Forever Ziyaretçi Nihai Biyo-Organik Silah Evriliş Diriliş Çöküş Kuruluş Başlangıç
Bizler İnkâr Edilemeyiz! -Forever Ekibi
  • 22921
  • 107

fabrisio

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 25
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #60 : 17 Şubat 2011, 20:55:54 »
Anlamsızca biten tüm bölümlerin bağlandığını görüyorum. Hem de çok mantıklı şekilde. Teşekkür ediyorum Orçun. Hikaye bomba gibi olmuş. Her bölümü kopyalayıp word formatında kaydediyorum. Böyle değerli eserleri arşiv yapmakta fayda var.


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #61 : 18 Şubat 2011, 02:59:06 »
Anlamsızca biten tüm bölümlerin bağlandığını görüyorum. Hem de çok mantıklı şekilde. Teşekkür ediyorum Orçun. Hikaye bomba gibi olmuş. Her bölümü kopyalayıp word formatında kaydediyorum. Böyle değerli eserleri arşiv yapmakta fayda var.

Ne diyeceğimi bilemiyorum Seçkin ağabeyim... Bu kadar sevebileceğini hiç tahmin bile etmiyordum. İnanılmaz mutlu oldum 8)


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #62 : 19 Şubat 2011, 03:33:17 »
   Nereye koştuğunu bilmeden koşmaya devam eden Seçkin, kısa süre içerisinde, bu esrarengiz ve pastel renk bir karanlıktaki havanın içerisinde karşısında bir takım yapılar belirmeye başlamıştı. Bu yapıları gördüğü anda, daha da hızlı koşma azmini bulmuştu kendisinde Seçkin. Hiçbir şekilde durmadı. Nefes nefese kalması umrunda değildi. Koştu... Koştu... Ayağının bir yere takılması sonucunda yere düştü. Düşer düşmez de hemen arkasına baktı. Görünürde hiç kimse yoktu. Derin bir nefes aldı. Yavaşça ayağı kalktı. Etrafına bakındı, ama karanlıktan başka hiçbir şey görmüyor olduğunu düşünüyordu ki, karanlıkların içerisinde beyazlık gördü. Yerden kalkıp ne olduğuna bakmak için ilerlediği sırada bir tabela ile karşılaştı. Cebinden çıkarttığı telefonunun ışığını kullanarak tabelaya baktı. Beyaz üzerine yeşil renk bir tabelanın üzerindeki kanlı yazıyı gördü. Tabelanın bazı yerleri kandan okunmuyordu.

"Raccoon City

City Limits

POP..."

   Devamını okuyamıyordu. Bir tek sondaki 200 rakamını görebiliyordu. "Bu bir şaka mı?" diye söylendi. "Raccoon şehrinin sınırları içerisinden mi girdim?"

   Tam bu sırada duyduğu bir inleme üzerine arkasını dönmesiyle bir zombinin boğazına yapışması bir olmuştu. Zombi ile mücadeleye giren Seçkin'i bir el silah sesi kurtarmıştı. Kafasına isabet eden kurşun ile yere serilmişti zombi. Sesin geldiği yere bakan Seçkin, karanlıkların içerisinde bir silüet gördü. Ne yapacağını bilememişti Seçkin. Silüet de bir süre Seçkin'e baktıktan sonra silahını da aldığı gibi gözden kayboldu.

   "Hey dur!" diye bağırdı Seçkin. "Sana teşekkür edemedim..."

