arkasına geçip sandalyeye oturduktan sonra, çekmecelere bakmaya başladı. Kendisini savunabileceği bir araç arayışına girişti. Aynı zamanda da sol tarafından gelen bir ses duydu. Başını kaldırıp bakmasıyla Deniz'i karşısında bulması bir olmuştu, ama nereden geldiğini görememişti; çünkü, Deniz'in geldiği yönde bir kapı yoktu. "Deniz...?"
   Deniz, hiçbir şey söylemeden seri adımlarla Berke'nin yanına geldi. Bir süre ikilemde kaldıktan sonra eliyle şöyle bir dürttü. "Berke...?"
   "Deniz...?" dedi tekrar Berke. Şaşırmıştı. Gözünün ucuyla koridora baktıktan sonra tekrar Deniz'e döndü. "Ama... Sen... Buraya nasıl geldin?"
   Deniz, Berke'yi daha bir sert dürttü. Neredeyse omzunu oyacakmış gibiydi. "Berke! Uyan!"
   "İyi de... Ben uyanık haldeyim?" diyerek cevap verdi. Omzunu ovuşturuyordu. Gözü de hala koridordaydı. "Görmüyor musun?"
   Deniz, Berke'yi iki omzundan tuttuktan sonra geriye doğru yasladı. Masanın sol tarafına geçti ve Berke'yi de kendisine doğru çevirdi. Elindeki feneri ve silahı masaya yavaşça bıraktı. Bu arada, Orçun, Levent ve Seçkin de odaya ulaşmışlardı. Berke, Deniz'i kolundan tutup, gelenleri göstermek istiyordu ki, Deniz, Berke'yi son kez sarstıktan sonra uyanması için olanca gücüyle tokat attı. Çıkan ses, organizmadan oluşma duvarlar tarafından adeta emildi, ama Deniz'in attığı bu sert tokat, Orçun, Levent ve Seçkin'i sanki cam maddeden yapılmalarmış gibi kırılarak parçalar halinde yerlere saçılmalarına neden olurken, aynı zamanda da Berke'nin 'gerçekten' uyanmasına neden olmuştu. Serseme dönmüştü Berke. Nerede olduğuna bakındıktan sonra karşısında Deniz'i görünce ürktü. "Aman... Allah'ım! Ödümü koparttın!" dedi Berke. Merak edip, koridorun olduğu tarafa baktı, ama koridor yerine boyası yer yer kabarmış, kanlı, paslı ve önünde camları kırılmış bir dolabın durduğu koca bir duvarla karşılaştı. Bir süre duvara baktıktan sonra tekrar Deniz'e döndü. "Kabusmuş... Sen... Gerçekten karşımda mı duruyorsun? Yoksa hayal mi görüyorum?"
   "Merak etme, gerçekten burada duruyorum. Seni uyandıramayacağımı sanıyordum." dedi Deniz. Sağ tarafında duran sandalyeyi yanına çekti. Üzerini eliyle şöyle bir temizledikten sonra oturdu. "İyi misin? Baygın yatıyor gibiydin?"
   "Sanırım iyiyim..." diyerek cevap verdi Berke. Şöyle bir etrafını inceledikten sonra gözü boşluğa takılı kaldı. Sanki bir şeyler düşünüyor gibiydi. "Bize ne oldu? En son hatırladığım, yolda geçirdiğimiz trafik kazasıydı. Kazadan sonra ne oldu? Biz buraya nasıl geldik? Kafamda bir sürü soru işareti var..."
   "Soruların için bir cevap anahtarı olamayacağım maalesef; çünkü, ben de ne olduğunu, buraya nasıl geldiğimizi bilmiyorum. Diğerlerinden de hiçbir haberim yok." dedi Deniz. Berke'nin yüzünü inceledi. Kollarına da şöyle bir baktı. Görünürde herhangi bir yara izi yoktu. Demek ki o da herhangi bir saldırıya uğramamıştı. Akabinde, az önce Berke'nin baktığı duvara baktı. "Az önce neden duvara bakıp da 'kabusmuş' dedin?"
   Berke, öylesine boşluğa bakıyordu. Kendisine sorulan soruyu sanki duymamış gibiydi.
   Deniz, eliyle uzandı ve Berke'yi hafifçe dürttü. "Berke...?"
   "Efendim?"
   "Az önce, diyordum? Az önce neden duvara bakıp da 'kabusmuş' dedin?"
   Az önce baktığı duvara tekrar baktı Berke. Ardından Deniz'e döndü. Eliyle belli belirsiz bir şekilde duvarı işaret etti. "Ben..." dedi. Gözleri duvardan tarafa kaymıştı. "Az önce bir kabus gördüm. Sen gelmeden önce..."
   "Bir kabus? Nasıl bir kabus?"
   "Bir koltukta oturuyordum... Gözlerimi açtığım yerde sadece bir koltuk ve duvara asılı bir saat vardı. Sanırım takılmıştı." dedi Berke. Saatin kaçta takıldığını bir süre hatırlamaya çalışmış, ama hatırlayamamıştı. "Kaçta olduğunu hatırlayamıyorum. Neyse? Duvarlar... Duvarlar normal değildi. Yerimden kalkıp, duvara dokunmayı denedim. Canlı organizmadan oluşuyordu. Sonra bir koridor gördüm. Daralıp genişleyen bir koridor. Nefes alıp veriyor gibiydi. Sonuna kadar gittim. Bir kapı gördüm. Kendi kendine açıldı. İçeri girdim. Diğer yerlere göre gayet sıradan bir banyo ile karşılaştım, ama küvetin perdesindeki kan izini son anda görünce, içeride ne olduğunu merak ettim. Perdeyi açtım. Levent abinin, Orçun abinin ve Seçkin abinin zombiye dönmüş halleriyle karşılaştım. Korktum; çünkü, bana saldırmaya çalıştılar. Haliyle kaçtım. Oturduğum koltuğun bulunduğu yere kadar geri geldim. Kendimi savunacak bir şeyler ararken, sen geldin. Uyanık olduğum halde beni uyandırmaya çalıştın. Attığın tokat ise hatırladığım en son şey."
   Deniz, kafasını çevirip, Berke'nin baktığı duvara tekrar baktı. "Garip..." dedi. "Herhangi bir anlamı var mı ki?"
   "Kabusun mu?"
   "Evet..."
   "Bilmiyorum, ama umarım yoktur."
   Deniz, yavaşça ayağa kalktıktan sonra uzanıp, Berke'nin kolunu tuttu. "Hadi..."
   "Hadi?"
   "Hadi kalk..." dedi Deniz. Fenerini ve silahını alırken, eliyle de kapıyı işaret etti. "Gidelim de diğerlerini bulmaya çalışalım."
   "Pekala..." dedi Berke. Deniz'den destek alarak ayağa kalktı. "Umarım başlarına bir şey gelmemiştir."
   "Umarım..."

