Forever Ziyaretçi Nihai Biyo-Organik Silah Evriliş Diriliş Çöküş Kuruluş Başlangıç
Bizler İnkâr Edilemeyiz! -Forever Ekibi
  • 22943
  • 107

fabrisio

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 25
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #70 : 21 Şubat 2011, 09:06:11 »
Ellerine sağlık usta, şükür kavuşturana :D Şimdi sırada Seçkin abi var, o da amansız ilerliyor valla :D Yalnız usta, şöyle arabanın üzerine koşup, elinle arabanın kaputundan tuttuktan sonra üstünden böyle takla atarcasına atlayıp beraberinde de kaputu çekersen ve bu şekilde de kaput yerinden sökülüp havaya uçarken, arabada o basınçla ileri doğru bükülüp takla atarsa süper olacak :H

Bir sonraki bölümde Seçkin abiye yaptıracağım o hareketi :H

Çalıştığım şirkette ar-ge sorumlusuyum. Herşeyin ilkini (prototipini) bana yaptırırlar. Gücüm kuvvetimde yerinde. Ancak o hareketi yapabileceğimden emin değilim :H :D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #71 : 22 Şubat 2011, 02:01:02 »
   "Merak ettim... Seni buralarda daha önceden görmemiştim." dedi Keith. Kolundaki tozu eliyle temizledi. Şöyle bir sağına soluna da baktıktan sonra tekrar Seçkin'e döndü. "Burada ne arıyorsun?"
   "Şu arkanda gördüğün dekor var ya?" dedi Seçkin. Eliyle dekoru gösteriyordu. "Görüyor musun?"
   "Beni bir şey göremiyorum...?" dedi Keith. Seçkin'in gösterdiği yere dikkatlice bakıyor, ama boş bir sahneden başka bir şey göremiyordu. "Hayır, sahne bomboş... Hiçbir şey göremiyorum."
   Dekora bir kez daha, sanki bütün bu olaylar zincirini kıracak bir detayı arıyormuş gibi göz atmakta olan Seçkin, Keith'ten gelen bu cevap ile dondurulmuş bir film karesi gibi kalakaldı. "Benimle dalga geçiyor olmalısın... İşte bu, şu zamana kadar gördüklerimin arasında en ilginç olanı olacak gibi görünüyor."
   "Neyse, ne diyordun?"
   "Neyse..." dedi Seçkin. "Biz aslında Türkiye'den geliyoruz."
   "Türkiye'den?"
   "Evet, ama buraya gelmiyorduk."
   "Hmmm... Dur tahmin edeyim!" dedi Keith. Gözlüklerini itina ile çıkarttı. Ardından da gömleğinin cebinden poşete sarılı bir şey daha çıkarttı. Poşetin içinden de neredeyse çamaşır makinesinden yeni çıkmış gibi görünen temiz bir bez çıktı. Seçkin'in hayretler dolu bakışları içerisinde, Keith, gözlüğünün camını silmeye başladı. "Tatile gidiyordunuz... Bu şehrin yakınlarından geçerken de arabanızın benzini bitti. Doğal olarak siz de yakınlarda bir benzin istasyonu bulmak için araştırmaya çıktınız ve tombala! Raccoon Şehri'ne geldiniz... Başınız bir türlü belaya girdi. Kapana kısıldınız. Çıkış yolu arıyorsunuz...?"
   "Güzel bir senaryo."
   Gözlüklerini silmekte olan Keith, işini bitirdikten sonra bezi poşete sararak cebine koydu. Gözlüğünü de tekrar gözüne taktı. "Peki öyleyse esas senaryo nedir?"
   "Esas senaryo: Gaziantep'teki bir arkadaşımızın davetini geri çevirmedik ve yola çıktık. Gece vakti olduğu için de uykudaydık. Neresi olduğu konusunda hiçbir fikrimizin olmadığı bir yerde trafik kazası geçirdik. En azından ben öyle olduğunu sanıyorum. Gözlerimi hastanede açtığımı sanmıştım, ama Raccoon Şehri'ne çok yakın bir yerde açtım. Hem de kazanın gerçekleştiği yerde; çünkü, kendime geldiğimde otobüsün içerisindeydim. Dışarı çıktım. Etrafıma bakınırken, otobüsün etrafındaki cesetler ayaklandılar ve üzerime saldırmaya teşebbüs ettiler. Hatta bir tanesi saldırdı, ama yüzünü bile göremediğim gizemli bir kahraman tarafından kurtarıldım. Kim olduğunu öğrenebilmek için peşinden koştum, ama yetişemedim. Benim için gerçekten çok hızlıydı. Bu arada, yolda bir grup zombiye daha yakalanıyordum ki, kaçarak kurtulmayı başardım. Raccoon Şehri Polis Merkezi'nin yakınlarındayken duyduğum bir takım sesler, beni bu tarafa doğru çekti. İşte benim hikayem bu..."
   Keith, arkasını döndü ve sahneye tekrar baktı, ama sahne yine bomboştu. "İlginç bir hikaye... Bu zamana kadar duyduğum türden bir şey değil. Peki şimdi nereye gitmeyi istiyorsun?"
   "Emin değilim, ama aklımı kurcalayan bir şey var."
   "Nedir?"
   "Kazadan sonra bize ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Şu..."
   "Bize?"
   "Benim haricimde dört arkadaşım daha var. İşimleri Deniz, Berke, Levent ve Orçun. Onların da ne durumda olduklarını merak ediyorum. Şu anda muhtemelen bir kabus görüyorum, görüyoruz. Eğer kazanın gerçekleştiği yere en yakın yerdeki hastanede yatıyorsak, bu şehirdeki hastaneye gidersem, işime yarayacak bir şey bulabilir miyim?"
   "Az önce Saddler da aynı tavsiyede bulunmuştu. Bir şey biliyor olmalı..."
   "Peki beni oraya en kısa yoldan götürebilir misin?"
   "Neden olmasın?" dedi Keith. Salonun çıkış kapısına giden yolu işaret etti. "Eğer başka bir işin yoksa yola koyulalım."
   "Umarım yolda başımıza bir şey gelmez..." dedi Seçkin. Keith'in ardından salondan çıkarken, son bir kez daha sahnedeki dekora baktı. "En azında burada."
   