   Kendisini kurtaranın kim olduğunu öğrenmek için koşmaya başlayan Seçkin, silüeti Flower sokağı ile Ema sokağının kesiştiği köşeye kadar kovaladı. Durdurak bilmeyen bir hızla koşan silüeti yakalamak imkansız gibiydi... Nitekim, nefesi kesilen Seçkin, dinlenebilmek için durmak zorunda kaldı. Flower sokağının Ema sokağı ile kesiştiği köşeye geldiğinde, ayaklarının artık onu taşımakta zorlandığını hissetti ve kaldırıma oturdu. Etrafta hiçbir hareket olmamasından faydalanan Seçkin, bir süre orada dinlenmeye karar verdi.
   Yeteri kadar dinlendikten sonra kalktı ve arkadaşlarını aramak için yola koyulmak istedi, ama nereye gitmesi gerektiğine karar veremedi. Etrafını incelerken, bir ses duyduğunu sandı Seçkin. Hızlıca dönerek arkasına bir baktı. Herhangi bir şey yoktu, ama bir hışırtı duyduğuna yemin edebilirdi. Merak edip, duyduğunu sandığı sesin geldiği yöne doğru gitmek için hamle yapacaktı ki, diğer sesin, içindeki sesin, bunu yapmaması gerektiği konusunda kendisini uyardığını duyar gibi oldu. Geri adım attı. "İçimdeki sesi hiçbir zaman yanılmadı. Bu seferde yanılmıyordur. Gitmesem iyi olur." dedi Seçkin. Bu arada, bir an için etrafı çeviren karanlığın giderek daraldığını hissetmişti. O anda, hafif bir rüzgar esintisi, etraftaki ağaçların yapraklarını hışırdattı. Mat bir siyaha boyanmış olan sokak, birden Seçkin'in gözünde göründüğünden daha karanlık bir hale büründü. Hurdaya dönmüş arabalar, her an çökecekmiş gibi duran hasarlı binalar ve ışık vermeye mecali kalmamış sokak lambalarının oluşturduğu loş ışık havuzları... Hiçbir hayat belirtisinin olmadığı bu sokağın ortasında duruyor, karşısındaki donuk hiçliğe bakıyordu. "Bir zamanlar bu sokak cıvıl cıvıldı." diye düşündü. O anda, parlak bir ışık gözünü almaya başladı. Işığın geldiği yöne doğru elini tutarak, gözlerini korumaya çalıştığı sırada, anlam veremediği türden bir olaya, bulunduğu sokağın değişime uğramasına tanıklık ettiğini gördü. Usta bir ressamın fırça darbeleriyle tuval üstünde hayat bulan bir resim gibi renkleniyordu sokak. Hurdaya dönmüş arabalar, hasarlı binalar, elektrik direkleri ve etrafta insanı rahatsız edebilecek türden her türlü şey, yerini bahar havasının hakim olduğu bir sokağın görüntüsüne bırakıyordu. Karşısındaki manzara karşısında şoka giren Seçkin, eli ile gözünü alan ışığı engellemeyi bıraktı. Az önce aklından geçen şeylerin birer birer gerçek olduğunu gördü: Yaşıtlarıyla parkta oynayan çocuklar, sokakta bisiklet ve paten süren gençler, açık olan dükkanlarında satış yapmakta olan esnaf, annesinin elinden tutup da vitrindeki bir şeyi gösterek annesinden onu almasını isteyen küçük bir kız çocuğu ve yeni aldığı bilgisayar oyununu arkadaşlarına gösteren bir delikanlı... Evet, hepsi gerçek olmuştu. Şöyle bir etrafına baktı Seçkin. Raccoon Şehri, birkaç dakika öncesindeki o soğuk görüntüsünden bir hayli uzaktaydı. "Hayal mi görüyorum? Yoksa deliriyor muyum?" diye sesli bir şekilde kendi kendisine sordu Seçkin. "Bu bir hayal olmalı... Evet! Kesinlikle bir hayal olmalı!"
   Etrafına büyük bir şaşkınlıkla karışık bir hayranlıkla bakmaya devam ediyordu. Kollarını iki yana açarak, kendi çevresi etrafında şöyle bir dönüverdi. Ağzı kulaklarına varırcasına içten bir gülümseme yüzünü kaplamıştı. Az önce içini ürperten hava, yerini içinde yaşama sevinci uyandıran, bulutsuz bir gökyüzünde ışıl ışıl parlayan bir güneş ile ilkbahar yaşatan ılık bir havaya bırakmıştı. Kollarını aşağıya indirdi. Kahkaha atmak istiyordu. "İnanılır gibi değil!" dedi. Üzerindeki kıyafetler kışlık olduğu için yavaş yavaş onu terletmeye başladı. Montunu çıkartıp, kolunda taşımaya karar verdi Seçkin. Hazır şehir bu hale gelmişken, tadını çıkartmak istemişti. Bu sırada, montunun cebinden düşen katlanmış bir not kağıdı da dikkatini çekti. Kağıdı açtı. Üzerinde tek satırlık bir şey yazıyor gibiydi: "Eğer karanlığa bakıyorsan, onun da sana baktığını asla unutmamalısın."
   Yazıyı okuduktan sonra kafası bir anlığına karışan Seçkin, "Bunun anlamı ne ki?" diye sordu kendi kendisine. Sorusunu yeni bitirmişti ki, duyduğu bir ses ile irkildi. Başını kaldırıp, sesin nereden geldiğini anlamak için etrafına baktı. Daha önceden onu fark etmemiş olan herkesin delici bakışlarla onu incelemekte olduklarını fark etti. Yeni aldığı bilgisayar oyununu arkadaşlarına gösteren delikanlı ise oyununu yere düşürdü. Çevresindeki herkes, yaptığı işi bıraktı. Doğrudan Seçkin'in üzerine yürümeye başladı. Aynı anda kollarını Seçkin'e doğru uzattılar ve aynı anda garip iniltiler çıkartmaya başladılar. Az önce bahar havasına bürünmüş olan Flower sokağı, eş zamanlı olarak eski görüntüsüne geri dönüyordu.
   "Yine mi?? Hayır!! Lütfen...!" diyerek bağırdı Seçkin. Gördüklerinin daha tadına bile varamamışken, böylesine hızlı bir değişim, kendisini hayal kırıklığına uğratmıştı. Sıra sıra kendisine yaklaşan ve giderek zombiye dönmeye başlayan insanların yüzlerine tek tek baktı. Yeni aldığı bilgisayar oyununu arkadaşlarına gösteren delikanlıya, arkadaşlarına, bisiklet ve paten süren gençlere, annesine vitrindeki bir oyuncağı gösteren kız çocuğuna, annesine ve esnafa. Hepsi de dönüşümün etkisiyle yavaş yavaş parçalanmakta olan yüzlerinden akan kanların kapladığı çürümüş bedenleri ve bedenlerini kaplayan kandan yeteri kadar nasibini almış olan eski püskü kıyafetleri ile ellerini kendisine doğru uzatmış olarak üstüne gelmekte olan gudubet görünümlü zombilere dönüşüyorlardı. Artık insanlıklarından hiçbir eser kalmıyordu.
   "Ne yapacağım? Kendimi savunacağım bir silahım da yok..." dedi Seçkin. Arkasını dönüp kaçmaya başladı.

