Forever Ziyaretçi Nihai Biyo-Organik Silah Evriliş Diriliş Çöküş Kuruluş Başlangıç
Bizler İnkâr Edilemeyiz! -Forever Ekibi
  • 8714
  • 31

Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #30 : 12 Aralık 2013, 15:51:40 »
BÖLÜM 10: Birlikte Sonsuza Kadar

Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri: "'Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır' diye boşuna dememişler, değil mi dostlarım?"
Tarkan: "Bu işte bir bit yeniği olduğunu tahmin etmeliydik."
"Öyle, ama ne yazık ki böyle bir şansınız artık kalmadı." dedi Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Kendisini korumakla yükümlü olan USS Askerleri'ne silahlarını indirmelerini işaret etti. "Lupo, dostumuz silahını taşımaktan yorulmuştur. İstersen al da, birazcık dinlensin...?"
Lupo: "Emredersiniz Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri!"
"Merak ediyorum da..." dedi Tarkan. Elindeki silahı almak için gelen Lupo'ya herhangi bir direniş sergilemedi. "...bu ‘Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri' narsistliği nereden geliyor?"
Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri: "Hemen açıklayayım..."
Tarkan: "Minnettar kalırız!"
"Açıkçası burada görmüş olduğunuz Vector, Spectre, Lupo ve..." dedi Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Gözleri birisini arıyordu. "Beltway nerede?"
"Birazcık üşüdüğünü söyleyerek, karşı salondaki şöminede ısınacağını söylemişti." dedi Lupo ve devam etti. "Gidip de bakmamı ister misiniz, efendim?"
"Gerek yok. Birazdan gelir."dedi Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Çarpık gülümsemesi ile Tarkan ve Cengizhan'a baktı. "Bu partiyi kaçırmak isteyeceğini sanmıyorum."
Lupo: "Nasıl isterseniz, efendim!"
"Neyse..." dedi Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Bir an duraksadı. "Ne diyordum?"
Cengizhan: "Köpeklerinin adını sayıyordun...?"
Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri: "İltifatın için teşekkür ederim; çünkü, hepsi de benim sadık adamlarım."
Cengizhan: "Laf ebeliği yapma da devam et."
"Dediğim gibi, Vector, Spectre, Lupo, Beltway ve Bertha, benim sadık adamlarım. Onlar olmasa, ben şu an hayatta olamazdım." dedi Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Adamlarına tek tek baktı. "Aynı şekilde onlar da ben olmasam şu an hayatta olmayacaklardı. Malum, elinizde bir güç barındırdığınız zaman, düşmanınız takdir edersiniz ki çok oluyor. San—"
Tarkan: "Hele de senin gibi narsist bir maymun g*tü suratlıyı ortadan kaldırmaya dünden razı olan pek çok insan vardır."
Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri: "Bir daha lafımı kesmezsen memnun olurum."
Tarkan: "Bir dahaki sefere lafını değil, kafanı keseceğim."
Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri: "Sen hala konuşuyor musun?!"
Tarkan: "Neyse... Sustum. Devam et..."
"Teşekkür ederim." dedi Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. "Sanırım birilerinin gözüne batmış olacağım ki, ayağımı kaydırmaya çalıştılar. Ne var ki, Raccoon Şehri Halk Koleji'nde çalışan zat-ı muhterem Greg Muller'ın Tyrant üretimlerimize karşılık olarak ortaya çıkarttığı Thanatos ile yüz yüze gelmiş olan ekibimi kurtardığım gibi, her ne kadar Thanatos'un tam olarak üstesinden gelememiş olsak da, ekip olarak kurtulmayı başardık. Aslında adamlarımı nasıl kurtardığımı anlatmayı isterdim, ama sizi pek de ilgilendirmediği için bu kadarını söylemem yeterlidir."
Tarkan: "Böylece de Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri statüsüne yükseldin(!)...?"
Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri: "Doğrusunu söylemek gerekirse ben kendi kendimi o statüye yükseltmedim. Sadık adamlarım kendi gözlerinde yükselttiler. Ayrıca narsist bir insan değilim, ama ne yazık ki Las Plagas virüsü bu duruma engel oluyor. Elimden gelen bir şey yok."
Cengizhan: "Belki de var, ama senin işine geliyor...?"
Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri: "Narsist olmayı sevmem..."
Tarkan: "...mi acaba...?"
Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri: "Sizinle sidik yarışı yapacak durumda değilim."
Tarkan: "Öyle olsun bakalım."
"Neyse... Şimdi, esas noktaya gelmek istiyorum." dedi Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Yerinden kalktığı gibi arkasında bulunan bilgisayar sistemine doğru yaklaştı. "Ekibinizden üç kişi buraya kendi ayaklarıyla geldiler."