   "Bu zamana kadar Resident Evil oyunu oynadım, bu şehirde senin gibisini görmedim. Bana biraz kendinden bahsetsene Keith." dedi Seçkin. Sorusuna cevap gelmeyince yürümeyi bıraktı. Arkasını döndü. "Keith?"
   "Bu şeyler her zaman kontrol ediyorum, ama her bakışımda bozuluyorlar."
   Keith'i üç cam vazoyu kontrol ederken buldu Seçkin. Elinde damlalık gibi bir şey vardı. Baktığı vazodan damlalıkla su aldıktan sonra gidip, arkasındaki vazoya damlattı. Bir önceki vazodan birkaç damla daha aldıktan sonra, bu sefer sağ tarafta duran sehpanın üzerindeki vazoya damlattı. Akabinde sol cebinden bir metre çıkarttı ve her üç vazonun da su seviyesini ölçtü. Sağ taraftaki vazoda fazlalık, arkasındaki vazoda da eksiklik vardı. Sağ taraftaki vazodan birkaç damla alıp, arkasındaki vazoya aktardı. Tekrar ölçtü. Bu sefer her üçündeki su aynı seviyedeydi. "Tamam, şimdi oldu."
   "Ne yapıyorsun?"
   "Şu üç vazodaki suların seviyesine bakıyordum. Eşit olmadıkları zaman, bir şeyler eksikmiş gibi geliyor."
   "Şehir komple savaş alanı gibi, buradaki üç vazonun su seviyesini eşitlesen ne olacak?   
   "Haklısın, ama elimde değil. Neyse." dedi Keith. Seçkin'in yanına gelirken, elindeki damlalığı mendile sardı ve cebine koydu. "Gidelim."

   Raccoon Şehri Tiyatrosu'ndan çıktıktan sonra, sol tarafa döndüler. "R. Şehri Restoranı"nın önünden geçerek Warren sokağına ulaştılar. Yukarı doğru Raccoon Şehri Hastanesi'ne doğru yürümeye başladılar.
   "Bana kendinden bahsetmedin Keith. Senin hikayen nedir?"
   "Aslına bakarsan, hikayemden kimseye bahsetmek istemiyorum; çünkü, hem iç açıcı değil, hem de anlatırken içim acıyor."
   Bir süre sessizce yürümeye devam ettiler.
   "Ne annemi, ne de babamı tanıma fırsatım olmadı. Bir tek anneannemi tanıyordum."
   "Neden?"
   "Annem, doğumumdan sonra fazlaca kan kaybettiği için komaya girmiş, ama kurtulamamış. Babam ise, doğumuma yetişmek için gelirken, yolda trafik kazası geçirmiş. O da kurtulamamış. Bakımımı anneannem üstlendi. Küçük bir de köpeğimiz vardı. Adı Ruby'ydi. Bir golden retriever. Dişiydi. Onüçüncü doğum günümü kutladığım sene, anneannem hastaneye kaldırıldı. Yaklaşık iki hafta boyunca hastanede kaldı. Bakım masraflarını karşılayabilmek için çalışmaya başladım. Buna mecburdum." dedi Keith. Eliyle arka tarafı işaret etti. "Raccoon Şehri Tiyatrosu'nda, ama kazandığım para, anneannemin masrafını karşılayamıyordu. Ne var ki, bir gün hastaneden aradılar. Öldüğünü söylediler. İki defa kalk krizi geçirmiş. En sonunda da felç inmiş... Kurtaramamışlar. Şaşırmadım. Üzülmedim. Ağlamadım. Sanki bağışıklık kazanmış gibiydim. Onüç yaşında bir insanın ölüme karşı tepkisiz kalması ne garip değil mi? Sanki bekliyormuşum gibi..."
   "Keşke sormasaymışım... Ne diyeceğimi bilemiyorum."
   "Bir şey demeni beklemiyorum." dedi Keith. "Hayatta tek başıma kalmadım. Ruby, benim en büyük destekçim oldu. Beni hiçbir zaman yalnız bırakmadı. 'Herhalde bundan sonra bir şey olmaz.' diye düşünüyordum, ama Ruby'nin de bir canlı olduğunu, zamanı geldiğinde onun da beni bırakıp gideceğini unutmuştum. Ne var ki, Ruby gitmedi. Onu ben yolladım."
   "Onu sen mi yolladın?"
   "Çok yaşlıydı. Hiçbir işini kendisi yapamıyordu. Eziyet çekiyordu. Onu acısından kurtarmak için veterinere götürdüm. Ebedi uykusuna yatırdık. Huzura kavuştuğunu, ne olursa olsun, ruhunun benimle birlikte olduğunu biliyorum."
   Kelimeler Seçkin'in boğazına takımıştı. Sanki konuşma yetisini kaybetmiş de, konuşmayı sökmeye çalışıyormuş gibiydi, ama Keith'in sesindeki o iç karartıcı ve soğuk hava tüylerini ürpertmişti. "Çok iyi kalpli bir insansın Keith... Eminim Ruby de benimle aynı fikirdedir."
   "Bilmiyorum... Ama o, her daim benimle olmayı istiyordu belki de. Yaptıklarına karşılık böyle bir şeyi hak etmediğini düşünüyorum, ama yapabileceğim başka da bir şey kalmamıştı. Gözlerimin önünde eriyip gitmesine seyirci kalamazdım."

