Forever
Ziyaretçi
Toggle navigation
Nekro Kelebek
Ana Sayfa
Forum
Ara
Üyeler
Üye listesini görüntüle
Üyelerde ara
GİRİŞ YAP
KAYIT OL
GİRİŞ YAP
KAYIT OL
Bizler İnkâr Edilemeyiz!
-Forever Ekibi
Nekro Kelebek
//
Evrensel Gerilim Hareketi
//
Makale Köşesi
//
Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
9360
25
Yazdır
Sayfa: [
1
]
2
3
DWG22
Site Denetmeni
İleti: 1134
Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
:
30 Ekim 2011, 20:22:21 »
Bazı zamanlar Resident Evil'da yaşananları anlayamayız. Bu yaşanan şeyler, bize olabildiğine saçma ve gereksiz gibi görünebilir ya da yaşananların hiç farkına bile varamayabiliriz. Çoğu kişi, bunun nedenini sorgulamaya yanaşmaz. Çünkü bir yandan oyunu oynarken bir yandan da bu anlamsızlığı araştırmak, oyuncunun gözüne fazlaca meşakkatli görünür. Hâliyle bu da, oyuncunun zihninde "öyle olması gereken bir şeymiş öyle olmuş işte" diye şekillenir. Halbuki hepsinin belirli bir nedeni ve bağlı kaldığı bir zihniyet yapısı vardır.
Oyun sektöründe bu ne zaman başladı veya en başından beri var mıydı bilemiyorum; fakat mutlak surette her oyun firmasının, yaptığı oyunlarda belirli mesajlar verdiğinden son derece eminim. Zaten filmlerde sık sık yapılan bu uygulamanın herhangi bir şekilde oyunlara da aktarılması makul karşılanmalı. Her şeyden önce yapılan şey yalnızca bir oyun değil, aynı zamanda bazılarınca bir propaganda amacı; bazılarınca misyonerlik amacı; bazılarıncaysa kendi millet üstünlüğünü sergileme amacı taşımaktadır.
Belki pek çok oyunun ne amaçlı yapıldığını buradan verebilirdim; ama ben, yalnızca Resident Evil üzerinde durmaya çalışacağım. Bunun başlıca nedeniyse; Japon kültürünün diğer kültürlere oranla, istediklerini oyunlara daha iyi yerleştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Amerikan ya da Avrupa çıkışlı bir oyunu oynadığınız zaman, ondaki düşünceyi açıkça yakalayabilirken; Japon kültürünün hakim olduğu oyundaki gizlenmiş düşünceleri yakalamak çok daha güçtür.
Başarılı olup, belli bir kitleye hitap edebilen bir çok Japon oyununda olduğu gibi Resident Evil'ın da içinde bulunan sürüsüne bereket düşünce var. Öyle ki bazılarının farkına ben bile varamamış olabilirim. Bundan dolayı bu yazımda, tüm ayrıntıları paylaşmaktan ziyade belli başlı ilgi çekebilecek ayrıntıları paylaşacağım. Elbette Resident Evil'daki bu düşünceleri anlatmak için başka oyunlardan ve Japonya'ya hakim olan diğer etmenlerden faydalanacağım. Aşağıda anlatacaklarımın genel başlıklarını görebilirsiniz.
1.
Dini Öğeler
2.
Amerika'nın Yerilmesi
3.
Doğaüstü Unsurlar
4.
Duygu Yoğunluğu
5.
Kültürel Simgeler
6.
Wesker'in Ölümü
DİNİ ÖĞELER
Japon oyunlarındaki dini öğeler, bana göre ikiye ayrılabilir: ilki Japonların kendi dinlerini yansıtması, ikincisi ise diğer dinlere ufak dokundurmaların yapılmasıdır. Şu devirde Japonların kendi dinlerini yansıtması pek rastlanmamış olsa da, özellikle her Japon yapımında diğer dinlerle ilgili karşıt düşüncelerin bulunması bir gelenek olmuştur sanki. Hatta bunu diğer dinler olarak değil de çoğunlukla Japonların eskiye dayanan bir düşmanlık beslediği Amerika statüsü olarak da ele alabiliriz. Ki benim gördüğüm kadarıyla bazı istisnalar dışında, hep Amerika üzerinden bir yüklenme söz konusudur.
