İlk hikayenin bitişinden sonra, hoşunuza gitmiş olduğunu da düşünerek bir önceki hikayenin başlığına bir haber mesajı gönderip, ikincisini yazmaya karar verdim.
Nihayet o gün geldi çattı ve ikinci hikayenin ilk bölümünü sizlerinin beğenisine sunuyorum. Umarım beğenirsiniz

28 Ocak 2009 - 13:30
O öğlen vakti, Levent, Orçun, Bilal ve Metehan, hem Levent'in üniversite mezuniyetini, hem de hayatının anlam kazanmasına neden olan sevgilisi ile arasının düzelmesini fırsat bilerek ufak çaplı bir kutlama yapmak amacıyla buluşarak Alsancak taraflarındaki bir kafeteryaya gittiler.
Bu buluşma, ilk başta Levent ile Orçun arasında planlanmış olsa da, gerek Bilal'in sürpriz bir şekilde İzmir'de oturan teyzesinin yanına tatil için geleceğini bildirmesi, gerekse de Orçun'un Bilal'in gelmesini bahane ederek Metehan'a da gelmesi konusunda baskı yapması üzerine, onlar da buluşmaya dahil oldular.
Esas buluşma yerine gidilme öncesi Konak Saat Kulesi toplanma yeri olarak seçilmişti. Merkezi bir yer olduğu için buluşmaya katılacakların birbirlerini bulabilmesi de kolay olacaktı hiç şüphesiz. Mevsimin kış olmasına rağmen tek bir parça bulutun bile olmadığı masmavi bir gökyüzü ve ışıl ışıl parlayan güneş ile ilkbahardan bir günü yaşatmakta olan bir havada, neyse ki buluşma pek fazla gecikmeye uğramadan gerçekleşti ve saat 13:30'u gösterirken Levent, Bilal, Orçun ve Metehan bir ilke imza atmış oldular.
Kısa süreli bir tanışma faslından sonra esas buluşma mekanına, Alsancak İskelesi'nin yakınlarında bulunan La Sera'ya doğru yola çıktılar.
Bir yandan Metehan ile Bilal etraflarına bakarlarken, aynı zamanda da Levent ve Orçun, onlara İzmir'i tanıtmaya başlamışlardı.
Sıcak iklimin, sıcak, kavgayı da sevinci de coşku dolu yaşayan insanların şehriydi İzmir. Bu şehrin havasını soluyan insan, tüm duyularıyla bu şehirde yaşayabileceğini anlardı. Güneşin denizden battığı, geceleri bir elmas gibi ışıl ışıl parlayan bu şehir, ışıklarının vurduğu körfezin ay ışığı altında bir inci gibiydi. Zamanında bir çok farklı kültüre ev sahipliği yaptığı için, bu kültürlerin bıraktığı izlerle gizemli bir hale gelmişti. Kimler yaşamıştı bu sokaklarda, bu evlerde... Sokaklarında dolaşırken, bazen hiç ummadığı güzelliklerle karşılaşır, daha önceden hiç yaşamadığı duyguları yaşardı insan. Bu duygular eşliğinde Alsancak İskelesi'nin yakınlarındaki, bölgenin en eski kafeteryalarından biri olan La Sera'ya nihayet gelebildiler.
Uzun süreli yürümenin verdiği yorgunluk nedeniyle kendilerini koltuklara birer külçe gibi bırakan Metehan, Levent, Bilal ve Orçun'un arasında havadan sudan konularla başlayan sohbet, garsonun siparişleri almak üzere masaya gelmesiyle uygun bir konu etrafında dönmeye başlayarak devam ediyordu.
Bilal, bir fincan Türk kahvesi, Orçun, meyveli soda, Metehan, portakallı gazlı içecek ve Levent ise halk tarafından renginin belli bir böcek türüyle sağlandığına inanılan gazlı içecek (Anlatımcının iç sesi: Hö!?!) siparişi verdi.
