Forever Ziyaretçi Nihai Biyo-Organik Silah Evriliş Diriliş Çöküş Kuruluş Başlangıç
Bizler İnkâr Edilemeyiz! -Forever Ekibi
  • 5931
  • 22

Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Geçmişteki Gölge
« : 04 Aralık 2009, 02:44:01 »
   Merhaba arkadaşlar!
   Bu hikayeyi uzun zamandır yazmaktaydım, ama ne zaman paylaşmam gerektiği konusunda kararsız kaldığım için bugüne kadar beklemenin en iyisi olacağını düşündüm. Neden kararsız kaldığımı soracak olursanız, uygun bir zamanı yakalamak isteyişim diyebilirim.

   Giriş konusunda pek de iyi olmadığım için lafı fazla uzatıp saçmalamayı istemiyorum :)

   Umarım beğenirsiniz...


   BÖLÜM 1

   Açık olan pencereden usulca girip İrem'in yüzünü belli belirsiz bir şekilde okşayan tatlı esinti, mükemmel bir günün ilk habercisi gibiydi. Sıcak bir Haziran gecesinden sonra insanın en çok isteyeceği şey, tenini ürpertmeyecek şekilde okşayan hoş bir esinti ile uyanmaktır.
   Eğer İzmir'de yaşıyorsanız, yaz mevsiminin nasıl geçtiğini de biliyorsunuz demektir. Nem oranının fazla olmasından dolayı, özellikle de öğlen vaktilerinde her an buharlaşacağınızı düşünebilirsiniz. Ancak neyse ki o gün hava bu konuda biraz insaflı davranıyordu.
   Yine her zamanki gibi kalkıp okula gitmesi gerektiğini düşünen İrem'in, aslında o günün Pazar günü olduğunun ve hayatının anlamı olan biricik sevgilisi Berkay ile buluşacağının farkına varması çok sürmedi. Anında keyfi yerine gelirken, aynı zaman da başucundaki saatin 11:28'i gösterdiğini fark etti. İyice bir gerindikten sonra ayağa kalktı. Pencereye doğru yaklaştı.
   Sıcak iklimin, sıcak, kavgayı da sevinci de coşku dolu yaşayan insanların şehriydi İzmir. Bu şehrin havasını soluyan insan, tüm duyularıyla bu şehirde yaşayabileceğini anlardı. Güneşin denizden battığı, geceleri bir elmas gibi ışıl ışıl parlayan bu şehir, ışıklarının vurduğu körfezin ay ışığı altında bir inci gibiydi. Zamanında bir çok farklı kültüre ev sahipliği yaptığı için, bu kültürlerin bıraktığı izlerle gizemli bir hale gelmişti. Kimler yaşamıştı bu sokaklarda, bu evlerde... Sokaklarında dolaşırken, bazen hiç ummadığı güzelliklerle karşılaşır, daha önceden hiç yaşamadığı duyguları yaşardı insan. Bu şehirde yaşamaktan mutluydu. Pencereden bakarken bir anda gelip geçiverdi bu düşünceler İrem'in kafasından.
   Dışarıda oldukça net bir hava vardı. Öyle ki, gökyüzü hiç olmadığı kadar mavi görünüyor, karşı taraftaki dağlar da net olarak seçilebiliyordu. Bu da demek oluyordu ki, nem oranı fazla değildi. Son derece mükemmel bir günün onları beklediğini tahmin edebilmek zor değildi. Yatağını şöyle bir düzelttikten sonra yüzünü yıkayıp kendisine gelebilmek için banyoya doğru gitti.
   Banyodaki aynanın önüne geldiği anda, birden gözlerindeki o canlılığı fark etti. Elmas gibi ışıl ışıl parlıyorlardı. Anlaşılan dışarıdaki o mükemmel hava gözlerine de yansımıştı. Yüzünü güzelce yıkayıp rahatladıktan sonra havluyla kurularken, gözü tekrardan aynaya ilişti. Kendisini şöyle bir incelemeye başladı. Dudaklarının belli belirsiz yukarı dönük kıvrımına, burnunun bir ressamın elinden çıkmış gibi olan düzgünlüğüne ve çenesinin belirgin pürüzsüzlüğüne her açıdan baktı. Tuhaf, ama mükemmel bir uyumla birbirlerini tamamlayışlarını fark etti. Aslında kendisini beğenen biri değildi. Ancak her nedense o an için hayran oldu. Havluyu yerine astıktan sonra, tarağını aldı. Birbirine dolanmış olan saçlarını da şöyle bir taradı ve küt kesilmiş saçlarını at kuyruğu yapıp tokayla tutturdu. Nasıl göründüğünü anlayabilmek için bir daha aynaya baktı. "Sonunda insana benzedin, İrem." diye söylendi. Küt olan saçlarını at kuyruğu yaptığında, Berkay için 'seksi' bir görünüme kavuştuğunu biliyordu. İstediği de buydu; çünkü sevgilisinin onu seksi bulması son derece hoşuna gidiyordu. Aynı şekilde bugün de Berkay'ı etkilemek istiyordu. Onun için yapacağı her şeyi hak ediyordu! O bir taneydi!
   O düşüncelerle banyodan çıktı. Kalbinin deli gibi attığını, ellerinin titrediğini fark etti. Berkay'ı düşünmek bile heyecanlanmasına yetiyordu. Ona deliler gibi aşıktı ve aklından bir an olsun çıkartamıyordu. Nereye baksa onun yüzünü görüyor, ne zaman konuşsa onun sesini duyuyor gibi oluyordu. Denilen doğruydu. İnsan aşık olunca, kalbi beyninin bir adım önüne geçiyor, zaman zaman mantıklı düşünememesine neden oluyordu.
   Ancak şimdi düşünmenin sırası değildi; çünkü bir an evvel kahvaltısını yapıp evden çıkması gerekiyordu. Yalnız, dışarıda dolaşırlarken de bir şeyler yiyeceklerini hesaba katacak olursa, aslında çok da fazla bir şey yemeyi istemedi. Aksi takdir de, Berkay yerken İrem ona bakacak ve durum böyle olunca da, lokmalar Berkay'ın boğazında takılıp kalacaktı. İrem de bunu istemiyordu. Şöyle bir buzdolabına baktı, ama o an için pek de hoşuna giden bir şey göremedi. Küçük bir parça ekmeğin içine birazcık tulum peyniri tıkıştırdıktan sonra yanına bir bardak da meyve suyu alıp balkona doğru yöneldi.
   Tam televizyonun önünden geçtiği sırada, duvara asılı duran resme gözü takıldı. İlk defa görmüş gibi dikkatli bir şekilde baktıktan sonra elini uzatıp çerçeveye dokundu. Kardeşi Cemre ile birlikte poz verdikleri belki de en güzel resimdi. Birbirlerine sımsıkı sarılmışlardı. Cemre başını İrem'in göğsüne dayamıştı ve ikisi de gülümseyerek objektife doğru bakıyorlardı. Resmin yarattığı o özlem İrem'in değişik duygulara kapılmasına neden oldu. O an için sanki her şey anlamını yitirmiş ve benliği onu terk edip Cemre'nin peşinden gitmeye karar vermişti. Bu kararın yarattığı o karanlık ve dibi görünmeyen boşluk ise İrem'i adeta yutmuştu. Nereye doğru gittiğini bilmiyordu, ama son hızla düşmekte olduğunun farkındaydı. Acaba bu gerçekten bir düşüş müydü, yoksa Cemre'nin peşinden giden benliğinin bir çağrısı mıydı? Belki de bir arayış...? Peki neyin arayışı? Vicdanının derinliklerindeki bu iç karartıcı fırtınalarda savrulduğu sırada çalmaya başlayan telefon bütün fırtınaları dindirdi. Şöyle bir etrafına baktı... Halen evindeydi. Balkon kapısının tam önünde bostan korkuluğu gibi durduğunu fark etti. Görünüşe göre her şey normaldi, ama kısa süreli bir şaşkınlık yaşıyordu. Bu esnada telefonu da ısrarla çalmaya devam ediyordu. Hızlı adımlarla mutfağa doğru yöneldi. Telefonunun ekranına bakınca, arayan kişinin Berkay olduğunu gördü. Ne için aramakta olduğunu merak etti. Bunu öğrenmenin tek yolu ise aramasına cevap vermekti.
   "Efendim hayatım?"
   "Kapatmak üzereydim ki, iyi bir zamanlama ile açtın. Yoksa yanmıştın." dedi Berkay gülerek. "Neredeydin? Bir şey mi oldu?"
   "Tuvaletteydim. Nasıl çıktığımı bilemedim." diyen İrem de aynı Berkay gibi gülmeye başladı. "Tuvalette bile rahat yok ya!"
   "Tabi ki de olmayacak. Benden önemli mi?"
    "Önemli canım."
   "Demek öyle...?"
   "Evet, aynen öyle." dedikten sonra esas konuya gelmek amacıyla devam etti. "Hayırdır?"
   "Hayırlık bir tarafı yok. Gıcıklığına aradım."
   "Bak sen!"
   "Bakayım ben!"
   "Gıcıklık yapmak zorunda mısın?"
   "Değilim de şeytan dürttü... Neyse. Ne diyeceğim biliyor musun?"
   "Sen söylemeden nasıl bilebilirim?"
   "Of İrem ya... Seninle laf yarışına girilmez."
   "Daha yeni mi anladın?"
   "Yok, zaten biliyordum... Neyse. Beş veya on dakika sonra evden çıkacağım. Yarım saate kadar evinin önünde olurum. Onu haber vereyim dedim de, sonradan başımın etini yeme iki ayağın bir pabuca girdi diye."
   "Peki bakalım. Öyle olsun." dedi İrem. Sesinde hafif alaycı bir hava vardı. "Ben de birazdan hazır olurum. Görüşürüz."
   "Görüşürüz bebeğim!"
   İrem telefonu kapattıktan sonra kalbinin heyecanlı bir şekilde attığını fark etti.
   Üzerini değiştirmek için doğruca yatak odasına koştu. Gardrobuna şöyle bir baktı. Ne giyeceği konusunda kararsızlığa düşer gibi olsa da, biraz düşündükten sonra siyah tuniğini giymeye karar verdi.
   Kısa süreli bir giyinme faslının ardından neredeyse hazır olmuştu ki, kapı zili çaldı. En sevdiği parfümünü de sıktıktan sonra kapıya doğru gitti.
   Delikten baktı, ama kapının önünde kimse yoktu. Pencereye doğru gidip aşağıya baktı. Berkay ile göz göze geldi. Eliyle kalp işareti yaptıktan sonra "Geliyorum!" diye bağırdı.
   Evi şöyle bir kontrol edip, açık unuttuğu bir şeyin olmadığından emin olduktan sonra, kapıyı da kilitleyip çıktı.
   Apartmandan çıktıktan sonra yüzünde kocaman bir gülücükle biricik sevgilisinin yanına gitti. Halini hatrını bile sormadan ona sımsıkı sarıldı ve her zaman yaptığı şeyi yapıp onu öptü. Ne zaman Berkay'ı öpse, ilk anda yaşadığı heyecanı yaşıyordu. Kalp atışları hızlanıyor, vücudu titriyordu. Tüyleri diken diken oluyordu. En sevdiği tatlı olan profiterolün bile veremediği hazzı alıyordu. Bu duyguyu her seferinde yaşaması, içindeki ateşin daha uzun bir süre yanmaya devam edeceğini mi gösteriyordu? Belki de...
   "Ben gıcık etmeyeli tatlı belam nasılmış?"
   "İyiymiş..." dedi İrem o tatlı sesiyle. İlk başta, sesi sanki nezleliymiş gibi çıkmış olsa da, Berkay'ı öptükten sonra yine her zaman ki gibi içinin gittiği belliydi. "Peki beni gıcık etmeyeli hayatımın milli felaketi nasılmış?"
   "Seninle birlikteyken kendisini nasıl kötü hissedebilirmiş ki? Tatlı belasında şeytan tüyü mü var bilmiyormuş, ama ne olursa olsun morali pek de bozuk olamıyormuş... Olsa bile düzelmesi çok fazla sürmüyormuş."
   "Tatlı belası onun aspiriniymiş." dedi İrem ve yine Berkay'ın içini ısıtan o sevimli gülümsemesi ile ona baktı. "Bunu biliyor muymuş?"
   "Bilmesine gerek var mıymış?"
   "Sanırım yokmuş...?" dedikten sonra ikisi de gülmeye başladılar. Kısa süreli bir gülüşmeden sonra İrem Berkay'a döndü ve    "Bugün nereye gidiyoruz?" diye sordu.
   "Her seferinde ben söylüyorum. Bu sefer de sıra sende."
"Pekala... O zaman önce Konak Pier'e gidelim mi?"
"Bana her türlü uyar."
"Oradan da Teleferik'e sonrasında da İnciraltı'na geçeriz."
"Eğer istersen Çeşme'ye de gideriz." dedi Berkay gülümseyerek ve birlikte doğru arabaya doğru gittiler.
   
