Forever Ziyaretçi Nihai Biyo-Organik Silah Evriliş Diriliş Çöküş Kuruluş Başlangıç
Bizler İnkâr Edilemeyiz! -Forever Ekibi
  • 8708
  • 31

Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #20 : 28 Kasım 2013, 22:24:49 »
BÖLÜM 7: Bizi Özel Yapan Neydi?

Arklay Hastanesi'nden ayrıldıkları gibi Raccoon Şehri Halk Koleji'ne dönen Mirella ile Cengizhan, havanın yolda oldukları sırada yeniden kapanması ile hafiften çiselemeye başlayan yağmurun kısa sürede şiddetlenmesi nedeni ile George Hamilton'ın yanına dönmek zorunda kalıyorlardı.
George Hamilton: "Sizler için endişelenmeye başlamıştım. Nerede kaldınız?"
"Yaban arısı ararken biraz vaktik kaybettik." dedi Mirella. Kendisini boş bir sandalyeye bıraktı. "Bu yüzden de işimiz biraz uzun, ama neyse ki V-Poison'ı almak için çok uğraşmadık."Cengizhan: "Mermilerden biri ıska geçmeseydi..."
Mirella: "Arıyı vurdun ya, ona bak. Aksi takdirde o bizi vuracaktı."
"T-Blood için biraz beklemek gerekecek; çünkü, dışarıdaki yağmur yakın bir zamanda durmayacakmış gibi görünüyor." dedi George Hamilton. Yavaş adımlarla yürüyerek, pencerenin önüne geldi. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur ile yıkanan bahçeye bakıyordu. "Uzun zamandır böyle bir yağmur yağmamıştı."
Cengizhan: "Pek sık yağmur yağmıyor sanırım?"
"Yağar da, bu denli şiddetli yağmaz." dedi Mirella. George Hamilton'ın verdiği havlu ile saçlarını kurulamaya çalışıyordu bir yandan da. "Ben bir üzerimi değiştireyim. Yoksa hasta olacağım."
Cengizhan: "Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?"
Mirella: "Yağmuru durdurabilirsin...?"
"Öyle bir yeteneğim olsa, Daylight'a gerek kalmadan Merve'yi dezenfekte ederdim." diyerek cevap verdi Cengizhan. Pencerenin yanındaki kaloriferin üzerine oturdu. "İnşallah hasta olmam."
George Hamilton: "En azından yaşayan ölü olmazsın."
"O da var tabi." dedi Cengizhan. Bir yandan yağmur damlalarının camdaki süzülüşlerini izlerken, bir yandan da hafiften esen rüzgar ile bahçedeki bitkilerin dans edişini izliyordu. "Bu arada, T-Blood'ın Thessalonians isimli bir yaratıktan alınacağını söyledi, Mirella."
Ama her nedense Cengizhan, yaratığın ismini doğru telafuz edemediğini düşündü. "Tot..." dedi ve kısa bir süreliğine duraksadı. Yaratığın adını bir türlü hatırlayamıyordu. "To... Tot... Tothenatosh... Hmmm... Bu da değildi...?"
Cengizhan: "Th... The... Thetatotosh... Aman her neyse işte, bir ucubeden alınacağını söyledi."
George Hamilton: "'Thanatos' olmasın...?"
"Hah! Evet, oydu!" dedi Cengizhan. Rezil olduğunu düşündüğü için güler gibi oldu. "Üzgünüm, bir türlü hatırlayamadım."
George Hamilton: "Sorun değil. Zaten biraz zor bir adı var... İnsan her zaman hatırlayamıyor."
"Haklısınız." dedi Cengizhan. Bir süreliğine duraksadı. Dışarıda yağan yağmurun sesi, her ne kadar cehennemin tam ortasında olsalar da, kısa süreliğine bir huzur vermişti. Çevrenin yanında kendi ruhunun da yıkandığını hissetmişti ki, sorulması gereken bir soru olduğunu hatırlayarak kendisine geldi. " O her ne ise, işimiz zor olacak mı?"
"Biraz... Thanatos, Umbrella Şirketi'nde çalışmakta olanGreg Muller isimli bir bilim adamının yarattığı özgün bir Tyrant modeliydi. Raccoon Şehri salgını sırasında burada yaratılan Thanatos, Umbrella'nın seri üretim Tyrant'larına karşı bir cevap niteliği olarak ileri sürüldü." dedi George Hamilton. Sesi biraz rahatsız geliyordu. "Thanatos serbest kaldığında, kendisine karşı gelen UBCS (Umbrella Biohazard Countermeasure Service) üyeleri ile savaşa girdi. Tek başına bütün ekibi temizlerken, ekibin lideri Nicholai, ona dürbünlü tüfekle iğneli serumu saplamayı başardı, ama geri alması mümkün olmadı. Şu an muhtemelen hala Thanatos'un üstünde ve eğer onu alabilirseniz, T-Blood'ı da elde etmiş olacaksınız."
"Evet, ben geldim!" dedi Mirella gülerek. Üzerini değiştirmiş ve gelmişti. "Hayırdır? Beni mi çekiştiriyordunuz? Birden ortalık sessizleşti de...?"
Cengizhan: "Nereden bildin?"
Mirella: "Ben bilirim..."
George Hamilton: "Arkadaşına Thanatos'u anlatıyordum."
Mirella: "Biliyorum efendim, sadece şaka yollu takılayım dedim. Hemen ciddiye aldınız!"George Hamilton: "Ben ciddi bir adamım."
"Belli oluyor." dedi Mirella. Elindeki silahın susturucusunu çıkarttı, şarjörünü değiştirdi ve mermiyi namluya sürdü. "Pekala... Dışarıdaki yağmur durmuşa benziyor. Ne yapalım? Şu bizim esas oğlanı avlamaya gidelim mi?"
George Hamilton: "Avlamaktan çok, üzerindeki iğneli serumu alsanız yeterlidir."
"'İğneli serum' mu?" diye sordu Mirella. Önce Cengizhan'a, ardından da George Hamilton'a baktı. "O kadar basit mi? Kan örneği alacağız sanıyordum?"
"Yine kan örneği almış olacaksınız..." dedi George Hamilton. Şaşırmıştı. "Bir dakika... Sana anlatmadım mı?"
Mirella: "Neyi?"
"Ah, lanet olsun!" dedi George Hamilton. Çalışma masasının ön tarafına yaslandı. "Az önce Cengizhan'a da ondan bahsediyordum. Thanatos serbest kaldığında, kendisine karşı gelen UBCS (Umbrella Biohazard Countermeasure Service) üyeleri ile savaşa girmişti. Tek başına bütün ekibi temizlerken, ekibin lideri Nicholai, ona dürbünlü tüfekle iğneli serumu saplamayı başarmış, ama geri alması mümkün olmamıştı..."
Mirella: "...ve bizim tek yapmamız gereken, o serumu geri almak...?"
George Hamilton: "Kesinlikle. Yalnız bir Thanatos'tan bahsediyoruz. Serumu almak o kadar kolay olmayacaktır."
"Peki ona karşı kullanabileceğimiz herhangi bir şey yok mu?" dedi Mirella. Elindeki silaha baktı. "Bu bize bir avantaj sağlar mı?"
George Hamilton: "Zor, ama imkansız değil."
Mirella: "Denemekten başka çaremiz yok...?"
George Hamilton: "Yalnız çok dikkatli olmalısınız; çünkü, alacağınız en ufak bir sıyrık bile ölümcül sonuçlar doğurabilir."
Cengizhan: "Elimizden geleni yapacağız."
"Bu arada, Mirella," dedi George Hamilton. Elini cebine sokup, bir şey aramaya başlamıştı. "sendeki şu diğer cam tüpü ver. Siz serumu almaya çalışırken, ben de P-Base'i temin etmeye çalışayım. En azından zamandan kazanmış oluruz."
"Dahice bir fikir efendim..." dedi Mirella. George Hamilton'ın arkasında kalan masayı işaret etti. "İkinci çekmeceye koydum."
George Hamilton: "Tamam."
Yağmurun dinmesi ile bir süredir almadığı taze toprak kokusu yeniden almaya başlayan Cengizhan, Mirella'nın rehberliğinde üniversiteyi çeviren yeşilliğin arasından geçerek, arka meydana ulaşıyordu. "Şu Thanatos ile karşılaşacağımız yer burası mı?"