FON MÜZİĞİ: Beyond: Two Souls OST - The Party Revenge


Cengizhan: "Kimmiş onlar?"
Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri: "Onlardan önce, iki arkadaşınız için gerçekten üzüldüğümü belirtmek istiyorum: Yağmur ve Merve. Ama elimden gelen bir şey yoktu; çünkü, Four-Eyes'ımı elimden aldınız ve hiçbir şey karşılıksız değildir. Bunun bedelini Merve ödedi, ama Yağmur için elimden bir şey gelmedi."
Cengizhan: "ONU ÖLDÜRDÜN MÜ ALLAH'IN BELASI HERİF?!!"
"Durun!" diye bağırdı Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Silahlarını Tarkan ile Cengizhan'a doğrultan askerlerine engel olmak için öne atıldı. "Henüz değil..."
"Ona nasıl kıyabildin?" diye sordu Cengizhan. Sesi sinirden titriyordu. "Ne zararı vardı?!"
"Siz Four-Eyes'ıma kıyarken ne kadar soğukkanlı ve acımasız davrandıysanız, emin olun ki ben arkadaşlarınızın işini bitirirken, sizden daha duygusal davrandım. Hatta bir an için pişmanlık bile hissetiğim söylenebilir."
"Seni böyle duygusal bilmezdim, Alper. Daha çok mantık adamıydın," dedi Tarkan ve devam etti. "ama anlaşılan o ki, kuklalığını yaparken saygıda kusur etmediğin o gözlüklü dallama, sana paraziti zerk edince, bir kalbin olduğunu da fark etmişsin. Taştan bile olsa..."
Cengizhan: "Sıçarım lan öyle kalbe!!"
"Kabul etmelisiniz ki, siz ikiniz benden daha zalimsiniz! Ölmeyi de Merve, Yağmur ya da Mirella'dan daha çok hak ediyorsunuz!! O yüzden de sizi bu dünyadan tamamıyla silip atacağım! Bir kez daha görecekler ki, Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri hiçbir düşmanına mağlup olmayacak!!! Hele de sizin gibi bir ayak takımına asla!!" dedi Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Boğazını temizledikten sonra konuşmasına devam etti. "Neyse... Buraya kendi ayağı ile gelen üç kişiden ikisi sizsiniz. Diğer kişi ise..."

Arkasındaki ana ekrana görüntünün gelmesi için bir tuşa bastı Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Ne var ki, güvenlik kamerasından ana ekrana yansıyan beklenmedik bir görüntü, odadaki herkesin yüreğini ağzına getirmişti. Öyle ki, tavandan geldiği tahmin edilen ışığın altında duran sandalyede, kesilmiş olan kafasını ellerinin arasında duracak şekilde kucağında tutar bir halde oturan birisi vardı. "BERTHA!" diye haykırdı Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Görüntüdeki kurbanın kim olduğunu anında anlamış, büyük bir dehşete kapılmıştı. "SENİ AŞAĞILIK HERİF!!!"
Bu arada, Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri ve yönetimindeki ekibi, Tarkan ve Cengizhan, ana ekrandaki görüntünün şokunu henüz atlatamamışlardı ki, "Kendi Kendini Yok Etme Sistemi etkin. Bütün personel derhal tahliye edilmelidir. Bütün kilitler etkinsizleştiriliyor ve serbest bırakılıyor." anonsu ile duyulmaya başlanan siren sesleri, ikinci bir şok daha yaşamalarına neden oluyordu. "ÇABUK! ŞU BİLAL DENEN ZİBİDİYİ DERHAL BULUN VE SORGUSUZ SUALSİZ GEBERTİN!!" diyerek bağırdı ikinci kez Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri. Adamlarına sert bir hareket ile çıkış kapısını gösterdi. "Ayrıca Kendi Kendini Yok Etme Sistemi'ni de devre dışı bırakın!"
Oluşan karışıklıktan yararlanmaya çalışan Tarkan, Cengizhan'a odadan derhal çıkmaları gerektiğini söylüyordu. Herşeyin üst üste gelmesi ile paniğe kapılan Cengizhan ise Tarkan'ın söylediğini algılamaya çalışıyordu ki, bunun farkına varan, ama aynı şeyi ikinci kez söylemek yerine arkadaşını kolundan tutarak odadan çıkmaya zorlayan Tarkan, bu durumu fark eden USS askerlerinin açtıkları koruma ateşi sırasında mermilere hedef olmaktan kurtulamıyordu. Ne var ki, bu sırada Cengizhan çoktan odadan çıkmayı başarıyordu.
Az önceki karışıklık nedeniyle kafasını bir anda dolduran bir sürü soru işareti ile arkasına bile bakmadan koşmaya başladı, Cengizhan. Merdivenlerin korkuluklarının üzerinden atlayıp, şöminenin bulunduğu yemek salonuna girdi. Diğer kapıyı bir omuz darbesi ile açtıktan sonra, bulunduğı kata çıkan merdivenlerin bulunduğu orta bölüme ulaştı. Bir yandan açık hedef olmamak için geldikleri yoldan geri gitmeye karar veren Cengizhan, bir yandan da korkulukları olası birkaç el ateşe karşı paravan olarak kullanmayı tercih etti. Hızlıca ulaştığı kuzeydoğu tarafındaki kapıyı da bir omuz darbesi ile açarak konağın doğu tarafına geçti. Bir an bile duraksamadan, doğruca kuzey yönündeki merdivenlere yönelen Cengizhan, Kendi Kendini Yok Etme Sistemi'nin süresi dolmadan Spencer Konağı'nın ana giriş katına ulaşmayı başardı. Ana giriş kapısını da bir omuz darbesi ile açan Cengizhan, kendisini tam zamanında dışarı atabilmişti.
Bir an bile durmaksızın ön tarafta bıraktıkları motorsiklete atladığı gibi tozu dumana katarak Arklay Dağları'ndan inmeye başladı, Cengizhan. Ne var ki, yeteri kadar uzaklaşamadan, Spencer Konağı'nın kulakları sağır eden şiddetli bir patlamayla havaya uçması sırasında, karşı konulamayacak kadar güçlü bir basınç ile yayılan şok dalgasının etkisi ile ileri doğru uçarak kontrolsüz bir şekilde motorsikletten düşüyor, yerde birkaç defa yuvarlandıktan sonra da başını bir taşa çarparak bayılıyordu.