En sık rastlanan bu yabancı kavramlarsa, dini simgeler üzerinden dolaylı yoldan yapılır. Zaten buradaki amaç da herkesin anlayamamasını sağlamaktır. Mesela; bir din simgesi hiç alakasız bir yerde, bir yatak örtüsüne işlenmiştir ve ilerleyen zamanlarda bu yatak örtüsü ayaklar altında ezilerek istenilene ulaşılabilir. Bu işin en yoğun işlendiği oyun olarak Silent Hill'i gördüğümü rahatlıkla söyleyebilirim ve öylesine iyi, öylesine çaktırmadan işlemişler ki başlı başına oyuna karşı bir saygı duymama neden oldu. Daha hafif bir örnek vermem gerekirse Devil May Cry'de buna dahil edilebilir. Kavramın en açık işendiği oyunsa, şüphesiz God of War oyunudur. İşte bu oyun, yukarıda belirttiğim çoğunluğa ters düşen bariz bir istisnadır. God of War'da mevcut olan yunan tanrılarının yerlere gömülmelerinin ve şiddetin en iğrencine maruz kalmalarının nedeni: kesinlikle Japonların bu konudaki sergilediği tutumudur.
Resident Evil'da ise bu olguya çok sık rastlanmasa da, genellikle rastlandığı yerler hep tablolar yahut heykeller gibi sanatsal değer taşıyan eşyalar olmuştur. Hiç yoktan herhangi bir tabloda görebileceğiniz batı etkisine sahip bir kılıçta bile anlatılmak istenen farklıdır. Çünkü Japonlar hiçbir taman ters "T" şeklinde kılıç kullanmazlar. Bir eserlerinde bunu kullanıyorlarsa da kesinlikle bir gönderme vardır. Açık bir şekilde Resident Evil'daki dini etkilerin en fazla yansıtıldığı yerler olarak Spencer Konağı, R.P.D., Saat Kulesi ve Salazar'ın Kalesini örnek verebilirim.
Üstte Japon katanası, altta Batılı kılıç
Bazen bu düşünceler kasti olarak değil de bilinçaltı tarafından Resident Evil'a yansıtılmış olabilir. Bu konuda kesin olarak bir şey diyememe rağmen bir şekilde Japon yapımlarına bunun yansıtıldığına dair şüphem yok. Tabii ki burada amaçsız bir aşağılama durumu söz konusu değil. Bu olgunun yansıtılmasının altında, inanılmakta olan bazı dini öğelerin, kendilerine göre saçmalığını kanıtlamak yatmaktadır. Bir nevi, "işte aklınızda süregelen düşünce bu kadar saçma" gibisinden mesaj vermek istiyorlar.
Bu türden propaganda ve dokundurmaları da bir tek Capcom değil, bir çok şirket yapmaktadır. Buna karşın ben her ihtimale karşı, oyunun anlamı sizin için değişmesin diye doğrudan örnekler vermek istemedim. Sonuçta ne yapılırsa yapılsın oyunu oynama amacımızdaki odak noktası farklı ve vurgulanan şeyler ana senaryoya dahil olmadıkça hiçbir şekilde bizi de ilgilendirmiyor.
AMERİKA'NIN YERİLMESİ
Siyasi ve sosyal olaylara dayanan bu mesele, Japonların bakış açısından gayet anlaşılabilir karşılanmalıdır. Kişisel olarak bu yapılana destek de verdiğimi söylemeliyim. "Neden" denirse, cevabı çok basit. Amerikan firmalarının her daim kendi baskın gücünü göstermek adına yaptığı şeyi Japon firmaları, Amerika'nın gerçek yüzünü göstererek çok daha iyi yorumluyor.
