Bölüm 5: Merve'ye Ne Oldu?Bir zamanlar nezih bir şehir olan, ama William Birkin ile Umbrella şirketinin arasındaki husumetin bedelini, hiç suçu olmamasına rağmen, sularına karışan T virüsü ile yaşayan ölülerin diyarına dönerek ve deyim yerinde ise cehennemden farksız hale gelerek ödeyen Raccoon Şehri'nden ayrılıp, Arklay Dağları'na doğru bir kez daha yola çıkmıştı Bilal ile Cengizan. Şehre gelişleri sırasında yağmakta olan yağmur dinmiş, hava serinlemiş ve etrafı taze toprak kokusu sarmıştı. Serinlik nedeni ile hafiften ürperen Cengizhan, motorsikletin hızını biraz düşürmeye karar verdi.
--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------
Bilal: "Neden yavaşladın?"
Cengizhan: "Üşüdüm..."
Bilal: "Yer değişelim mi?"
"Gerek yok..." diye cevap verdi Cengizhan. Aklı hala Merve ile Yağmur'daydı. Nerede olduklarını, ne yaptıklarını ve her şeyden önemlisi, hayatta olup olmadıklarını merak ediyordu. "Bu işin sonunda Merve ile Yağmur'u kurtarabilecek miyiz?"
"Bilmiyorum," dedi Bilal. Rüzgardan dolayı gözlerinin önüne gelen saçlarını eli ile düzelttikten sonra, lafına devam etti. "ama kurtulmaları için elimden geleni yapacağımdan emin olabilirsin."
Aldığı güven verici cevap üzerine Bilal'e doğru dönen Cengizhan, belli belirsiz bir gülümseme ile baktı. Ne var ki, bir anda dehşete kapılarak ileriyi işaret eden Bilal, "ÖNÜNE BAK CENGİZHAN!!" diye bağırdı. Bu haykırış nedeni ile dehşete kapılan Cengizhan'ın hızlı bir şekilde önüne dönmesi ile yollarının ilerisinde bir ‘şey' görmesi bir oluyordu. İlk anda ne olduğunu anlayamadığı bu ‘şey'in kısa sürede ‘Merve' olduğunu algılayan Cengizhan, ona çarpmamak için direksiyonu can havliyle kırdı.
Son hızla üzerine gelmekte olan bir motorsiklete rağmen istifini bozmayan Merve, Cengizhan ve Bilal yanından neredeyse teğet geçerlerken onlarla şöyle bir göz göze gelip, hiçbir ifadenin kaplamamış olduğu yüzündeki bakışları ile olan biteni herhangi bir hamle yapmadan izledi.
Dengelerinin bozulması ile savrulan motorsikletten düşen Bilal ile Cengizhan, yağmur nedeni ile ıslanan toprak yolda yuvarlanmış ve üstleri başları çamur içinde kalmıştı. Buna aldırmadan, sanki hiçbir şey olmamış gibi şaşkınlık ile karışık heyecan ile yerden kalkan Cengizhan, halen arkası dönük olan Merve'ye doğru yaklaştı. "Sen... iyi misin? Bir şeyin yok ya?" diye sordu. Kısa bir süreliğine hareketsiz duran Merve, istifini hiçbir şekilde bozmadan yavaşça Cengizhan'a doğru döndü. Yüzünü tam olarak göremediği için, ne durumda olduğu konusunda herhangi bir tahminde bulunamıyordu, Cengizhan. "Merve...?"
Yavaş adımlarla yanına kadar gelen Merve'de bir gariplik olduğundan şüpheleniyordu, Cengizhan. Bir şeyler yolunda gitmiyor gibi hissediyordu. "Bu sen misin, Merve?" diye sordu. Alacağı cevap, şüphelerinin doğru olup olmadığına ışık tutacaktı. "Cevap ve—"
Cümlenin tamamlanmasına fırsat vermeyen Merve'nin neredeyse tüm gücüyle savurduğu yumruk, Cengizhan'ın karın boşluğuna yakın bir yere isabet ediyordu. Vücudu şiddetli bir şekilde sarsılan Cengizhan, ayaklarının yerden kesilmesi ile rüzgara kapılan bir kuş tüyü gibi havada uçup, olan biteni algılamaya çalışan Bilal'e çarptığı gibi onu da deviriyor, bunun neticesinde de birkaç metre sürüklenmelerine neden oluyordu. Hiç beklemediği bir şekilde gelen bu cevap ile neye uğradığını şaşıran Cengizhan, kendisini toparlamaya çalıştığı sırada duyduğu bir ses ile olduğu yerde sıçrıyordu. Hiçbir şey düşünmeden yaptığı ilk şey, Merve'ye bakmak oluyordu. Yere diz çökmüş olduğunu görünce, sesin geldiği tarafa doğru baktı ve Bilal'in Alyssa Ashcroft'tan aldıkları silaha sarılmış olduğunu gördü. Tüm konsantrasyonunu Merve'nin üzerinde toparlamıştı. Her bir hareketini takip ediyordu. En ufak bir saldırı hamlesinde de tetiği hiç tereddüt etmeden çekmeye kararlıydı. "Cengizhan!" diye bağırdı. Sesi son derece kararlıydı. "Motorsikleti çalıştır!"