   Deniz ile Berke, kapıyı kullanarak koridora çıktılar.  Önce sağa, sonra da sola bakan Deniz, etrafta başlarını derde sokabilecek bir şey olmadığını görünce el fenerini Berke'ye uzattı. "Bunu sen tut."
   "Niye?"
   "Bir elimle silahı tutup, bir elimle de feneri idare edemem ki?"
   Berke, az önce çıktıkları odaya tekrar girdi.
   "Nereye gidiyorsun Berke?" dedi Deniz. "Beni de bekle!"
   Berke, içerideki masanın çekmecelerini hızlıca karıştırdı. Şans eseri bir koli bantı buldu. Deniz'in yanına gelip, el fenerini silahın üstüne yerleştirdi. "Şu şekilde sıkıca tutar mısın?"
   "Ne yapıyorsun?"
   "Bekle... Göreceksin..." dedi Berke. Koli bantını kullanarak, el fenerini silah ile birleştirdi. Sağlam olup olmadığını da kontrol etti. "Nasıl oldu?"
   Deniz, şöyle bir baktı. El fenerini açtı, kapattı ve tekrar açtı. Silahla herhangi bir yere nişan alıyormuş gibi yaptı. "Fena olmamış... Akıllıca." dedi. "Demek istiyorsun ki, 'ben işe yaramayacağım, sen yara.'"
   "O anlamda değil de... Şimdi, el feneri bende, silah ise sende olacak. Tam bir kordinasyon sağlamak zor olur. Ama her ikisi de bir kişinin elinde olursa, bu durumun önüne geçmiş oluruz."
   "Diyorsun?" dedi Deniz. "Neyse, birimizden birimizin işe yaraması, ikimizin de işe yaramamasından iyidir. Ben hallederim."
   "İyi olur." dedi Berke hafifçe gülümseyerek. "Pekala... Artık gidebiliriz...?"
   "Evet, hadi gidelim."
   Ana koridora tekrar çıktılar. Deniz, eliyle sağ tarafı işaret etti. "Ben sol taraftan geldim. Bu taraftan devam edeceğiz."
   "Tamam."