   Uzun süreli bir koşudan sonra, tekrar yoruldu. Durup, arkasına baktı. Ona saldırmak isteyen zombiler, göremeyeceği kadar geride kalmıştı. Sesleri bile duyulmuyordu. Şöyle bir etrafına baktı. Az önceki rüyadan önce etrafını çeviren o aşina olduğu atmosferin içinde bulmuştu kendisini yeniden. "Ne rüyaydı ama!" dedi Seçkin. Bir anlığına olduğu yerde kalakaldı. Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm ile boşluğa bakıyordu. Kendisini bir anda salak gibi hissetmiş, gülmeye başlamıştı. "İnanılır gibi değil... Cidden inanılır gibi değil! Böylesine hızlı bir değişime nasıl aldanabildim? Bir şehir durduk yere nasıl eski günlerine dönebilir ki? Hayalperest bir insan değilim halbuki... Ben as..."
   Seçkin cümlesini tamamlayamamıştı ki, yakınlardan gelen bir takım garip sesler dikkatini çekti. Kontrolünün dışında gerçekleşen bir hamle ile seslerin geldiği yöne doğru koştu. Sesler, Trafo'nun tam karşısındaki Racoon Şehri Tiyatrosu'dan geliyordu. Merak edip, içeriden gelen seslerin sokağa yayılmasına neden olan açık kapılardan dikkatlice içeri girdi.