"En son burada görünmüştü." dedi Mirella. Pür dikkat ile çevresini inceliyor, en ufak bir sese bile kulak kabartıyordu. "Duymadığım bir ses duyarsan, haber ver."
"Tamam." dedi Cengizhan. Islanan toprağın çamura dönmesi yüzünüden zar zor yürüyordu. "Meydanın haline bak. Çamur deryasına dönmüş."
Mirella: "Daha kötü zamanları olmuştu."
Cengizhan: "Diyorsun?"
Mirella: "Görseydin, bana hak veri—"
Cengizhan: "Lafını kesiyorum, ama benim duyduğum sesi sen de duydun mu?"
Mirella: "Hangi sesi?!"
"Şunu..." dedi Cengizhan. Arkalarında gelen çalı seslerini işaret etti. "Bunu diyorum...?"
"Lanet olsun!" dedi Mirella. Cengizhan'ı elinden tuttuğu gibi mümkün olabildiğince uzak bir mesafeye doğru koştu. "Sanırım beklediğimiz şey geldi! Eğer gerçekten o ise, bana bir söz vermeni istiyorum."
Cengizhan: "Nedir?"
Mirella: "Ne olursa olsun, yanımdan ayrılmayacaksın!"
"O konuda şüphen olmasın." dedi Cengizhan. Duydukları o gizemli sesin sahibi en sonunda yüzünü göstermişti. Hem de ne göstermek... Tamamıyla öldürmeye programlanmış olan o heybetli ve ölümcül Thanatos, üniversitenin bahçesini saran bitkilerin arasından ok gibi fırlayarak, arka meydana sert bir iniş yaptı. Zeminin sarsılması ile yüreği ağzına gelen Cengizhan, son duasını ediyordu: "Allah'ım sen soktun, sen çıkart!"
Mirella: "İşimiz biraz zor olacak."
Cengizhan: "Belirtmene ger—"
Thanatos'un yeri yerinden oynatacak kadar güçlü ve kulak tırmalayıcı haykırışı Cengizhan'ın lafını bölmekle kalmıyor, hem Cengizhan'ın hem de Mirella'nın başına korkunç bir ağrı saplanmasına neden oluyordu. Kısa süreliğine kafalarının şiddetli sesten dolayı patlayacağını zanneden ikili, haykırışın kesilmesi ile yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. Bu fırsattan yararlanarak saldırıya geçen Thanatos'u son anda fark eden Mirella, üzerine doğru gelen devasa bir cüsseden kaçabilecek kadar zamanı olmayacağını anladığı sırada, kendisine doğru koşarak gelen Cengizhan'ın sesini duydu. Ne dediğini algılayamayacağı kadar kısa süre içerisinde de ayaklarının yerden kesildiğini fark etti. Sanki uzay boşluğundaymış gibi uçtuğunu hissetmesi ile yeniden yere düşmesi bir olmuştu.
Cengizhan: "İyi misin?"
"Hem de hiç olmadığım kadar iyiyim." dedi Mirella. Gözlerini Cengizhan'dan ayıramamıştı. "Hayatımı kurtardın. Nasıl teş—"
Cengizhan: "Daha sonra teş—"
Mirella'nın lafını kesen Cengizhan, Cengizhan'ın lafını kesen de dördüncü bir ayak sesleri oluyordu. "Siz ikiniz daha ne kadar öyle yatmayı planlıyorsunuz?!" dedi ayak seslerinin sahibi ve devam etti. "Yatak ve yorgan getireyim mi?"
"Yine mi sen?" diye sordu Cengizhan. Her zamanki gibi tam zamanında yetişen pelerinli kahramana bakıyordu. "Zamanlaman yine süper oldu."
"Laf ebeliğini kes de bir işe yarayıver!" diye bağırdı pelerinli kahraman. Thanatos'un kendisine yaptığı saldırı hamlesinden iyi bir zamanlama ile sıyrıldıktan sonra, zıplayıp, ucubenin boğazından destek alarak arkasına dolandı. "Göğsündeki serum! Şimdi!"
Yerden kalktığı gibi yardım için koşmaya başlayan Cengizhan, pelerinli kahramanı üzerinden atmakla uğraşan Thanatos'un göğsündeki serumu yakalamak için uygun bir zamanlama arıyordu. Bu esnada duyulan iki el silah sesi, Thanatos'un kısa süreliğine sersemlemesine neden oldu. Bu fırsattan yararlanmayı deneyen Cengizhan, iki eli ile seruma yapıştı. Çok kısa bir süre olduğunu biliyordu. Bu yüzden de var gücü ile serumu çıkartmaya çalışıyordu, ama yağmurdan dolayı gerek ıslanan serum, gerekse de elleri, buna izin vermiyordu. Ne var ki, ellerinin arasından kayması ile serumu çıkartamadan yere düştü, Cengizhan. "Hay şansımı s*keyim... Çıkartamadım!"
Pelerinli: "Ben de senin yapacağın işi s*keyim!"
Cengizhan: "İltifatların ruhumu okşuyor anasını satayım!"
Mirella: "Bakıyorum da çok iyi anlaşıyorsunuz!"
Cengizhan: "Ne demezsin!"
Geçirdiği kısa süreli sersemlikten kurtulan Thanatos, pelerinli kahramandan kurtulmak için verdiği mücadeleye kaldığı yerden devam etmeye başlayacaktı ki, sırtındaki pelerinli kahramanın çevik bir hareket ile parande atması neticesinde onunla yüz yüze geldi. "Senin suratına sıçayım!" dedi pelerinli kahraman. Seruma yapıştığı gibi var gücü ile çekerek çıkartıp, Mirella'ya doğru fırlattı. Akabinde, cebinden çıkarttığı el bombasının pimini çekti ve Thanatos'un ağzından içeri soktu. "Bu müessesemizden olsun!"
El bombasının patlamasından hemen önce Thanatos'a tekme atarak aşağı atlayan pelerinli kahramanın, pelerininin Thanatos'un pençesine takıldığından haberi yoktu. Atlayışı sırasında, pelerinin algılayamayacağı kadar kısa sürede yırtılması neticesinde açıkta kalması ile artık ‘pelerinsiz' kahraman olan görünüm değiştirdi.
Az önce olanlara herhangi bir anlam yükleyemeyen Cengizhan, karşılaştığı ilk andan beri kendisi için büyük bir gizem olan, ama artık gizem olmaktan kurtulan pelerinli kahraman yüzünden bir anlığına ‘pimi çekilmiş olan bir el bombası'nın varlığını unuttu. "Tarkan...?"
Tarkan: "Az önce bir el bombasının pimini çektim, eğer fark ettiysen...?"
"Ha evet, doğru..." dedi Cengizhan. Yeni görünümüne kavuşan kahramanlarına dikkatli bir şekilde bakıyordu. "Mirella! Kaç!"
Ağzındaki el bombasının kısa sürede infilak etmesi ile kafası patlayan Thanatos kanlar içinde yere yığılırken, etrafa saçılan kan ve et parçalarının bir bölümü de Cengizhan, Mirella ve Tarkan'ın üzerine yağıyordu. Neyse ki, pek fazla etkilenmeyen grup üyeleri, T-Blood ile George Hamilton'ın yanına dönüyorlardı.
Cengizhan: "Burada ne arıyorsun, Tarkan?"
Tarkan: "Tabi ki de seni..."
Mirella: "Bu adam kim?"
Cengizhan: "Doğrusunu söylemek gerekirse nereden başlayacağımı bilemiyorum."
Mirella: "'nereden başlayacağımı bilemiyorum'?"
"Evet; çünkü, Silent Hill kasabasından beri peşimizde..." dedi Cengizhan. Tarkan'a kısa süreliğine baktıktan sonra tekrar Mirella'ya baktı. "Dost mu, düşman mı bilemiyorduk. Başımız sıkıştığı anda yırtık dondan çıkar gibi çıkıyor, bizi beladan kurtarıyor ve hiçbir açıklama yapmadan s*ktir olup gidiyordu."
"Çok kibarsın... Bir s*kmediğin kaldı!" dedi Pelerinsiz Kahraman ve devam etti. "Neyse... Sanırım bir açıklama yapmam gerekiyor."
Cengizhan: "Zahmet olmazsa..."
"Öncelikle, gerçek adım Tarkan." dedi Tarkan. Boğazını temizledikten sonra lafına devam etti. "Açıkçası Lucid Dream, diğer adı ile Saydam Rüya adı verilen bir olgu var."
Cengizhan: "Saydam Rüya?"