   Konak Pier, İrem ve Berkay'ın açısından oldukça önemli bir yere sahipti; çünkü bu ilişkiye başladıkları sırada birlikte gittikleri ilk mekan burası olmuştu.
   Berkay'ın İrem'i ilk gördüğü an, dikkatini çekebilmek adına verdiği o kadar çaba ve o çabaların sonucunda aldığı, o paha biçilemez ödül...
   Lisede tanışmışlardı. İrem, sınıf arkadaşlarının laubali tavırları yüzünden onlara katılmayı asla istemezdi. Bu nedenle de genelinde kendi kendineydi. Ancak bir süre sonra, Berkay, yavaş yavaş İrem'e ilgi duymaya başlamıştı. Sınıftaki diğer kızların hal ve hareketlerinden onun da hoşlanmıyor olması, bunda bir etken sayılabilirdi. Berkay, İrem'in ilgisini çekmek, ona yanaşabilmek için akla hayale gelmedik senaryolar üretiyordu. İrem ise her ne kadar oralı olmuyormuş gibi davransa da, Berkay'ın farkındaydı. Onu biraz uğraştırmak istiyordu; çünkü o içten, o sempatik tavırları çok hoşuna gidiyordu. Berkay da zaten pek vazgeçme taraftarı değildi. Ne olursa olsun, istediği şeyi elde edene kadar verdiği mücadeleyi sürdürürdü. Aynen o zamanda olduğu gibi; çünkü biliyordu ki, amacına ulaşacak ve İrem'in kalbini çalacaktı. Tek yapması gereken asla vazgeçmemekti. Nitekim, İrem daha fazla dayanamadı ve Berkay'a o beklediği tepkiyi verdi. Bu tepki, aynı zamanda da İrem tarafından Berkay'a verilmiş, kalbinin kapısını açmasını sağlayan, bir anahtar olmuştu. Berkay amacına ulaşmıştı. Çıkmaya başladıkları ilk gün, birlikte gittikleri ilk mekan Konak Pierre olmuştu.
   