   Az ilerideki büyük çift kapıları geçti ve büyük bir salona ulaştı. Dışarı sızan ışık hüzmelerine bakılacak olursa, içeride birileri vardı. "Muhtemelen sesler buradan geliyor." dedi Seçkin. Başını uzatıp, şöyle bir içeriye bakamak için başını uzatmıştı ki, büyük bir sahne ile karşılaştı. Aynı anda, burnuna pis bir koku gelmeye başladı. Midesi bulanır gibi oldu, ama bu koku, onu içeriye girmekten alıkoyamamıştı. İçerideki ışıklar sadece sahneyi aydınlatıyordu. Koltukların olduğu kısım, her zamanki gibi karanlıktı. Seçkin, birkaç adım atarak sahneye yaklaşırken, sahnedeki tuhaf dekor dikkatini çekti. Hurdaya dönmüş bir otobüs vardı. Kasasının belirli yerleri çamura bulanmıştı. Etrafındaki cesetler sonradan Seçkin'in dikkatini çekmişti. Bu dekor, kendisine geldiği yerdeki manzara ile tamamen aynıydı. Otobüsün duruşu, dış kasanın hali ve etrafta yatan cesetlere kadar her şey birebir aynıydı. Merakına yenik düşen Seçkin, koşarak sahneye çıktı.
   İlk yapmak istediği şey, sahnede kendisini bulmak oldu. Etrafa şöyle bir bakındı. Ne var ki, kendisinden önce Orçun, Levent, Berke ve Deniz'i buldu. Her ne kadar bu bir tiyatro sahnesi olsa da, içini bir ürperti sardı. Kollarına baktığında, tüylerinin diken diken olduğunu gördü. Ne Levent, ne Berke, ne Deniz, ne de Orçun baygın bir halde yatıyordu. Aksine, hiçbir yaşam belirtisi göstermeksizin öylece yatıyorlardı. İstem dışı bir hamle ile hepsinin teker teker nabzını kontrol etti. Yanılmamıştı. Hepsi ölüydü. Çoktan ölmüşlerdi. İrkildi... Panik halinde geriye doğru sıçradı. Kalbinin atışı hızlanmıştı. Tuhaf duygular içerisinde otobüse baktı. "Peki ya ben?" diye sordu. Tedirgin adımlarla içeriye girdi.
   Şoförün koltuğunun yanında durarak koltuklara tek tek gözatmaya, kendisini aramaya başladı. İçeride tek tük cesetler vardı. Her birine dikkatlice bakarken, çok geçmeden de bulmayı başardı... Kendisini gördüğü tarafa doğru yürüdü. Kendisine geldiği andaki yerinde, kendisine geldiği andaki haliyle duruyordu, ama tek bir farkla: Otobüsün metal aksamı, kasadan ayrıldığı gibi karnından girip, oturmakta olduğu koltuğun arkasından çıkmıştı. Kendisini o halde görmek, iyiden iyiye midesini bulandırdığı için derhal otobüsü terk etti Seçkin. 
   Cesetlerin arasında dolanırken, arkadan birinin yaklaştığını fark etti. Hızla dönüp, baktı.
   "Hayat da aynen böyle bir tiyatro sahnesi gibidir."
   "Osmund 'Lord' Saddler..." dedi Seçkin.
   "Herkesle birlikte sen de bu sahneye çıkar, kendi bölümünü oynar ve rolün bitince de sahneden inersin." dedi Saddler. "Ne garip değil mi? Rol arkadaşların sana 'neden ölmek zorundaydın?" diye sorarlar, ama bu soruya cevap verebilecek durumda değilsindir."
   "Ne demek istiyorsun?"
   "Benim bir şey dememe gerek var mı?" diye sordu Saddler. Eli ile sahneyi şöylece bir taradı. "Sahnedeki dekor benim yerime konuşuyor."
   "Daha açık konuşmaya ne dersin?"
   "Raccoon Şehri Hastanesi'ne git..." dedi Saddler, arkasını dönerken. "Ne demek istediğimi, oraya gidince gayet açık bir şekilde anlarsın."
   "Hey bekle!" diye bağırdı Seçkin, ama Saddler çoktan salondan çıkıp gitti... "Kahretsin!"
   Bu arada, sol tarafından giderek yaklaşan bir takım ayak sesleri duydu. Dönüp, baktığında tanımadığı başka biriyle karşılaştı.
   "Ne manyak bir herif ha?" diye sordu yaklaşan kişi. "Bu zamana kadar onun gibisini görmedim."
   "Tanışıyor musunuz?"
   "Az önce sen söyleyince tanışmış oldum. Keith McFadden." dedi adam. Elini Seçkin'e doğru uzattı. "Buraların yabancısısın sanırım?"
   "Pek sayılmaz..." dedi Seçkin. Keith'in uzattığı ele şöyle bir baktı. Eldiven giymekte olduğunu gördü. O da elini uzattı ve kendisine uzatılan eli sıktı. "Tanıştığıma memnun oldum Keith."