   Warren sokağının Raccoon sokağı ile kesiştiği noktaya yaklaştıkları sırada, asfaltın büyük ölçüde çöktüğünü, öteki tarafa geçilecek gibi olmadığını gördüler. Fuston sokağı tarafına baktılar, ama orası da bloke edilmişti. Sağ tarafa dönüp, Fuston sokağının River Bulvarı ile kesiştiği tarafa doğru yürüdüler.
   "Bir dakika..." dedi Keith. "Burası benim apartmanım. Yani evim bu apartmanda... Bu binayı kullanarak hastanenin olduğu tarafa çıkabiliriz."
   "İyi fikir!"
   "Hadi gidelim..." dedi Keith. "Bu arada, evim burada, ama ben aslında burada yaşamıyorum."
   "Burada yaşamıyor musun? Anlamadım?"
   "Bu evde, köpeğimle ilgili bir çok anım var, ama ne zaman girsem, evim beni boğuyor. Anılar benim boğuyor. Kendimi evden atmak istiyorum. Burada yaşamaya tahammül edemiyorum."
   "Anlıyorum... Zaten eve girmeyeceğiz. Değil mi?"
   "Hayır, ama kapısının önünden geçeceğiz."

   Merdivenleri son hızla çıkan Keith ve Seçkin, Keith'in kapısının önünden geçiyorlardı ki, evden tuhaf bir sesin geldiğine tanık oldular. Aşina oldukları veya daha önceden duydukları türden bir ses değildi. "Bir dakika bekle!" dedi Keith. "Şu sesi duyuyor musun?"
   "Evet..." dedi Seçkin. "...de ne ki bu?"
   "Bilmiyorum, ama bakmadan edemeyeceğim."
   Keith'in evine girdiler. İçerisi son derece kasvetliydi ve eşyalar neredeyse tozdan görünmüyordu. Ayrıca, iç boğucu baskın bir hava hakimdi. Biri burada bir saatten fazla kalsa, nefes darlığından ölebilirdi belki de. Tabiri caizse, sokaklar evden temizdi. Keith ve Seçkin, sesin kaynağını aradılar, ama bulamadılar. "Burada bir şey yok galiba...?" dedi Seçkin. "Hadi gidelim."
   Seçkin evden çıktıktan sonra, tam Keith Seçkin'i takip edecekti ki, evin koridoruna doğru yönelen bir silüet gördü. Bu bir köpek silüetiydi. "Ruby?"
   Keith, meraklı adımlarla silüeti takip ederek içerisinde Ruby'nin de evinin bulunduğu bir yatak odasına vardı. Silüet, kapının önünde kayboldu. Ne yapacağı konusunda ikilemde kalan Keith, ağır adımlarla kapıya doğru yaklaştı. Kolu tuttu ve yavaşça çevirerek açtı. Eliyle de hafifçe ittirdi. Kapı ardına kadar açıldı. Burnuna ağır bir koku geldi. Midesi ağzına gelir gibi olmuştu. Öğürmüş, ama kusmamak için kendisini zor tutmuştu. Mümkün olabildiğince az solunum yaparak içeri girdi.
   Kominidin olduğunu düşündüğü mobilyanın üzerinde bir el feneri vardı. Bozukmuş gibi yanıp yanıp sönmekteydi. İçeriyi şöyle bir araştırmak için feneri eline aldı. İki defa ayasına vurdu. Fener düzeldi. Artık göz kırpmıyordu. Işığı rastgele duvarlara tutarken, duvarların bazı kısımlarının kırmızıya boyanmış olduğunu gördü. Sanki kan gibi görünüyordu. Belki de kandı. Elini duvara sürttü, ardından da burnuna götürdü. Evet, kandı. Duvarlardaki kırmızılıklar kandı. "Nereden gelmiş bunlar buraya?" dedi. Işığı etrafına tutarken, ayağı bir şeye takıldı. Dengesini kaybeder gibi oldu. Işığı, dengesini kaybetmesine neden olan şeye tuttuğunda, bir çift ayak gördü. Yüreği ağzına gelen Keith, kaçmak için hamle yaptığı sırada, ayağının yatağın köşesine takılmasıyla kendisini yerde buldu. Panik halinde elinden fırlayan feneri tuttuğu gibi ışığı yerdeki cesede doğru çevirdi. Kanının bir anda donduğunu hissetti. Bir süre hareketsiz kalakaldı. Gözlerini cesetten ayıramıyordu. "Yok, hayır, benle dalga geçiyor olmalısın!" dedi. Cesedin yüzü, kendi yüzüyle aynıydı. Üzerindeki kıyafete kadar birebir aynıydı. Yavaşça yerden kalktığı gibi cesede yaklaştı. Gözüne takılan ilk