   Konak Pier'e vardıklarında, İrem hala o günlerin etkisindeydi. Yüzünü hüzünlü bir gülümseme kapladı. Berkay da bunu fark etti, ama sesini çıkartmadı; çünkü az çok neler düşündüğünü biliyordu. O da hemen hemen aynı şeyleri hissediyordu.
   Kafeteryaya geçtiklerinde, İrem eliyle en uçtaki masayı işaret etti. "Orası..." dedi, "Seninle buraya ilk geldiğimiz zamanda o masada oturmuştuk."
   Şanslarına masa o anda boştu.
   Gidip o masaya oturdular.
   Denizin kenarında, şehrin koşuşturmacasından biraz olsun uzak, bir yandan kafanızı dinleyip, bir yandan da sakin sakin içeceğinizi yudumlayabileceğiniz harika bir yerdi Konak Pier.
   Berkay da İrem'i bu düşünce ile oraya götürmeye karar vermişti. Baş başa, oldukça hoş vakit geçirebileceklerini düşünmüştü. Nitekim öyle de olmuştu. Birlikte geçirdikleri o gün, hem İrem, hem de Berkay için eşsiz bir gün olarak anılarındaki yerini almış, ikisinin de kalplerinde hoş izler bırakmıştı. Bu nedenle de, yıllar sonra anılarını tazelemek amacıyla ilk durak Konak Pier olarak seçilmişti.
   Bir yandan hafif bir esinti, bir yandan da denizin o huzur verici sesiyle eski günleri hatırlamışlardı.
   Yıllar çok hızlı geçiyordu. İlişkilerine başladıkları günden içinde bulundukları ana kadar hayatlarında değişen pek bir şey olmamıştı. Ancak bu gibi konuları dert etmelerine hiç gerek yoktu; çünkü hayatlarının en güzel dönemlerindeydiler ve önlerinde yaşayacakları çok uzun yıllar vardı. Ellerinde imkanları olduğu sürece gezip eğlenmeleri lazımdı. Yarın bir gün bunları yapamaz hale geldiklerinde, bu günlere dönüp, "keşke" demek istemiyorlardı. Bu hayata bir kez geliniyorsa, ki öyle, imkanları doğrultusunda istedikleri her şeyi yapmalıydılar. Hayatın, keşfedilmesi gereken mucizelerle dolu devasa bir harita olmadığını kim söylüyordu ki?
   
   Konak Pier'den çıktıktan sonra doğruca Teleferik'e çıktılar, oradan da İnciraltı'na giderek günün sonuna ulaştılar.
   Birazcık yorucu, ama ikisinin de son derece büyük bir keyif aldığı bir günün gecesinde, eve dönerlerken, bir kuyumcunun önünden geçtikleri sırada, Berkay ani bir kararla arabayı yolun kenarına çekti. İrem ne olduğunu anlayamamıştı. "Ne oldu?" diye sorduysa da herhangi bir cevap alamadı.
   Sadece izleyerek Berkay'ın ne yaptığını anlamaya çalışıyordu.
   Bir kuyumcuya giren Berkay, kısa bir süre sonra arabaya geri döndü.
   "Berkay ne oldu?" diye sordu İrem. "Hayırdır?"
   "Eve varınca görürsün. Sabret."
   "Peki." dedi İrem. Her ne kadar aldığı cevap onu tatmin etmemiş olsa da, olmuş gibi davrandı. "Merak ettim, ama eve varana kadar cevap verecekmiş gibi görünmüyorsun...?"
   "Merak ettiğine değecek."
   "Hadi bakalım... Umarım öyledir. Yoksa yandın."
   Apartmanın önüne geldiklerinde Berkay da İrem ile birlikte arabadan çıktı. Onun tarafına geldi. Elleri arkasındaydı. Belli ki bir şeyler tutuyordu.
   "Gözlerini kapat."
   "Tamam kapattım."
   "Aralık duruyor İrem. Görüyorum" dedi Berkay. Hafifçe eğilip İrem'in gözlerini kontrol etti. "Uyanıklık etme."
   "Offf... Peki tamam. Şimdi oldu mu?"
   "Tamam, oldu." dedi Berkay ve elindeki tuttuğu kutuyu İrem'in eline bıraktı. "Aç bakalım!" İrem gözlerini açtığı anda, avcunun içinde durmakta olan kutuyu gördü. Kafasını kaldırıp Berkay'a baktı. Sonra tekrar kutuya baktı. Merakla açmaya başladı. Bir yandan da Berkay'a bakıyordu.
   Berkay ise tepkisini merak eden gözlerle İrem'e bakıyordu.
   İrem kutuyu açınca, içindeki kolyeyi gördü. Eline aldı.
   Ucunda "B" harfi olan bir kolyeydi.
   Berkay'ın elinde de, ucunda "İ" yazan bir kolye vardı.
   İrem kolyesini hemen boynuna taktı.
   Berkay da kendininkini taktı.
   Göz göze geldiler.
   İrem'in gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Daha fazla beklemeden Berkay'ın boynuna sarıldı. Onu yine, ama bu sefer hiçbir şeye, hiçbir kimseye aldırmadan, sanki sokakta bir tek onlar varmış gibi sımsıkı sarıldı ve öptü.
   Dudakları birbirlerinden ayrıldıktan sonra tekrar göz göze geldiler.
   "Bu hayatta başıma gelen en iyi şeysin." dedi İrem. "Hayatım boyunca ilk defa bir insanı bu kadar çok sevdim, ona aşık oldum. Benim için önemini anlatmaya kelimeler yetmez."
   "Bebeğim benim ya... Zaten kelimelerin yetmediği yerde biz başlıyoruz. Eğer seni tanımamış olsaydım, şu anda halen yalnız yaşıyor olurdum. Benim için bir başkasın." dedi Berkay ve tekrar birbirlerine sarıldılar.
   Bir süre öylece kaldılar. Gecenin sessizliğinde birbirlerinin kalp atışlarını duyabiliyorlardı.
   "Kalp atışlarını hissedebilmek olağanüstü bir duygu İrem." dedi Berkay. İçinde bulundukları anın bitmesini istemiyordu. "İnanılmaz."
   Bir süre sonra İrem, artık Berkay'ın evine gitmesi gerektiğini düşündü. Fazla geç kalmasını istemedi.
   Berkay da her ne kadar gitmek istemese de, evine geç kalmaması gerektiğini düşündü. Arabasına bindi. "Eve varınca seni ararım." dedikten sonra apartmanın önünden ayrıldı.
   İrem de apartmana girdikten sonra merdivenlerden çıkmaya başladı.
   En üst katta oturuyordu ve yedinci kata geldiğinde, ondördüncü dairede oturan Necla hanımın kızıyla karşılaştı. "Merhaba Bengü..." dedi gülümseyerek.
   "Hey! Merhaba... Nasılsın?"
   "İyiyim canım. Senden n'aber?"
   "Aman ne olsun ya, hep aynı... Şu rutinlikten sıkıldım ya!"
   "Haklısın... Ne diyebilirim ki? Bu arada hayırdır? Nereye gidiyorsun?"
   "Aslında dönüyorum." dedi Bengü. "Bakkaldan."
   "Bakkaldan...? Bu saatte?" İrem şaşırmıştı. Normalinde bu saate kadar açık duran bakkal bulunmaz, ama görünen o ki Bengü bu gece biraz şanslıydı. "Bu saate kadar açık kalıyor mu bakkallar?"
   "Ben de tahmin etmiyordum, ama şanslıymışım ki buldum. Adam kapatıyorken son anda yakaladım. Bana bakışını görmeliydin. 'Gelmek için bu saati mi bekledin?' der gibi baktı." dedikten sonra ikisi de güldüler.
   "Ben de olsam herhalde aynı şekilde bakardım."
   "Sağol." dedikten sonra, Bengü, aklına gelen şey yüzünden biraz ciddileşti. "Aklıma geldi de..."
   "Ne oldu?"
   "Geçen gün annemle alt komşunun eşini konuşurken duydum."
   "Hangisi?" diye sordu İrem, "Şu ikimizin de uyuz olduğu Kamuran hanım mı?"
   "Evet..."
   "Ne konuşuyorlardı?"
   "Senden..."
   "Neden? Ne yapmışım?"
   "Aslında sen değil de, Berkay ile ilgili konuşuyorlardı." dedi Bengü ve çatallaşan sesini düzeltmek için öksürdü. "Hani sen tek başına yaşıyorsun, arada da Berkay evine geliyor ya?"
   "Evet...?"
   "Bu durum Kamuran hanımı rahatsız ediyormuş. Evde tek başınıza neler yapıyormuşsunuz?"
   "Annen ne dedi peki?"
   "Annemin dediği duyabildiğim kadarıyla 'Aman ne yapacaklar Kamuran hanım? Senin de rahatsız olduğun şeye bak. Akılları başlarında gençler. Tanıyorum ikisini de, kötü şeyler yapacak tipte insanlar değiller.' dedi."
   "Hmmm... Peki bizim evde ne yaptığımızdan Kamuran hanıma neymiş? Onu niye bu kadar ilgilendiriyormuş?" dedi İrem. Sesi biraz öfkeliydi. "Yaşadığımız ilişkinin sorumululuğunu alabilecek yaştayız. Ne yapıp ne yapmayacağımıza biz karar veririz, o değil! Ben onun evinde kocasıyla ne yaptığını merak ediyor muyum?"
   "İrem sakin ol duyacaklar..."
   "Duysunlar! Onlardan saklayacak bir şeyim yok!"
   "Peki..."
   "Bengü beni yanlış anlama, sana kızmıyorum. Ancak o kadının hayatıma karışmaya hakkı yok! Bunu bilsin, ona göre davransın. Yoksa ben bunu ona öğretmesini bilirim."
   "Yok, bana kızdığını düşünmüyorum; çünkü sinirlenmenin nedeni ben değilim tabi ki de, ama 'şimdi gereksiz bir kavga olmasın' diye öyle söyledim."
   "Anlıyorum canım. Neyse, seni de fazla meşgul etmeyeyim. Yorgunsundur. Annene selam söyle, yarın görüşürüz."
   "Tamamdır. Kendine dikkat et."
   "Sen de Bengü..." dedi İrem ve merdivenlerden çıkmaya devam etti.
   Evinin kapısının önüne geldiğinde, eşiğe sıkıştırılmış olan bir zarf gördü. Dikkatli bakınca telefon faturası olduğunu anladı.    Faturadan başka ne gelebilirdi ki? Keyfi olarak hediye çeki gönderecek değillerdi ya!
   Eğilip zarfı alacağı sırada apartmanın ışığı söndü. "Hay aksi..." diye söylenerek el yordamıyla düğmeyi aradı. Zor da olsa bulup ışığı tekrar açtı. Sonrasında eğilip zarfı aldı ve eve girdi.
   Nihayet evindeydi.
   İlk yaptığı şey ev telefonuna bakmak oldu.
   Arayan kimse yoktu.
   Geri dönüp çantasını vestiyere koyduktan sonra azıcık dinlenmek için salondaki kanepeye oturdu.
   Ayaklarına kara suların inmiş olduğu fark etti. O kadar yorulmuştu ki, yerinden kalkacak hali yokmuş gibi düşünmeye başladı. Sanki gün boyu hiçbir şekilde oturamamış gibi hissediyordu.
   Her şeye rağmen insanın evi gibisi yoktu.
   O an için evi İrem'e cennet gibi gelmişti. Bir yandan dinlenirken, bir yandan da televizyonda ne var ne yok diye bakmaya karar verdi. Ancak şöyle bir gezindikten sonra dikkatini çeken hiçbir şeye denk gelemedi. Saçma sapan programların ve daha önceden izlediği filmlerin yayınlanmakta olduğunu gördü.
   Ona yönelik hiçbir şey yoktu.
   Televizyonu kapattı. Bilgisayarına bakmak gibi bir isteği de yoktu. Gözü saate takıldı. 22:47'yi gösteriyordu. Yatağına yatsa, deliksiz uyuyabilecek kadar yorgun olduğunu fark etti. Bu arada, Berkay'ın da arayacağını hatırladı, ama pek konuşacak hali yoktu. Telefonundan Berkay'a mesaj yolladı. Çok yorgun olduğunu, konuşacak hali olmadığını ve sabahtan onu arayacağını bildirdi. Ardından da salonun ışığını kapatıp üzerini değiştirmek için yatak odasına gitti.
   Hem odasının havasız kalmış olmasından, hem de gece rahat uyumak istediğinden dolayı ilk işi pencereyi açmak oldu.
   İçeri gelen serin hava ona mutluluk vermişti. Kısa bir süre dışarıya baktı.
   Hayat, gece-gündüz demeden, hiç durmaksızın devam ediyordu.
   Yolun karşısındaki bir apartmanın önünden geçen iki sevgilinin gülüşmelerini duydu. Hoşuna gitti. Aklına Berkay geldi. Tam bu sırada, hala müşteri bulmak için kornaya basan taksi şoförü, müşteri bulmayı başarmış mıydı bilinmez, ama o duygusal atmosferi berbat etmeyi başarmıştı.
   "Taksici işte ne olacak..." diye söylendi İrem ve kendisini bir külçe gibi yatağa bıraktı. Anlaşılan o ki, bu gece yattığı yeri beğenecekti. Tenini okşayan o tatlı esinti ile rüyalar alemine daldı.
   
