Forever Ziyaretçi Nihai Biyo-Organik Silah Evriliş Diriliş Çöküş Kuruluş Başlangıç
Bizler İnkâr Edilemeyiz! -Forever Ekibi
  • 8715
  • 31

lagunaloire

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 97
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #10 : 26 Kasım 2013, 01:18:08 »
Bir solukta okudum valla abi, yeni bölümü merakla bekliyorum şimdi. Kıyıdan köşeden çıkarım karakterim de cünupgillerden olur diye irkilmedim değil. :H Senarist karakterleri Alper YEŞİLSU hazretlerinin şerrinden korusun amin. :H :W


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #11 : 26 Kasım 2013, 01:54:55 »
Umarım dileğin kabul olur, ama işin içinde Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri varken açık bir kapı bırakmak yerinde olur diye düşünüyorum ;D


hacı mehmet

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 43
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #12 : 26 Kasım 2013, 08:08:20 »
Y.A.Y.H deseniz  :H :H  yeter ortalığı kasıp kavurmuş gene  :D :D eğer adını salavatla anmazsanız başınız belada demektir  :H :H


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #13 : 26 Kasım 2013, 13:55:22 »
Adam adının kısaltılmasını sevmiyor :H Yüceliğinin görmezden gelindiğini zannedip, çok daha fazla sinirleniyor... Gerçi bilmiyor ki kalem benim elimde :P


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #14 : 26 Kasım 2013, 17:36:15 »
Bölüm 5: Merve'ye Ne Oldu?

Bir zamanlar nezih bir şehir olan, ama William Birkin ile Umbrella şirketinin arasındaki husumetin bedelini, hiç suçu olmamasına rağmen, sularına karışan T virüsü ile yaşayan ölülerin diyarına dönerek ve deyim yerinde ise cehennemden farksız hale gelerek ödeyen Raccoon Şehri'nden ayrılıp, Arklay Dağları'na doğru bir kez daha yola çıkmıştı Bilal ile Cengizan. Şehre gelişleri sırasında yağmakta olan yağmur dinmiş, hava serinlemiş ve etrafı taze toprak kokusu sarmıştı. Serinlik nedeni ile hafiften ürperen Cengizhan, motorsikletin hızını biraz düşürmeye karar verdi.