   Deniz ile Berke, Orçun, Levent ve Seçkin'den bir iz bulabilmek için Raccoon Şehri Polis Merkezi'nı araştırmaya koyuldular.
   İlk katı adım atılmadık köşesi kalmayana kadar araştırmalarına rağmen işlerine yarayabilecek hiçbir şey bulamayan ikili, bir üst kata çıkabilmek için merdivenleri kullanmaya karar verdiler.
   Çıkmakta oldukları merdivenler sanki her an çökecekmiş gibi gıcırdamaktaydı. Bu nedenle de mümkün olabildiğince hızlı, ama bir o kadar da sessiz çıkmaya çalışıyordu Deniz ve Berke.
   "Sessiz ol..." diye fısıldadı Deniz. "Başımızı derde sokmayalım."
   "O halde elindeki feneri de söndür. Işığı, zombilerin dikkatini çekecek. Zaten o zaman da sessiz olmamıza gerek kalmaz. Hem ayrıca içinde bulunduğumuz duruma bakarsak, başımız çoktan der..."
   "Bir dakika..."
   "Ne oldu Deniz?"
   "Sanki bir ses duyar gibi oldum...?" dedi Deniz. Tüm dikkatiyle etrafı dinledi. "Sanırım yanıldım. Neyse, şuradaki S.T.A.R.S ofisine girelim."
   
   İçeriyi el fenerinin ışığı ile şöyle bir araştıran Deniz, gördüğü masalara Berke ile teker teker göz atmaya başladı. Masalardan bir tanesinin üstüne dijital bir fotoğraf makinesi gördü. İçinde neler olduğuna bakmak için açmaya çalıştı, ama cihaz, düşük pil uyarısı vererek kapandı. Etrafına bakınıp pil bulmaya çalıştı Deniz, ama ne var ki, pil namına hiçbir şey yoktu. Ne olur ne olmaz diye makineyi yanına alan Deniz, bunu Berke'ye de söyledikten sonra Barry'nin masasında bulduğu magnum silahına uzanmak üzereydi ki, bulunduğu kata çıkan merdivenlerden geldiğini tahmin ettiği bir takım ayak sesleri duymaya başladılar. Kendilerini Barry'nin masasının arkasına saklayan ikiliden Deniz, el fenerini kapattıktan sonra silahının namlusunu kapıya doğrulttu.
   "Ne yapıyorsun Deniz?" diye sordu Berke fısıldayarak. "Ya zombi değilse?"
   "Ben yine de hazırlığımı yapayım da..."
   Ayak sesleri, bulundukları ofisin kapısının önünde durdu. Korkudan titremeye başlayan Deniz, sakin olmaya çalışıyordu. Ellerinin de titriyor olmasından dolayı kapıya bir türlü düzgün nişan alamaz hale gelmişti.
   Kapının önündeki kişi, kapının kolunu tuttu.
   Deniz de elindeki silahın horozunu indirdi. Tüm dikkatiyle kapıya odaklanmaya çalışıyordu. Eğer zombi ise, hiç düşünmeden tetiği çekecekti, ama kapının önündekinin bir zombi olmamasını umuyordu. Onun için harcayacağı bir mermi, yanlarındaki cephanenin azalması ve savunmalarının da riske girmesi demekti. Gerçi zombiyi öldürmek zorunda da değildi. Eğer o gizemli silüet silahı Deniz'e fırlatmasaydı, kendisini başka bir şeylerle savunmak zorunda kalacaktı. "Savunmak?" diye içinden geçirdi Deniz. O kadar zombinin içinden nasıl kurtulacaktı ki kendisini savunabilsin? Yaşadığı stres yüzünden saçmalamaya başlamıştı. En iyisi hiçbir şey düşünmeden yalnız kapıya odaklanmaktı. Gözünün ucuyla Berke'ye baktı. Berke de bir Deniz'e, sonra da kapıya bakmıştı.
   Kapının önündeki kişi, kapıyı ittirerek ardına kadar açtı.
   Kapının açılmasıyla Deniz'in eğilmesi bir olmuştu. Kapının önündeki kişiyi görmüş, gözlerine inanamamıştı. Berke'ye döndü. "Bu... Ben hayal mi görünüyorum?"


fabrisio

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 25
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #32 : 07 Şubat 2011, 00:51:15 »
Orçunum, sen beni ya kalpten, ya da meraktan öldüreceksin  :o Abi sen ne yapmışsın böyle yav  :o Yani stephen king senin yanında kebap yemiş dersem anlarsın sanırım. Gece vakti kopardın beni.