şey, cesedin ellerinin haliydi. Parmak uçları parçalanmıştı. Donmuş olan kanın arasından çürümüş kemikler görünüyordu. Uzanıp, cesedin ellerine dokundu. Bir buz kadar soğuklardı. Ne kadar süredir burada durduğunu merak ediyordu, ama daha da önemlisi, neden ceset Keith'in birebir kopyasıydı? Kafasındaki bu soru işareti ile cesede bakarken, gömleğinin cebinde duran bir şeyi ve etrafa saçılmış olan fotoğrafları fark etti. İlk olarak fotoğraflara bakmak istemişti, ama ondan önce, cesedin yüzüne bakarak, dikkatlice cebindeki şeye uzandı. Yavaşça çıkarttı. Bu da bir fotoğraftı. Ön tarafını çevirip baktığında, ikinci bir şok aha yaşadı, ama bu şok, yerini kısa sürede Keith'in gözünden akan yaşa bıraktı; çünkü, resimde kendisi ve kucağında da Ruby vardı. Ruby yavruyken ilk kez kucağına aldığında çekilmişti bu fotoğraf... Keith fotoğrafa bakarken, odanın çehresi bir anda değişiverdi.. Pencereden içeri güneş ışığı girerken, az önce karşısında duran ceset ortadan kaybolmuştu. Ne var ki fotoğraflar yerlerinde duruyorlardı. Ayrıca etraf tamamıyla siyah-beyazdı. Bir tek üzerindeki giysiler renkliydi.
   Elindeki fotoğraf ile odadan çıktı. Koridor boyunca yürüyerek salona ulaştı. Televizyonun karşısındaki koltuğun üzerinde bir anda kendisi, üzerinde Ruby ile beliriverdi. Köpeğiyle çılgınlar gibi oynuyor, oradan oraya yuvarlanıyorlardı. Kısa bir süre sonra anneannesinin sesinin gelmesi ile ortadan kayboldular. Keith, elindeki fotoğraf ile yatak odasına geri döndü. Bu sefer başka bir fotoğraf aldı. Köpeğinin ilk yaş günü kutlamasında çekilmiş bir fotoğraftı.
   Tekrar salona geldi... Ortadaki sehpanın üzerinde güzel bir doğum günü pastası vardı. Bir tarafında Keith, bir tarafında anneannesi ve tam ortada da Ruby. Anneannesi ile Keith, pastayı üflediler. Ruby ise olduğu gibi pastaya saldırdı. Her tarafına bulaşan pastayı temizlemeye çalışıyordu anneannesi. Kısa bir süre sonra ortadan kayboldular. Keith, fotoğraf ile birlikte yatak odasına geri döndü. Diğer fotoğraflara bakıyordu. Parka koştururlarken, Keith Ruby'yi yıkarken, Ruby ile Keith oyunlar oynarken, Ruby mamasını yerken ve daha niceleri... Fotoğrafları karıştırırken, eline ilginç bir fotoğraf geldi Keith'in, ama fotoğrafı aldığı gibi yere attı. Her ne kadar görmek istememiş olsa da, fotoğraftaki Ruby'nin gözleri ona bakıyordu: 'Ruby'yi ebedi uykusuna yatırdıkları andan' bir fotoğraf... Yatak odasının şekli bir anda değişime uğradı. Veterinerin odasına döndü. Keith, ayağa kalkıp, arkasına baktı. Kendisi ile veteriner Vincent Bell odanın ortasında duruyorlardı. Sedyenin üzerinde de Ruby vardı. Onu defalarca okşadı; çünkü, bunların son okşayışları olduğunu biliyordu. "Merak etme Ruby... Senin kötülüğünü isteyecek bir şey yapmam. Sen beni hayata bağlayan tek dostumsun." dedi Keith.
   Bu arada, doktor Bell İlk iğneyi yaptı. "Nabzına bakmam lazım. Sonrasında ikinci iğneyi yapacağım."
   "Gerek yok doktor." dedi Keith. Gözlerini hiç ayırmadan Ruby'nin gözlerine bakıyordu. "Bunu gözlerinden anlayabiliyorum."
   Ruby ölmüştü...

   Keith, Ruby'nin cesedini de yanına alarak arabasına bindiği gibi evine dönmek üzere yola çıktı. Evine gelene kadar göz yaşlarına hakim olamamıştı. Yol boyunca Ruby ile olan anıları birer birer hafızasından geldi, geçti ve gitti. Olanlara hala inanamıyor, bütün bunların birer hayalden ibaret olmasını ve birisinin gelip onu uyandırmasını istiyordu, ama Ruby'nin cesedi tüm gerçekçiliğiyle orada yatıyordu.