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


Bilal: "Neden yavaşladın?"
Cengizhan: "Üşüdüm..."
Bilal: "Yer değişelim mi?"
"Gerek yok..." diye cevap verdi Cengizhan. Aklı hala Merve ile Yağmur'daydı. Nerede olduklarını, ne yaptıklarını ve her şeyden önemlisi, hayatta olup olmadıklarını merak ediyordu. "Bu işin sonunda Merve ile Yağmur'u kurtarabilecek miyiz?"
"Bilmiyorum," dedi Bilal. Rüzgardan dolayı gözlerinin önüne gelen saçlarını eli ile düzelttikten sonra, lafına devam etti. "ama kurtulmaları için elimden geleni yapacağımdan emin olabilirsin."
Aldığı güven verici cevap üzerine Bilal'e doğru dönen Cengizhan, belli belirsiz bir gülümseme ile baktı. Ne var ki, bir anda dehşete kapılarak ileriyi işaret eden Bilal, "ÖNÜNE BAK CENGİZHAN!!" diye bağırdı. Bu haykırış nedeni ile dehşete kapılan Cengizhan'ın hızlı bir şekilde önüne dönmesi ile yollarının ilerisinde bir ‘şey' görmesi bir oluyordu. İlk anda ne olduğunu anlayamadığı bu ‘şey'in kısa sürede ‘Merve' olduğunu algılayan Cengizhan, ona çarpmamak için direksiyonu can havliyle kırdı.
Son hızla üzerine gelmekte olan bir motorsiklete rağmen istifini bozmayan Merve, Cengizhan ve Bilal yanından neredeyse teğet geçerlerken onlarla şöyle bir göz göze gelip, hiçbir ifadenin kaplamamış olduğu yüzündeki bakışları ile olan biteni herhangi bir hamle yapmadan izledi.
Dengelerinin bozulması ile savrulan motorsikletten düşen Bilal ile Cengizhan, yağmur nedeni ile ıslanan toprak yolda yuvarlanmış ve üstleri başları çamur içinde kalmıştı. Buna aldırmadan, sanki hiçbir şey olmamış gibi şaşkınlık ile karışık heyecan ile yerden kalkan Cengizhan, halen arkası dönük olan Merve'ye doğru yaklaştı. "Sen... iyi misin? Bir şeyin yok ya?" diye sordu. Kısa bir süreliğine hareketsiz duran Merve, istifini hiçbir şekilde bozmadan yavaşça Cengizhan'a doğru döndü. Yüzünü tam olarak göremediği için, ne durumda olduğu konusunda herhangi bir tahminde bulunamıyordu, Cengizhan. "Merve...?"
Yavaş adımlarla yanına kadar gelen Merve'de bir gariplik olduğundan şüpheleniyordu, Cengizhan. Bir şeyler yolunda gitmiyor gibi hissediyordu. "Bu sen misin, Merve?" diye sordu. Alacağı cevap, şüphelerinin doğru olup olmadığına ışık tutacaktı. "Cevap ve—"
Cümlenin tamamlanmasına fırsat vermeyen Merve'nin neredeyse tüm gücüyle savurduğu yumruk, Cengizhan'ın karın boşluğuna yakın bir yere isabet ediyordu. Vücudu şiddetli bir şekilde sarsılan Cengizhan, ayaklarının yerden kesilmesi ile rüzgara kapılan bir kuş tüyü gibi havada uçup, olan biteni algılamaya çalışan Bilal'e çarptığı gibi onu da deviriyor, bunun neticesinde de birkaç metre sürüklenmelerine neden oluyordu. Hiç beklemediği bir şekilde gelen bu cevap ile neye uğradığını şaşıran Cengizhan, kendisini toparlamaya çalıştığı sırada duyduğu bir ses ile olduğu yerde sıçrıyordu. Hiçbir şey düşünmeden yaptığı ilk şey, Merve'ye bakmak oluyordu. Yere diz çökmüş olduğunu görünce, sesin geldiği tarafa doğru baktı ve Bilal'in Alyssa Ashcroft'tan aldıkları silaha sarılmış olduğunu gördü. Tüm konsantrasyonunu Merve'nin üzerinde toparlamıştı. Her bir hareketini takip ediyordu. En ufak bir saldırı hamlesinde de tetiği hiç tereddüt etmeden çekmeye kararlıydı. "Cengizhan!" diye bağırdı. Sesi son derece kararlıydı. "Motorsikleti çalıştır!"
"Tamam." dedi Cengizhan. Yerden kalktığı gibi devrilmiş olan motorsiklete doğru koşuyor, kafasındaki bir sürü soru işaretine rağmen tek bir kelime bile etmeden motorsikleti yerden kaldırıyordu. Kısa süreli bir çabalamadan sonra da nihayet çalıştırmayı başarıyordu. "Motorsikleti çalıştırdım, Bilal!"
Herşeye rağmen hamle yapmaya hazırlanan Merve, bir an bile düşünmeden tetiği çeken Bilal'in elindeki silahın namlusundan çıkan ikinci mermiye de hedef oluyordu. Sağ diz kapağına isabet eden mermi ile Merve'nin ikinci kez dizinin üzerine çökmesini fırsat bilen Bilal, koştuğu gibi motorsiklete bindi ve "Bas gaza!" diye bağırdı. Cengizhan, tüm gücü ile gaza bastığı gibi motorsikleti kaldıkları yerden son hızla Spencer Konağı'na doğru sürmeye başlarken, hem Bilal'in hem de motorsikletin sesini duyan Merve ise var gücü ile arkalarından koşsa da, Bilal ile Cengizhan'a yetişemiyordu.
"Az önce ne oldu?" diye sordu Cengizhan. Gözünü hiçbir şekilde yoldan ayırmıyordu. Uzun zamandır yanında olduğu arkadaşı ile bu şekilde bir husumet yaşamış olmalarından dolayı şaşkındı. Hiçbir şeye konsantre olamıyordu. "Merve'ye ne oldu?"
Bilal: "Büyük ihtimalle T virüsü..."
Cengizhan: "Ne?"
"Tyrant virüsü..." dedi Bilal. Sesi düşünceli, az biraz da sıkıntılıydı. "Birisi ona T virüsü enjekte etmiş. Ama kim...?"
Cengizhan: "Ve niye?"
Bilal: "Bilmiyorum..."
"O değil de, karşılaştığımız yer sence de fazlası ile garip, değil mi?" diye sordu Cengizhan. Yavaşça dönerek Bilal'e baktı. "Neden özellikle burada karşımıza çıktı? Spencer Konağı'na yakın bir yerde...?"
Bilal: "Alper'den mi şüpheleniyorsun?"
Cengizhan: "Bilmiyorum... Aklıma başka birisi gelmiyor. Ortada Alper'den başka birisi var mı?"
"Şu an için aklıma Alper'den başkası gelmiyor," dedi Bilal ve devam etti. "ama şu da var: Şu an kötü tarafta onu gördük diye suçu direkt ona yüklememiz, bir tahminden başka bir şey olmaz. Belki başka birisi de olabilir, henüz karşılaşmadığımız için haberimizin olmadığı başka birisi."
Cengizhan: "Peki Merve'yi geri alabilmemizin herhangi bir yolu var mı?"
Bilal: "Var."
Cengizhan: "Nedir?"
Bilal: "Daylight isimli bir karışım. T virüs için bir antivirüs, ama..."
Cengizhan: "Ama...?"
Bilal: "Ama her zaman işe yaramıyor."
"Harika, tam da en çok duymayı istediğim şeyi söyledin." dedi Cengizhan ve devam etti. "İşe yaramaması durumunda devreye sokulabilecek bir B planı var mı?"
"Evet, var..." dedi Bilal. Kısa bir süreliğine duraksadıktan sonra lafına devam etti. "Merve'yi öldürmek."
Cengizhan: "Bunun bir B planı olduğunu sanmıyorum."
Bilal: "Ne yazık ki öyle..."
Cengizhan: "Onu kurtarabilmenin başka bir yolu olmalı!"
Bilal: "Onu kurtarabilmek için tek çözümümüz Daylight. Eğer o işe yaramazsa, Merve'yi hiçbir şekilde normale döndüremeyiz."
Cengizhan: "Peki hangi durumlarda işe yaramaz?"
Bilal: "Bilmiyorum..."
"Harika... Ağzından bal damlıyor." dedi Cengizhan. Bir şeyler düşünmeye, bir B planı oluşturmaya çalışıyordu. "Lanet olsun."
Sessizlik ile geçen dakikaların ardından nihayet Spencer Konağı'na ulaşmıştı Cengizhan ile Bilal. Tepenin hafiften serin ve esintili olmasından dolayı ürperen Bilal, konağa girmek için motorsikletten indi. "Burada ayrılalım, Cengizhan."
Cengizhan: "Ne demek ayrılalım?"
"Bu işi kısa sürede halletmemiz lazım." dedi Bilal. Arkasını dönüp, konağa baktıktan sonra Cengizhan'a geri döndü. "O yüzden bu işi iki koldan yürüterek halledelim."
Cengizhan: "Ama—"