Sn_AqE

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 73
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #63 : 19 Şubat 2011, 08:43:06 »
Abi öyle bir zamanda yazmışsın ki 5dk lık internete giriş çıkışlarla yaşıyorum şu sıralar tek solukta okuma umuduyla gidiyorum...


fabrisio

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 25
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #64 : 19 Şubat 2011, 09:23:31 »
Olay budur. Devamını sabırsızlıkla bekliyorum  :-*


Jill_61

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 23
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #65 : 19 Şubat 2011, 10:10:45 »
Güzel :)


DWG22

  • Site Denetmeni
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 1134
    • Profili Görüntüle
    • YouTube
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #66 : 19 Şubat 2011, 12:37:55 »
Sanırım şu zamana kadarki en güzel bölümdü usta. Ölümüne usta :W


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #67 : 21 Şubat 2011, 00:19:22 »
     İçeriyi el fenerinin ışığı ile şöyle bir araştıran Deniz, gördüğü masalara Berke ile teker teker göz atmaya başladı. Masalardan bir tanesinin üstüne dijital bir fotoğraf makinesi gördü. İçinde neler olduğuna bakmak için açmaya çalıştı, ama cihaz, düşük pil uyarısı vererek kapandı. Etrafına bakınıp pil bulmaya çalıştı Deniz, ama ne var ki, pil namına hiçbir şey yoktu. Ne olur ne olmaz diye makineyi yanına alan Deniz, bunu Berke'ye de söyledikten sonra Barry'nin masasında bulduğu magnum silahına uzanmak üzereydi ki, bulunduğu kata çıkan merdivenlerden geldiğini tahmin ettiği bir takım ayak sesleri duymaya başladılar. Kendilerini Barry'nin masasının arkasına saklayan ikiliden Deniz, el fenerini kapattıktan sonra silahının namlusunu kapıya doğrulttu.
   "Ne yapıyorsun Deniz?" diye sordu Berke fısıldayarak. "Ya zombi değilse?"
   "Ben yine de hazırlığımı yapayım da..."
   Ayak sesleri, bulundukları ofisin kapısının önünde durdu. Korkudan titremeye başlayan Deniz, sakin olmaya çalışıyordu. Ellerinin de titriyor olmasından dolayı kapıya bir türlü düzgün nişan alamaz hale gelmişti.
   Kapının önündeki kişi, kapının kolunu tuttu.
   Deniz de elindeki silahın horozunu indirdi. Tüm dikkatiyle kapıya odaklanmaya çalışıyordu. Eğer zombi ise, hiç düşünmeden tetiği çekecekti, ama kapının önündekinin bir zombi olmamasını umuyordu. Onun için harcayacağı bir mermi, yanlarındaki cephanenin azalması ve savunmalarının da riske girmesi demekti. Gerçi zombiyi öldürmek zorunda da değildi. Eğer o gizemli silüet silahı Deniz'e fırlatmasaydı, kendisini başka bir şeylerle savunmak zorunda kalacaktı. "Savunmak?" diye içinden geçirdi Deniz. O kadar zombinin içinden nasıl kurtulacaktı ki kendisini savunabilsin? Yaşadığı stres yüzünden saçmalamaya başlamıştı. En iyisi hiçbir şey düşünmeden yalnız kapıya odaklanmaktı. Gözünün ucuyla Berke'ye baktı. Berke de bir Deniz'e, sonra da kapıya bakmıştı.
   Kapının önündeki kişi, kapıyı ittirerek ardına kadar açtı.
   Kapının açılmasıyla Deniz'in eğilmesi bir olmuştu. Kapının önündeki kişiyi görmüş, gözlerine inanamamıştı. Berke'ye döndü. "Bu... Ben hayal mi görünüyorum?"