   Gözlerinin önünde uzayan yolun sonuna gelmiş, evine varmıştı. İlk yapmak istediği şey, Ruby'yi arka bahçeye gömmek ve huzur içinde ebedi uykusuna dalması için ona yardımcı olmaktı.
   Bodrum katından aldığı kürek ile toprağın üzerinde yatmakta olan Ruby'nin yanına geldi. İşe girişmeden önce, Ruby'nin gözlerine şöyle bir baktı. Daha önceden hiçbir şekilde alışık olmadığı bir bakış vardı. Ruby'nin her türlü bakışına alışkındı, ama bu sefer hiçbir şekilde tanıdık gelmeyen bakışlara maruz kalmıştı. Öyle ki, sanki 'ne yaptın bana? ben bunu hak edecek ne yaptım?' der gibi bakıyordu Ruby. Yere çömelip, bir zamanlar kendisi için varını yoğunu ortaya koyan, ama şimdi öylece toprağın üstünde yatmakta olan köpeğine baktı. Ne kadar da sessiz yatıyordu... Defalarca okşadı. "Görmeyi istemediğim bir tabloya bakıyorum şu anda, biliyor musun?" dedi Keith. Sıkıntılı bir şekilde derin bir nefes alıp verdi. Orada yatan kişi olmak için neleri vereceğini düşündü. "Her ne kadar beni duymuyor olsan, duysan da anlamayacak olsan da dinlemeni istiyorum."
   Şöyle bir etrafına baktı. Gökyüzü her an indirecekmiş gibi duran yağmur bulutlarıyla kaplanmıştı. Bulutlar, aynı zamanda da etrafı griye boyamıştı. Tam anlamıyla donuk bir hava hakimdi çevreye... Keith ayağa kalktı. Bir an için kendisini bir moloz yığını gibi, ruhsuz ve ölü gibi hissetti. Hafiften esmekte olan bir rüzgar, uğuldayarak apartmanların arasında dolaşırken, rüzgara maruz kalan bir ağacın yaprakları da hışırdayarak Keith'in dikkatini çekti. Tekrar Ruby'ye döndü. O anda gözünden akan bir damla gözyaşı, yanağından süzülerek aşağıya doğru indi. Çenesinin ucuna geldiğinde de kendisini boşluğa bıraktı.
   "'Başkalarının başına gelir, bizim başımıza gelmez' diye düşündüğüm bir şeyin, aslında herkes gibi bizim de başımıza gelebileceğini, aramızdaki bu denli güçlü olan bağın bir şekilde kopabileceğini asla düşünmezdim, düşünemezdim. Şu durumda, yanlış düşündüğümü acı bir şekilde öğrendim." dedi Keith. Ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Sözcükler boğazına dolanıyor, konuşmakta zorlanıyordu. Bir yandan etrafına göz gezdiriyor, bir yandan da cümlelerini toparlamaya çalışıyordu. Arkasında duran karton gözüne takıldı. Çömeldikten sonra onu da oturacağı yere koyup, üzerine oturdu. Ruby'nin sol ön patisini avuçlarının arasına aldı. Sımsıkı tutuyordu. "Hayatta tek başıma kaldıktan sonra asla toparlanamayacağımı düşünüdüyordum. Ancak sen o kadar güçlüydün ki, kendini toparladığın gibi beni de toparladın. İçinde barındırdığın sonsuz güçle yanımdaydın. Ne zaman karamsarlığa düşsem, karanlıkta yolumu bulmama yardımcı olurdun. Bir an bile olsa beni yalnız bırakmazdın. Her ne kadar dışarıdan güçlü bir yapıya sahipmiş gibi görünsem de, iç dünyamda ince bir buz parçası kadar kırılgandım, ama hayatla dalga geçercesine yaydığın o pozitif enerji, bir kaya kadar sağlam olmamı sağlardı. Ne yapabilirim bilmiyorum, ama seni bu halde görmek 'keşke ben ölseydim' dedirtiyor. Ruhunun nerede olduğunu ve ne yaptığını merak ediyorum. Eğer ölümünden sorumlu olduğumu düşünüyorsan, vicdanımın asla rahat etmeyeceğini bilmeni istiyorum. Ayağa kalktıktan sonra, küreği eline aldı. Dikkatlice toprağı kazdı. Ruby'yi içeriye yatırmadan önce son bir kez daha okşadı. "Seni unutmayacağım."

   Omzuna dokunan bir el ile olduğu yerde sıçradı Keith. Bağırmamak için kendisini zor tutmuştu. Başını çevirdiği anda Seçkin ile yüz yüze geldi.
   "Keith?" dedi Seçkin. "Burada ne yapıyorsun? Apartmanda bakmadığım yer kalmadı. Ne yapıyordun burada?"
   Keith, elinde tuttuğu fotoğrafı Seçkin'e gösterdi. "Ruby... O öldü. O öldü ve tamamıyla benim hatam."
   Seçkin bir süre fotoğrafa baktı. "Bilirsin Keith... Bazı şeyler, olmalarını istemesek de olur. Ne yazık ki elimizde olan bir şey değil."
   "Bu hiç de adil değil Seçkin... Adil değil..."
   "Biliyorum Keith... Biliyorum, ama yapabileceğimiz bir şey yok." dedi Seçkin. "Hayat devam ediyor. Rolümüzü oynamaya devam ediyoruz. Ne zaman sahneden ineceğimiz belli değil. Keşke sonsuza kadar yaşayabilsek, ama senin şu anda yapabileceğin en iyi şey, Ruby'yi daima en iyi anılarınızla birlikte hatırlamak. Eminim bu onu her nerede olursa olsun iyi hissettirecektir."
   "Haklısın... Neyse, çıkalım şu evden bir an evvel. Yoksa delireceğim."