FON MÜZİĞİ: Enigma - Total Eclipse Of The Moon


"'Ama'sı falan yok Cengizhan... Hangisini seçersek seçelim, diğeri için fazlası ile geç kalmış olabiliriz." dedi Bilal. Kafasını çevirip, düşünceli bir şekilde motorsikletin göstergelerine bakan Cengizhan'ı omzundan tutup, kendisini dinlemesi için sarstı. "Her iki seçeneğin de bizim için hayati önemi varken, diğerini erteleyemeyiz."
Cengizhan: "Peki ya birimizden birine bir şey olursa?"
"Olmamalı." dedi Bilal. Derin bir nefes alıp verdi. Arklay Dağları'ndan şehrin kasvetli ve insanın cesaretini kıran manzarasına bakıyordu. "Bak ne diyeceğim..."
Cengizhan: "Ne?"
"Burası için söylenen klasik bir laf vardır: ‘Raccoon Şehri'nde ölmek, nasıl hayatta kalınacağını öğrenmektir.'" dedi Bilal. Boğazını temizledikten sonra devam etti. "Bunu bu zamana kadar başaran çok az kişi var. Jill Valentine, Chris Redfield, Claire Redfield, Ada Wong, Sherry Birkin, Rebecca Chambers ve Leon Scott Kennedy gibi isimler... Açıkçası bu isimlerin arasına bizim isimlerimizin de katılmasını istiyorum. Tabi sadece istiyorum. Sonuçta Raccoon Şehri'nden bahsediyoruz. Her şey istemek ile olsaydı, ben şu an kim bilir ne olmuştum. Neyse... Diyeceğim şu ki, iki kola ayrılıp, her iki hedefe de en kısa sürede ulaşmaya çalışalım. Böylece, bu lanet olası şehirden mümkün olabilecek en kısa sürede kurtulmuş oluruz."
"Pekala... Senin dediğin gibi olsun." dedi Cengizhan. Bilal'in kararlı konuşması karşısında ikna olmuş gibiydi, ama içinde hala ‘ya başaramazsak?' şüphesi vardı. "Şimdi... Sen ne yapıyorsun, ben ne yapıyorum?"


FON MÜZİĞİ (BİR ÖNCEKİ ŞARKIDAN GEÇİŞ İLE): Enigma - Look Of Today


"Gayet basit... Sen, Daylight'ın nasıl yapılacağını öğrenebilmek ve mümkünse karşımını elde etmek için George Hamilton'a danışmak adına Raccoon Şehri Halk Koleji'ne gideceksin. Şehrin batı tarafında bulunuyor." dedi Bilal. Silahın şarjörünü kontrol ediyordu. "Ben ise Alyssa Ashcroft'un benden istediği resimleri halletmeye çalışacağım, tabi USS askerleri veya narsistliğin sınırlarını zorlayan Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri tarafından halledilmezsem."
"Dikkat et de halledilme." dedi Cengizhan ve devam etti. "Ha bir de Yağmur'un hayatta olup olmadığına bak. Onu da kaybetmeyelim."
"Pekala..." dedi Bilal. Fotoğraf makinesini de omzuna astıktan sonra gitmeye hazır hale gelmişti. "İşini hallettikten sonra da beni, duruma göre bizi Raccoon İstasyonu'nda bekle."
"Tamam." dedi Cengizhan. Bilal'e elini uzattı. "Bol şans."
"Sana da..." dedi Bilal. Cengizhan'ın elini sıktı. "Ölmemeye çalış."
"Elimden gelenin en iyisini yapacağım." diye cevap verdi Cengizhan. Motorsiklet ile Raccoon Şehri Halk Koleji'ne gitmek için Spencer Konağı'nın önünden ayrılıyordu. "Gördüğün herkese benden selam söyle!"
"Ne adamsın Cengizhan... " dedi Bilal gülerek. Arkasını dönüp, Spencer Konağı'na doğru yürümeye başladı. "Pekala, söylerim."
Olası bir Merve ile karşılaşma tehlikesine karşı gözlerini dört açarak Arklay Dağları'ndan aşağıya inmeye başlıyordu, Cengizhan. Kısa bir süre önce duran yağmurun ardından gökyüzünü kaplayan bulutların yavaş yavaş dağılması ile nihayet yüzünü gösteren dolunay, dipsiz gibi görünen karanlığın içinde bir nevi el feneri görevi görüyordu. Parlak ışığının halen ıslak olması nedeni ile zaman zaman tamamıyla buz tutmuş gibi görünmesine neden olduğu yol boyunca ilerleyen Cengizhan, çok geçmeden Bilal'in tarif ettiği Raccoon Şehri Halk Koleji'ne herhangi bir tehlike atlatmadan, sağ salim ulaşıyordu.