FON MÜZİĞİ: The Engine Room - A Perfect Lie


"Rüya görürken, rüyada olduğunu fark etme durumudur." dedi Tarkan. Yanlış bilgi vermemek için sözcüklerini doğru seçmeye gayret ediyordu. "Saydam rüyalar gerçeğe çok yakın olabildikleri için, rüyayı gören kişinin rüya içinde kontrolü bir derece eline alabilmesi veya rüyanın geçtiği çevredeki hayali deneyimlerini değiştirebilmesi mümkündür."
Mirella: "Çok ilginç..."
"Öyle..." dedi Tarkan ve devam etti. "Bu konuda biraz tecrübeliyim. Alper ile kurduğumuz belirli bir düzendeki bu dünyaya, ki Silent Hill kasabasında da geçerliydi, Cengizhan'ı da davet ettim. Ne var ki, hesapta olmayan, ama şu an ana düşmanımız olan Albert Wesker isimli bir adam, Alper'i kontrol ederek Umbrella Şirketi'nin başına geçirip, amaçları doğrultusunda kullanabilmek için, Las Plagas virüsünü ona enjekte etti. Tabi bu noktada sorumluluk da direkt benim üstüme bindiği için, bunu yerine getirmek adına rüyama davet ettiğim ve karışıklığıa sürüklediğim Cengizhan'ı kurtarıp, Alper'i bu kukla durumundan kurtarmak için yapabileceğimiz tek şeyin onu devirmek olduğuna karar verdim."
Cengizhan: "Peki onu nasıl devirmeyi düşünüyorsun?"
Tarkan: "Kendi deneyimlerim doğrultusunda hazırladığım bir antidotu ona enjekte edebilirsem, normale dönecek."
Cengizhan: "Yalnız onu koruyan bir sürü USS askerinin varlığından haberin var mı?"
Tarkan: "Var."
"Umarım ona uygun da bir planın vardır. Yoksa ebemizin aile mezarlığını tersten görürüz." dedi Cengizhan. Bu arada, kafasına takılan bir başka soru işaretine geliyordu. "Peki neden sürekli kaçıp durdun bizden? Amacın neydi?"
"Antidotu hazırlamak için sadece kritik noktalarda girdiğim mücadeleler yüzünden öyle kaçmak zorunda kaldım." dedi Tarkan ve devam etti. "Bir de şu var... Burada olmanın, tüm bu belaya karışmanın sebebi bendim."
Cengizhan: "Ne demek istedin?"
Tarkan: "Saydam Rüya deneyimlerimden sonra, nasıl bir şey olduğunu görmek için senin de denemeni istedim, ama sen ilk anda tecrübesiz olduğın için, bu rüyadan uyanamadın. Yani bir nevi rüya içinde sıkışıp, kaldın. Ben de bu rüya içinde ölmemeni sağlayarak, bir şekilde bu rüyadan çıkmanı sağlamaya çalışıyorum."


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


"Şimdi her şey anlaşıldı... Kafamdaki bütün soru işaretlerine büyük ölçüde cevap buldum." dedi Cengizhan ve devam etti. "Yalnız öncelikle Merve'yi şu lanet olası Daylight ile geri alalım, kaldığımız yerden devam edeceğiz."
Raccoon Şehri Halk Koleji binasına geri dönen Mirella ve Cengizhan, aralarına yeni katılan Tarkan'ın durumunu detaylı olarak anlattıktan sonra, Thanatos'tan aldıkları T-Blood dolu serumu da George Hamilton'a veriyorlardı. V-Poison, T-Blood ve P-Base dolu tüpleri Daylight üretim makinesindeki yerlerine yerleştiren George Hamilton, GENERATE düğmesine basarak, panzerinin üretimini başlatıyordu.


FON MÜZİĞİ: ! Video not found


Kısa sürede elde edilen Daylight karışımını George Hamilton'dan teslim alan Cengizhan, tüpü korumalı bir yere koyuyordu. "Size ve Mirella'ya nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum." dedi Cengizhan. Hafiften duygulanmıştı. "Hiçbir şekilde zorunlu değilken, böyle bir amaç için yanımda oldunuz. Eğer siz olmasaydınız, arkadaşım Merve'yi kurtarabilmem mümkün olmayacaktı; çünkü, Daylight panzerinden hiçbir şekilde haberim yoktu. Onu tamamıyla kaybedeceğime kesin gözüyle bakıyordum, ta ki sizinle karşılaşana kadar..."
"Estağfurullah..." dedi George Hamilton. Cengizhan'ın içten teşekkürü hoşuna gitmişti. "Arkadaşın Merve'yi kurtarman bize en büyük teşekkürün olur, Cengizhan. Biz sadece neyi nasıl yapacağını gösterdik, ama kapıyı açacak olan kişi sen olacaksın, bunu unutma."
"Her şey için fazlası ile teşekkür ederim." dedi Cengizhan. Gözünün ucuyla önce Mirella'ya, arından da Tarkan'a baktı. "Haydi... Gidelim mi?"
"Şey..." dedi Mirella. Cengizhan'ın gözlerinin içine bakıyordu. Bir şeyler demeyi istiyor, ama diyemiyor gibiydi. "Ben... Neyse."
Cengizhan: "Bir şey mi oldu?"
"Yok, önemli değil... Sadece ‘dikkatli ol' diyecektim," dedi Mirella, ama aslında ‘Tarkan'ı bırak, yanına beni al' demek istiyordu. Ne var ki, o anda nasıl söyleyeceğini bilememişti. "ama Tarkan varken demem gereksiz olur."
"Teşekkür ederim, Mirella, iltifatın için..." dedi Tarkan. Cengizhan'dan sonra o da George Hamilton ile Mirella'nın elini sıktı. "Aslında bu bir veda değil. Şehirden ayrılmadan önce tekrardan uğrayacağız."
George Hamilton: "Her daim bekleriz."
Tarkan: "Teşekkürler."
Daylight panzerini alıp, Raccoon Şehri Halk Koleji'nden ayrılan Cengizhan ile Tarkan, Raccoon Şehri'nin merkezine geldiler. "Merve'yi nerede bulabileceğimiz hakkında herhangi bir fikrin var mı?" diye sordu Cengizhan. Etrafına şöyle bir baktı. "Şehrin her yerinde olabilir."
Tarkan: "O halde biz de şehrin her yerine bakarız...?"
Cengizhan: "Bence bir mahsuru yok."
"O zaman gazla..." dedi Tarkan. Cengizhan'ın omzuna vurdu. "Acele etmeliyiz. Geçen her dakika bizim için kayıp."
Bir saat sonra...