   Seçkin ile Keith, apartmanın öteki tarafına geçip, yangın merdivenlerini kullanarak aşağıya indiler. Warren sokağının çökmüş olan tarafının karşısına geçmişlerdi. Tek yapmaları gereken, Raccoon Şehri Hastanesi'ne doğru koşmaktı...


DWG22

  • Site Denetmeni
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 1134
    • Profili Görüntüle
    • YouTube
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #72 : 22 Şubat 2011, 02:11:01 »
Ölümüne usta :W Ellerine sağlık, şu zamanki en duygusal, en babacan bölümdü :D  Aynı zamanda en gerilimli bölümlerden de biriydi. Şu Keith ölmez inşallah :D


fabrisio

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 25
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #73 : 22 Şubat 2011, 09:55:24 »
Ölümüne usta :W Ellerine sağlık, şu zamanki en duygusal, en babacan bölümdü :D  Aynı zamanda en gerilimli bölümlerden de biriydi. Şu Keith ölmez inşallah :D

Tamamen katılıyorum. Çok duygusal bir bölümdü. Olayları hissetmemek mümkün değil. Biz okurken bu kadar etkileniyorsak Orçun yazarken acaba ne durumdaydı?


Jill_61

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 23
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #74 : 22 Şubat 2011, 15:20:07 »
Güzel Olmuş :) evde kitap değil bunu okuyorum hep :D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #75 : 22 Şubat 2011, 20:21:26 »
Ölümüne usta :W Ellerine sağlık, şu zamanki en duygusal, en babacan bölümdü :D  Aynı zamanda en gerilimli bölümlerden de biriydi. Şu Keith ölmez inşallah :D

Ben ölmemesi için uğraşacağım, ama bakalım o benim uğraşlarıma yanıt verecek mi? :D


Ölümüne usta :W Ellerine sağlık, şu zamanki en duygusal, en babacan bölümdü :D  Aynı zamanda en gerilimli bölümlerden de biriydi. Şu Keith ölmez inşallah :D

Tamamen katılıyorum. Çok duygusal bir bölümdü. Olayları hissetmemek mümkün değil. Biz okurken bu kadar etkileniyorsak Orçun yazarken acaba ne durumdaydı?

İşin garibi de bu işte ya... Bu tip duygusal sahneler beni hiçbir zaman etkilemedi, gerilim sahneleri de. Bilmiyorum, ama etkilenmiyorum. İlginç ::)


Güzel Olmuş :) evde kitap değil bunu okuyorum hep :D

Bu hikayeyi kitap olarak bastırıp sana yollayacağım :D


Evet... Gelelim yeni bölüme :)
Bu arada, bir sonraki bölüm, hikayenin son bölümü olacak ;)



   "Umarım yolda başımıza ciddi bir sorun gelmez." dedi Berke. "Gerçi böyle bir şehirde ne zaman, ne olacağı belli olmuyor."
   "Haklısın." diyerek Berke'yi destekledi Chris. "Hiç işim olmasa, bu şehirde bir an bile durmaz, kaçarım."
   "Ekipteki diğer arkadaşların neredeler?" diye sordu Deniz. Gittikleri yolu takip ediyordu. "Rebecca, Jill, Barry...?"
   "Hiçbir fikrim yok..." cevabını verdi Chris. "Hayatta olup olmadıklarını bile bilmiyorum. Spencer Konağı'nın havaya uçmasından sonra, bildiğim kadarıyla Barry, Rebecca ve partnerim Jill kurtuldular, ama şu zamana kadar hiçbirinden haber alamadım. Hiçbir yerde yoklar..."

   Merkezi Bulvar'ı takip ederek Raccon Şehri Hastanesi'ne doğru gidiyorlardı ki, yolun ilerisinde duran birilerinin aracı durdurmak için kollarını salladıklarını gördüler.
   "Arabayı yavaşlat Chris!" dedi Deniz. Yoldakileri seçmeye çalışıyordu. "Bunlar zombiye benze... Orçun abi...?!!?"
   "Orçun abi mi?" diye sordu Chris. O da yoldakileri seçmeye çalışıyordu. "Bu Or... Bir dakika... Şu kız Rebecca mı...?!??"
   "Evet! Bunlar onlar!" diyerek bağırdı Berke. "Hem de ta kendileri!"