   Kısa bir süre sonra gözlerini açtığı anda, neresi olduğunu bilmediği bir yerde yattığını fark etti İrem.
   Tüylerini ürperten soğuk hava tüm bedenini kaplamıştı.
   Fazlasıyla üşüyordu. Nerede olduğu anlamak için etrafına şöyle bir göz gezdirdi. Tahmini olarak Karşıyaka İskelesi'ne yakın bir yerdeydi.
   Ortalıkta kimsecikler yoktu ve şehir sanki yıllar önce terk edilmiş gibi bir izlenim yaratıyordu. Yoldan geçen ne bir araba, ne de bir insan vardı. Huzursuzluk veren bir ölüm sessizliği hakimdi.
   Her ne kadar etrafta herhangi bir ışık kaynağı olmasa da, ortamdaki nesneler birazcık olsun seçilebiliyordu.
   Hafiften bir rüzgar esti.
   Rüzgarın esintisine kapılarak sürüklenen yapraklar, İrem'in tüylerini de diken diken etti. Bu arada, neden özellikle orada yatmakta olduğunu anlamaya çalışırken, tam karşısında duran ve İzmir'in ilk yıllarından bu yana ayakta kalmayı başarmış olan o eski ev gözüne takıldı. Yavaşça yerden kalkıp eve doğru yürümeye başladı. Tam önüne geldiği sırada, bahçeye girmesine engel olan çift kanatlı demir kapının bir zincir yardımıyla bağlanmış olduğunu fark etti. Kafasını kaldırıp evi incelemeye başladı. Bu kadar yıl nasıl ayakta kalabildiğine hayret ediyordu.
   Öylesine döküntü bir hali vardı ki, bir nefes ile iskambil kağıtlarından oluşma bir kule gibi yıkılacaktı. Hafiften esen rüzgarın evin duvarlarını yaladığı sırada duyulan uğultu, sanki İrem'i eve çağırıyor gibiydi.
   Ancak eve girebilmesi için öncelikle bahçeye girmesi lazımdı. Çift kanatlı demir kapıyı incelemeye başladı. İçinden geçebileceği ufak bir boşluk bulsa yeterliydi. Nitekim, kapının alt tarafında, sığabileceği kadar bir boşluk buldu. Birazcık uğraştıktan sonra da içeri girmeyi başardı. Yerden kalkıp üstünü başını bir güzel silkeledi. Eve doğru dönüp tekrar baktı. Yavaş adımlarla yaklaşmaya devam etti. Korka korka merdivenlerden çıktı ve evin ana giriş kapısının önüne geldi. Hafifçe yana doğru eğilip bahçenin arka tarafına doğru giden yola baktı. Arka bahçede de ne olduğunu merak ediyordu, ama elinde feneri olmadığı için gitmeye pek cesaret edemiyordu. Bunun yerine elini belli belirsiz bir istekle kapıya doğru uzattı. Birazcık ittirdi. İçeri doğru dikkatlice bakıp bir şeyler görmeye çalıştı, ama evin içi oldukça karanlıktı. Bir an için takip edildiği hissine kapılarak arkasını döndü. Ancak etrafta hareket eden hiçbir şey yoktu.
   Ortalık oldukça sessizdi.
   Bu durum, İrem'i fazlasıyla rahatsız ediyordu. Bahçenin arka tarafına giden yola tekrar baktı. Dikkatini çeken tek şey, aradan esen rüzgarın şiddetinin birazcık artmış olduğuydu.
   Öyle ki, sanki bir nehir akıyor gibiydi. Kapıya tekrar döndü. Geçebileği kadar araladı ve içeriye doğru süzüldü.
   Elinde feneri olmadığı için oldukça dikkatli bir şekilde yürümeye başlamıştı. İlginç bir şey görebilmek için etrafa bakınıyordu.    Aynı şehir gibi bu ev de yıllar önce terk edilmiş izlenimi veriyordu.
   Biraz ilerledikten sonra sağa dönen koridoru takip etti. Köşeyi döndüğü anda, tam karşıdaki odadan gelen ışığı fark etti. Çok ilginçti ki, köşeyi dönene kadar bunu görememişti. Ne olduğunu öğrenebilmek için o tarafa doğru yöneldi. Odaya yakınlaştıkça daha yavaş ve daha sessiz yürümeye başladı. En sonunda odanın kapısına kadar geldi.
   Gördüğü manzara karşısında hayrete düştü; çünkü, dışarısı zifiri karanlık olduğu halde, odanın içine güneş ışığı vuruyordu. Oldukça tuhaf bir durumdu. Açıklanamaz gibiydi. Ancak bir süre sonra bu durumu bir kenara bırakıp odayı incelemeye başladı.
   İçeride iki tane yatak vardı. Bir tanesi pencerenin sol tarafında, yani kapının tam karşısında, diğeri ise pencerenin sağ tarafındaydı.
   Pencerenin tam önünde de ufak bir sehpa vardı.
   Sol taraftaki yatak boş iken sağ taraftakinde bir kız yatıyordu. Üzerinde beyaz bir gecelik vardı. Tamamen kıvrılmış bir halde yatıyordu. Sanki soğuktan donuyor gibiydi. İrem yavaş adımlarla kıza doğru yaklaşmak için hamle yaptığı sırada, kız arkasını dahi dönmeden "Yıllardır seni bekliyordum... En sonunda geldin." dedi.
   