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


Ne var ki, etrafta yaşayan ölülerin kol gezmesi nedeniyle riske girmek istemiyordu. Doğrudan kolej binasına doğru sürdüğü motorsikleti, uygun bir zamanlama ile tam kapının önüne park etmek istemişti ki Cengizhan, tam kurumamış olan zeminde tekerleklerin kayması yüzünden kontrolünü kaybettiği motorsiklet ile kolej binasının kapısını da kırarak içeri girdi. Yaptığı gürültü ile kolej binasındaki yaşayan ölü veya enfeksiyona maruz kalmamış insan fark etmeksizin herkesin dikkatini çektiğinden emin olan,ama yine de iyimser düşünmek isteyen Cengizhan, "Umarım pek fazla dikkat çekmemişimdir." dedi. Devrilen motorsikletten indikten sonra, halen işlevini yerine getirmekte olan gidondaki ışığın aydınlanttığı tarafa doğru baktı. "Bir yere de doğru düzgün giremiyoruz ki *mına koyayım."
Yanında yolunu aydınlatmak için el feneri ve kendisini savunmak için herhangi bir silah olmadığı için tedbirli bir şekilde ilerleyen Cengizhan, her ne kadar tehlikeli olduğunu bilse de, Bilal'in adını verdiği George Hamilton'ı bulabilmek için kolejin dört bir yanını dolaşmaya karar veriyordu.
Kısa bir süre sonra...
Birbiri ardına atlattığı onca tehlikeden sonra aradığı kişiyi Araştırma Laboratuarı'nda bulan Cengizhan, yanlış bir hamle ile George Hamilton'ı ve asistanı olduğu düşündüğü kişiyi korkutmamak için, çok uzak olmayan bir mesafeden "Merhaba..." diyerek kendisini belli ediyordu.
Her ne kadar korkutmamak adına yapılmış bir hamle olsa da, bütün konsantrasyonlarını yaptıkları işe veren George Hamilton ve yardımcısının yürekleri ağzılarına geliyordu.
"Üzgünüm!" dedi Cengizhan. Halen kapının yanında duruyordu. "Sizleri korkutmak istememiştim. Afedersiniz!"
George Hamilton: "Bizi kalpten götürecektin, evlat!"
Cengizhan: "Üzgünüm... Ani bir giriş yapmak istemedim, ama böylesi bir girişimde de galiba pek başarılı olamadım."
"Neyse... Halen hayatta olduğumuza sevinebiliriz." dedi George Hamilton. Alışık olmadığı bir sima ile karşılaştığı için bir an duraksar gibi oldu. "Bir dakika... Seni daha önceden hiç görmedim. Burada ne arıyorsun? Daha da önemlisi, sen de kimsin?"
"Adım, Cengizhan KARACA." diyerek kendisini tanıttı Cengizhan. Nereden başlayacağını bilemeden lafa girdi. "Buraya Silent Hill kasabasından geldik..."
Yaklaşık beş dakika sonra...
"İşte benim buraya geliş hikayem tam olarak böyle..." dedi Cengizhan. Yavaş adımlar ile George Hamilton'ın yanına doğru yürümeye başladı. "Anlayacağınız, T virüsü için Daylight antivirüsüne ihtiyacım var. Ne yapmam gerekiyor?"
George Hamilton: "Açıkçası Daylight antivirüsünün oluşturulması biraz zahmetli ve arkadaşınız Bilal'in de söylediği gibi her zaman işe yaramıyor, ama enfeksiyon kapmış olan arkadaşınız... adı ne demiştiniz?"
Cengizhan: "Merve."
"Enfeksiyon kapmış olan arkadaşınız Merve için denemeye değer." dedi George Hamilton ve devam etti. "Bu konuda deneyimli olan asistanım Mirella'yı yardımcı olması için sizin yanınıza vereceğim. O size ne yapılması gerektiği konusunda bilgi verecektir. Buraya neyle geldiniz?"
Cengizhan: "Motorsikletimle..."
George Hamilton: "Pekala... Mirella..."
Mirella: "Buyrun efendim."
George Hamilton: "Daylight için Cengizhan'a rehberlik et. Nasıl oluşturulacağını biliyorsun, değil mi?"
Mirella: "Evet, efendim."
George Hamilton: "Pekala... Yalnız birbirinize göz kulak olun."
Cengizhan: "O konuda hiç şüpheniz olmasın, efendim. Mirella'yı korumak için elimden geleni ardıma koymayacağım."
"Bu arada, şu mavi bitkileri de alın ve..." dedi George Hamilton. Yan taraftaki iki küçük cam tüpü, susturuculu tabancayı ve el fenerini masaya koydu. "bunları alın."
Cengizhan: "Bu bitkiler ne için?"
Mirella: "Yolda açıklarım."
"Tamam o halde..." dedi Cengizhan. Kapıya doğru yöneldi. "Hazırsanız gidelim."
Mirella: "Gidelim."
Mirella ile Raccoon Şehri Halk Koleji'nden çıkıp, motorsiklete binerek yola çıkan Cengizhan, "Ne tarafa doğru gideceğiz?" diye sordu ve devam etti. "Bir de bu Daylight nasıl oluşturuluyor?"
Mirella: "Ben de bu soruyu sormandan korkuyordum."
Cengizhan: "Neden?"
"Öncelikle üç farklı içeriği toparlamamız gerekiyor." dedi Mirella. Hafiften esmeye başlayan rüzgar ile kestane kabuğu rengindeki saçlarını gözlerinin önünden çekti. "Bunlardan bir tanesi V-Poison, bir tanesi T-Blood ve sonuncusu da P-Base."
Cengizhan: "Peki bu üç şey nerede bulunuyor?"
Mirella: "V-Poison için Arklay Dağları'ndaki terkedilmiş hastaneye gitmemiz gerekiyor. Mutasyona uğramış dev arılardan alacağız. T-Blood'ı T virüsü bulaşmış bir yaratıktan almalıyız. Bu bir Tyrant da olabilir veya her ne kadar yaratık olmasa da arkadaşın Merve de olabilir. P-Base'i ise Raccoon Şehri Halk Koleji'nde bulabiliriz, ama onu en son alalım; çünkü, fazlası ile dikkatli taşımak gerekiyor. Eğer hava ile temas ederse yok olur."
Cengizhan: "O halde önce Arklay Dağları'ndaki terkedilmiş hastaneye gidiyoruz...?"
Mirella: "Evet, önce terkedilmiş hastaneye gidelim."
Cengizhan: "Bu arada, bu mavi bitkiler ne olacak?"
"Terkedilmiş hastanedeki arılardan biri seni veya beni sokarsa, bu mavi bitkiler zehri öldürüyor." dedi Mirella ve devam etti. "Eğer zamanında kullanamazsak, ölürüz."
"Harika..." dedi Cengizhan. Motorsikletin gidonunu sımsıkı tutuyordu. "Pekala... O halde sıkı tutun!"
Çok kısa süre içerisinde terkedilmiş hastaneye ulaşan Cengizhan ile Mirella, hafif aralık duran hastanenin bahçe kapısından girerek, Daylight'ın ilk durağına ulaşıyorlardı.