"Tamam." dedi Cengizhan. Yerden kalktığı gibi devrilmiş olan motorsiklete doğru koşuyor, kafasındaki bir sürü soru işaretine rağmen tek bir kelime bile etmeden motorsikleti yerden kaldırıyordu. Kısa süreli bir çabalamadan sonra da nihayet çalıştırmayı başarıyordu. "Motorsikleti çalıştırdım, Bilal!"
Herşeye rağmen hamle yapmaya hazırlanan Merve, bir an bile düşünmeden tetiği çeken Bilal'in elindeki silahın namlusundan çıkan ikinci mermiye de hedef oluyordu. Sağ diz kapağına isabet eden mermi ile Merve'nin ikinci kez dizinin üzerine çökmesini fırsat bilen Bilal, koştuğu gibi motorsiklete bindi ve "Bas gaza!" diye bağırdı. Cengizhan, tüm gücü ile gaza bastığı gibi motorsikleti kaldıkları yerden son hızla Spencer Konağı'na doğru sürmeye başlarken, hem Bilal'in hem de motorsikletin sesini duyan Merve ise var gücü ile arkalarından koşsa da, Bilal ile Cengizhan'a yetişemiyordu.
"Az önce ne oldu?" diye sordu Cengizhan. Gözünü hiçbir şekilde yoldan ayırmıyordu. Uzun zamandır yanında olduğu arkadaşı ile bu şekilde bir husumet yaşamış olmalarından dolayı şaşkındı. Hiçbir şeye konsantre olamıyordu. "Merve'ye ne oldu?"
Bilal: "Büyük ihtimalle T virüsü..."
Cengizhan: "Ne?"
"Tyrant virüsü..." dedi Bilal. Sesi düşünceli, az biraz da sıkıntılıydı. "Birisi ona T virüsü enjekte etmiş. Ama kim...?"
Cengizhan: "Ve niye?"
Bilal: "Bilmiyorum..."
"O değil de, karşılaştığımız yer sence de fazlası ile garip, değil mi?" diye sordu Cengizhan. Yavaşça dönerek Bilal'e baktı. "Neden özellikle burada karşımıza çıktı? Spencer Konağı'na yakın bir yerde...?"
Bilal: "Alper'den mi şüpheleniyorsun?"
Cengizhan: "Bilmiyorum... Aklıma başka birisi gelmiyor. Ortada Alper'den başka birisi var mı?"
"Şu an için aklıma Alper'den başkası gelmiyor," dedi Bilal ve devam etti. "ama şu da var: Şu an kötü tarafta onu gördük diye suçu direkt ona yüklememiz, bir tahminden başka bir şey olmaz. Belki başka birisi de olabilir, henüz karşılaşmadığımız için haberimizin olmadığı başka birisi."
Cengizhan: "Peki Merve'yi geri alabilmemizin herhangi bir yolu var mı?"
Bilal: "Var."
Cengizhan: "Nedir?"
Bilal: "Daylight isimli bir karışım. T virüs için bir antivirüs, ama..."
Cengizhan: "Ama...?"
Bilal: "Ama her zaman işe yaramıyor."
"Harika, tam da en çok duymayı istediğim şeyi söyledin." dedi Cengizhan ve devam etti. "İşe yaramaması durumunda devreye sokulabilecek bir B planı var mı?"
"Evet, var..." dedi Bilal. Kısa bir süreliğine duraksadıktan sonra lafına devam etti. "Merve'yi öldürmek."
Cengizhan: "Bunun bir B planı olduğunu sanmıyorum."
Bilal: "Ne yazık ki öyle..."
Cengizhan: "Onu kurtarabilmenin başka bir yolu olmalı!"
Bilal: "Onu kurtarabilmek için tek çözümümüz Daylight. Eğer o işe yaramazsa, Merve'yi hiçbir şekilde normale döndüremeyiz."
Cengizhan: "Peki hangi durumlarda işe yaramaz?"
Bilal: "Bilmiyorum..."
"Harika... Ağzından bal damlıyor." dedi Cengizhan. Bir şeyler düşünmeye, bir B planı oluşturmaya çalışıyordu. "Lanet olsun."
Sessizlik ile geçen dakikaların ardından nihayet Spencer Konağı'na ulaşmıştı Cengizhan ile Bilal. Tepenin hafiften serin ve esintili olmasından dolayı ürperen Bilal, konağa girmek için motorsikletten indi. "Burada ayrılalım, Cengizhan."