   Chris, aracı Billy, Rebecca, Orçun ve Levent'ten oluşan grubun önünde durdu. Araçtan çıkan ilk kişi Deniz oldu. Koşarak gitti ve önce Orçun abisine, sonra da Levent abisine sarıldı. "Allah'a şükürler olsun ki iyisiniz!" dedi. Sağlığınızdan endişe ediyordum, ama şimdi içim rahat."
   "Biz de seni gördüğümüze çok sevindik." dedi Orçun. Yüzünü kaplayan belirgin bir tebessüm ile Deniz'e bakıyordu. "Diğerleri nerede? Berke ve Seçkin abi?"
   "Berke de burada..." dedi Deniz. Arkasını dönüp, bağırdı. "Ber..."
   Deniz, lafını tamamlayamadan Berke de koşarak yanlarına geldi. O da ilk olarak Levent abisine, ardından da Orçun abisine sarıldı. "Hala hayatta olduğunuzdan dolayı ne kadar mutlu olduğumu bilemezsiniz. Neyse ki bir şeyiniz yok..." dedi Berke. Gözü Levent'in yüzüne ve koluna takılmıştı. "Tabi şu bantlar ve sargı haricinde... Ne oldu Levent abi??!"
   "Yolda ufak bir kaza geçirdik. Neyse ki, bu kadarla kurtulmayı başardık." dedi Rebecca. Arkalarında kalan araca bakarken, yanlarına doğru gelmekte olan Chris'i gördü. "Chris? Sen misin Chris?"
   "Rebecca?"
   "Görüşmeyeli uzun zaman oldu Chris! Nerelerdeydin?" dedi Rebecca. İçten bir gülümseme ile Chris'e yaklaştı ve ona sımsıkı sarıldı. "Seni çok özlemiştim. Bunca zamandır nerelerdeydin?"
   "Siz birbirinizi tanıyor musunuz?" diyerek araya girdi Billy.
   "Bu adam da kim?" diye sordu Chris. "Bugün, bu zamana kadar görmediğim insanlarla karşılaşıyorum."
   "Merhaba dostum, ben Billy. Teğmen Billy Coen"
   "Chris... Chris Redfield."
   "Tanıştığıma memnun oldum..." dedi Billy. Elini Chris'e doğru uzattı. "Chris."
   "Ben de memnun oldum..." dedi Chris. Billy'nin uzattığı eli sıktı. "Billy. Burada ne arıyorsun?"
   "Uzun hikaye... Buradaki işimiz bitsin, sana anlatacağım. Sözüm olsun."
   "Pekala. Yalnız, Sheva da bana Wesker ile aramızdaki husumetin nedenini sormuştu." dedi Chris. "İşimiz bitince anlatacağımı söyledim, ama arada kaynadı gitti. Neyse... Artık onun için bir önemi kalmamıştır. Peki, şimdi ne yapacağız?"
   "Şimdi bir dakika... Chris ve Billy, bu arkadaşların buraya geliş hikayesinden hepimizin bilgisi var değil mi?" dedi Rebecca. Eli ile Levent, Berke, Deniz ve Orçun'u işaret etti. "Grup üyelerini bir araya toparladığımıza göre, şimdi ne yapacağız?"
   "Bir kişi eksik" dedi Berke. Grup üyelerine şöyle bir baktı. "Seçkin abi... O hala kayıp ve şu zamana kadar hiçbir şekilde haber alamadık. Öncelikle onu bulmamız lazım."
   "Peki onu bulduktan sonra ne yapacağız?"
   "İşte esas soru işaretinin olduğu yere geliyoruz." dedi Billy. "Merak ediyorum."
   "Raccoon Şehri Hastanesi'ne gitmeliyiz." diyerek araya girdi Deniz. Billy ve Rebecca'nın şaşkın bakışlarını yakaladıktan sonra lafına devam etme gereği duydu. "Geçirdiğimiz kazadan sonra, eğer bizi kazanın meydana geldiği yerin yakınlarındaki bir hastaneye kaldırdılarsa, halen o hastanede yatıyor olmalıyız. Raccoon Şehri Hastanesi'ne gidersek, belki buradan nasıl kurtulacağımıza dair bir ipucu bulabiliriz."
   "Biz zaten Raccoon Şehri Hastanesi'nden geliyoruz." dedi Orçun. "Orada bir şey bulamadık."
   "İlla ki bir şey olmalı. Gözden kaçırdığınız bir şey olmalı. Tekrar bakmalıyız." dedi Deniz. "Elbet bir şey bulmalıyız. Tekrardan baksak bir şey kaybetmeyeceğimizi düşünüyorum."
   "Pekala..." dedi Chris. "O halde hep birlikte şu araca binelim de, önce Seçkin'i arayalım. Ardından da hastaneye gideriz."
   "O araçta, herkese yetecek kadar yer var mı?" diye sordu Billy. Sanki birkaçımız dışarıda kalacakmışız gibi görünüyor."
   "Merak etme Billy. Herkese yetecek kadar yer var."
   