LW

  • Site Kurucusu
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 560
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #15 : 27 Kasım 2013, 13:31:32 »
Eline sağlık genç adam, geç olsa da devamını getirebildim. Benden yazı konusunda bir şeyler kapmışsın sonunda der ve arkasına bakmadan kaçar.:D:D:D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #16 : 27 Kasım 2013, 15:11:48 »
Benden yazı konusunda bir şeyler kapmışsın sonunda der ve arkasına bakmadan kaçar.:D:D:D

Askerlik öncesi çürük raporu aldırtırım sana bak, rahat dur :D :D


LW

  • Site Kurucusu
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 560
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #17 : 27 Kasım 2013, 16:02:03 »
Yok canım o kadar da değil.:D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #18 : 27 Kasım 2013, 19:34:41 »
Ben bilemem artık :D


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bir Raccoon Şehri Macerası
« Yanıtla #19 : 27 Kasım 2013, 23:09:08 »
BÖLÜM 6: Arklay Hospital

Kendisine Daylight konusunda rehberlik edecek olan Mirella'nın sorumluluğunun üstünde olduğunu iyi bilen Cengizhan, hastanenin bahçesinin tehlikeli olup olmadığını kontrol etmek amacıyla kapıdan öncelikli olarak geçecekti ki, kapının girebileceği kadar açık olmadığını gördü. Yeterli geçiş mesafesi için kapıyı ittirdiği sırada duyulan gıcırtı, Mirella'nın olduğu kadar Cengizhan'ın da tüylerini ürpertmişti. "Bu hastane en son ne zaman ziyaret edildi?"
Mirella: "Bilmiyorum, ama bu yakınlarda edilmediği ortada."
"Belli..." dedi Cengizhan. Eli ile bahçe kapısını işaret etti. "Az önceki ses bunu onaylıyor."