Cengizhan: "Ne demek ayrılalım?"
"Bu işi kısa sürede halletmemiz lazım." dedi Bilal. Arkasını dönüp, konağa baktıktan sonra Cengizhan'a geri döndü. "O yüzden bu işi iki koldan yürüterek halledelim."
Cengizhan: "Ama—"
FON MÜZİĞİ:
Enigma - Total Eclipse Of The Moon"'Ama'sı falan yok Cengizhan... Hangisini seçersek seçelim, diğeri için fazlası ile geç kalmış olabiliriz." dedi Bilal. Kafasını çevirip, düşünceli bir şekilde motorsikletin göstergelerine bakan Cengizhan'ı omzundan tutup, kendisini dinlemesi için sarstı. "Her iki seçeneğin de bizim için hayati önemi varken, diğerini erteleyemeyiz."
Cengizhan: "Peki ya birimizden birine bir şey olursa?"
"Olmamalı." dedi Bilal. Derin bir nefes alıp verdi. Arklay Dağları'ndan şehrin kasvetli ve insanın cesaretini kıran manzarasına bakıyordu. "Bak ne diyeceğim..."
Cengizhan: "Ne?"
"Burası için söylenen klasik bir laf vardır: ‘Raccoon Şehri'nde ölmek, nasıl hayatta kalınacağını öğrenmektir.'" dedi Bilal. Boğazını temizledikten sonra devam etti. "Bunu bu zamana kadar başaran çok az kişi var. Jill Valentine, Chris Redfield, Claire Redfield, Ada Wong, Sherry Birkin, Rebecca Chambers ve Leon Scott Kennedy gibi isimler... Açıkçası bu isimlerin arasına bizim isimlerimizin de katılmasını istiyorum. Tabi sadece istiyorum. Sonuçta Raccoon Şehri'nden bahsediyoruz. Her şey istemek ile olsaydı, ben şu an kim bilir ne olmuştum. Neyse... Diyeceğim şu ki, iki kola ayrılıp, her iki hedefe de en kısa sürede ulaşmaya çalışalım. Böylece, bu lanet olası şehirden mümkün olabilecek en kısa sürede kurtulmuş oluruz."
"Pekala... Senin dediğin gibi olsun." dedi Cengizhan. Bilal'in kararlı konuşması karşısında ikna olmuş gibiydi, ama içinde hala ‘ya başaramazsak?' şüphesi vardı. "Şimdi... Sen ne yapıyorsun, ben ne yapıyorum?"
FON MÜZİĞİ (BİR ÖNCEKİ ŞARKIDAN GEÇİŞ İLE):
Enigma - Look Of Today"Gayet basit... Sen, Daylight'ın nasıl yapılacağını öğrenebilmek ve mümkünse karşımını elde etmek için George Hamilton'a danışmak adına Raccoon Şehri Halk Koleji'ne gideceksin. Şehrin batı tarafında bulunuyor." dedi Bilal. Silahın şarjörünü kontrol ediyordu. "Ben ise Alyssa Ashcroft'un benden istediği resimleri halletmeye çalışacağım, tabi USS askerleri veya narsistliğin sınırlarını zorlayan Yüce Alper YEŞİLSU Hazretleri tarafından halledilmezsem."
"Dikkat et de halledilme." dedi Cengizhan ve devam etti. "Ha bir de Yağmur'un hayatta olup olmadığına bak. Onu da kaybetmeyelim."
"Pekala..." dedi Bilal. Fotoğraf makinesini de omzuna astıktan sonra gitmeye hazır hale gelmişti. "İşini hallettikten sonra da beni, duruma göre bizi Raccoon İstasyonu'nda bekle."
"Tamam." dedi Cengizhan. Bilal'e elini uzattı. "Bol şans."
"Sana da..." dedi Bilal. Cengizhan'ın elini sıktı. "Ölmemeye çalış."
"Elimden gelenin en iyisini yapacağım." diye cevap verdi Cengizhan. Motorsiklet ile Raccoon Şehri Halk Koleji'ne gitmek için Spencer Konağı'nın önünden ayrılıyordu. "Gördüğün herkese benden selam söyle!"
"Ne adamsın Cengizhan... " dedi Bilal gülerek. Arkasını dönüp, Spencer Konağı'na doğru yürümeye başladı. "Pekala, söylerim."