   "Sizi görüyorum..." dedi kapıdaki kişi. Silahını çıkarttıktan sonra namlusunu Barry'nin masasına doğru tuttu. "Elleriniz havada ayağa kalkın."
   Deniz, Berke'ye dönüp, kafasıyla işaret etti. Berke de başıyla onayladı. Deniz, elindeki silahı yavaşça uzattı ve Barry'nin masasının üzerine koyduktan sonra ellerini havaya kaldırdı. Deniz'i gören Berke de ellerini yavaşça havaya kaldırdı. İkisi de yavaşça ayağa kalktılar. "Bizi vurmayacaksınız, değil mi?" diye sordu Deniz. "Buraya kötü bir amaçla girmedik."
   "Öyle bir şeyi şu anlık düşünmüyorum. Tabi beni buna zorlamazsanız." dedi Chris. Silahının namlusuyla Barry'nin masasını işaret etti. "Burada ne yapıyorsunuz? Daha da önemlisi: Sizleri daha önceden görmemiştim. Kimsiniz?"
   "Benim adım Deniz Boyacı." diyerek kendisini tanıttı Deniz. Berke'yi işaret etti. "Bu da, arkadaşım Berke Kaçmaz. Aslında burada yapmaya çalıştığımız şey, göründüğünden çok daha farklı; çünkü, KAYBOLDUK!"
   "Kayboldunuz?"
   "Evet... Bizler Türkiye'de yaşıyoruz. Gaziantep'teki bir arkadaşımızı görmeye gidiyorduk. Bizim haricimizde üç arkadaşımız daha var. Yolda kaza geçirdik. Gözlerimizi hastanede açtığımızı sanıyorduk, ama karşımızdaki manzara hiç de öyle olmadığını gösterdi. Şu anda ise, diğer üç arkadaşımızı arıyoruz. Burada bulunmamızın tek sebebi buydu."
   "Anlıyorum... Bu arada, ben de Chris Redfield. Ellerinizi de indirebilirsiniz." dedi Chris. "Size yardımcı olmalıyım; çünkü, bu şehir hiç de güvenli değil."
   "Tanıştığımıza memnun oldum."
   "Ben de tanıştığımıza memnun oldum." dedi Deniz. "Her ne kadar biz sizi daha önceden tanıma fırsatı bulmuş olsak da, bu şekilde bir tanışmaya tanık olmamıştık. Bu arada, bu şehrin ne kadar tehlikeli olduğunu, sizinle tanışmadan önce görme fırsatı buldum. Zombiler sağolsunlar, beni gayet hoş bir şekilde karşıladılar."
   "Gördün mü?"
   "Gördün mü?" diyerek soruyu tekrarladı Berke. "Bana hiç söylememiştin...?"
   "Gerek duymadım." diyerek cevap verdi Deniz. "Seni bulduğum andaki ruh halin nedeni ile bu konuyu açmayı istemedim."
   "Pekala... Onlardan nasıl kurtulabildiğini merak ettim?"
   "Aslında kurtulmadım, kurtarıldım." dedi Deniz. "Henüz kim olduğunu, neye benzediğini bilmediğim gizemli bir kahraman tarafından kurtarıldım. Benimle hiçbir şekilde konuşmadı."
   "Gizemli bir kahraman mı? İlginç... Neyse, silahını al." dedi Chris. Deniz'e Barry'nin masasını işaret etti. Ardından da, Berke'ye döndü. "Silah kullanmasını biliyor musun?"
   "Daha önceden hiç deneyimim olmadı...?"
   "Pekala, o halde sen de bize yakın dur."
   "Tamam." dedi Berke. "Direktiflerinize uyarım."