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


Kısa bir süre sonra, sanki yeterli uykuyu almış gibi gözlerini açan Cengizhan, bayılmadan hemen önce başına gelen olay ile ilgili olarak Spencer Konağı'na giden yolun üzeri yerine tamamı ile farklı bir mekanda olduğunu anlaması fazla zamanını almadı. Gri renk bir havanın hakim olduğu çevresi, hafiften de bulanık görünüyordu. Nerede olduğunu olduğunu çözmeye çalışıyordu, Cengizhan. "Neredeyim?"
Başka bir ses: "Cengizhan."
"Mirella...?" dedi Cengizhan. Bulunduğu yerde yalnız olmadığını öğrendi. "O halde ben şu an Raccoon Şehri Halk Koleji'nde miyim?"
Mirella: "Evet."
Cengizhan: "Buraya nasıl geldim?"
Mirella: "Bunun herhangi bir önemi yok."
"Peki." dedi Cengizhan. Bu arada, seslerinin bir şekilde yankılı çıktığını fark etti, ama üzerinde durmayı istemedi; çünkü, Mirella'nın tavrını daha çok garipsemişti. "Hey, pek iyi görünmüyorsun. Bir sorun mu var?"
Mirella: "İyiyim."
"Sana ne oldu, Mirella?" diye sordu Cengizhan. Gözünü kızdan ayırmıyordu. "Birbirimize bu şekilde mi veda edecektik?"
Mirella: "Giderken niye beni burada bıraktın?"
"Madem benimle gelmek istiyordun, neden bunu bakışlarınla değil de sözlerinle ifade etmeye çalışmadın? Neydi seni bundan alıkoyan? Tarkan mı? George Hamilton mı?" diye sordu Cengizhan. Soran gözler ile Mirella'ya bakıyordu. "Ben sadece hayatının tehlikeye girmesini istemedim; çünkü, geri dönene kadar nelerle karşılaşacağımızı bilmiyordum. Hatalarım yüzümden birçok kişi hayatını kaybetti. Sana da bir şey olmasını istemedim."
Mirella: "Ama bana söz vermiştin. Ne olursa olsun beni yalnız bırakmayacaktın...?"
"Böyle bir şey olacağını tahmin edemedim." dedi Cengizhan. Düşünceli bir şekilde yere bakıyordu. Ne diyeceğini bilememişti. Keşke imkanım olsaydı da olayları geri alabilseydim. "Telafi etmek için ne yapabilirim?"
"Beni artık terk etme." dedi Mirella. Sesi titriyordu. "Beni terk etme... Lütfen... Beni terk etme."