Siparişlerin verilmesinden sonra, yoldan geçen bir kızı kısa bir süreliğine ister istemez kesmeye başlayan Bilal, sonradan Levent'e dönüp, "Levent abi..." diyerek ortaya bir konu atmaya çalıştı. "Şimdi ne yapmayı planlıyorsun?"
O arada cep telefonundan mesaj göndermekle uğraşan Levent, dikkatini Bilal'e çevirdikten sonra tam cevap vermeye hazırlanırken az önce siparişleri alan garson elinde bir tepsi ile geri gelmesi, cevap vermek için beklemeye başlamasına neden oldu. Garson, siparişleri masaya bırakıp gidene kadar bekleyen Levent, halk tarafından renginin belli bir böcek türüyle sağlandığına inanılan gazlı içecekle dolu bardağı eline alıp, "Şimdi, bunu içmeyi planlıyorum..." diyerek cevap verdi. "Uzun zamandır içmemiştim."
Beklemedikleri bu cevap karşısında bir anlık şaşkınlık yaşayan Orçun, Metehan ve Bilal, birbirlerine bakarak Levent'in de eşlik etmesiyle gülmeye başladılar.
"Şaka bir yana..." dedi Levent. Bakışları biraz ciddileşir gibi olmuştu. Elindeki bardağı düşünceli bir tavırla masaya bırakırken hissettiği titreşim üzerine heyecanlı bir şekilde yeniden telefonuna baktı. Kısa bir süre ekranını inceledikten sonra umursamaz bir yüz ifadesiyle birkaç tuşuna basıp, "Neyse. Devam edelim..." diyerek telefonunu masaya geri bıraktı. "Şaka bir yana, sizlere bahsetmek istediğim bir konu var."
"Nedir Levent abi?" diye sordu Metehan.
"Her üçünüzün de bildiği gibi gerek özel hayatımdaki bir takım sorunlar, gerekse de okuldaki derslerim nedeniyle site ile pek fazla ilgilenemez oldum. Hani bu siteyi ben kurdum belki, ama benden çok sizler ilgilenir oldunuz. Hele Bilal, kim ne derse desin, senin hakkını hayatta ödeyemem. Ancak..."
"Estağfurullah abi, lafı bile olmaz..."
"Eyvallah... Tabi bu sitenin hepimizin sitesi olduğunu söylememe gerek yok, zaten biliyorsunuz. Benim diyeceğim şu ki, aradaki bu boşluğu doldurmak için Resident Evil 6 ile ilgili bir makale yazmak istiyorum, ama oyun ile ilgili son haberleri takdir edersiniz ki bilmiyorum. Kaynakları toparlamam lazım. Hali hazırda sizler takip ettiğiniz için, forumda oyun ile ilgili ne kadar konu, kaynak varsa adreslerini bana yollayabilir misiniz? Genel olarak bildiklerimin dışında yapılan açıklamaları falan makalede kullanmayı düşünüyorum."
"Ayıp ediyorsun." dedi Bilal. "Aslında bunu forum gündemlerine de yazabilirdin, ama böylesi de fena olmadı."
"Bilal haklı..." diyerek araya girdi Orçun. "Başka bir siteye Resident Evil 6 ile ilgili yazdığım haber vardı. Onu da yollarım. Yardımı dokunur."
"İyi olur Orçun abi." dedi Levent.
Saat 15:25'i gösteriyordu ki, Levent, Orçun, Bilal ve Metehan kafeteryadan çıkıp, sahilde gezmeye ve başka yerlere gitmeye de karar verdiler. Bu amaçla da garsondan hesabı istediler.
Hesap ödendikten sonra kafeteryadan ayrılıp, yolun karşı tarafına geçtiler ve sahil şeridi boyunca tekrar Konak'a doğru yürümeye başladılar.