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


Şehrin dört bir yanına bakan Cengizhan ile Tarkan, uzun süreli bir araştırma sürecinden sonra, Merve'yi en sonunda Prague Bulvarı'nda, şehrin doğu tarafına doğru yürürken buluyorlardı. Kızın arkası dönük olduğu için, ustaca bir taktik uygulandığı takdirde, Daylight'ı içirmeleri pek de zor olmayacak gibi görünüyordu. "Ayrılalım." dedi Tarkan. Bulvarın karşı kaldırımını işaret etti. "Sen karşıya geç."
Cengizhan: "Neden?"
Tarkan: "Ona ayrı kollardan, arabaların arkasına saklana saklana iler—"
Cengizhan: "Aynı yerden arabaların arkasına saklana saklana ilerlesek olmuyor mu?"
"Sen buraya gelirken, beynini yatağının başucundaki komidinde mi bıraktın?" diye sordu Tarkan. Sinirli bir şekilde Cengizhan'a bakıyordu. "Ulan gerizekalı herif! Birimizden birini fark ederse, diğerimiz bu açığından yararlanacak ve koşarak kızın üzerine atlayacak!"
Cengizhan: "Onu baştan desene!"
"Aynalı sazan gibi lafımın ortasında atlamamış olsaydın, şimdiye çoktan demiş olacaktım!" dedi Tarkan ve devam etti. "Neyse, şimdi sen Merve'nin dikkatini çekmeden karşıdaki kaldırıma geçip, benim işaretimi bekle."
Cengizhan: "Tamam."
Cengizhan'ın karşı kaldırıma geçtiğini gören Tarkan, eli ile Merve'nin gittiği tarafı işaret etti.
Eş zamanlı olarak, bir fare kadar sessiz bir şekilde, Merve'ye sokaktaki tek tük arabaların arkasına saklanarak dikkatlice yaklaşan Cengizhan ile Tarkan, yine eş zamanlı olarak kıza doğru hızla koşmaya başladılar. Ayak seslerini duyan Merve, insanüstü bir hızla arkasını dönmüştü ki, üzerine doğru gelmekte olan Tarkan ile Cengizhan'ı görmesi ile üzerine çullanmaları bir olmuştu.
"Çabuk içir!" diye bağırdı Tarkan. Merve'yi yerde sabit tutmaya çalışıyordu. "Yoksa ikimizi birden s*kecek!"
"Az daha dayan!" dedi Cengizhan. Bir yandan Tarkan'a destek olurken, diğer yandan da, Daylight'ı yere koyup, iki elini tüm gücü ile kullanarak, Merve'nin ağzını açtı. "Kıza resmen zorbalık yapıyoruz ha!"
Tarkan: "Onun iyiliği için..."
"Biliyorum." dedi Cengizhan. Merve'nin ağzını yeteri kadar açtıktan sonra, kapatmasına imkan vermeden Daylight panzerini son damlasına kadar içeri boşalttı. "Tamam! Hallettim! Merve'yi bırakabiliriz!"
Panzehiri içirdikten sonra, olası bir savunma saldırısına karşı kaçmaya çalışan Tarkan ile Cengizhan, Merve'den aldıkları ufak çaplı bir ‘cevap' niteliğindeki yumruk ile dengelerini kaybettiler. Beklemedikleri kadar zayıf gelen bu yumruk, sadece asfaltta kısa bir sürüklenmeye neden olmuştu. Hiçbir şeye aldırış etmeden yerden kalkan Tarkan ile Cengizhan, girişimlerinin sonucunu görmek için merak içerisinde Merve'ye bakıyorlardı.


FON MÜZİĞİ: Nothing


Çok kısa bir sürede etkisini gösteren panzehir nedeni ile yalpalamaya başlayan Merve, sarhoş gibi yürüyordu. Etrafını, buzlu bir camın arkasından bakar gibi bulanık görüyordu. Hiçbir şey net değildi. Her şey fluydu. Renkler birbirine giriyordu. Gözleri kararır gibi oldu. Hafif bir denge kaybı ile dizlerinin üstüne çöktü. Bir elini yere koyarken, diğer eli ile de yüzünü tutuyordu. Migren ağrısına benzer bir ağrı, beyninin matkap ile delindiğini düşünmesine neden oldu. Bu arada, öne doğru gider gibi oldu. Yüzünü tuttuğu elini de dengesini sağlamak amacıyla yere koymuştu ki, daha fazla dayanamayarak olduğu yere yığıldı.
Önce birbirlerine, ardından da Merve'ye bakan Tarkan ile Cengizhan, temkinli bir şekilde kızın yanına gittiler. Ani hareketlerden kaçınmaya çalışarak Merve'nin yanına çömelen Cengizhan, onu dürtmek ile dürtmemek arasında kalmıştı. Bu kadar yakın mesafedeyken, olası bir saldırı girişiminde hiçbir şekilde hayatta kalamayacağından emindi. Bu yüzden de korkarak elini uzatıp, Merve'yi dürttü. "Hey..." dedi Cengizhan. Ama sorusuna herhangi bir cevap alamadı. Bir süre bekledikten sonra şansını bir kez daha denedi... "Hey... İyi misin?"Hayır, hiçbir hareket yoktu. Neredeyse bir ölü gibi hareketsiz yatıyordu, Merve. İçine kuşku düşen Cengizhan, ne olduğunu anlayabilmek için onu dikkatli bir şekilde sırtüstü çevirdi. Yüzündeki tuhaf beyazlığı gördükten sonra gözlerine doğru baktığında, içindeki kuşku yerini hızla korkuya bıraktı. "Yolunda gitmeyen bir şey var...?" dedi Cengizhan. Merve'nin gözlerinin ferinin söndüğünü fark etti. "Şuna bir baksana, Tarkan!?"
"Bu iyiye işaret değil." dedi Tarkan. Durgunlaşmıştı. Zorla konuşuyor gibiydi. "Korkarım ki onu kaybettik."
Cengizhan: "Ne demek ‘onu kaybettik'?!"
"Çok geç kaldık..." dedi Tarkan. Kaygılı bir yüz ifadesi ile Merve'ye bakıyordu. "Panzehir onu öldürdü."
"Bir dakika... Anlamıyorum..." dedi Cengizhan. Bilal ile Mirella'nın ona verdiği bilgileri şöyle bir anımsamaya çalıştı. "Bu panzehir, onu kurtarmak için elde edilen bir şey değil miydi?"
"Evet, ama Daylight T virüsü bütün vücudu kapladıktan sonra kullanılırsa, enfeksiyonlu hastayı öldürmekten başka bir işe yaramaz." dedi Tarkan. Merve'nin yüzüne bakmaya devam ediyordu. Halen açık olan gözlerini kapattı. "Ne yazık ki çok geç kaldık."
"Yani gerçekten Merve öldü mü?" diye sordu Cengizhan. Söyleneni duyuyor, ama duyduğunu algılamakta güçlük çekiyordu. Tarkan'ın ‘ne yazık ki çok geç kaldık' lafı beyninde sürekli yankılanıyordu. "O gitti mi?"
"Bunun senin için ne kadar zor olduğunu anlayabiliyorum," dedi Tarkan. Bir süreliğine duraksadı. Yanlış bir şey söyleyerek Cengizhan'ın öfke patlamasına hedef olmak istemiyordu. "ama artık geri dönmeyecek."
"Anlıyorum..." dedi Cengizhan. Merve'nin yüzüne bakarken, ilk karşılaştıkları andan içinde bulunduğu ana kadar geçen zamanı düşündü. Gözlerinin dolmuştu. "Silent Hill kasabasındaki karşılaşmamızda benimle gelmemeni söyleseydim, başına bu gelir miydi? Tabi ki de gelmezdi..."
Tarkan: "Bu noktaya geleceğini tahmin edemezdik."
"Belki, ama..." dedi Cengizhan. Lafını toparlayamamıştı. "Bilal'in söylediği bir laf vardı."
Tarkan: "Nedir?"
Cengizhan: "Raccoon Şehri'nde ölmek, nasıl hayatta kalınacağını öğrenmektir."
"Fazlası ile doğru bir laf..." dedi Tarkan. Cengizhan'ın omzuna dokundu. "Bak sana ne diyeceğim?"
Cengizhan: "Nedir?"
"Eğer Merve şu an seninle bir şekilde iletişim kurabiliyor olsaydı," dedi Tarkan. Cengizhan'ın gözlerinin içine bakıyordu. "güçlü olup, intikamını almanı isterdi."
Cengizhan: "O kadar güçlü değilim."
Tarkan: "Ben ne güne duruyorum? Mirella? Yağmur? Bilal? Bizler ne güne duruyoruz?"
"Teşekkür ederim," dedi Cengizhan. Merve'yi kucakladığı gibi yaşayan ölülere yem olmaması için en yakındaki arabanın arka koltuğuna yatırdı. "ama bu benim için kişisel bir durum oldu."
Tarkan: "George Hamilton'ın ne dediğini hatırlıyor musun?"
Cengizhan: "Hayır."
"Yapma Cengizhan!" dedi Tarkan. Cengizhan nereye giderse, o da peşinden gidiyordu. "'Biz sadece neyi nasıl yapacağını gösterdik, ama kapıyı açacak olan kişi sen olacaksın.' dedi."
Cengizhan: "Yani?"
Tarkan: "Eğer bir intikam istiyorsan, gerekli desteği sana biz sunacağız. Ama işi bitirecek olan sen olacaksın."
"Beni iyi dinle!" dedi Cengizhan. Tarkan'ı omuzlarından tuttuğu gibi hemen yanı başındaki arabanın kapısına dayadı. Yüzündeki ifade ciddileşmişti. "Bir grup mahalle çocuğundan bahsetmiyoruz! Karşımızda koskoca Umbrella Şirke'i ve emrindeki bir düzine USS askeri ile Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri var."
"Senin derdin ne?" diye sordu Tarkan. Cengizhan'ı iki eliyle iterek kendisinden uzaklaştırdı. "Benim tanıdığım atarlı semtin giderli çocuğu Cengizhan KARACA'ya ne oldu ha?! Bu güne kadar Göztepe'nin her maçını tribünlerde izledin, satır, bıçak ve bu tip kesici aletler taşıyan onlarca rakip takım taraftarına rağmen hiçbir şekilde korkmadan maç sonu kavgalarına girdin de, şimdi burada şu kıçı kırık bir sirk maymunu ve ondan farkı olmayan arkadaşlarından mı korkuyorsun?! Hem de ölüme kadar yanında yer alacak o kadar kişi varken!"