Mirella ile ilgili rüyasının üzerinden çok fazla zaman geçmemişti ki, yerinden sıçrayarak kendisine geldi, Cengizhan. Her ne kadar bilinci yerinde olsa da, kafasını bir taşa çarptığı için zonkluyordu. Bu yüzden de ilk yaptığı şey, herhangi bir kanaması olup olmadığına bakmak oldu, ama neyse ki herhangi bir şey olmamıştı. Daha sonra şöyle bir etrafına baktı, ama bulanıklıktan bir başka bir şey göremiyordu. Ayrıca sanki yanmakta olan bir kömür sobasının yanında yatıyormuş gibi duyulan gürüldeme sesi duyuyordu. Yerinde doğrulduktan sonra gözlerini ovuşturdu. Karşısındaki görüntünün netleşmesi ile alev alev yanmakta olan Spencer Konağı ile karşı karşıya kaldı. "Aman Allah'ım..." diyebildi. Kendisine bir şey olup olmadığını anlamak için üstüne başına baktı. Gördüğü kadarı ile yer yer yanıklar, sağ yanında da hafiften bir yanma vardı. Eli ile yokladığında, muhtemelen patlama sırasında etrafa saçılan cam kırıklarından bir tanesi vücuduna isabet etmişti. Sakin olup, dikkatli bir şekilde kırık cam parçasını yerinden çıkarttı. Canı çok yanmıştı. Çıkarttığı camın ucuna baktı. Oldukça sivriydi. Hissettiği tüm acıya rağmen ayağa kalkmaya çalıştı. Zorla yürüyerek konağın etrafında dolaşmayı denedi, ama binadan yayılan ısıdan dolayı hiçbir şey yapamamıştı. Arkasına bakıp, motorsikletin nerede olduğunu bulduktan sonra, bindiği gibi Arklay Dağları'ndan son kez inmeye başladı. Hissettiği bütün acıya rağmen gözünü yoldan ayırmamaya çalışıyordu. Sadece yola odaklanmıştı, ama öte yandan Silent Hill kasabasında başlayan bu maceranın yolu boyunca koydukları kilometre taşları bir bir anlından geçti. Sırası ile Merve, ilk andan Raccoon Şehri Halk Koleji'ndeki Thanatos ile karşılaşmalarına kadar gerçekte Tarkan olduğunu öğrenemesiği Pelerinli Kahraman, Bilal, Yağmur, Berkay, Soner, Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri, Alyssa Ashcroft, George Hamilton ve tabi ki Mirella... Karşılaştığı herkesi kaybetmişti. Uğrunda savaşacağı hiçbir kimse kalmamıştı. Tek istediği, artık Raccoon İstasyonu'na ulaşmak ve bu lanet olası şehirden bir an evvel defolup gitmekti. En azından özgürlüğünü kaybetmek istemiyordu.

Raccoon İstasyonu'nun merdivenlerinden bilinçsiz bir panik halinde inmeye başlayan Cengizhan, Laymond bulvarındaki kadar şanslı olmayı umuyordu. Her ne kadar kaybetmekte olduğu kan yüzünden zaman zaman etraf bulanıklaşıyor ve gözleri kararıyor olsa da, kendisine mümkün olabildiğince hakim olmaya çalışıyordu. Ne var ki, birkaç defa düşme tehlikesi geçirdiği merdivenlerin en son basamağından da inerken, sanki bacakları bileklerinden kesilmiş gibi havada yürüdüğünü hissetti. Kenara doğru hafiften yalpaladı, ama şansı vardı ki en yakınındaki kolonun sayesinde düşmekten son anda kurtuldu. Bu arada, dayanıklı olmak konusunda da kendisini sürekli telkin etmeye çalışıyordu. Bir yandan dinlenip, bir yandan da etrafında herhangi bir tehlikenin olup olmadığına baktıktan sonra, dayandığı kolondan aldığı güç ile az ileride hafiften bulanık bir halde gördüğü metro trenine binmek için yürümeye başladı.