   Direksiyona yine Chris geçmişti. Yanındaki koltukta Billy vardı. Bir arkadaki koltukta Rebecca, Levent, Orçun ve Deniz, en arkadaki koltuğa da Berke oturmuştu. Vakit kaybetmeden yola çıkan grubun öncelikli hedefi, Seçkin'i bulabilmekti.
   Merkezi-Raccoon Hattı'ndan yukarı doğru çıkmaya başladılar. Raccoon ve Warren yollarının Merkezi-Raccoon Hattı ile kesiştiği noktada, aracın önüne iki kişi atladı. Chris'in son anda fark etmesi nedeni ile yaptığı ani fren sonucunda, Billy'nin ön cama yapışmasına neredeyse ramak kalırken, kendisine hakim olamayan Levent, iki koltuğun arasından geçerek Billy ile Chris'in arasındaki vites kolunun üzerine uçtu. Araç radyosunun bulunduğu panele kafası çarparak son anda durabildi.
   Chris bir hışımla arabadan çıkarak, aracın önüne atlayan iki kişiyi neredeyse kükreyerek azarladı. "Yürürken önünüze baksanıza be!! Aracın farlarını da mı fark etmediniz!! Kör müsünüz??!!??"
   Korkudan oldukları yerde kalan ikili, dut yemiş bülbül gibi Chris'e bakmaya devam ettiler. Bu arada, Deniz yine arabadan fırladı. "Chris, bir dakika..." dedi. Bu kişilerden birisi bana tanıdık geliyor."
   "Öteki de bana tanıdık geliyor." diyen Rebecca da araçtan çıkmıştı. "Bana izin ver Chris."
   Deniz ve Rebecca, yavaş adımlarla iki kişinin yanına doğru yürüdü. Aracın uzun ışıklarından dolayı fazlaca parlayan yüzleri seçmeye çalışıyorlardı.
   "Deniz?" dedi ikiliden birisi. "Deniz... Bu sensin!"
   "Seçkin abi??"
   "Vay canına..." dedi Chris. "Bugün nedense her şey yolunda gidiyor. Neden acaba?"
   "Belki de şans bize artık gülmeye karar vermiştir."
   "Keith...?"
   "Rebecca...?"
   "Hayattasın... Öldüğünü sanmıştım. İyi misin? Ne... Burada ne arıyorsun?"
   "Siz birbirinizi tanıyor musunuz?" dedi Chris. "Bu soruyu bugün ikinci kez soruyorum."
   "Keith, Raccoon Şehri Hastanesi'nin doktorlarından birisi... Aynı zamanda da Raccoon Şehri Tiyatrosu'nda çalışıyor." dedi Rebecca. Gözlerini Keith'ten ayırmıyordu. "Onunla en son bir hafta önce görüştüm. Eğer doğru zamanda doğru yerde olmasaydı, şu an belki hayatta olamayabilirdim."
   "Vay canına... Etkilendim." dedi Billy. "Gözüme girdin dostum, her ne kadar daha önceden görmemiş olsam da..."
   Bu arada, Deniz, Berke, Levent ve Orçun da Seçkin abisine sarılıp, onu tekrardan görebildiklerine seviniyorlardı. Grup üyeleri yeniden bir araya gelmişlerdi. Rebecca, Chris ve Billy Seçkin ile tanışırken, diğerleri de Keith ile tanışma fırsatı bulmuşlardı. Kısa süreli bir kaynaşma merasiminden sonra, tekrardan bir araya geldiler. Ortak gidiş yeri belliydi: Raccoon Şehri Hastanesi.
   "Pekala..." dedi Billy. "Grup üyelerini 'tamamıyla' bir araya toparladığımıza göre, şimdi hep birlikte arabaya binelim ve Raccoon Şehri Hastanesi'ne gidelim."
   "Ne büyük tesadüf..." dedi Seçkin. "Biz de o tarafa doğru gidiyorduk."
   "Hani bir buluşma falan ayarlayacak olsaydık, organizasyon konusunda sıkıntı çekmeyecekmişiz." dedi Orçun.
   Hep birlikte gülmeye başladılar.
   "İyi tespit." dedi Billy. "Gerçekten iyi bir tespit... Neyse. Hadi arabaya tekrar binelim de, vakit kaybetmeden şu hastaneye gidelim. Bu şehirden bir an evvel kurtulmanıza yardımcı olalım."
   Grup üyeleri, yine aynı düzende arabadaki yerlerini alırlarken, Seçkin ve Keith de Berke'nin yanında yerlerini aldılar. Motoru kapatmamış olan Chris, gaza bastığı gibi aracı Raccoon Şehri Hastanesi'ne doğru yöneltti.


DWG22

  • Site Denetmeni
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 1134
    • Profili Görüntüle
    • YouTube
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #76 : 22 Şubat 2011, 22:33:50 »
Usta ellerine sağlık, bu bölüm biraz aceleye gelmiş gibi :D Sanırım en büyük kozunu, sona sakladın. Levent abi'yi yine şamar oğlanına çevirmişsin :H Yalnız bu Chris, arabadan çıktığında Seçkin abi çok pasif kalmış. Açıkçası beklediğim şey şuydu: Chris, arabadan inip bağırmaya başladığı anda Seçkin abi koşarak bir kafa gömecekti :D Sonra sersemleyen Chris, arabaya sendeleyecekti, Seçkin abi ise yerden eğilerek bir tek atacak ve Chris yere düşmek üzereyken hemen ayağa kalkıp birkaç kombinasyon uygulayarak onu havada dövecekti :D Ardından Chris, daha yere düşmemişken, onu yüzünden kavrayıp yere indirecekti. Seçkin abi, hiç zaman kaybetmeden arabaya binip kimseye bakmadan Chris'in bacaklarının üzerinden geçecekti ve sonra arabadan inip, Chris'in önüne tükürerek, "Araba farlarını da mı görmedin ha, serseri?" diyecekti :D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #77 : 22 Şubat 2011, 22:50:32 »
Allah'tan bu hikayeyi sen yazmıyorsun Bilal :D :D Gerçi ara sıra aklıma böyle sahneler gelmiyor değil... Bakarsın bir sonraki hikayede yapabilirim, ama bir farkla: Chris olmayacak :D :D
Bu arada, bu bölüm zaten geçiş bölümüydü. Bilerek böyle yazdım :D


fabrisio

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 25
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #78 : 22 Şubat 2011, 23:33:09 »
Final bölümü olacak, değil mi Orçun? Somut hayata dönüş falan...


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #79 : 22 Şubat 2011, 23:46:16 »
Final bölümü olacak, değil mi Orçun? Somut hayata dönüş falan...

Evet Seçkin ağabey. O değil de, inşallah yine otobüse binmeye kalkışmayız :H