FON MÜZİĞİ: enigma beyond the invisible (The Dusted Variations)


Kaybolmamak için el fenerini açan Mirella, ışığı etrafta dolaştırarak Cengizhan'ın da bahçe hakkında görsel bilgi sahibi olmasını sağlıyordu. Kısmi olarak Brezilya'daki Amazon Ormanları'nın minyatür bir benzeri gibi görünen bahçede, neredeyse her türden bitkiyi görmek mümkündü. Normalinden kat ve kat büyük olması yüzünden hastanenin çatısını tamamıyla kaplamış gibi görünen, alt tarafı dut, üst tarafı ise açelyaya benzeyen kırmızı renkli çiçekler ile donanmış sarmaşık vari bitkiler, insanın yarı boyuna gelen yabani otlar ve gövdeleri garip şekillere girmiş olan ağaçlar ile bahçe kısmen Amazon Ormanları'nı andırıyordu.
"Bu hastanenin adı tam olarak nedir?" diye sordu Cengizhan. Adımına dikkat ederek yürüyordu. "Bahçesi, botanik bahçesine dönmüş."
Mirella: "Arklay Hastanesi."
Cengizhan: "Bu Arklay'da doğru düzgün bir yer yok mudur?"
"Ne yazık ki..." diyerek cevap verdi Mirella. Şöyle bir binaya baktı. "Burası benim hemşirelik yaptığım dönemlerde çok güzeldi."
Cengizhan: "Sen burada hemşirelik mi yapıyordun?"
Mirella: "Aslında stajyer hemşireydim."
Cengizhan: "Anladım."
"Neyse... Hastanenin kapanmasından önce Albert Lester adında, eşi ölümcül bir hastalığa yakalanmış olan bir adam tarafından yönetiliyordu." dedi Mirella ve devam etti. "Nasıl olduysa, eşi T virüsünden türetildiği tahmin edilen bir ilaç yüzünden öldü ve vücudu, hala burada mı bilmiyorum, ama hastanenin bodrum katında bulunan ve binayı koruyan tek şey olan devasa bir bitki tarafından yendi."
"Umarım o bitki ile karşılaşmak zorunda kalmayız." dedi Cengizhan. Tüylerinin diken diken olduğunu hissediyordu. "Başımıza aldığımız derde bak."
"Bir söylenti duydum. Ne kadar doğru bilmiyorum," dedi Mirella ve devam etti. "ama Albert Lester, o ilaç hadisesinden sonra, eşi Dorothy'nin o devasa bitkiye dönüştüğünü. Bu yüzden de, gezgin kimseleri hastaneye çekiyor ve Dorothy'yi beslemek için onları öldürüyormuş."
"Anasını sattığımın herifine bak!" dedi Cengizhan. Hafiften gülecek gibi oldu. "Ulan şimdi hastane gözümde daha korkutucu hale geldi."
"Normaldir." dedi Mirella. Belindeki susturuculu silahı çıkartıp, Cengizhan'a uzattı. "Ha bir de şunu diyeyim... Bu Albert Lester denilen adam, Baltalı Adam olarak da tanınmaktaymış; çünkü, kurbanlarını balta ile öldürüyormuş."
Cengizhan: "Ben gidiyorum ya..."
Mirella: "Nereye gidiyorsun?"
Cengizhan: "Merve'yi öldürmeye!"
Mirella: "Onu kurtaracağımızı sanıyordum...?"
"Onu kurtacağız diye kendimiz öleceğiz lan!" dedi Cengizhan, elindeki silahın namlusu ile hastaneyi işaret etti. "Her şey niye bu kadar zor ve ürkütücü olmak zorunda ki?"
"Eh burası Racoon Şehri... İşler böyle yürür." dedi Mirella. Yüzünde buruk bir gülümseme vardı. "Ya öldürürsün ya da ölürsün. Seçim sana ait."
Cengizhan: "Peki V-Poison'ı alacağımız şu arılar, bildiğimiz türden arılar mı? Gerçi elimde silah varken, bu soruyu sormak biraz saçma oldu...?"
"Ne yazık ki, hayır." cevabını verdi Mirella. Hastaneye doğru yürümeye başladı. "T virüsü salgınının olduğu bir yerde normal şeylerin de olmasını beklemek, Polyanna olmaktan başka bir şey değildir. Öyle ki, T virüsünden etkilenmiş olan diğer hayvanlar gibi onlar da mutasyona uğradılar. Aynı bu şehre ilk geldiğiniz sırada size saldıran fil gibi..."
Cengizhan: "O halde, diğer hayvanlar gibi tehlikeli hale gelmişlerdir...?"
"Kesinlikle öyle oldular! Malum salgın sırasında, yaban arıları da diğer hayvanlar gibi T virüsü enfeksiyonuna maruz kaldılar. Bunun neticesinde boyutları kat ve kat arttı ve kovanlarına yaklaşanlara iyi veya kötü ayırt etmeksizin saldırgan bir tavır içine girmeye başladılar. Eğer kendilerini tehdit altında hissederlerse, kurbanlarına iğneleri ile iki grup halinde saldırıyorlar." dedi Mirella. Yanlarındaki mavi bitkileri işaret etti. "Virüs, bu yaban arılarının zehirlerinin, bu mavi bitkiler ile dezenfekte edilmediği sürece ölüme götürebilecek kadar güçlü olmalarına neden oldu."