Trenin yanına ulaştığında, kapısının açılması için ortadaki düğmeye gücünün yettiği kadarıyla basmaya çalıştı. Kandan dolayı eli kayıyor olsa da, düğmeye basmayı başarmıştı. Kapı çok geçmeden açıldı. Bir an bile beklemeden içeriye giren Cengizhan, güçlükle yürüyerek, en yakınındaki koltuğa doğru kendisini bir külçe gibi bıraktı. Öyle ki, oturduğu yerden kalkabilecek gücü bir daha bulamayacağından kesin olarak emin olmuştu. Tek yapması gereken, Arklay Metro İstasyonu'na ulaşabilmek için trenin kalkmasını beklemekti. Ne var ki, Cengizhan'ın uzun süreli bekleyişine rağmen, tren kalkmayacak gibi görünüyordu. Şöyle bir kafasını kaldırıp, makinist bölümünü görmeye çalıştı. İçeride kimse yoktu. "Bu halde kalkıp, bir de oraya mı gideceğim?" diyen Cengizhan, bir an için buraya gelmek için kullandıkları trendeki seyahatlerini hatırladı. "Geçen sefer kim kullandı ise niye bu sefer de aynı arkadaş kullanmıyor?!"
Bu arada, beklenmedik bir şekilde de Mirella'nın sesini duyar gibi oldu, Cengizhan. Gaipten gelen bir ses olduğunu düşünüp, hiçbir şekilde kulak asmadan makinist bölümüne yönelmişti ki, aynı ses, duyduğunun hiçbir şekilde gaipten gelen bir ses olmadığını ispatlamaya çalışırcasına varlığını sürdürmeye devam ediyordu: "Cengizhan! Neredesin Cengizhan?!"
Cengizhan bir anda olduğu yerde kalakaldı. İkileme düşmüştü. Makinist bölümüne mi gitmeliydi, yoksa kendisini arayan Mirella'yı mı bulmaya çalışmalıydı? Ya o ses Mirella'ya ait değil de kendisine kurulmuş bir tuzaksa? Öte yandna, ya gerçekten Mirella'nın sesiyse ve bir şeyleri yarım bırakarak bu şehirden gidecekse? Ne yapacağını bilememişti. Ses de bir yandan gittikçe uzaklaşıyor, Raccoon İstasyonu'nun çıkışına doğru yöneliyordu. "Belli ki takip edilmek istiyorsun." dedi Cengizhan. Umutsuzca sesi takip etmeye başladı. "Pekala... İstediğin gibi olsun."
Raccoon İstasyonu'nun çıkışına kadar gitti Cengizhan, ama ses de aynı ölçüde ondan uzaklaşıyordu. Sanki aynı kutupların birbirini itmesi gibi bir durum söz konusuydu. "Cengizhan! Neredesin?! Seni bulamıyorum! Eğer beni görebiliyorsan veya sesimi duyabiliyorsan, sesime gel! Seni çok özledim! Beni artık istemiyor musun? Gelmeyişinin nedeni bu mu? Cengizhan!"
Cengizhan: "Bekle Mirella, geliyorum!!"
İlk başta koşmaya çalışarak sesi takip etmeyi denemiş olsa da, belindeki acıdan dolayı birkaç adım sonra nefesi kesildi. Bu şekilde devam edemezdi. Bir süre bekledi. Acının az da olsa dinmesini sağladıktan sonra geri döndü. Motorsikletine binip, sesi takip etmeye kaldığı yerden devam etti.
Ses bazen şehirin birbirinden ayrı noktalarında, bazen de gittiği yolun ilerisinde yankılanıyordu. Gitmesi gereken yön konusunda kafası karışan Cengizhan, Mirella'nın cesedinin olduğu yere, yani Raccoon Şehri Halk Koleji'ne gitti. Araştırma Laboratuar'ına girdikten sonra sesin kesildiğini fark eden Cengizhan, neden buraya getirildiğini ilk başta çözemediyse de, düşünmeye başladığı sırada, Spencer Konağı'nın havaya uçmasından hemen sonra gördüğü rüyasını hatırladı. Özellikle de sonunda Mirella'nın ‘Beni terk etme... Lütfen... Beni terk etme' dediği kısmını. Şöyle bir çevresine bakan Cengizhan, Mirella'yı sonsuza kadar terk edemeyeceğini anladı. Kendisine aşık olan bir kızı, bir şekilde bulmaya kararlıydı. Nereye gittiyse, Cengizhan da oraya gitmeye ve bu aşkı ölümsüzleştirmeye karar vermişti. Yerde gözüne çarpan tabancayı alıp, şarjörünü kontrol etti. Sadece iki mermi kalmıştı. Şarjörü yerine geri taktı. Yere uzanıp, Mirella'nın cesedini kendisine doğru çevirdikten sonra, ona sımsıkı sarıldı. "Artık ebediyen birlikte olacağız. Seni asla terk etmeyeceğim." dedi Cengizhan. Akabinde de silahın namlusunu kalbine dayadığı gibi tetiği çekti.
Raccoon Şehri Halk Koleji'ni kaplayan o gizemli sessizliği bozan tek şey, duyulan tek el ateş sesi olmuştu.


Albert Wesker

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 275
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #31 : 16 Mart 2014, 18:15:41 »
Hikaye devam ediyor. Güzeldi. Konak patladı.