DWG22

  • Site Denetmeni
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 1134
    • Profili Görüntüle
    • YouTube
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #33 : 07 Şubat 2011, 01:00:20 »
Usta sana yalnızca birkaç cümle söyleyeceğim ve anlayacağını umuyorum. Tehlikeli sularda kürek çekiyorsun :D Ve... Ölümüne usta :W


Sn_AqE

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 73
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #34 : 07 Şubat 2011, 09:30:00 »
Ellerine sağlık Orçun abi süpersin :W ama benim asıl merak ettiğim konu o kapıdan çıkan herif değilde Berke de nasıl bir bilinç altı olduğu yahu 3 tane koca adamı nasıl bir banyonun küvetinde perdelerin arkasında düşünürsün sen :H :H :H :D. Ama abi şurada takdir etmek istiyorum seni [ne haddime :H] Berkenin uyku sersemliği yaşadığı sırayı çok iyi kurgulamışsın yarı uyanık yarı uyur yani orada Denizi idrak edebiliyor elindeki silahı feneri dürtmeleri ve ama önündeki görüntüler geçemiyor işte bu kısım bir ustanın ellerinden yazılmıştı :). Yeniden ellerine sağlık üstat :W

usta sabırsızlıkla yeni bölümleri bekliyorum malum sonraki bölümde açıklanmayacağı kesin o karakterin :D


DWG22

  • Site Denetmeni
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 1134
    • Profili Görüntüle
    • YouTube
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #35 : 07 Şubat 2011, 11:07:19 »
Artık Berke, küvettekileri nasıl bir şekilde görmüşse düşün :D Levent abi ile Orçun abi neyse de oradaki Seçkin abi'ye yazdık olmuş :H Sapık Berke :H Adam kabusunda bile fantezi peşindi :D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #36 : 07 Şubat 2011, 11:31:57 »
Orçunum, sen beni ya kalpten, ya da meraktan öldüreceksin  :o Abi sen ne yapmışsın böyle yav  :o Yani stephen king senin yanında kebap yemiş dersem anlarsın sanırım. Gece vakti kopardın beni.

Teveccühün Seçkin abim, ben olsam olsam onun öğrencisi olabilirim ancak :)


Usta sana yalnızca birkaç cümle söyleyeceğim ve anlayacağını umuyorum. Tehlikeli sularda kürek çekiyorsun :D Ve... Ölümüne usta :W

En azından ne yaptığımı biliyorum :D
:W


Ellerine sağlık Orçun abi süpersin :W ama benim asıl merak ettiğim konu o kapıdan çıkan herif değilde Berke de nasıl bir bilinç altı olduğu yahu 3 tane koca adamı nasıl bir banyonun küvetinde perdelerin arkasında düşünürsün sen :H :H :H :D. Ama abi şurada takdir etmek istiyorum seni [ne haddime :H] Berkenin uyku sersemliği yaşadığı sırayı çok iyi kurgulamışsın yarı uyanık yarı uyur yani orada Denizi idrak edebiliyor elindeki silahı feneri dürtmeleri ve ama önündeki görüntüler geçemiyor işte bu kısım bir ustanın ellerinden yazılmıştı :). Yeniden ellerine sağlık üstat :W

usta sabırsızlıkla yeni bölümleri bekliyorum malum sonraki bölümde açıklanmayacağı kesin o karakterin :D

Artık Berke, küvettekileri nasıl bir şekilde görmüşse düşün :D Levent abi ile Orçun abi neyse de oradaki Seçkin abi'ye yazdık olmuş :H Sapık Berke :H Adam kabusunda bile fantezi peşindi :D

Yahu sapıklıkla ne alakası var ya? :D :D Beni, Levent'i ve Seçkin abiyi bilindik zombi şeklinde gördü. Sapıklıkla alakası ne ki? :D
Bu arada, hikayede ince detaylara, karakterlerin anlık ruh hallerine derinlemesine, ama mümkün olabildiğince boğmadan girmeye çalışmıştım ve öyle görünüyor ki bunu başarmışım :W Beğendiğinize sevindim. Bu da benim hikayeyi daha bir istekli yazmamı sağlıyor :W :W


fabrisio

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 25
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #37 : 07 Şubat 2011, 12:56:36 »
Orçunum, hikayeyi okuyanları etkilemiş, hatta hipnotize etmiş durumdasın. Tabiri caizse gerilimin dibine vuruyorsun. Şahsen iş yerinde sık sık maillerime bakmadığım halde sırf konuya birşeyler yazılmış mı diye bakmaya başladım.

Bölümlerde baş rol oyuncusunu seçiyorsun. Başına gelenleri sindire sindire okuyucuya aktarıyorsun. En b.ktan bir durumda bölümü bitiyorsun. Tam bir sonraki bölümde durum nasıl sonuçlanacak diye umarken farklı karakterin konusunu işliyorsun. Yani her bölümde kişileri dipsiz kuyuya atıyorsun ama çıkacak mı, kalacak mı belli değil.
İşin gerçekten çok zor dostum. Bu kadar atraksiyon ve kör düğümden sonra konuyu bir yerlere bağlamak ve çözüm bulmak çok zor. Tabi her şey senin hayal gücünde saklı. Fazla ara vermemeye çalış. Bekleyenin çok.