"Hmmm... Bu bitkileri neden yanımıza aldığımızı şimdi daha iyi anladım." dedi Cengizhan. Bitkilere biraz daha yakından baktı. "Bunlar nerelerde bulunuyorlar?"
Mirella: "Arklay Dağları'nda."
"Demek ki, eğer bu bitkiler yeterli gelmezse, fazlasını rahatlıkla bulabileceğimiz bir yerdeyiz" dedi Cengizhan. Bitkiyi Mirella'ya geri verdi. "Şu terkedilmiş hastaneye girip, V-Poison'ı bir an evvel alalım. Akabinde de, mümkünse ölmeden çıkalım."
Mirella: "Önden buyur o halde."
Bir yandan bahçedeki yabani otlara dikkat ederek Mirella ile hastanenin ana giriş kapısına doğru yürüyen Cengizhan, bir yandan da ‘uzun zaman önce unutulmuşluk' deyiminin görsel karşılığı olan bu bahçeye ve hastanenin dış cephesine bilinçsiz bir şekilde inceliyordu. Sanki yıllar önce burayı ziyaret etmiş ve kaçmak ve hatırlamak istemediği için aklının en ücra köşesine gömdüğü, insanın içini burkan anıları kontrolü dışında gün yüzüne çıkartılmış gibi hissediyordu. İçini bir huzursuzluk kaplamıştı. Burası bir şekilde ona tanıdık geliyordu, ama bunun nasıl mümkün olabildiğini kendisi de kendisine açıklayamıyordu. Belki de başka bir yeri çağrıştırıyordu bu hastane, kim bilirdi ki? Ama şu bir gerçekti ki, kendi içinde, bu hastaneden bir an evvel uzaklaşmayı istiyordu. Ne var ki, Mirella'nın kendisini sertçe sarsması ile kendisine geldi.
"Hey! Cengizhan!" dedi Mirella. Meraklı gözlerle Cengizhan'a bakıyordu. "Deminden beri sana soru soruyordum, ama bana hiç cevap vermedin. İyi misin? Bir şeyin yok ya?"
"Bu hastane..." dedi Cengizhan. Hayal dünyası ile gerçek dünya arasında kalmış gibiydi. "O..."
Mirella: "O...?"
Cengizhan: "Neyse, boşver... Bu hastane bana kendimi kötü hissettiriyor."
"Merak etme, işimiz çok sürmeyecek." dedi Mirella. Kolundan tutup, Cengizhan'ı yürütmeye çalıştı. "En azından nereye gideceğimizi biliyorum. Ana değil de yan binaya girip, üçüncü kata çıkmamız gerekiyor."
Cengizhan: "Çok kesin konuştun...?"
"Buraya daha önceden gelmiştim." dedi Mirella ve devam etti. "Hastanenin kapanmasından önceki görevimden ayrıldıktan sonra, Alyssa Ashcroft'un aracılığı ile Raccoon Şehri Halk Koleji'deki George Hamilton'ın yanında, şu andaki görevime başladım."
Cengizhan: "Eeee...?"
Mirella: "Bir süre önce, başka bir enfeksiyonlu hasta için Daylight'a ihtiyacımız olmuştu. O nedenle de V-Poison örneği almak için buraya gelmek zorunda kalmıştım. Yaban arılarından biri ile en son karşılaşmam da bu yan binanın üçüncü katındaydı."
Cengizhan: "Kırmızı halı sermemişler gibi görüyor."
"Öyle de denebilir..." dedi Mirella hafiften gülerek. Arkalarında kalan bahçe kapısının olduğu tarafı işaret etti. "Neyse ki şu çöp konteynırları sayesinde kurtuldum."
Cengizhan: "Büyük geçmiş olsun."
Mirella: "Teşekkürler... Gerçekten şanslıydım; çünkü, yanıma mavi bitkilerden almayı unuttuğumu çok geç fark ettim. Eh, o kadar geldikten sonra da geri dönmeyi kendime yediremedim. Ne olursa olsun, kararlıydım. Öyle ya da böyle V-Poison'ı almalıydım"
Cengizhan: "Peki sonuç ne oldu?"
"Biraz zor oldu, ama o anda gelen deli cesareti ile işe giriştim ve deyim yerinde ise V-Poison'ı söke söke aldım." dedi Mirella. Sanki o macerasını tekrardan yaşıyormuş gibi kaptırmıştı kendisini ki, yan binanın hafiften aralık duran ana giriş kapısını görünce dikkati dağıldı. "O değil de, ya ben kapıyı sonradan kapatmayı unutmuşum ya da birileri bizim geleceğimizi bir şekilde haber almış... Tuhaf... Kapattığımı sanıyordum...?"
Cengizhan: "Belki de başka birisi veya birileri gelmiştir?"
Mirella: "Kim bilir... Neyse, işte geldik."
Cengizhan: "Giriyoruz, değil mi?"
Mirella: "V-Poison'ı istiyorsak, girmekten başka çaremiz yok."