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


Tarkan'ın bu içten sergilediği tavır karşısında daha fazla diretmenin gereği olmadığını anlayan Cengizhan, "O halde benimle gel." dedi. Bulvarın başında bıraktıkları motorsikletine doğru yürüyordu. "Raccoon İstasyonu'na dönüyoruz."
Tarkan: "Neden?"
Cengizhan: "Halk Koleji'ne gelmeden önce, Bilal ile iki kola ayrılmıştık."
"Neden?" diye sordu Tarkan. Cengizhan'ı takip ediyordu. "Herhangi bir anlamı var mı?"
Cengizhan: "Bilal, aylar önce aylar önce Alyssa Ashcroft adındaki bir kadın ile irtibat kurmuş."
Tarkan: "Eee...?"
Cengizhan: "'Eee'si şu ki, bu kadın Umbrella Şirketi'nin ipliğini pazara çıkartmak istiyormuş, ama yeterli delil bulamadığından yakınıyormuş. Bilal, bu konuda yardım edebileceğini, ama karşılığında da Merve ile Yağmur'u kurtarabilmemiz için yardım etmesini rica etti Alyssa Ashcroft'a."
Tarkan: "Kadın ne dedi?"
Cengizhan: "Bize bir fotoğraf makinesi verip, Spencer Konağı'nın altındaki Umbrella Şirketi'nin yaptığı deneylerin gerçekleştirildiği laboratuarların ve kullanılan deneklerin resimlerini çekmemizi rica etti."
Tarkan: "Hmmm..."
"Bilal ile yolda giderken Merve'ye rastladık. Aramızda pek de hoş bir husumet geçtiği söylenemez; çünkü, az önceki hali ile karşılaştık. Dolayısı ile savaşmaya tenezzül etmeden kaçtık. Spencer Konağı'nın önüne geldik. Bilal, bana Daylight hakkında bilgi verip, zamandan kazanmamız için ikiye ayrılmamız gerektiğini söyledi. O fotoğrafları halledecek, ben de Merve'yi kurtarmaya çalışacaktım. İşini halleden de Raccoon İstasyonu'nda diğerini bekleyecekti." dedi Cengizhan. Bu arada, ayakkabısının içine bir şey kaçmış olduğunu fark edince, çıkartıp, içindeki her ne ise düşmesi için motorsiklete vurmaya başladı. Birkaç ufak taş ile birlikte, taşlardan farklı bir şey daha düştü. "Bu da ne böyle?"
Tarkan: "Ver bakayım, neymiş?"
Cengizhan: "Taşa benzemiyor ha?"
"Bu şey..." dedi Tarkan. Elindeki şeyin elektronik bir cihaz olduğunu anladı. "...bir verici."
Cengizhan: "Ne demek bir verici?!"
Tarkan: "Bildiğin verici işte... Seni takip ediyorlar."
Cengizhan: "HASS*KTİR!!"
Tarkan: "Ne oldu?!"
"Ben o verici ile nereleri dolaştım!?" dedi Cengizhan. Yolunun geçtiği yerleri şöyle bir düşündü. "Raccoon Press, Raccon Şehri Halk... Aman Allah'ım! Mirella!!"


LW

  • Site Kurucusu
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 560
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #21 : 28 Kasım 2013, 22:40:31 »
Üstad ellerine sağlık, uzun ve soluksuz gitmesi dışında aradaki müziklerle kaliteyi iyice yukarı çekiyorsun. 6. bölüm bitti, 7. bölümde gece yarısına diyeyim ben sana.:D:D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #22 : 28 Kasım 2013, 23:00:25 »
Nemesis yanı başımda bekliyor... Okumazsan, RE 3'teki R.P.D.'nin bahçesinde meydana gelen malum olayın kurbanı ile aynı kaderi paylaşacaksın :D :D


LW

  • Site Kurucusu
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 560
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #23 : 28 Kasım 2013, 23:43:45 »
Okucam lan sen istemesende okucam.:D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #24 : 28 Kasım 2013, 23:54:21 »
Okucam lan sen istemesende okucam.:D

Ne halin varsa gör, adamı hasta etme :D :D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #25 : 02 Aralık 2013, 17:03:51 »
BÖLÜM 8: Bu Seni Son Görüşüm Olmamalıydı!

Motorsiklete bindiği gibi Tarkan'ı da yanına alan Cengizhan'ın aklında tek bir hedef vardı: Mirella'ya Umbrella Şirketi için çalışan USS askerlerinden önce ulaşabilmek. Bunun için yapılması gerekeni de hiçbir şekilde sorgulamıyordu.

10 dakika sonra...

Mümkün olan en kısa yolu kullanan Cengizhan, yollarına çıkan hiçbir şey ile vakit kaybetmeden, mümkün olabilecek en kısa sürede Raccoon Şehri Halk Koleji'ne ulaştı. Kampüsün önüne geldiğinde, hiçbir şekilde hız kesmeden merdivenleri de motorsiklet ile tırmanıp, ana giriş kapısını deyim yerinde ise paramparça ederek binadan içeri girdi. Tamamıyla Mirella'ya odaklandığı için, ne paramparça ettiği kapıdan etrafa saçılan cam parçalarının kendisine zarar verip vermemesi ile ilgileniyordu, ne de kendisi ile birlikte gelen Tarkan'ın ne durumda olduğuyla. Öyle ki, kullandığı motorsikletin kontağını kapatıp kapatmadığıyla bile ilgilenmedi. Doğrudan Mirella'yı son bıraktığı Araştırma Laboratuarı'na giren Cengizhan'ı, ne yazık ki acı bir sürpriz bekliyordu.
Cengizhan: "Mirella?"
"Mirella?" dedi Cengizhan. Kanlar içinde yerde yatan Mirella'ya sesleniyor, ama yaşadığına dair hiçbir cevap alamıyordu. "Mirella? Hayır!"
Çevresindeki herkesin yavaş yavaş ellerinin arasından kayıp gittiğini gören Cengizhan, Merve'ye hiç tahmin etmediği bir şekilde veda ederken hakim olmaya çalıştığı gözyaşlarına, Mirella'yı da bu halde bulunca çok fazla hakim olamadı. "Ne oldu sana, Mirella?!" diye sordu Cengizhan. Gözünden kurtulan bir gözyaşı damlasının, yanağından aşağı süzüldüğünü fark ettiği sırada kızın cansız bedenini yattığı yerden kaldırıp, hiçbir şeye aldırmadan ona sarıldı. Kendisine bu kadar yardımı dokunan bir kıza, Merve'yi kurtarmaya gitmeden önce içten bir şekilde sarılarak teşekkür etmek yerine, sözlü olarak teşekkür etmeyi seçmişti. Şimdi ise sadece ölü bedenine sarılabiliyordu... Raccoon Şehri'nden ayrılmadan önce Mirella'ya böyle bir veda edeceği aklının ucundan bile geçmemişti ki,"Bir dakika..." dedi Cengizhan.


FON MÜZİĞİ: Secret Garden - When darkness falls


Bir şeyi hatırlar gibi oldu... Kızı yavaşça yere bırakıp, yakın geçmişte olanları dikkatlice düşünmeye başladı.