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #38 : 07 Şubat 2011, 19:12:38 »
Eskiden bir çok hikaye yazmıştım Seçkin abi. Bu işe ilk olarak Yedinci Kat isimli, Silent Hill 4 ve Fatal Frame 2 karşımı bir hikaye ile başlamıştım. MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de serisinin ilk iki hikayesi gibi bu da İzmir'de geçiyordu. İlk hikayem, takdir edersin ki ilk denemem olduğu için sürüsüne bereket mantık hatası doluydu. Sonradan düzeltmeye çalıştım, ama tabi ne kadar oldu tartışılır. Devamında İnce Çizgi ve Geçmişteki Gölge isimli iki hikaye daha yazdım. Bu hikayeler de İzmir'de geçiyordu. Her bir önceki hikayede gözüme sonradan çarpan hatalarımı bir sonraki hikayemde düzelttim ve genelinde bazı hikayelerimde, bir önceki hikayelerimin hoşuma giden bölümlerini değiştirerek kullanmayı seviyorum. Mesela bir örneği de bu hikayenin sonraki bölümlerinde karşınıza gelecek. Keith karakteri ile sunacağım; çünkü, hikayenin duygusal bölümlerini bu karakter oluşturacak.

Hikayelerimi yazmadan önce, başlangıcını, kurgusunu ve bitişini kesin olarak netleştirmeden işe girişmiyorum. Yani "şu noktadan başlayalım da, bitişi Allah kerim" gibisinden bir mantıkla yola çıkmam. Bu hikayenin de kurgusu ve bitişi belli. Eminim sonunu bağlamada hiçbir sorun yaşamayacağım, ama tabi hikayeyi yazarken, aralara ilginç olabilecek espritüel sahneler veya Silent Hill ruhunun birazından serpiştirmeyi de düşündüğüm için yazımı biraz uzayabiliyor.
Şu an için bir tek Levent kaldı, esas kadrodan görünmeyen. Onu da hallettikten sonra, artık yavaş yavaş hikayeyi toparlamaya başlayacağım. Emin olun, güzel bir bitiş olacak. Gerçi sonu, diğer hikaye ile bağlantılı olacağı için biraz havada kalabilir :)