FON MÜZİĞİ (BİR ÖNCEKİ ŞARKIDAN GEÇİŞ İLE): Vangelis : Invisible Connections


İçeriye aralık duran ana giriş kapısına dokunmadan, süzülerek giren Cengizhan ile Mirella, hem ortamın genel görüntüsünden rahatsız oldukları hem de Merve açısından geç kalmamak için, işlerini en kısa yoldan hallederek bulundukları binayı terk etmeyi amaçlıyorlardı. Her ne kadar nereye gideceklerini biliyor olsalar da, hesapta olmayan başka tehlikeler ile yüz yüze gelmemek için doğrudan üçüncü kata giden merdivenlere yöneldiler.
Üçüncü kata yaklaştıkları sırada duydukları vızıltılar, Cengizhan ile Mirella'yı heyecanlandırmaya başlamıştı. Korkulukların yaban arısının göremeyeceği tarafına saklandılar. "İşte, orada." dedi Mirella. Eli ile pencerelerin olduğu tarafı işaret etti. "Hazır mısın?"
Cengizhan: "Hiç şüphen olmasın."
"Pekala..." dedi Mirella. Yavaşça hareket ederek Cengizhan'ın yanına yaklaştı. "Kesin olması için iki defa ateş et ve mümkünse ıskalama."
"Tamamdır." dedi Cengizhan. Hafiften gerildiğini hissetti. Kalp atışları hızlanıyor, bununla bağlantılı olarak da eli titremeye başlıyordu. Silah ile doğru düzgün nişan alamaz oldu. Mirella'nın ‘mümkünse ıskalama' lafı ardı ardına beyninde yankılanmaya başladı. Şakağından süzülen damlalar ile terlediğini fark etti. Bu esnada kulaklarının da sanki sağır olmuş gibi çınlamaya başladığını hissetti. Nefesini tuttu ve tetiğe ardı ardına iki defa dokundu.
Silahın iki defa tepmesi ile namludan ağır havayı delercesine ardı ardına çıkan iki mermiden birisi yaban arısının kafasını parçalayarak açık olan pencereden dışarı çıkarken, diğer mermi hiçbir şeye isabet etmeden pencereden dışarı çıktı.
"Vurdun." dedi Mirella. Cebinden çıkarttığı cam tüp ile yaban arısının yerde yatan cansız bedeninin yanına gitti. İşlerine yarayacak kadar miktarda V-Poison örneği aldıktan sonra, doğruca Cengizhan'ın yanına gidip, tüpü ona verdi. "İlk adım hallettik. Sıra T-Blood'da.""Onun için de Merve'yi bulmamız gerekiyor." dedi Cengizhan. Mirella'nın uzattığı V-Poison dolu cam tüpü aldı. "Değil mi?"
Mirella: "O konuda yanlış bildi verdim."
Cengizhan: "Nasıl yanlış bilgi?"
"Aslında Merve'den almayacağız." dedi Mirella. Ayağa kalkıp, merdivenlerden inmeye başladı. "Bir Thanatos bulmamız lazım."


--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------


"Peki onu nereden bulacağız?" diye sordu Cengizhan. Mirella'nın arkasından o da merdivenlerden inmeye başlamıştı. "Yakınlarda bir yerde mi?"
Mirella: "Raccoon Şehri Halk Koleji."
Cengizhan: "Yani P-Base'i alacağımız yerde, öyle mi?"
Mirella: "Aynen öyle..."
Cengizhan: "O zaman Daylight için fazla uğraşmayacağız demek oluyor?"
"Öyle de denebilir," dedi Mirella ve devam etti. "ama Daylight her zaman işe yaramaz. Eğer Merve için çok geç kalırsak, Daylight, bünyede kafaya sıkılan kurşun etkisi yaratır. Yani öldürür. Herhangi bir B planı da işe yaramaz."
Cengizhan: "Benim de korkum o ya... Merve'yi kurtaramamak."
"Arkadaşını kurtarmak için sana her türlü yardımı sunacağımdan emin olabilirsin." dedi Mirella. Belli belirsiz bir tebessüm ile Cengizhan'a bakıyordu. "İlk karşılaşmamızdaki anlatış tarzından, senin için ne kadar değerli birisi olduğunu gayet iyi anladım. Bu denli bir sevgiyi buradaki kimsede göremedim. Öte yandan, bana bazı duygularımın ölmediğini de kanıtlamış oldun. Umarım ne kadar şanslı olduğunun farkındadır, Merve."
"Virüs şırınga edilmeden önce farkında mıydı bilmiyorum, ama şu sıralarda hiç sanmıyorum; çünkü, yoldaki karşılaşmamızda, yüzünde herhangi bir ifade yoktu." dedi Cengizhan. Sesi düşünceliydi. "Böyle değildi... Çok değişti. Normal halini görebilseydin, ne demek istediğimi anlardın."
Mirella: "Bunu öğrenebilmemin tek yolu var."