--------------------------------- HATIRLATMA BÖLÜMÜ ---------------------------------


"Şey..." dedi Mirella. Cengizhan'ın gözlerinin içine bakıyordu. Bir şeyler demeyi istiyor, ama diyemiyor gibiydi. "Ben... Neyse."
Cengizhan: "Bir şey mi oldu?"
"Yok, önemli değil... Sadece ‘dikkatli ol' diyecektim," dedi Mirella, ama aslında ‘Tarkan'ı bırak, yanına beni al' demek istiyordu. Ne var ki, o anda nasıl söyleyeceğini bilememişti. "ama Tarkan varken demem gereksiz olur."


--------------------------------- HATIRLATMA BÖLÜMÜ ---------------------------------


Tarkan: "Ne oldu?"
"Lanet olsun!" dedi Cengizhan. Mirella'nın demek isteyip de bir türlü diyemediği şeyi geç de olsa tahmin edebilmişti. Gözünün önünde duran şeyi yeni fark etmişti, ama artık çok geç olduğunu biliyordu. "Bizimle gelmek istiyordu, Mirella!"
Tarkan: "Nereden anladın?"
Cengizhan: "Panzehiri aldıktan sonra buradan ayrılırken, ‘Yok, önemli değil... Sadece ‘dikkatli ol' diyecektim, ama Tarkan varken demem gereksiz olur.' dediği andaki bakışına hiç dikkat ettin mi?"
Tarkan: "Hayır?"
"İçten içe bizimle gelmek istiyordu, ama o anda nasıl söyleyeceğini bilemedi." dedi Cengizhan. O anda, Mirella'nın hemen yanında duran bir şey dikkatini çekti. Ne olduğuna bakmak için eğildiğinde, büyük ihtimalle Mirella tarafından tutulan bir günlük olduğunu fark etti. Açık duran sayfasına şöyle bir baktı;

"Sevgili günlük,
Bugün, benim için özel bir gün olacakmış gibi görünüyor; çünkü, Eylül 1998'de başlayan salgın yüzünden ölen bu ‘şehir' ile birlikte öldüğünü sandığım ruhumun, kalbimin ve manevi duygularımın, aslında halen yaşamakta olduklarını fark ettim! Bu satırları yazarken bile içim kıpır kıpır oluyor, ağzım kulaklarıma varıyor! Ne olduğunu bilmek istiyorsun, değil mi? Hemen anlatıyorum... Adı Cengizhan olan birisi ile tanıştım! Açıkçası ilk gördüğümde maganda olduğunu düşünmüştüm, ama yanıldığımı anlamam pek fazla sürmedi; çünkü, onun aslında kocaman bir kalbi varmış! Öyle ki, arkadaşı Merve'yi kurtarabilmek için yardım isterken görmeliydin onu... Ölmesi gerektiğini söylesek, hiç düşünmeden hayatından vazgeçmeyi seçecekti. Daha önceden hiç böyle birisini görmemiştim. Buralarda bir başkası için hayatını feda edecek herhangi bir insan görmedim. Gerçekten çok ‘hoş' birisi, Cengizhan. V-Poison için Arklay Hastanesi'ndeyken, ona, ‘ilk karşılaşmamızdaki anlatış tarzından, senin için ne kadar değerli birisi (Merve) olduğunu gayet iyi anladım. Bu denli bir sevgiyi buradaki kimsede göremedim. Öte yandan, bana bazı duygularımın ölmediğini de kanıtlamış oldun. Umarım ne kadar şanslı olduğunun farkındadır, Merve.' dedim. Umarım arkadaşını kurtarmayı başarabilmiştir... Bu arada, hazır kurtarmak demişken, az önce daylight için ihtiyaç duyulan T-Blood'ı için Thanatos ile arka meydanda girdiğimiz mücadelede, onun sayesinde ölümden döndüm. Zor bir durumda kalmıştım. Kurtulmam imkansızdı, ama Cengizhan beni hayatı pahasına korudu. Eğer o olmasaydı, şu an sana bu satırları yazamıyor olacaktım. Ona sanırım bir hayat borçluyum...
Şu satırları yazarken kalbimin küt küt atmaya devam ettiğini fark ettim. Bir an düşündüm de, ben sanırım ona aşık oldum... Hem de ilk görüşte aşık oldum.
Şehri terk etmeden önce, veda etmek için tekrar uğrayacaklarmış. Ne dersin? Ona bir itirafta bulunsam mı? Beni kurtarmak için hayatını riske atıp, aynı zamanda da benim açımdan bir ilke imza atan Cengizhan'a aşkımı itiraf ederek, onun açısından da muhtemel bir ilke imza atayım mı? Tam bir ödeşme olur... Ne dersin?

Eylül 21, 2009."


Günlüğü, aldığı yere bıraktı, Cengizhan. Tek bir sayfasının bile kırışmamasına dikkat etti. Eline bulaşan kanı da etrafta herhangi bir şey olmadığı için üstüne silerek temizledi. Az önce okuduğu yazı yüzünden içine oturan yükünü daha fazla taşıyamayıp, yanı başındaki sandalyeye adeta ‘çöktü', Cengizhan. Manevi açıdan tamamıyla bitmişti. Hiçbir yere gitmek, hiçbir şey yapmak istemiyordu. Gözleri arada sırada elindeki silaha kayıyor, ‘acaba namluyu kafama dayayıp, tetiği çeksem mi?' diye düşünüyordu. Mirella'ya yeniden kavuşabilmenin, ona sımsıkı sarılmanın ve bir daha bırakmamanın tek yolunun bu olacağını tahmin ediyordu, ama aklının bir köşesinde de Merve vardı. Karşısında oturan Tarkan'ın ‘eğer Merve şu an seninle bir şekilde iletişim kurabiliyor olsaydı, güçlü olup, intikamını almanı isterdi' lafını hatırladı. "Bu zamana kadar bir sürü hata yaptım," dedi Cengizhan. Şuursuzca boşluğa bakıyordu. "ama bu, herhalde en kötüsü oldu. Evet, en kötüsü oldu."
Kısa bir süre sessiz kalıp, sadece düşündü Tarkan, ama daha fazla sessiz kalamadı. "Ne yapmayı planlıyorsun?"
"Spencer Konağı'na gideceğim." dedi Cengizhan. Yanı başındaki masadan destek alarak ayağa kalktı. "Şu Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri hesabı istemişti. Onu fazla bekletmeyi istemem."
"Bir dakika..." dedi Tarkan. Telaş içinde yerinden kalktı. "Ne dediğinin farkında mısın?"
Cengizhan: "Evet, farkındayım. Sen de yanlış duymadın: Spencer Konağı'na gidiyorum."
"Kararına saygısızlık etmek istemem, ama orada az olmasına rağmen, koskoca Umbrella Şirketi'ni korumak için eğitilmiş olan, fazlası ile deneyimli USS askerleri var. Sen ise bir o kadar deneyimsizsin. Karşılarında hiçbir şansın olmayacak." dedi Tarkan. Cengizhan'ın yolunu kesti. "Bu yaptığın, intihar etmekten başka bir şey değil. Bunun farkındasın mısın?"
"Adı her ne ise..." dedi Cengizhan. Elini Tarkan'ın omzuna koydu. "Merve arkadaşımdı, Mirella ise, eğer ölmeseydi, şu an belki de sevgilim olacaktı. Ne var ki, ikisinin de kanını yerde bırakmayacağıma yemin etmiştim. Hoş, etmemiş olsam bile iş aynı kapıya varacak. Kanımın son damlasına kadar savaşmam gerekiyorsa, elimden geleni ardıma koymayacağım."
Tarkan: "İntikam hiçbir şeyi çözmez."
"Belki çözmez, ama ben yine de kararımdan hiçbir şekilde dönmeyeceğim." dedi Cengizhan. Elini Tarkan'a doğru uzattı. "Benimle misin?"
"Sen nereye," dedi Tarkan. Cengizhan'ın uzattığı eli sıktı. "ben oraya."