Serinin her oyununda öyle veya böyle Amerika'nın yaptıklarına bir gönderme yapılan Resident Evil'da, ilk defa açıkça bir eleştirinin yapıldığını Resident Evl 5'te gördüm. Oyuna ilk başladığınızda belli bir süre olduğunuz yerde zaman geçirirseniz Chris ve Sheva, Afrika hakkında konuşmaya başlıyor ve bir süre sonra bu konuşma, Amerika'nın ne kadar kapitalist olduğuna, ülkenin sahip olduğu hakların, başkalarının haklarını yiyerek elde ettiğine kayıyor.
Sheva:
Böyle bir yerde olmaktansa Amerika'ya geri dönmeyi isterdin değil mi?
Chris:
Şart değil. Bazı insanlar, Amerika'nın kendi karanlık yüzü olduğunu düşünebilirler.
Sheva:
Bu pek de vatanperestçe görünmüyor.
Chris:
Ben yalnızca gerçekçiyim. Orası kapitalist bir toplum. Herkes bu türden sürekli bir sıkıntıya uygun değildir. Tabii ki, önceden sahip olunmuş fırsatlar var; ama bunun karşılığı nedir? Başkasına karşı tekrar kaybetmen.
Sheva:
Şimdiye kadar tanıştığım hiçbir Amerikalı gibi konuşmuyorsun.
Chris:
Biz, Amerikalılar hakkındaki en güzel şey; hepimizin farklı olmasıdır.
Resident Evil 5 - Turkish Subtitle Part 1
Tabii ki çerçeve bunla sınırlı değil. Şöyle bir bakacak olursak oyunun ana senaryosunu sırtlanmış Umbrella Şirketi'nin yaptıkları bile Amerika'ya bir göndermedir hiç şüphesiz. Resident Evil'in ele aldığı konu, bu yazının başka bir başlığında belirteceğim doğaüstülüğü haricinde, tamamen gerçekçi bir niteliğe, gerçekçi bir konuya sahiptir. Amerika'daki pek çok ecza ve ilaç şirketinin, kendi virüslerini üretip, bunları dünyaya yayarak daha sonradan oluşturdukları sözde aşılarıyla para kazandıkları herkesçe biliniyor. Aynı şekilde kimse bu şirketlerin, kimyasal silahların da destekçisi olmadığını söyleyemez. Hatta ve hatta Amerika'nın hayalini kurduğu süper asker mevzusu bile çok farklı bir şekilde bu oyunda yer bulmuş. Resident Evil'da olabilecek, belki de olmuş ya da olmakta olan bir konuya değinilmesi ve bu yapılırken de birincil ülke olarak Amerika temelli bir şirketin kaynak gösterilmesi haybeye değil, hepsinin belli ölçütlerde mantığı var.
Bunların hepsi, yoğun ve aşağılayıcı mesajlar değil genel olarak; ama doğrudan hepsini bir arada görünce sanki oyun sırf bunun üzerine kurulmuş gibi hissedebilirsiniz. Yine de gerçek bu değil tabii ki. Resident Evil oyunları, pek çok oyuna kıyasla oyun olma özelliğinden sapmamış. Öyle ki neredeyse piyasadaki her savaş oyununda minareler bombalanırken, Resident Evil'daki bu denli küçük bir şey, o kadar da sorun olmamalı.
DOĞAÜSTÜ UNSURLAR
Öncelikle açıklamam gerekiyor ki Resident Evil, hemen yukarıda da dediğim gibi gerçekçi veya gerçekleşmesi mümkün olabilecek bir konu üzerine kurulmuş bir senaryoya sahip. Bu yüzden de diğer oyunlara nazaran, çok büyük bir doğaüstü çekiciliği içermiyor. Buna rağmen Japonların adeti üzere her oyunlarına kattıkları gibi bu oyunda da bir parça doğaüstülük var. Bu doğaüstü durum, ana konu içinde yer edinmiş olabileceği gibi yalnızca bir sahnede de kendini gösterebilir.
Resident Evil'daki doğaüstü unsurlar da, alakasız olmaktan çok, yine gerçekçi konusuna sadık kalınarak ele alınmış. Süper askerler, virüsler, biyolojik silahlar, mutasyon, insan ırkının evrimi... vesaire. Kısacası Resident Evil'daki doğaüstü durum, fazlasıyla yüzeysel bir şekilde ana konunun arkasına sığınarak kendini gösteriyor. Öyle ki Resident Evil'daki en doğaüstü olarak yorumlayabileceğimiz şey Marcus ve Wesker'in ölüp, yeniden geri gelmeleri olur.