   İrem tekrar uyandı. Terden sırılsıklam olmuştu.
   Kalbi ise göğüs kafesini parçalayıp dışarı fırlayacakmışçasına hızlı hızlı atıyordu.
   Nerede olduğunu anlayabilmek için kafasını kaldırıp sağına soluna bakındı. Kendi evindeydi. Rahatlamak için başını yastığa geri koyar koymaz yataktan fırladı. Cep telefonuna sarıldığı gibi Berkay'ı aradı. Ancak ne yazık ki telefonu kapalıydı. Ev telefonunu çaldırmak zorunda kaldı. Numarayı çevirdikten sonra beklemeye başladı. Telefon uzun uzun çalarken, tam İrem'in kapatmaya karar verdiği sırada biri telefonu açtı. Hattın öteki ucunda Berkay'ın olmasını umarak, meraklı bir ses tonuyla "Alo...?" dedi.
   "Alo...? Kimsiniz?"
   "Benim, İrem." dedikten sonra bir süre durdu. "Berkay sen misin?"
   "Üzgünüm... Uyku sersemi olduğumdan ilk anda sesini alamadım. Evet canım, benim. Ne oldu bu saatte?"
   "Önemli değil... Rahatsız ettiğim için üzgünüm."
   "Sorun değil. Hayırdır? Bu saatte aramazdın?"
   "Biliyorum, ama önemli bir konu var. En azından benim için önemli."
   "Nedir?"
   "Telefonda anlatamam. Buraya gelmen lazım."
   "Bu saatte mi?"
   "Evet." dedikten sonra devam etti. "Bak önemli bir şey olmasa bu saatte aramazdım, ama yardımına ihtiyacım var."
   "Tamam. Hemen çıkıp geliyorum."
   "Bekliyorum. Çabuk gel, ama dikkatli ol." dedi İrem ve telefonu kapattıktan sonra Berkay'ın gelişini beklemeye koyuldu.
   Elini yüzünü yıkayıp kendine gelmek için banyoya gitti. Işığı açmasıyla gözlerinin kamaşması bir olmuştu. Bir süre bekledi. Gözleri ışığa alıştıktan sonra lavaboya yönelip yüzünü yıkmaya başladı. Nasıl göründüğüne bakmak için kafasını kaldırdığı anda, aynadaki tuhaflığı fark etti. Çatlamıştı. Elini uzatıp aynaya dokunmak istedi, ama korktu; çünkü her ne kadar aynanın çatlamasının batıl bir inanç olduğunu biliyor olsa da, yine de içine kuşku düşmüştü. Nedenini Berkay'a sormaya karar verdikten sonra mutfağa doğru gitti.    Kendisine kahve yapmak istiyordu.
   Çok geçmeden de zil çaldı. Bu gelen Berkay mıydı? Eğer oysa uçarak mı gelmişti? Kapıyı açmadan önce delikten baktı. Berkay'ı gördükten sonra kapıyı açtı. Açar açmaz da ona sımsıkı sarıldı.
   "Nasıl bu kadar hızlı gelebildin?"
   "Şansıma yollar boştu. Ben de bir an evvel gelebileyim diye gazı kökledim. 'Şekil A'da görüldüğü gibi de buradayım." dedikten sonra İrem'e baktı. İrem de Berkay'ın bu hoş anlatımını ağzı kulaklarında izliyordu. "Sana da kahve yapayım mı?" diye sordu.
   "Beni bu saatte kahve içmek için çağırmış olamazsın değil mi?"
   "Saçmalamazsan iyi olacak. Biliyorsun değil mi?" dedikten sonra sorusunu tekrarladı İrem. "Sana da kahve yapayım mı?"
   "Şu an kahve içmek istediğimden pek emin değilim. Meyva suyu varsa içebilirim...?"
   "Dolapta olacaktı. Bir bak istersen?" dedi İrem ve salona doğru gitti. Bu arada, Berkay da kendisine bir bardak meyva suyu koymakla meşguldü. İşini bitirdikten sonra o da İrem'in arkasından salona gitti.
   "Hayırdır? Ne oldu? Umarım bahsedeceğin şey beni buraya getirecek kadar önemlidir."
   "Hani bir süredir tekrar tekrar gördüğüm bir rüya vardı. Hatırlıyor musun?"
   "Hangisi? Şu sahildeki ev ile ilgili olan, hep aynı şekilde başlayıp hep aynı şekilde biten mi?"
   "Evet."
   "Sanırım o rüyayı tekrar gördün...?"
   "Evet tekrar gördüm, ama bu seferki daha gerçekçiydi."
   "Peki bunun, benim buraya gelmem ile alakası nedir?"
   "Alakası şu ki, ben o eve girmek, içinde nelerin olduğunu görmek istiyorum."
   "Olur, gireriz. Yarın gidip evin yan tarafındaki kafeteryanın sahibinden bilgi alalım. En azından o evin içini görebilmek için kimlerden izin alabileceğimizi öğreniriz. İzin verirlerse de gireriz."
   "Hayır, ben şimdi gitmek istiyorum."
   "Ne? Şimdi mi? Hayatım şaka mı yapıyorsun?"
   "Gayet ciddiyim."
   "Dinle... Her şeyden önce saat gecenin üçü oldu. İkincisi ise, eğer o eve girerken yakalanırsak ne olacak?"
   "Bilmem...?"
   "Hayatım..." dedikten sonra Berkay, elini İrem'in alnına koydu. "Hmmm... Ateşin yok. Gayet iyisin."
   "Tabi ki de iyiyim! Hatırlasana, ne olursa olsun yanımda olacağını, bana destek çıkacağını söylemiştin? Senden şu anda destek istiyorum. Geliyor musun?"
   "Ne desem bilmiyorum ki?" diye söylendi Berkay. Birazcık düşündükten sonra da İrem'e döndü. "Pekala... Yapacak bir şey yok. Hadi gidelim."
   İrem doğruca yatak odasına koştu. Kısa sürede üstünü başını değiştirdi. Bu arada, Berkay da ayakkabılarını giymekle meşguldu.
   Etrafı iyice kontrol ettikten sonra kapıyı kilitleyip çıktılar.


Deadman

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 21
    • Profili Görüntüle
Ynt: Geçmişteki Gölge
« Yanıtla #1 : 04 Aralık 2009, 12:45:46 »
Destan yazmışın valla. Tamamını okuyamadım. Okurum elbet. Bazen zamana karşı yarışıyorum. :S


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Geçmişteki Gölge
« Yanıtla #2 : 04 Aralık 2009, 13:26:34 »
Yazarım, hiç acımam :D O değil de, bu ilk bölümü kim okuyacak merak ediyorum ???