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


Araştırma Laboratuarı'ndan çıkan Cengizhan, Tarkan'ı da yanına aldığı gibi doğruca Good yolundan aşağı inip, Flower yoluna çıktı. Gidilecek yer belliydi, ama öncesinde, Bilal ile buluşmak için başka bir yere uğramaları gerekecekti.
Tarkan: "Raccoon İstasyonu'na gidiyoruz, değil mi?"
"Evet..." dedi Cengizhan. Sesi bir hayli ruhsuz çıkıyordu. Flower yolundan da Warren yoluna saparak, motorsikleti Raccoon Şehri'nin kuzeyine doğru sürmeye başladı. "Raccoon İstasyonu'na gidiyoruz."
Kısa süreli bir yolculuktan sonra Tarkan ile Raccoon İstasyonu'na varan Cengizhan, etrafın normalinden sessiz olduğunu fark ediyordu. Öyle ki, etrafta uçuşan kara sineklerin seslerini bile net bir şekilde duyabiliyordu. "Umuyorum ki Bilal bizden önce gelmiş olsun." dedi Cengizhan. Sağına soluna dikkat ederek istasyonun kapısından içeri girdi. "Kapıya dikkat et."
Tarkan: "Sen de önündeki basamağa..."
Cengizhan: "Hangi basamağa?"
"İşte o basamağa..." dedi Tarkan. Cengizhan'ın ayağının takılıp da düşmesine ramak kaldığı basamağı işaret etti. "...dikkat et. Bir şeyin yok değil mi?"
Cengizhan: "İyiyim... Geç de olsa uyardığın için teşekkürler."
Tarkan: "Önemli değil."
Aşağı doğru giden merdivenleri kullanan Cengizhan ile Tarkan, yollarındaki gişelerden geçerek, Raccoon-Arklay Hattı trenlerinin geçtiği kata indiler. Etraf oldukça sessizdi. Öyle ki, yürürken sadece kendi ayak seslerini duyuyorlardı. Bu durumu en son Silent Hill kasabasındayken ziyaret ettiği Brookhaven Hastanesi'nde yaşamıştı, Cengizhan. El fenerinin ışığı ile eş zamanlı olarak sağı solu tarayarak yürüyordu Tarkan ile. "Bilal...?" diye seslendi etrafını çeviren karanlığa doğru. Herhangi bir cevap gelip gelmeyeceğini merak ediyordu. "Burada mısın, Bilal?"
Ama görünen o ki, Bilal henüz gelmemişti ya da gelmek üzereydi. Boş olan koltuklardan herhangi birisine oturdu, Cengizhan. Bunu gören Tarkan da hemen yanı başına oturdu.
Tarkan: "Umarım fazla gecikmez."
"Sanmıyorum," dedi Cengizhan. Alt katın serin olmasından dolayı hafiften ürpermişti. "ama yine de belli olmaz. Burası Raccoon Şehri, her şey mümkün olabilir."
Tarkan: "Bakıyorum da fazlası ile olumlu düşünüyorsun."
Cengizhan: "Canım sıkkın."
"Farkındayım..." dedi Tarkan. Cengizhan'ın neler hissettiğini, ne tür katliam senaryoları yazdığını az çok tahmin edebiliyordu. Onu paniğe sürüklemek istemiyordu. " Dert etme. Sağ salim dönecektir."
Cengizhan: "Umalım ki öyle olsun."
İki saat sonra...
Her geçen dakika ile Cengizhan'ın içindeki şüphe yavaş yavaş korkuya dönüşüyordu. Önce Merve, arkasından Mirella ve şimdi de sıra Bilal'e mi gelmişti? Öte yandan Yağmur...? Ona ne olmuştu? Doğru ya, Yağmur'dan da haber alamıyordu. Kafasındaki soru işaretlerinin çoğalması ile tedirginliği artıyordu. Ne yapması gerektiğine de bir türlü karar veremiyordu. Spencer Konağı'na gitmeli miydi, yoksa burada Bilal'in gelişini i beklemeliydi? Ya Spencer Konağı'na gitmek için yola çıktıklarında, Bilal da farklı bir yönden buraya gelirse? Yine buluşamayacaklardı. Peki ya başı dertteyse ve kendisinden yardım bekliyorsa? Bir anda ikilemde kalan Cengizhan, ne yapması gerektiğine karar veremese de, içindeki ses Spencer Konağı'na gitmesini söylüyordu. İçindeki sese kulak vermeyi tercih etti. Ne de olsa o hiçbir zaman yanılmazdı. Bu sefer de yanılmayacaktır. "Tarkan, haydi kalk. Buradan gidelim.
Tarkan: "İyi de nereye?"
Cengizhan: "Spencer Konağı'na..."
Tarkan: "Bilal'in buraya gelişini beklemeyecek miyiz?"
"Başına bir şey gelmiş olmasından şüpheleniyorum." dedi Cengizhan. Oturduğu yerden kalktığı gibi kararlı adımlarla merdivenlere doğru yöneldi. "Bu halde daha fazla bekleyemem."
Tarkan: "Peki, sen nasıl istersen."
Raccoon İstasyonu'nun girişinde bıraktıkları motorsiklete bir kez daha binen Cengizhan ile Tarkan, hafiften çiselemeye başlayan yağmur ile birlikte Arklay Dağları'ndaki Spencer Konağı'na doğru bir kez daha yola çıktılar.
Arklay Hastanesi'nin önünden geçtikleri sırada motorsikleti kenara çeken Cengizhan, hastanenin bahçesinden içeri şöyle bir baktı. Buraya ilk geldiği anı hatırladı. "Huzur içinde uyu, Mirella. Her şey için bir kez daha teşekkür ederim." dedi. Yanadığından süzüldüğünü fark ettiği gözyaşını silip, derin bir nefes aldı. Bir süre daha durduktan sonra da yola devam etti.
Uzun süredir gelmedikleri Spencer Konağı'nın tekrardan karşısındaydı, Cengizhan ile Tarkan. İlk gelişlerinde gerilimli anlar yaşanmıştı, ama bu sefer, gerilimin yanına biraz da hareketlilik eklenecekmiş gibi görünüyordu.
"Seni görmeyeli uzun zaman oldu." dedi Cengizhan. Konağın dış cephesini gözlerindeki manidar bakış ile süzüyordu. Akabinde gözünün ucuyla Tarkan'a baktı. "Partiye hazır mısın?"
Tarkan: "Her zaman olduğu gibi..."


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #26 : 04 Aralık 2013, 23:06:40 »
BÖLÜM 9: Kürkçü Dükkanı


Etraflarına dikkat edip, fark edilmeme çalışarak ilerleyen Cengizhan ile Tarkan, konağın kapısının önüne sağ salim geliyorlardı. Cebinden bir kablo çıkartan Tarkan, ucunu, kapının alt tarafındaki aralıktan içeri soktu. Şöyle bir ana giriş katını inceledikten sonra, kabloyu geri toparlayıp, cebine geri koydu.
Cengizhan: "Sana hiç Hollywood'dan veya James Bond filminin senaristinden teklif geldi mi?"
Tarkan: "Hayır... Neden?"
"Ayaklı teçhizat dolabı gibisin." dedi Cengizhan. Az önce Tarkan'ın cebine soktuğu şeyi işaret etti. "O neydi?"
Tarkan: "Bir tür kamera."
Cengizhan: "Bir tür kamera...?"
Tarkan: "Evet, bir tür kamera."
Cengizhan: "İyi de neden?"
"Salakça bir şekilde yakalanmayalım diye, yoksa bütün planımız suya düşer." dedi Tarkan. Her ne kadar ana giriş katında kimse olmasa da, yine de işi şansa bırakmamak için kapıyı sessizce ittirdi. "Bunca zamandır boşuna arkanızı kollamadım."