DUYGU YOĞUNLUĞU
Gelelim duygu yoğunluğuna... Hepiniz fark etmişsinizdir; ikili Re karakterleri arasında hep derin bir bağ vardır; ama bunu asla aşk diye yorumlayamayacağınız gibi yakın dostluk olarak da yorumlayamazsınız. Chris ile Jill, Leon ile Ada ve istisna olsa da belki Claire ile Steve. Saydığım karakterler arasındaki bağın oranı, kendi aralarında farklılık gösterse de hepsinin ortak noktası aynı sayılır.
İşte tam da bu karakterlerin birbirine kavuşamamasının nedeni Japon geleneğinden ileri gelmektedir. Her nedense Japonların, senaryonun devamında karakterlerin birbiriyle olan ilişkisini sürekli tutmak için yaptığı böyle bir yöntemleri var. Belki Japon yapımı olmayan farklı oyunlarda da bu olabilir; ancak neredeyse her Japon oyununda rast geldiğim bu mevzunun biyolojik babası Japonlar'dır.
Biraz önce dediğim gibi saydığım karakterlerin arasında farklılık gösteren bir duygu bağı vardır. Bunu karakterlerin kişilikleri, davranışları, hareketleri ve birbirleriyle yaşadıkları olaylar belirlediğinden, farklılık göstermesi de bir o kadar normal. Chris ile Jill arasındaki bağ, daha çok şefkat ve güvene dayanırken; Leon ile Ada'nın arasındaki bağ, daha çok tutku ve kedere dayanır. Muhtemeldir ki Leon ile Ada'nın, Chris ile Jill'in gelemediği noktaya gelmesinde de bu bağ farklılığı ağır basmaktaydı. Zira bu dengenin farklılık göstermesi yüzünden de Ada, sonradan karşımıza çıkmak üzere öldü. Yani burada Ada'nın ölmediğini bilmemiz bir anlam taşımıyor. Burada Leon'un bunu yaşaması önem taşıyor.
Benzer bir durum Claire ile Steve arasında da mevcuttu ve onlar da sınırı geçtikleri anda Steve öldü. Resident Evil'daki bashi geçen yakın bağa dahil olan karakterlerin, birbirlerine karşı tabiri caizse aşk-ı ilan etmeleri sonucunda hep bir bedel ödeniyor veya bu ilan da, zaten tam, bir karakterin ölümü esnasına denk geliyor. Hani demiştim ya, karakterler arasındaki ilişkiyi sıcak tutmak için bu bağı hiç açıklamazlar diye, şimdi anladınız sanırım.
Yine de Resident Evil'da gördüğüm kadarıyla bazı hassas noktalar değişebiliyor. Yapımcılar, karakteri öldürmekle onu komple oyundan silmekten ziyade ölen karakterin ardında bir ipucu bırakıyorlar: Wesker'ın Steve'i alıp, belki bir gün tekrar Claire'in onu görebileceğini söylemesi, Jill'in düşüşünden sonra cesedinin bulunamaması ve Ada'nın gölgeler içinde Tyrant'ın yok edilmesi için attığı roket gibi. Bu sayede yapımcılar, karakterler arasındaki bağı korumayı bir şekilde gene sürdürmeyi başarmışlar, akıllıca bir yöntem.