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #39 : 12 Şubat 2011, 01:18:26 »
   Hafif bir baş ağrısı ile gözlerini açtı Levent, ama açar açmaz gözleri kamaştı. Parlak bir ışık kaynağı gözlerini alıyordu. Eliyle ışık kaynağını kapatmaya çalışırken, başını sol tarafa doğru çevirdi. O anda, sadece hastanelerde rastlayabileceği türden aletleri görmesi ile bir hastanede olduğunu fark etmesi bir olmuştu. Hemen yanıbaşındaki masanın üzerinde, arkası dönük olan birisi, ki muhtemelen tanımıyordu, bir şeylerle meşguldü. Gerçi az biraz tanıdık geliyordu, ama ışık kaynağının dışında olduğu için birazcık karanlıkta kalıyordu. Bu fırsattan istifade eden Levent, etrafına bakındı. Bir hastanede olduğuna kesin olarak emin oldu, ama neresinde olduğunu tam anlayamadı. "Neredeyim ben?" diye fısıldadı. Zorla konuşmuştu. Bir takım ayak sesleri üzerine tekrar sol tarafa döndü. Arkası dönük olan kişiye.
   "Uyandın demek...?"
   Levent, bu sesi tanıyordu. Evet, hem de çok iyi tanıyordu, ama şaşkındı. "Rebecca Chambers?"
   "Başını dik tut. Pansuman yapmam lazım. Başın kanıyor..."
   "Ne oldu bana?"
   "Telsizden bir çağrı aldık. Arkadaşından..." dedi Rebecca. Orçun'u işaret etti. "Seni Central bulvarının üzerinde baygın bir halde yatarken bulmuş. Uyandırmaya çalışmış, ama başaramamış. Bize ulaştı. Yardım istedi."
   "Orçun abi?"
   "Kendini nasıl hissediyorsun Levent?" diye sordu Orçun. "Başın ağrıyor olmalı."
   "Evet, biraz başım ağrıyor, ama iyi gibiyim. Sen nasılsın?"
   "İyiyim. Hastaneye yetiştirmek için ambulans ile giderken, yolda ufak bir kaza geçirdik." dedi Orçun, Billy'yi işaret ederek. "Neyse ki hastanenin yakınlarındaydık. Sağ salim buraya kadar gelebildik."
   "Billy mi?"
   "Evet, Billy...?" dedi Rebecca. İfadesiz bir yüz ile Levent'e bakıyordu. "Neden bu kadar şaşırdın? Hem o sana adını söylemeden, nereden bildin?"
   "Ben... Resident Evil oyunlarından...?"
   "Hmmm... Anladım."
   "Yaraları nasıl?" diye sordu Orçun.
   "Alnındakileri dezenfekte ettim, ama üzerlerini kapatmam lazım; çünkü, yeniden enfeksiyon kapabilir. Ha bir de kolundaki sıyrıklar kaldı." dedi Rebecca. Eliyle arkasında kalan masanın üzerindeki yara bantlarını, tentürdiyotlu pamukları ve sargı bezlerini işaret etti. "Şunları versene Billy."
   Billy, Rebecca'nın istediklerini aldı ve getirdi. "Bunlar mı?"
   "Evet..."
   Yara bantlarından bir tane alan Rebecca, Levent'in alnındaki ufak sıyrığa yapıştırdı. Kolundaki yaraları da tentürdiyotlu pamuk ile dezenfekte ettikten sonra, sargı bezi ile çok sıkı olmayacak şekilde dikkatlice sardı. "Tamam. Sanırım oldu." dedi Rebecca. "Çok sıkı değil değil mi?"
   "Hayır, iyi... Sıkmıyor." dedi Levent. Kolunu hareket ettirdikten sonra kalkmaya çalıştı. Rebecca, Levent'e destek oldu. "Yavaş ol. Koluna fazla yüklenme..."
   "Canım yanmıyor. İyiyim." dedi Levent. Başını önüne eğidi. Kafasını toparlamaya çalışıyordu. Bir süre sonra başını geriye doğru atıp, sağa sola oynattı. Orçun'a döndü. "Bize ne oldu abi? Buraya nasıl geldik?"
   "Kaza geçirdik..." dedi Orçun. "Hem de çok kötü bir kaza geçirdik ve şu anda buraya bu şekilde, tek bir sıyrık bile almadan gelmemiz bana hiç de mantıklı gelmiyor. Sence de öyle değil mi?"
   "Kaza mı?" diye sordu Billy. "Ne kazası? Neyden bahsediyorsunuz?"
   "Ankara'dan Gaziantep'e, bir arkadaşımızı görmeye gidiyorduk. Otobüs yolculuğu ile... Ancak yolun bir yerinde bir şey oldu ve trafik kazası geçirdik. Şu anda hastanede olmamız lazım, ama ..."
   "Buradasınız... Hem de hiçbir şey olmamış gibi..." dedi Rebecca. "Bu mantıklı değil."
   "Evet..." dedi Levent.
   "Peki bu 'Ankara' ve 'Gaziantep' tam olarak neredeler?"
   "Türkiye."
   "Türkiye mi?"
   "Evet."
   "İş giderek ilginçleşiyor." dedi Billy. "Türkiye'den buraya...?"
   "Peki sadece ikiniz mi geldiniz?"
   "Hayır..." dedi Orçun. "Bizim haricimizde üç arkadaşımız daha var. Nerede ve ne durumda olduklarını bilmiyoruz."
   "Eğer birbirlerinden ayrı, birbirlerini bulmak için hayatta kalmaya çalışıyorlar ise, sizi paniğe sevk etmek istemem, ama ..."
   "Bir dakika!" dedi Billy. "Burada bu şekilde bekleyip durumu tartışacağımıza, dışarı çıkar ve onları aramaya başlarsak, daha akıllıca bir işe yapmış olacağız."
   "Haklısın." dedi Rebecca. Yanındaki silahlardan birisini Levent'e uzattı. "Bunu al. Mümkün olabildiğince kullanmamaya çalış."
   Billy  ise eline magnum silahını aldıktan sonra, diğer silahını Orçun'a verdi. "Pekala... Herkesin silahı var. Bir arada kalalım ve mümkün olabildiğince birbirimizi kollamaya çalışalım. Cephanemiz sınırlı olduğu için elimizdeki silahları da mümkün olabildiğince kullanmamaya çalışalım." dedi. "Dua edelim de, diğerleri de halen sağ olsunlar."
   
   Önde Billy, arkada ise sıra ile Orçun, Levent ve Rebecca, bulundukları odadan mümkün olabildiğince sessizce koridora çıkmaya başladılar. Kafalarındaki tek düşünce, ağzına kadar zombi dolu olan bu şehirde Seçkin, Berke ve Deniz'i bulabilmekti. Tabi zombiler onlardan önce davranmadılarsa...