(JiLl_VaLenTinE)

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 17
    • Profili Görüntüle
    • https://www.residentevilturk.com
Ynt: Geçmişteki Gölge
« Yanıtla #3 : 06 Aralık 2009, 01:14:33 »
Ellerine, kalemine, o kocaman yüreğine sağlık ;) Yeryüzündeki ilk ve tek ve en gerçek ve en vazgeçilmez ORTİM benim 8)

Artık o kadar alışmışız ki konsantre yaşanan hayatlara ve olaylara işte bu yüzden okumak zor gelebiliyor :'(

Kendi adıma konuşmaya gelince sıra...Hikayeni yazmaya başladığın ve bana il bölüm taslağını gönderdiğin günden beri yanında oldum hep, naçizane fikirlerimi paylaştım seninle ve en başından beri beni müthiş etkiledi bu hikaye, hatta öylesine daldım ki içine hele de senin yolladığın fondaki müziklerle okuduğumda resmen müptelası oldum ki sen bunu iyi bilirsin az sıkıştırmadım seni
e gerisi nerde Ortim? e şimdi ne olacak Ortim ya burası olmadı Ortim vs vs....
Rüyalarımda bile uğraşır oldum o kadar tanıdık geliyodu ki bu hikaye bana ve her zaman dediğim gibi sen harcanıyosun Ortim o derece güçlü bir kalemsin ki bu konuda ısrarlıyım devamı gelmeli hatta profesyonele dökülmeli bu iş 8)
Ama şunu da biliyorum ki sen bizlerin (burada en büyük payı kendi üzerime alacağım kimse kusura bakmasın  :D ) okumasından ve beğenmesinden haz alıyorsun ve de bu sana yetiyor.Bu kadar mütevazisin işte ;)

                                                                                                         ORTAKLARIN KRALİÇESİ



Sen buranın yollarını bilir miydin?Ben ResidentEvilTurk diye bir site bildiğini bilmiyordum:) (leon scott kenedy)


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Geçmişteki Gölge
« Yanıtla #4 : 06 Aralık 2009, 01:28:01 »
Ortim yorumun için ne kadar teşekkür etsem azdır 8)
Yazdığın yorumun satırlarını okurken her yeni cümlede ağzım kulaklarıma daha da bir vardı.
Ne kadar mutlu oldum bilemezsin ;)

Senin de dediğin gibi, bir sayfalık makaleyi bile okumaya üşenen bir milletin evlatlarıyız. O nedenle de bu hikayeyi buraya koyarken aslında bir çekincem vardı: "Acaba koymama gerek var mı? Gereksiz bir hamle mi yapmış olurum?"
Buradaki amacım kimseyi eleştirmek değil. "Okumak zorundasınız!" da demiyorum; çünkü hepimiz biliyoruz :) Bu forumda hepimiz hikaye yazıyoruz. Hayal gücümüzle oluşturduğumuz fikirlerimizi sunuyoruz. Ben de kendi hikayemi yazıp sizlere farklı bir macera yaşatmak istiyorum. Teşekkür edin veya etmeyin, önemli değil. Memnun kalmanız bile yeterlidir benim için :)

Bu arada, bir sonraki bölümü haftaya cuma günü koyacağım ortim :) En azından forum üyelerine biraz zaman tanımak istiyorum.
İlk birkaç bölüm belki sıkıcı gelebilir, ama esas macera başladığında, hoşunuza gideceğini düşünüyorum :)


Albert Wesker

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 275
    • Profili Görüntüle
Ynt: Geçmişteki Gölge
« Yanıtla #5 : 06 Aralık 2009, 11:18:40 »
Dün vakit bulamadığım için kısmet bu vakteymiş. Orçun ilk bölümünü okudum, güzeldi. Özellikle gıcık komşuların arkadan konuşmalarıyla ilgili yer hoşuma gitti. Eminim diğer bölümler de bu kadar iyi olacaktır. Paylaşım için teşekkürler, devamını bekliyorum. Şimdiden kolay gelsin.


leon scott kenedy

  • Site Yöneticisi
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 133
    • Profili Görüntüle
Ynt: Geçmişteki Gölge
« Yanıtla #6 : 06 Aralık 2009, 12:24:09 »
Ya 1. bölümü okudum(öncedende okumuş olsamda okunuyor arkadaş tekrar tekrar :D ) hiç durmadan güzel şekilde de Ceren ablanın yorumunu okumaya üşendim :D Bence kişiyle alakalı ;D Şaka bir yana Orçun hocam yazmaya ve yeni bölümler eklemeye devam çok güzel gidiyorsun valla yetenek var sende zaten her bölümü,yazıyı msnden gönderince bir seviniyorum "okuyacak güzel birşeyler çıktı" diyorum :D Yazmaya devam:) Hatta bu başlığı gördüğümde "sonunda eklemiş" dedim içimden :D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Geçmişteki Gölge
« Yanıtla #7 : 06 Aralık 2009, 14:24:04 »
Dün vakit bulamadığım için kısmet bu vakteymiş. Orçun ilk bölümünü okudum, güzeldi. Özellikle gıcık komşuların arkadan konuşmalarıyla ilgili yer hoşuma gitti. Eminim diğer bölümler de bu kadar iyi olacaktır. Paylaşım için teşekkürler, devamını bekliyorum. Şimdiden kolay gelsin.

Beğendiğine sevindim Alper'im 8) Emin ol sonraki bölümler çok daha iyi olacak.


Ya 1. bölümü okudum(öncedende okumuş olsamda okunuyor arkadaş tekrar tekrar :D ) hiç durmadan güzel şekilde de Ceren ablanın yorumunu okumaya üşendim :D Bence kişiyle alakalı ;D Şaka bir yana Orçun hocam yazmaya ve yeni bölümler eklemeye devam çok güzel gidiyorsun valla yetenek var sende zaten her bölümü,yazıyı msnden gönderince bir seviniyorum "okuyacak güzel birşeyler çıktı" diyorum :D Yazmaya devam:) Hatta bu başlığı gördüğümde "sonunda eklemiş" dedim içimden :D

İlk bölümü okuyup da Ceren'in mesajını okumaya üşenmen de ayrı bir durum :D :D Bakalım o ne diyecek? :D
Bu arada, kişinin okuduğu yazının sürükleyiciliğiyle de alakalı olabilir diye düşünüyorum. Kimi yazılar vardır, hem uzundur, hem de seni sarmaz ve okuyasın gelmez, ama sırf sonunda ne olduğunu öğrenmek için okursun. Ancak kimi yazılar vardır, inanılmaz uzun olmasına rağmen o kadar sürükleyicidir ki, ne ara sonuna geldiğini anlayamazsın.

Beğendiğine sevindim Metehan'ım 8)


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Geçmişteki Gölge
« Yanıtla #8 : 10 Aralık 2009, 13:43:24 »