Bunun dışında Resident Evil'daki Wesker rolü de çok sık olarak Japonlar'da rastlanan bir karakter kalıbıdır. Wesker'in aslında kendi çıkarını gözetirken, S.T.A.R.S.'la kendini gizlemesi ve takım arkadaşlarına ihanet edişi gibi şeyler Japon geleneğine dahil edilebilir. Şurası da bir gerçek ki Re 5'e kadar Chris ile Wesker arasındaki düşman bağı, kısmen bir saygı içeriyordu. Kısmen diyorum, çünkü bu tam anlamıyla bir saygı değil, ifade edemediğimden ötürü öyle dedim. Demek istediğim Chris ve Wesker arasındaki o düşmancıl bağın, diğer oyunlardaki düşman türevlerine göre çok farklı olduğudur. Öyle bir şey ki, sanki bu bağın bile bir derinliği varmış gibi. Umbrella Chronicles'da bile oldukça iyi işlenmiş bu bağ yoğunluğunu, ne yazık ki Re 5'te göremedim ben. Buna karşın bu iki düşmanın kendine has bir düşmanlık bağına sahip oldukları tartışılmaz.
Toparlamak gerekirse; belli bir süreci, zorunluluktan dolayı birlikte yaşamış karakterlerin arasında oluşan (sevgi, nefret gibi) bağların, normal bir bağdan daha özel olduğudur. Yoksa Leon ile Ada, R.P.D.'de yaşadıklarını yaşamamış olsalar, katî suretle birbirleri arasında bir şeyler olamazdı.
KÜLTÜREL SİMGELER
Bu konuda yakalayabildiklerim oldukça sınırlı. Ne de ola Japon kültürünün tahsilatını yapmadım, yalnızca bilgim dahilinde çıkarımlar da bulunuyorum. Kim bilir benim değinmediğim daha neler var.
Aslen kültürel simgeler genel bir başlıktır. Misal vermek gerekirse; biraz önce bahsettiğim tüm başlıkları, kültürel simgeler altında alt başlık olarak bile sıralayabiliriz. Yani çok çeşitli olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten kültür ve gelenek, birbirlerine oldukça yakın terimlerdir. O yüzden bu başlık altında hiçbir şey dile getirmesem de haksız sayılmamalıyım.
Kültürel bir simge olarak ele aldığım tek elle tutulur şey; Leon ve Krauser'in bıçak mücadelesidir. Ne yalan söyleyeyim bir Japon oyunu için çok bile geç olmuştu böyle bir karşılaşma ve kesin olarak eminim ki yapımcılar, Resident Evil'a uygun olarak böyle bir sahne oluşturmak için hep istekliydiler. Sonuçta adamların eline yoktan katanalar tutuşturup birbirlerine daldırdatamazsınız. Zaten Resident Evil için de bu çok garip olacağından olayı bıçakla sınırlandırmışlar.
Kıssadan hisse Leon ile Krauser arasında gerçekleşen bu bıçaklı dövüşün dayandığı nokta da Japon geleneğinden kaynaklanmaktadır kendi kanaatimce. Çünkü bu adamlar savaşçı ve onurlu bir kültüre sahipler. Japonlar için de bunun ortak telaffuzu: kılıçlarla savaşmaktır. Bizde de "silah çıktı, mertlik bozuldu" diye bir söz vardır. Bundan dolayı bu duruma çok yabancı sayılmayız.
WESKER'İN ÖLÜMÜ
Wesker'in ölümü... Benim bu makaleyi yazmama esin kaynağı olan konu. Sırf bu yüzden, çok rahat bir şekilde "Kültürel Simgeler" başlığında açıklanabileceği hâlde, ayrı bir başlık olarak ele aldım.
Bu efsane adamın ölümü, hiç şüphe yok ki sevenini de sevmeyenini de olumsuz olarak etkiledi. Senaryodaki sahip olduğu ağırlık, ölümüyle birlikte boşalacağından yerinin doldurulmasını imkansızlaştırıyordu. Ölümünün olduğu yıldan ele alacak olursak tam 10 yıllık bir karakter ve dolayısıyla onun tahtına öylece kim oturabilirdi ki?
Wesker'in ölmeden önce sahip olduğu güç, yeterince fazlaydı. Öyleyse, insan evriminin ulaşabileceği en ileri seviyeye ulaşmışken, hatta kendini "Tanrı" olarak görmeye başlamışken ne diye Uroboros'la mutasyona uğramıştı. Nedeni, kurduğum bu cümlenin içindedir: "Tanrı" yanılsaması. Daha oyun çıkmamışken, bir fragman esnasında Wesker'in "Tanrı olma hakkı, artık benim" dediği anda, Wesker'in kendi kendini öldüreceğini söylemiştim. Bu bir öngörü yahut bir kehanet değildi; aksine çok belli olan bir şeydi. Tahmin edebileceğiniz gibi bunun da altında Japon geleneği yatıyor.