   Deniz, Berke ve Chris, güvenli bir şekilde Raccoon Şehri Polis Merkezi'ndan çıktılar. Etrafta hiçbir hayat belirtisi yoktu. Issız, sessiz ve derin bir ölüm sessizliği vardı. Hafiften esen bir rüzgar, çevredeki binaların dış cephelerini usulca yalayarak, ağaçlardan dökülmüş olan ölü yaprakları asfaltın üzerinde sürükledi. Flower sokağı ve Warren sokağının kesiştiği kavşakta kısa süreli bir anafor yaptı ve diğer ağaçlardan dökülmüş olan ölü yaprakları da etkisi altına alarak kısa bir süreliğine belirli bir eksen etrafında döndürerek savurdu. Kısa bir süre sonra, yerini yine o aşina olunan tüyler ürpertici ölüm sessizliğine bırakan rüzgar, aynı zamanda Deniz'in, Berke'nin ve her ne kadar son derece deneyimli olsa da, Chris'in de tüylerini ürpertmişti.
   "Ne taraftan başlamamız gerekiyor?" diye sordu Chris. "Arkadaşlarınız nerede veya nerelerde olabilirler ki? Tabi hayatta kalıp, kalmadıklarını da bilmiyorum. Bilmiyoruz. Umarım sizin kadar şanslılardır."
   "Aklınıza gelebilecek olan fikrin ne olduğunu bilmiyorum," dedi Deniz. Sanki bir şey arıyormuş gibi bakan meraklı bir yüz ifadesi ile şöyle bir sokağı taradıktan sonra  Chris'e döndü. "ama bana kalırsa, hastaneye gitsek daha iyi olur."
   "Neden ilk olarak oraya gitmedin?"
   "Raccoon Şehri Polis Merkezi daha yakındaydı. Zombilerle olan tanışma merasimimden sonra, belki oraya tek parça halinde ulaşabilmek için yardım alabileceğim birilerini bulabilirim diye düşündüm." dedi Deniz. Berke'yi işaret etti. "Ne var ki, diğer arkadaşlarımdan birisini de burada buldum."
   Chris, arkasını dönüp, söyle bir Berke'ye baktı.
   "Evet... Ne diyorsunuz?"
   "Öncelikle, 'siz'li veya 'biz'li konuşmayı bıraksak iyi olur."
   "Pekala..."
   "İkincisine gelirsek... Arka tarafta bir araç olacaktı. Oraya kadar yürümek yerine, araçla gitmeye çalışırsak çok daha iyi olur." dedi Chris. Raccoon Şehri Polis Merkezi'nin arka tarafına doğru yürürken, onunla birlikte gelmekte olan Deniz ve Berke'ye baktı. "Tabi 'tek parça halinde' ulaşabilmek istiyorsak."
   Binanın arka tarafına ulaştıklarında, Chris, tahmininde yanılmadığını gördü. Halen bir polis cipi vardı. Chris, direksiyona, Deniz yan taraftaki koltuğa, Berke ise arka koltuğa geçti.
   "Anahtar nerede?"
   "Onu sormak aklıma bile gelmedi." dedi Deniz. "Ne güzel... Umarım zor bir yerde değildir."
   Chris, önce bir torpido gözüne, ardından da oturduğu koltuğun altına baktı. Her iki yerde de yoktu. "Harika... Nereden bulacağım ben bu aracın anahtarlarını?" dedi. Gözleriyle etrafını tarıyordu. "Şimdi işin yoksa düz kont... Bir dakika..."
   "Ne oldu?" diye sordu Berke.
   "Galiba buldum." dedi Chris. Güneşliği indirmesi ile anahtarların kucağına düşmesi bir olmuştu. "İşte buradasınız!"
   Fazla oyalanmadan anahtarı kontağa soktu Chris ve Raccoon Şehri Polis Merkezi'nı son hızla terk ederek Raccoon Şehri Hastanesi'ne doğru yola çıktılar.