FON MÜZİĞİ: ! Private video


Cengizhan: "Bir yer hariç..."
Tarkan: "Neresiydi?"
"Bizi Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri'nin adamlarının elinden kurtardığın koridor." diye cevap verdi Cengizhan. İçeri girdikten sonra kapıyı arkasından sessizce kapattı. "Emin değilim, ama oradaki olay ile Merve'nin mutasyona uğraması arasında pamuk ipliğinden bir bağlantı var gibime geliyor."
Tarkan: "Umalım da olmasın."
"Alper'i bulduğumuzda, taşlar yerine oturacaktır." dedi Cengizhan. Etrafına şöyle bir göz gezdirdi. "Peki, nereden başlıyoruz?"
"Her iki tarafta da birer kapı," dedi Tarkan. Sol ve sağ taraftaki kapıları işaret ettikten sonra, tam karşılarındaki geniş merdivenlere doğru baktı. "bir de üst kata giden merdivenler var. Seç, beğen ve al."
Cengizhan: "Seçenek bol olunca, seçim yapması zor oluyor."
Tarkan: "Sol taraftaki kapıdan başlayalım mı?"
"Pekala..." dedi Cengizhan. Kapıya doğru yönelen Tarkan'ı takip etmeye başladı. "Nasıl olsa o Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri'ni bir şekilde bulacağız."
"Öyle, ama yine de, her bir adımımıza dikkat etmemiz lazım; çünkü, kaçacağımız yer sınırlı. Ayrıca elimizde de herhangi bir silah yok." dedi Tarkan. Kapının önüne gelince durdu. "Öte yandan, Bilal ve halen hayatta ise Yağmur'un hayatını da tehlikeye atabiliriz."
Kapıyı yavaşça yokladı Tarkan, ama açamadı. "Kapı ya buradan ya da öteki taraftan kilitli. Tabi sıkışmış da olabilir." dedi. Kapıyı fazla ses çıkartmamaya çalışarak tekrar zorladı. "Yok, bu kapı açılmayacak gibi görünüyor."
Cengizhan: "Mecburen diğer kapıyı deneyeceğiz...?"
"Aynen öyle..." dedi Tarkan. Akabinde de yukarı kata doğru giden geniş merdivenleri işaret etti. "Orayı da sona bırakalım."


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


Ana giriş kapısının sağ tarafındaki kapıdan giren Tarkan ile Cengizhan, ikinci kez bir ayrıma geldiklerinde, bir kez daha kararsızlığa düşüyorlardı.
"Pekala, şimdi ne yapacağız?" diye sordu Tarkan. Bir sağdaki kapıya, bir de soldaki kapıya baktı. "Ne diyorsun?"
Cengizhan: "Sağdaki kapıyı deneyelim...?"
Kısa süreli bir araştırmanın ardından, konağın orta bölümünün üst katındaki doğu kapısından çıkan Tarkan ile Cengizhan, karşılarında buldukları manzara karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı.


FON MÜZİĞİ: ! Private video


"Konağın ana giriş kapısının tam karşısındaki merdivenlerden çıksaydık, o kadar yolu yürümemize gerek kalmayacakmış." dedi Tarkan. Eliyle ana giriş kapısını işaret etti. "Hepsi senin yüzünden, Cengizhan. İnsan bir uyarır."
Cengizhan: "Ha şimdi de suçlu ben oldum, ha?"
Tarkan: "Durum onu gösteriyor."
Cengizhan: "Çok sağol!"
"Rica ederim..." dedi Tarkan. Eliyle batı tarafındaki kapıyı işaret etti. "Sanırım oradan gideceğiz."
Cengizhan: "Yalnız bu zamana kadar hiçbir sıkıntı yaşamadık."
Tarkan: "Yani...?"
Cengizhan: "Demek istediğim, konağın öteki tarafında istemediğimiz kadar bela bulabiliriz."
"'Bulabiliriz' değil, ‘bulacağız' olacaktı." dedi Tarkan ve devam etti. "Sanırım Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri'nin odası o tarafta olmalı."
Cengizhan: "Tabi herhangi bir odas—"
"Emin ol vardır." dedi Tarkan. Kapıya doğru yürümeye başladı. "Gerçi bu adam bu konağın sahibi olduğunu tahmin edersek, bir odaya ihtiyacı olmayabilir."


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


İkinci kattaki batı kapısından deyim yerinde ise süzülerek giren Tarkan ile Cengizhan'ın, karşılarında buldukları salonun öteki ucunda, arkası kendilerine dönük bir şekilde duran bir USS Askeri'ni fark etmeleri ile oldukları yerde donakalmaları bir oluyordu. Ne var ki, USS Askeri henüz Tarkan ile Cengizhan'ı fark etmemişti. Bu durum, kendileri için büyük bir avantajdı. Bunu dezavantaja çevirmemek için geldikleri gibi salondan çıkmaya karar vermişlerdi ki, askerin karşısında durduğu söminenin alevi ile ile aydınlanan kısımlardaki bir kapı Cengizhan'ın dikkatini çekti. Yollarına devam edebilmeleri için o kapıdan geçmeleri gerektiğini anlamışlardı, ama USS Askeri'nin dikkatini çekmeden geçmek neredeyse imkansızdı. Bu durumda da, USS Askeri'ni sessiz bir şekilde ortadan kaldırmaları gerektiğini düşünüyorlardı, ama hiç beklemedikleri anda USS Askeri'nin arkasını dönmesi ile yakalandılar.
"Kıpırdamayın!!" diye bağırdı USS Askeri. Silahını Cengizhan ile Tarkan'a doğrulttu. "Elleriniz havaya kaldırın!!"
"Hass*ktir!" dedi Tarkan. Ellerini havaya kaldırdı. "Bu kötü oldu."
Cengizhan: "Şansımızı s*keyim!"
USS Askeri: "Kesin sesinizi!!"
Ava gitmek için yola çıkacakları sırada talihsiz bir şekilde avlanan Cengizhan ile Tarkan, USS Askeri'nin zorlaması ile doğruca Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri'nin odasına götürülüyorlarlardı. "Eminim Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri sizleri gördüğüne sevinecektir." dedi USS Askeri. Silahı ile Cengizhan'ı ittiriyordu. Bu arada, bir anlık boşluktan yararlanan Tarkan, silahı kaptığı gibi dipçiği ile USS Askeri'ni alnına sert bir darbe indirerek bayıltıyordu.
Başlarına aldıkları beladan bu kadar çabuk kurtulacaklarını hiçbir şekilde tahmin edemeyen Cengizhan ile Tarkan, USS Askeri'ni şömineye doğru ittirdikleri gibi diri diri yanmasını sağlıyorlardı. "Sanırım Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri ve tayfasının bu akşamki yemeği hazır oldu." dedi Cengizhan. Şöyle bir şömineye baktı. "Yeme de yanında yat!"
Tarkan: "Midem bulandı..."
"Al benden de o kadar..." dedi Cengizhan. Kendisini tutamayıp öğürdü. "Neyse, çıkalım şu Allah'ın belası salondan."
USS Askeri'nin silahını da aldıktan sonra salondan çıkan Tarkan ile Cengizhan, o kadar gürültüye rağmen etrafta herhangi bir hareketliliğin olmamasına fazlası ile şaşırıyorlardı. Bu işte bir bit yeniği olduğunu düşünüyorlardı; çünkü, karşılaştıkları manzara normal değildi. Bir sürpriz mi planlanıyordu? Spencer Konağı'na gelişleri bekleniyor muydu?
"Merdivenlerden mi inelim," diye sordu Cengizhan. Sonrasında koridordaki kapıları işaret etti. "yoksa şu kapılara mı bakalım?"
Tarkan: "Hazır buraya kadar gelmişken, şu kapılara bir bakalım. Olmazsa merdivenlerden aşağıya yardırırız."
Cengizhan: "Biri bizi yardırmasın da..."
Tarkan: "O da mümkün tabi ki."
Sol taraftaki kapının kilitli olması nedeniyle kuzeybatı tarafındaki kapıya yönelen Cengizhan ile Tarkan, şüphelendikleri doğrultuda bir sürpriz ile karşılaşıyorlardı.


Albert Wesker

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 275
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #27 : 04 Aralık 2013, 23:57:07 »
Hmm... Demek hikaye buraya da port edilmiş. Bu iyi.


not_kill_hunk

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 23
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #28 : 05 Aralık 2013, 05:21:33 »
ilk bölümü bitirdim şimdi uyucam sabah kalktığım gibi devamını okucam eline sağlık çok güzel gidiyor.


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #29 : 05 Aralık 2013, 22:38:05 »
Hmm... Demek hikaye buraya da port edilmiş. Bu iyi.

Bütün platformlara uyarlıyorum :P


ilk bölümü bitirdim şimdi uyucam sabah kalktığım gibi devamını okucam eline sağlık çok güzel gidiyor.

Beğendiğine sevindim kardeşim :W