   BÖLÜM 2

      Merdivenlerden inerlerken, doğru bir şey yapıp yapmadıkları konusundaki Berkay'ın rahatsızlığı halen devam etmekteydi; çünkü, kendilerine ait olmayan bir yere, kimseden izin almadan gireceklerdi. Tam bir hırsız konumundalardı. Eğer yakalanırlarsa, başlarına ne gelecekti? İçinde bulunacakları durumu İrem'in izah edişi ne derece başarılı olacak ve onları bu olaydan nasıl kurtarabilecekti?
   "Ben hala yaptığımızın doğru bir şey olduğunu düşünmüyorum." dedi Berkay. "Bak, yarına kadar bekle. O evin yanındaki kafeteryaya gidip sahibiyle konuşayım. En azından eve girmek için kimden, nasıl izin almamız gerektiğini öğreneyim. Olur mu?"
   "Hayır, yarına kadar bekleyemem. Şimdi öğrenmek istiyorum."
   "Çok inatçısın İrem..."
   "Kesinlikle öyleyim; çünkü merak ediyorum. Beni biliyorsun, merak ettiğim bir şeyi öğrenmeden rahat edemem."
   "O ev, senin bilinçaltında sağlam bir yer edinmiş, bu belli, ama rüyanın ne anlama geldiği konusunda herhangi bir fikre sahip değilim." dedi Berkay.
   Merdivenlerden inmeye devam ediyorlardı.
   Berkay, İrem'in düşüncesinden vazgeçmesini istiyordu, ama bunu nasıl sağlayacağı konusunda en ufak bir fikri yoktu. Korkuyordu; çünkü, İrem'in inadı tuttuğu zaman, her ne olursa olsun hayatının tehlikeye gireceği ortada olsa bile vazgeçmezdi.
   "O eve girdiğinde, gördüğün rüyanın ne anlama geldiğini öğreneceğinden emin misin?"
   "Öyle olmasını umuyorum." dedi İrem ve akabinde hızla Berkay'a döndü. "Ne yaparsan yap o eve gireceğim... Eğer korkuyorsan, arabana bin ve doğruca evine git. Seçim senindir. Yeterince açık mı?"
   "Evet, açık, ama evime dönmeyeceğim; çünkü bu yola beraber çıktık, sonuna kadar da beraber gideceğiz. Sana destek olmak için elimden geleni ardıma koymayacağım. Ancak tedirginlik duyduğum tek nokta, yakalanmamız durumunda hırsızlık yapmak için girmediğimizi nasıl ispat edeceğimiz?"
   "Merak etme. Herhangi bir sorun olmayacaktır." dedi İrem. Düşünceli olduğu belliydi. Sanki başka bir şey söylemek istiyor da nasıl söyleyeceğini bilemiyor gibi bir hali vardı. "Hem orada saatlerce kalacak değiliz. Evin içini şöyle bir araştırıp çıkacağız. Yarım saat bile sürmeyecektir."
   "Umarım dediğin gibi olur."
   "Bana güven." dedi İrem. "Hadi gidelim. Geç kalmasak iyi olur."
   "Pekala..."
   
   Apartmandan çıktıktan sonra arabaya doğru yürümeye başladılar.
   Ortalık sessizdi. Ne yoldan geçen bir araba, ne de kaldırımlarda yürüyen insanlar vardı. Refüjdeki elektrik direkleri boş olan yolları aydınlatıyor, trafik ışıkları da rutin işleyişlerini devam ettiriyorlardı. Şehirin bu tarafı çoktan uyku dalmıştı.
   Hafif bir esinti, İrem'in tüylerini ürpertti. Berkay'a sımsıkı sarıldı ve birlikte arabaya binip gizemli eve doğru gitmek için yola çıktılar.
   
   Eve gelmeden önceki son kavşağa yaklaştıkları sırada, İrem'in aklına banyodaki ayna geldi. Berkay'a bundan bahsetmeyi unutmuştu. Anlatmak için o anı seçti.
   "Bahsetmeyi unuttuğum bir şey oldu."
   "Hayrola?" dedi Berkay. Sesinde pek belli olmasa da birazcık merak vardı. "Ne oldu?
   "Banyodaki ayna çatlamış."
   "Ayna mı çatlamış?"
   "Evet..."
   "Peki bu ne zaman oldu?"
   "Senin gelmeni beklerken banyoya girip yüzümü yıkadıktan sonra fark ettim." dedi İrem. "Girer girmez değil de, yüzümü havluya kurularken gözüme takıldı."
   "Öğlen mi oldu, yoksa gece mi?"
   "Gece..."
   "Enteresan..." diye söylendi Berkay. "Keşke eve geldiğimde gösterseydin."
   "Keşke... Aklıma gelmedi."
   "Olmazsa eve döndükten sonra hatırlat da göstereyim. Neden çatladığını anlamadım. Beni bilirsin, bu tip şeylere çoğu zaman kafamı takarım. İçime bir kurt düştü. Bakalım altından ne çıkacak?"
   "İnşallah hayırlı bir şeydir. Ayna kırılmasının ne anlama geldiğini bilmiyorum. Herhalde bir batıl inanç falandır."
   "Kim bilir..." dedi İrem. Sesinde karanlık bir hava vardı. "Hayatımı tekrar allak bullak etmesin de, gerisi sanırım pek önemli değil."

    Nihayet eve yaklaşmışlardı. Yakınındaki trafik ışıklarından bir U dönüşü yapıp tam evin önünde durdular. Arabadan inmeden önce, Berkay torpido gözüne bakıp el fenerini aldı.
   Dışarı çıkıp evin bahçesine doğru yaklaştılar. Etrafta kimsecikler yoktu. Çift kanatlı demir kapı, aynen İrem'in rüyasındaki gibi bir zincir yardımıyla bağlanmıştı. Ancak alt tarafında, sığabilecekleri kadar bir boşluk yoktu. Ne yapacaklarını düşünüyorlardı.
   "Bu evin arka bahçesi yok mudur?"
   "Evet, var." dedi İrem. "Ancak nasıl girileceğini bilmiyorum."
   Bir çözüm yolu bulmak için etraflarına bakarlarken, Berkay sol tarafta kalan sokağı gördü. "Şu az ilerideki sokaktan girsek, acaba evin arka bahçesine ulaşabilir miyiz ki?" diye sordu. "Ne dersin?"
   "Deneyelim."
   O tarafa doğru yürümeye başladılar ve birazcık dolaştıktan sonra nihayet evin arka bahçesini çevreleren duvarın önüne geldiler. Berkay önce İrem'in duvardan atlamasına yardımcı oldu. Akabinde de kendisi atladı.
   
   Bahçenin zifiri karanlık olması nedeniyle bastıkları yerlere dikkat ederek yürürlerken, İrem, Berkay'ın elini tutuyordu. Gizemli evin seneler önce terk edilmiş olması göz önüne alınırsa, bahçesinin de pek bakımlı olmayacağı ihtimali hesaba katılmalıydı. Nitekim zor da olsa öyle görünüyordu.
   Attıkları her bir adım, içlerindeki merakın ve gerilimin bir kat daha artmasına neden oluyordu. Evde onları neyin beklediğini ne İrem, ne de Berkay bilmiyordu.
   Ya umduklarından çok farklı bir manzara ile karşılaşırlarsa?
   Ya eve bir defa girdikten sonra bir daha asla çıkamazlarsa?    
   Bunları düşünmek bile, her ne kadar eve girme konusunda kararlı olsa da, İrem'in tüylerini ürpertmeye yetmişti. Bu arada, bir yandan da sürekli etrafı inceliyordu. Bahçede gözüne takılan bir şey yok diye düşünürken, duvarın dibindeki karaltıyı fark etti. O anda, sanki olduğu yere çakılmış gibi durdu.
   "Niye durdun?" diye sordu Berkay. Şaşırmış, aynı zamanda da meraklanmıştı. "Ne oldu?"
   Eliyle az ilerideki duvarı işaret eden İrem, "Duvarın dibinde bir şey mi var?" diye söylendi. Dikkatli bir şekilde bakmaya başladı, ama ne olduğunu anlayamadı.
   Duvarın olduğu tarafa doğru yavaş adımlarla yürümeye başladı.
   Berkay da onu izliyordu.
   İrem bir veya iki adım attıktan sonra, gözüne takılan şeyin bir insan bedeni olduğunu anladı. Telaş içinde geriye doğru adım atarken, ayağı yerdeki bir şeye takıldı. Sırt üstü yere düştü. Bunu gören Berkay ise hemen İrem'in yanına koştu. Yerden kalkabilmesi için ona yardımcı oldu.
   "İyi misin? Bir şeyin yok değil mi?"
   "Bir şeyim yok." dedi İrem. Bir yandan da üstünü başını silkeliyordu. "İyiyim canım, sağol."
   "Birden öyle telaş yaptığını görünce korktum. Neyse ki herhangi bir sorun yok."
   Gördükleri şeye tekrardan baktılar. Sadece bir heykel olduğunu anlamaları fazla zaman almadı.
   "Bunca telaş şu kahrolası heykel için miydi?" dedi İrem. O anda kendisini salak gibi hissetti, ama heykelin dış görünüşü dikkatini çekmişti. Dokundu. Alçıdan yapılmaydı, ama renginden dolayı seramik kaplama gibi bir izlenim yaratıyordu. Her ne kadar biraz ilginç olsa da, heykelle daha fazla ilgilenmenin hiçbir anlamı olmayacağı konusunda aynı fikirdeydiler. Eve girmenin zamanı gelmişti.
   Giriş kapısına giden merdivenleri çıkacakları sırada, Berkay kararını değiştirip öncelikle evin ön bahçesine doğru yürüdü. İrem "Nereye gidiyorsun Berkay?" diye sorduysa da, herhangi bir yanıt alamadı. Meraklanmıştı.
   Berkay evin karşısında durup dikkatli bir şekilde evi incelemeye başladı.
   Gerek dış görünüşü, gerekse de yıllar önce terk edilmiş olması nedeniyle son derece ürkütücüydü. Korku filmlerindeki malikanelerden farksız görünüyordu. Ancak her nedense, yıllar önce terk edilen bir eve göre oldukça modern bir görünüme sahipti. Sonradan onarılmış olabilir miydi?
   "Terk edilmeden önce bu evde İtalyan bir aile yaşıyordu demiştin. Değil mi?"
   "Evet... Levanten bir aile yaşıyormuş." dedi İrem. "Eğer yanlış okumadıysam, 1884 yılında kurulmuş olan bir vapur şirketinin, Karşıyaka'daki iskeleye vapur seferlerine başlaması, bu semtin gelişmesini daha da hızlandırmış. Aynı yıllarda Karşıyaka'da ikili bir yerleşme de başlamış. Buralardan büyük arsalar alan levantenler ve yabancı tüccarlar yerleşmişler. Yalılar ve köşkler yapmaya başlamışlar. Karşıyaka'nın haricinde Kordon, Bornova, Buca'da da evleri varmış. Bu arada, Buca'nın aslında bir Rum köyü olarak ortaya çıktığı iddia edilmiş. Levanten ailelerin buraya yerleşmesiyle gelişip zenginleşmiş."
   "Belli. Zaten dış görünüşü de İtalyan evlerine benziyor. Ayrıca anlattığın şeyler de son derece ilginç görünüyor. Garip... Bu ev, kendimi bildim bileli burada var. Yıllardır önünden gelip geçerim, ama hiçbir zaman içini görmeyi istememiştim."
   "Ben de..." dedi İrem. Derin bir nefes aldı. "Aynı rüyayı bir kez daha görene kadar ben de istememiştim. Haydi... Artık girelim mi?"
   "Haydi bakalım. Girelim de, şu gizemli evin içinde neler varmış bir görelim."
   