   "Umarım yolda başımıza ciddi bir sorun gelmez." dedi Berke. "Gerçi böyle bir şehirde ne zaman, ne olacağı belli olmuyor."
   "Haklısın." diyerek Berke'yi destekledi Chris. "Hiç işim olmasa, bu şehirde bir an bile durmaz, kaçarım."
   "Ekipteki diğer arkadaşların neredeler?" diye sordu Deniz. Gittikleri yolu takip ediyordu. "Rebecca, Jill, Barry...?"
   "Hiçbir fikrim yok..." cevabını verdi Chris. "Hayatta olup olmadıklarını bile bilmiyorum. Spencer Konağı'nın havaya uçmasından sonra, bildiğim kadarıyla Barry, Rebecca ve partnerim Jill kurtuldular, ama şu zamana kadar hiçbirinden haber alamadım. Hiçbir yerde yoklar..."
   Merkezi Bulvar'ı takip ederek Raccon Şehri Hastanesi'ne doğru gidiyorlardı ki, yolun ilerisinde duran birilerinin aracı durdurmak için kollarını salladıklarını gördüler.
   "Arabayı yavaşlat Chris!" dedi Deniz. Yoldakileri seçmeye çalışıyordu. "Bunlar zombiye benze... Orçun abi...?!!?"
   "Orçun abi mi?" diye sordu Chris. O da yoldakileri seçmeye çalışıyordu. "Bu Or... Bir dakika... Şu kız Rebecca mı...?!??"
   "Evet! Bunlar onlar!" diyerek bağırdı Berke. "Hem de ta kendileri!"


DWG22

  • Site Denetmeni
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 1134
    • Profili Görüntüle
    • YouTube
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #68 : 21 Şubat 2011, 01:00:28 »
Ellerine sağlık usta, şükür kavuşturana :D Şimdi sırada Seçkin abi var, o da amansız ilerliyor valla :D Yalnız usta, şöyle arabanın üzerine koşup, elinle arabanın kaputundan tuttuktan sonra üstünden böyle takla atarcasına atlayıp beraberinde de kaputu çekersen ve bu şekilde de kaput yerinden sökülüp havaya uçarken, arabada o basınçla ileri doğru bükülüp takla atarsa süper olacak :H


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #69 : 21 Şubat 2011, 01:04:22 »
Ellerine sağlık usta, şükür kavuşturana :D Şimdi sırada Seçkin abi var, o da amansız ilerliyor valla :D Yalnız usta, şöyle arabanın üzerine koşup, elinle arabanın kaputundan tuttuktan sonra üstünden böyle takla atarcasına atlayıp beraberinde de kaputu çekersen ve bu şekilde de kaput yerinden sökülüp havaya uçarken, arabada o basınçla ileri doğru bükülüp takla atarsa süper olacak :H

Bir sonraki bölümde Seçkin abiye yaptıracağım o hareketi :H