Japonlara göre herhangi bir şekilde tanrı olduğunu ilan etmiş kimse, kendi kendini öldürmeye, kendi gücü içinde boğulmaya mahkumdur. Eğer Wesker'in ölümüne kadar ki yaşadıklarına basit bir şekilde bakıyorsanız, bu dediklerim sizin için hiçbir anlam teşkil etmeyecektir. O yüzden böyle düşünen kişilerin, makalenin bundan sonraki kısmını okumalarına da lüzum yoktur, kendilerini yormasınlar.
Wesker, tanrı olma hakkını kendinde gördüğü zaman gerçekten de insanüstü bir güce sahipti; ancak o gücüyle yetinmedi. Daha fazla güç arzuladı ve daha fazlasına ulaşmak için atılımlar yaptı. Bilhassa saf güç bulmuş kişiler, asla bulundukları yerle yetinmezler, kendim de öyle olduğum için iyi bilirim. Wesker'da olması gerektiği gibi davrandı. Gücüne çok fazla güvendi ve öfkesi yüzünden kontrolü kaybettiğinde de daha fazla güç bulma arzusu bunu kabullenemeyerek ölmesine neden oldu. Anlayacağınız bu yüzden Wesker kendi kendini öldürdü dedim. Seçim Wesker'in elindeydi. O anı yorumlayıp geri çekilmeyi seçebilirdi; fakat tam tersini yaptı ve sonuçlarını bilerek Uroboros'u almayı tercih etti.
Onun ölümü bu yüzden basit oldu. Japonların bu tutumunda, tanrı olduğunu iddia eden şahıs, hiç beklemediği anda hiç beklemediği kişiler tarafından öyle acınası bir duruma düşürülür ki ölümü fazlasıyla basit olur. Yine de bazen bu kişilerin ölmediği zamanlar da olduğundan peşin hükümlü davranmamak gerek. Buna rağmen bahsi geçen kişiler ölmemiş oldukları zamanda dahi artık sıfırı tüketmiş duruma, bir daha ayağa kalkamayacak hâle gelirler.
Uyarı:
Bu kısımdan sonrasını Death Note ya da Bleach animelerinin başlarında olan kişilerin okumamasını şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü ilerki bölümler hakkında bilgi içermektedir.
Size, Japonların animesinden kendisini "Tanrı" olarak vasıflandırıp, Wesker'in düşüşüyle tıpatıp benzeşen iki örnek vereceğim: Bleach animesinden Aizen Souseke ve Death Note'tan Light Yagami (Kira).
Üstte Aizen Souseke, altta Light Yagami (Kira)
Konularına girmeyeceğim bu karakterler de, Wesker gibi durumlara düşmüşler ve Kira ölmüşken; Aizen'se her şeyi tüketerek mahkum olmuştur. O bakımdan Wesker'in da öldüğünü tam olarak söyleyemiyorum. Çünkü Aizen, geçirdiği mutasyonlar sonrasında aldığı son darbeyle ikiye ayrılmış olmasına rağmen kendisine güç veren nesne tarafından bir sonraki evrime geçiş yapmaya başlamıştı bile.
Aizen'in mutasyonu
Ne olursa olsun Wesker gibi kimseler, ölmemiş olup güçlerini kullanamayacak duruma gelseler de doğuştan var olan güç arzularıyla daha fazla güçlenmeye muktedir olmuşlardır. Wesker ölmüşse de, Japon geleneğine göre mantıklı ölmüştür.
Velhasıl anlatacaklarım bu kadar. İşte bir oyun böyle yapılıyor. Belki de bizim oyun yapamayışımızın ya da yapsak da bize özgü olmamasının nedeni budur, kendi geleneğimizden bir şeyler taşıyor olmayışıdır.