   Birlikte merdivenleri çıktıkları sırada, Berkay'ın gözü kapının yanındaki penceredeydi. İçeriyi görmeye çalışıyordu, ama karanlıktan dolayı hiçbir şey göremiyordu. Evin iç kısmının aynen İrem'in rüyasındaki gibi olduğunu düşündü. Peki rüya gerçek olabilir miydi? Bunu öğrenmenin tek yolunun içeri girmek olduğunu düşündüğü anda, İrem evin kapısını tıklattı ve sonra da dönüp Berkay'a baktı.
   "İster misin biri kapıyı açsın?"
   "Öyle bir şey olsa, ilk kaçan kişi muhtemelen sen olurdun. Değil mi bebeğim?" diye sordu Berkay ve evin kapısını açmayı denedi. Ancak başaramadı. "Bu kapı niye açılmıyor?"
   "Dışarıya doğru açılıyor olmasın?"
   Bu soru üzerine Berkay, kapıyı, bu sefer de dışarıya doğru açmaya çalıştı. Yine olmadı. Kapının kilitli olduğu anlaşılmıştı. Peki şimdi ne olacaktı? Ne yapmaları gerekiyordu?
   "Eve girmek için başka bir yol bulmamız gerekecek." diye söylendi Berkay. Kafasıyla evin arka tarafına giden yolu işaret etti. "Hadi evin arka tarafına bakalım. Belki orada bir şey buluruz."
   "Tamam. Seni takip ediyorum."

   Evin bahçesini dikkatlice araştırmaya başladılar.
   Bahçe o kadar bakımsızdı ki, bu tarafında yürümek bile neredeyse mümkün değildi. Dolaşırken fark edilmemeleri için Berkay el fenerini açmamıştı, ama bu durumun daha fazla devam edemeyeceğini düşünerek açtı. Artık etrafı daha rahat görebileceklerdi.
   Duvarın dibinde duran büyük çöp torbaları, görünüşe göre yakın bir zamanda oraya konulmuştu; çünkü eski değillerdi. Son zamanlarda etrafta sıkça görülen açık mavi torbalardandılar. Öyle ise bu bahçe, birileri tarafından yakın bir zamanda ziyaret edilmişti. Peki neden herhangi bir bakım yapılmamıştı? Gerek duyulmamış olabilirdi. Belki de başka bir nedeni veya nedenleri vardı. Bu arada, İrem de çöp torbalarının yanında duran çim biçme makinesini inceliyordu ki, birden heykel ile ilgili bir şey ister istemez gözüne takıldı. Eğer yanlış görmediyse, heykelin elinde bir şey vardı. Bu şey daha önceden dikkatlerini çekmemişti. Ne olduğuna bakmak için yakınına gittiği sırada, bunu fark eden Berkay da ışığı o tarafa tuttu. "Ne oldu?"
   "Heykelin eline bak..."
   "O şey de ne?" diye sordu Berkay. İrem'in gördüğü şey onun da dikkatini çekmişti. "Ne olduğu hakkında bir fikrin var mı?"
   "Maalesef, ama bilmek istiyorum."
   Heykelin elinde duran şeye doğru uzandı İrem. Temkinliydi; çünkü, heykelin sanki her an hareket edecekmiş görünmesi, İrem'in bu şekilde düşünmesine neden oluyordu. Almak için uzandığı şeyin ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmadığı gibi tanımlayabilmek için de doğru kelimeyi bulamıyordu.
   Eşkenar beşgeni andıran nesne, görünüşe göre bir kültablasına benziyordu. Yan yüzeyi olduğu gibi tırtıklıydı. Şeklin dışarı doğru bakan tarafının tam ortasında da, sanki bir yere takılacakmış izlenimi yaratan kalın bir çıkıntı vardı.
   İrem nesneyi eline aldıktan sonra Berkay'a baktı.
   "Demirden yapılmış. Burada durmasının nedeni ne olabilir ki?"
   Amaçsızca elinde tutup sallamaya başladığı sırada nesneden çıkan ses ikisinin de dikkatini çekti. Dışarı doğru bakan tarafının ortasındaki çıkıntıyı incelemeye başladı İrem. Uçtaki vidayı hafifçe çevirdikten sonra parmağıyla yukarı doğru ittirdi. İlginç bir şekilde içinden bir anahtar çıktı.
   İkisi de buna bir anlam veremeyerek birbirlerine bakıp şaşkınlıkla güldüler. Bu anahtarın, aradıkları anahtar olup olmadığını düşünerek evin kapısına doğru gittiler.
   Berkay anahtarı yuvaya sokup hafifçe sağa doğru çevirdi. Kilidin açıldığını müjdeleyen sesi duymuş olmaları ikisini de sevindirmişti. Kapıyı ittirerek açtılar. Sonunda eve girmeyi başarmışlardı.


Albert Wesker

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 275
    • Profili Görüntüle
Ynt: Geçmişteki Gölge
« Yanıtla #9 : 10 Aralık 2009, 14:16:09 »
Hikaye ilginçleşiyor ve benim de merakımı arttırıyor. Ne yalan söyleyeyim sonlarına doğru sanki kendimi bir tür Resident Evil'ın içinde bile buldum.. Daha doğrusu İrem ve erkek arkadaşı Berkay'ı... Nihayet kadın merakı, ne yaptı etti, kapıyı açıp içeri girmeyi başardı. Şimdi kahramanlarımızı nasıl süprizler bekliyor? Hepsi ilerki bölümlerde karşımıza çıkacak. eline sağlık Orçun'um sen eklemeye devam et.