   Koridora ilk çıkan Billy, elindeki altı patlarının namlusunu koridorun önce sol tarafına, sonra da sağ tarafına çevirdi. Hiçbir tehlikenin olmadığını görünce, diğerlerine döndü. "Şimdi... Önce nereden başlayacağız?" diye sordu. Üst katlara da mı bakalım? Yoksa çıkıp, dışarıda mı arayalım?"
   "Tahminime göre, burada diğer arkadaşlarımızdan herhangi bir iz bulabileceğimizi sanmıyorum. Eğer burada olsalardı... " dedi Orçun. Eli ile bulundukları yeri işaret etti. "...çoktan bizi bulmuşlardı, ama yine de, içimizde herhangi bir kuşku kalmaması için hastaneyi şöyle bir arayalım. Burada değillerse, ama buraya geliyorlarsa, birazcık oyalanmış da oluruz."
   "Fena fikir değil..." dedi Rebecca. Eliyle birinci katın çıkış kapısını işaret etti. "O halde bu taraftan işe başlayalım."
   
   Birinci katın ana kapısından çıkıp, merdivenleri kullanarak ikinci kata çıktılar. Heme sağ taraftaki kapıya bakan Rebecca, herhangi bir şey bulamadı. "Burada bir şey yok." dedi. "İleride üç kapı daha olacaktı."
   Az ilerde, köşedeki kapının önüne geldiler. Levent kapıyı yokladı. "Açılacak gibi değil."
   "Kapı kilitli ise bakmamıza gerek yok, ama biraz geri çekil. Belki işimize yarayan bir şey vardır." dedi Billy. Silahıyla anahtar deliğine nişan aldı. Tetiği çekti. Ortaya çıkan ses, ikinci katın dört bir yanındaki duvarlara çarpıp geri geldikten sonra, tekrar duvarları yalayarak karanlığın içinde kayıplara karışırken, ortalığı yine o aşina oldukları ölüm sessizliğine terk etti... "Eğer halen hastanedeyseler, bu sesi duyar duymaz, buraya gelirler. Neyse, şu kapıyı açalım."
   Billy, Rebecca'dan el fenerini aldıktan sonra kapıyı araladı. Fenerin ışığını şöyle bir içeri tuttu. İlginç bir şey görebilmek için ışığı içeride dolaştırırken, garip bir şey gördü. Bir tekerlekli sandalye... Üzerinde birisi oturuyordu. "Şuna bir bakın." dedi Billy. Kafasıyla içeriyi işaret ettikten sonra gruba döndü. "İçeride tekerlekli bir sandalye var. Üzerinde de biri oturuyor."
   "Tekerlekli sandalye mi var?" dedi Levent. Meraklı bakışlarla Billy'nin yanına doğru yürüdü. "Üzerinde oturan birisi mi var?"
   "Ozwell E. Spencer olmasın?"
   "Güzel espri..." dedi Levent. Billy'nin elinden feneri aldı. Kapıyı geçebileceği kadar araladı. İçeri girdikten sonra ışığı şöyle bir sağa sola tuttu. Herhangi bir tehlike yoktu. Oda neredeyse bomboştu. Işığı tekerlekli sandalyeye çevirdikten sonra, ayırmadan ilerlemeye başladı. "Umarım o değildir."
   Grubun diğer üyeleri de Levent'i takip etmeye başladılar.
   "Sandalyenin üzerindeki kim?" diye sordu Rebecca.
   "Emin değilim, ama yabancı gelmiyor." dedi Levent. Başı önüne eğik oturan figürün yüzünü görebilmek için eğilmeye başladı. "Bir bakalım kimmiş."
   El fenerinin ışığının figürün yüzünü aydınlatması ile Levent, gizemli bir el tarafından yakasından tutulduktan sonra geri çekilmiş gibi geriye doğru sıçrayıverdi. Ayağı, görmediği bir şeye takıldı. Kendisini sırt üstü yerde yatarken buldu.
   "Ne oldu Levent!?!!" diye sordu Orçun. Silahını elleriyle sıkıca kavradıktan sonra koştu ve Levent'i yerden kaldırırken bir yandan da Rebecca ve Billy'ye baktı. "Neden bu kadar korktun??"
   "Sandalyenin üzerindeki figürün yüzüne bak da neden bu kadar korktuğumu anla abi." dedi Levent. Elini kalbinin üzerine bastırmıştı. Kalbi, göğüs kafesini parçalayıp çıkacakmış gibi atıyordu. Yüzü buz kesmiş, bakışları donuklaşmıştı. Gözlerini sandalyenin üzerindeki figürden alamıyordu. "Allah'ım, bu bir tür şaka olmalı..."