Uzun süreli bir yürüyüşten sonra tam sinemanın önünden geçiyorlardı ki, "Resident Evil: Degeneration da oynuyormuş." dedi Metehan. Birden gözü vizyondaki filmlerin afişlerine takıldı. O an durup, diğerlerine baktı. "Girsek mi ki?"
Bu soru üzerine, Bilal ve Levent önce birbirlerine baktılar. Sonra da Orçun'a döndüler.
"E hadi girelim...?" dedi Orçun. "Yalnız, bir sonraki gösterim saat kaçta?"
"Saat 16:30'daymış..." dedi. Metehan. "Şu an saat 15:59."
"Hadi girelim o zaman" dedi Orçun. "Fazla da geç kalmayalım."
Alınan bu karar üzerine sinemaya girip, Resident Evil: Degeneration'ın 16:30'daki gösterimi için biletlerini alan Levent, Metehan, Bilal ve Orçun, zaman doldurmak için sinemanın kafeteryasına girdiler, ama biletlerini alabilmek için girdikleri kuyrukta sıranın onlara gelebilmesi için geçen zamanın fazla olması nedeni ile oturduklarından bir şey anlayamadan kalkıp, filmin gösterildiği salona girdiler.
Filmin bitişinden sonra ışıkların açılmasıyla birlikte karşılarında buldukları manzara, Levent, Bilal, Orçun ve Metehan'ı şaşırtmıştı; çünkü, salonda kendilerinden başka kimsenin olmadığını gördüler. Bir süre etraflarına bakınıp, ne olduğunu anlamaya çalıştılar, ama herhangi bir sonuca varamadılar. Tamamıyla boş olan salondaki oturdukları yerlerinden kalkıp kalkmama arasında ikileme düşerek kalkan grup, dışarı çıktıklarında sinemanın tamamıyla boş olduğunu fark ettiler. İn cin top oynuyordu.
"Ne oluyor ya?" diye sordu Levent. "Herkes nerede? Filme birlikte girdiğimiz insanlar nereye kayboldu?"
"Bir bilsem..." diye cevap verdi Metehan. Eliyle çıkış kapısını işaret etti. "Gelin şu çıkış kapısından dışarı çıkalım."
"Bu bir şaka mı?" diye söylendi Levent etrafına bakarak. "Bu kadar insan bir anda nereye gider?"
"Bize niye şaka yapsınlar ki Levent?"
"Bilmiyorum... Ortada mantıklı bir durum yok."
Çıkış kapısından dışarı çıkmalarıyla büyük bir şok daha yaşayan Levent, Orçun, Bilal ve Metehan, karşılarında sokaklarını hurdaya dönmüş araçların ve harabeye dönmüş binaların doldurduğu, bu manzaraya, nereden geldiği belli olmayan ve insanın kemiklerini titreten uğultuların eşlik ettiği, karanlığın pençesine düşmüş bir Raccoon City buldular.
"Sanırım yanlış kapıdan çıktık." dedi Bilal. "Dönüp, diğer kapıdan çıka..."
"Çok geç." dedi Metehan. Eliyle arkalarında kalan binayı işaret etti. "Artk bir sinemanın önünde durmuyoruz."
R.P.D.'nin önünde durduklarını fark eden grup, olanlara hala bir anlam veremeyerek şuursuzca etraflarına bakıyorlardı.
Levent, gruptan uzaklaşarak ileri doğru amaçsızca birkaç adım attı ve sonra sağına soluna bakmaya başladı. Yüzünde en ufak bir ifade bile yoktu.
"Alkol almadık, bir yerlerden yuvarlanmadık, kafamızı bir yerlere çarpmadık, ama kürkçü dükkanına gelen tilkiden farksızız şu anda..." dedi Orçun. "'Bütün Yollar Roma'ya Çıkar' diyenin alnını karışlamak istiyorum. Bütün yollar Raccoon City'ye çıkıyor."
"Galiba haklısın..." dedi Levent. Kollarını iki yana açtıktan sonra tekrar aşağı indirdi. "Peki şimdi ne yapacağız?"