Kayıtlı
SuperPyro
Eski Üye
İleti: 16
Ynt: Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
Yanıtla #1 :
30 Ekim 2011, 21:08:16 »
Çok güzel bi makele olmuş... ellerine, klavyene, sözüne sağlık... Birçok konuya katılıyorum şahsen. Japonların gelenekleri yüzyıllardır hiç değişmeden gelen bi kültür ve bu yüzden hala genlerinde bu öğeleri taşıdıkları için 'asil' bir duruş sergilediklerinini söylememek elde değil... Bizim ve daha birçok halkın gelenekleri zaman içerisinde yontularak değişime uğramıştır. Ya birçok dünya vatandaşını barındırdığımız topraklarımızdanmıdır bilinmez ama gelenekler genelde o toplumların bölünerek, parçalanarak, yontulması ile bir karışıma uğrar ve gerçek özünüzün gerektirdiği olguları taşımakta zorluk çekebilirsiniz...
Kayıtlı
MidnightCaller
Eski Üye
İleti: 26
Ynt: Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
Yanıtla #2 :
30 Ekim 2011, 21:50:24 »
Helal olsun abi,bu konuyu ancak sen böyle açıklarsın zaten
Kayıtlı
MoRGaNBLacK
Eski Üye
İleti: 6
Ynt: Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
Yanıtla #3 :
30 Ekim 2011, 22:08:35 »
Çok güzel bir makale olmuş, ellerine sağlık Bilal abi
Kayıtlı
ManGa_Ka
Eski Üye
İleti: 20
Ynt: Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
Yanıtla #4 :
30 Ekim 2011, 22:17:41 »
Japon manyağı biri olarak makaleni çok beğendim
Kayıtlı
lagunaloire
Eski Üye
İleti: 97
Ynt: Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
Yanıtla #5 :
30 Ekim 2011, 22:37:47 »
Harika olmuş abi , ellerine sağlık , bir solukta okudum. Türklerin oyun yapamaması yada yaptığında tutmamasıyla ilgili söylediğin şeye de katıldığımı belirtmek isterim. Tekrar teşekkürler.
Kayıtlı
DWG22
Site Denetmeni
İleti: 1134
Ynt: Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
Yanıtla #6 :
30 Ekim 2011, 22:56:57 »
Hepinize teşekkür ederim arkadaşlar. Bu makalenin tutulacağını bile hiç ummuyordum
Yıllardır yazmak istediğim bir makaleydi, bir türlü fırsat bulamamıştım. Çok şükür hallettim.
Elbette bunların kesin doğru olduğunu düşünmeme hakkınız var. Ortada ne kadar deliller sunsam da kendi çıkarımlarımla oluşturduğum bir yazı var
Kayıtlı
Piskabak
Eski Üye
İleti: 44
Ynt: Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
Yanıtla #7 :
30 Ekim 2011, 23:03:16 »
İlk uyardığında, umarım okuyacak biraz şey vardır diye umut ettim ve umutlarım yeşerdi.Geriye az bir şey kaldı
Bu yazıyı da herhalde bir 4 ay sonra bitiririm
Kayıtlı
DWG22
Site Denetmeni
İleti: 1134
Ynt: Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
Yanıtla #8 :
30 Ekim 2011, 23:11:01 »
Haydi bakalım Oğuzhan sana güveniyorum
İnşallah asıl ilerleyişe kadar yetişirsin de birlikte devam ederiz. Etrafta bleach konuşacak insan yok
O zamana kadar kesinlikle devamını okuma ama
Kayıtlı
doppelganger
Eski Üye
İleti: 37
Ynt: Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği
«
Yanıtla #9 :
31 Ekim 2011, 00:36:25 »
Ellerine sağlık Bilal, yine başarılı bir işe imza atmışsın her zaman olduğu gibi, söyleyecek fazla söz yok... çok güzel yazmışsın.
Kayıtlı
Yazdır
Sayfa: [
1
]
2
3
« önceki
sonraki »
Nekro Kelebek
//
Evrensel Gerilim Hareketi
//
Makale Köşesi
//
Resident Evil'a Hakim Olan Japon Geleneği