   Orçun, Levent'in elinden feneri aldıktan sonra figüre doğru yaklaştı. Yavaşça eğilirken, ışığı da figürün yüzüne doğru tuttu. "Aman Allah'ım..." dedi Orçun. "Seçkin abi?"
   "Seçkin abi mi?" dedi Rebecca. "Bu kişiyi tanıyor musunuz?"
   "Evet... Diğer..." dedi Orçun. Yutkundu. "...Arkadaşlarımızdan birisiydi."
   "Birileri bizden önce davranmış." dedi Billy. Seçkin'in önüne geldi ve çömeldi. Şöyle bir inceledikten sonra yüzüne baktı. Gözleri tuhaf görünüyordu. İnsanı huzursuz eden bir donuk bakış. Elini uzatıp, dizine dokunmak için hamle yapmıştı ki Billy, Seçkin'in dengesini bozdu. Tekerlekli sandalye geriye doğru giderken, Seçkin de öne doğru devrildi. Yere çarpmasıyla tuzla buz olması bir oldu. Bu olay, gruptaki herkesin ödünü patlattı. Büyük bir merakla ortaya çıkan manzarayı incelediler. Bir tuhaflık vardı. Kırık parçaların içinde organa benzer hiçbir şey yoktu. Her bir parça, sıradan bir camdı. Günlük yaşamın her anında insanın karşısına çıkan sıradan camlardan farksızdı. Eğer durum böyleyse, Seçkin hala hayatta demekti, ama neredeydi? Aynı şekilde Berke ve Deniz neredelerdi?
   "Burada yapacak bir şey yok." dedi Billy. Tuzla buz olmuş figürü gösterdi. "Bu gerçekten o değil. Hala hayatta..."
   Levent ve Orçun, derin bir nefes aldılar. İkisi de mutluydu. Az önce yaşadıkları dehşetten sonra, kendi hallerini düşünüp, gülmeye başladılar. "Bir an için gerçekten Seçkin abi sandım." dedi Levent. "Neyse ki değilmiş."
   "Al benden de o kadar... Neyse Seçki..." lafı yarım kalmıştı Orçun'un. Hafiften bir sarsıntı hissetmeye başladılar. "Ne oluyor lan?"
   Hissettikleri sarsıntı giderek orta derece şiddetli hale geldi. Billy, Rebecca, Levent ve Orçun, sanki bünyelerinin kaldırabileceğinden fazla içip de sarhoş olmuşlar gibi dengelerini kaybederek sağa sola yalpalamaya başlamışlardı. Dengesini kaybederek sağa sola doğru devrilmeye başlayan aletlerin sesleri bütün katlarda yankılanıyor, sarsıntının etkisiyle açılıp kapanan kapıların çarpma sesleri duyuluyordu. Tam bu sırada, büyük bir şangırtı koptu. Muhtemelen büyük boyutlardaki bir cam tuzla buz olmuştu. Rebecca, Levent, Billy ve Orçun, kendilerine sağlam kolonlar bularak sırtlarını yasladılar ve sarsıntının geçmesini beklemeye başladılar. Bulundukları odanın kirişleri gıcırdıyor, arada bir dış tarafta çarpan kapıların, kırılan camların, yerinden oynayan alüminyum dolapların ve sedyelerin tekerleklerinin sesleri duyuluyordu. Neyse ki sarsıntı çok da uzun sürmeden kademe kademe azalarak sonunda bitti. Gruptaki herkes derin bir nefes aldı.
   "Ne sarsıntıydı ama..." dedi Billy. "Bir an hiç durmayacak sandım."
   "Herkes iyi mi?" diye sordu Rebecca. "Hepimiz iyi miyiz?"
   "Ben iyiyim." dedi Levent.
   "Ben de" dedi Orçun.
   "Hadi o halde, kaldığımız yerden devam edelim..." dedi Billy. "Dua edelim de diğerlerine bir şey olmamış olsun."
   "İnşallah." dedi Orçun.

   Hastanenin altını üstüne getirmelerine, adım atılmadık köşe bırakmamalarına rağmen, grubun diğer üyeleri Deniz, Berke ve Seçkin'den herhangi bir iz bulamamışlardı.
   Dışar çıkıp, şöyle bir sağlarına ve sollarına baktılar.
   "Ne tarafa gideceğiz?" diye sordu Billy. "Bu koca şehirde, grubun diğer üyelerini nereden bulacağız?"
   "Şehrin merkezine doğru gidelim." dedi Orçun. "Belki merkeze yakın bir yerdedirler."
   "Pekala..." dedi Billy. "Gidelim o halde."