Olası bir Merve ile karşılaşma tehlikesine karşı gözlerini dört açarak Arklay Dağları'ndan aşağıya inmeye başlıyordu, Cengizhan. Kısa bir süre önce duran yağmurun ardından gökyüzünü kaplayan bulutların yavaş yavaş dağılması ile nihayet yüzünü gösteren dolunay, dipsiz gibi görünen karanlığın içinde bir nevi el feneri görevi görüyordu. Parlak ışığının halen ıslak olması nedeni ile zaman zaman tamamıyla buz tutmuş gibi görünmesine neden olduğu yol boyunca ilerleyen Cengizhan, çok geçmeden Bilal'in tarif ettiği Raccoon Şehri Halk Koleji'ne herhangi bir tehlike atlatmadan, sağ salim ulaşıyordu.
--------------------------------- FON MÜZİĞİ BİTİŞ NOKTASI ---------------------------------
Ne var ki, etrafta yaşayan ölülerin kol gezmesi nedeniyle riske girmek istemiyordu. Doğrudan kolej binasına doğru sürdüğü motorsikleti, uygun bir zamanlama ile tam kapının önüne park etmek istemişti ki Cengizhan, tam kurumamış olan zeminde tekerleklerin kayması yüzünden kontrolünü kaybettiği motorsiklet ile kolej binasının kapısını da kırarak içeri girdi. Yaptığı gürültü ile kolej binasındaki yaşayan ölü veya enfeksiyona maruz kalmamış insan fark etmeksizin herkesin dikkatini çektiğinden emin olan,ama yine de iyimser düşünmek isteyen Cengizhan, "Umarım pek fazla dikkat çekmemişimdir." dedi. Devrilen motorsikletten indikten sonra, halen işlevini yerine getirmekte olan gidondaki ışığın aydınlanttığı tarafa doğru baktı. "Bir yere de doğru düzgün giremiyoruz ki *mına koyayım."
Yanında yolunu aydınlatmak için el feneri ve kendisini savunmak için herhangi bir silah olmadığı için tedbirli bir şekilde ilerleyen Cengizhan, her ne kadar tehlikeli olduğunu bilse de, Bilal'in adını verdiği George Hamilton'ı bulabilmek için kolejin dört bir yanını dolaşmaya karar veriyordu.
Kısa bir süre sonra...
Birbiri ardına atlattığı onca tehlikeden sonra aradığı kişiyi Araştırma Laboratuarı'nda bulan Cengizhan, yanlış bir hamle ile George Hamilton'ı ve asistanı olduğu düşündüğü kişiyi korkutmamak için, çok uzak olmayan bir mesafeden "Merhaba..." diyerek kendisini belli ediyordu.
Her ne kadar korkutmamak adına yapılmış bir hamle olsa da, bütün konsantrasyonlarını yaptıkları işe veren George Hamilton ve yardımcısının yürekleri ağzılarına geliyordu.
"Üzgünüm!" dedi Cengizhan. Halen kapının yanında duruyordu. "Sizleri korkutmak istememiştim. Afedersiniz!"
George Hamilton: "Bizi kalpten götürecektin, evlat!"
Cengizhan: "Üzgünüm... Ani bir giriş yapmak istemedim, ama böylesi bir girişimde de galiba pek başarılı olamadım."
"Neyse... Halen hayatta olduğumuza sevinebiliriz." dedi George Hamilton. Alışık olmadığı bir sima ile karşılaştığı için bir an duraksar gibi oldu. "Bir dakika... Seni daha önceden hiç görmedim. Burada ne arıyorsun? Daha da önemlisi, sen de kimsin?"
"Adım, Cengizhan KARACA." diyerek kendisini tanıttı Cengizhan. Nereden başlayacağını bilemeden lafa girdi. "Buraya Silent Hill kasabasından geldik..."
Yaklaşık beş dakika sonra...
"İşte benim buraya geliş hikayem tam olarak böyle..." dedi Cengizhan. Yavaş adımlar ile George Hamilton'ın yanına doğru yürümeye başladı. "Anlayacağınız, T virüsü için Daylight antivirüsüne ihtiyacım var. Ne yapmam gerekiyor?"
George Hamilton: "Açıkçası Daylight antivirüsünün oluşturulması biraz zahmetli ve arkadaşınız Bilal'in de söylediği gibi her zaman işe yaramıyor, ama enfeksiyon kapmış olan arkadaşınız... adı ne demiştiniz?"
Cengizhan: "Merve."
"Enfeksiyon kapmış olan arkadaşınız Merve için denemeye değer." dedi George Hamilton ve devam etti. "Bu konuda deneyimli olan asistanım Mirella'yı yardımcı olması için sizin yanınıza vereceğim. O size ne yapılması gerektiği konusunda bilgi verecektir. Buraya neyle geldiniz?"
Cengizhan: "Motorsikletimle..."
George Hamilton: "Pekala... Mirella..."
Mirella: "Buyrun efendim."
George Hamilton: "Daylight için Cengizhan'a rehberlik et. Nasıl oluşturulacağını biliyorsun, değil mi?"
Mirella: "Evet, efendim."
George Hamilton: "Pekala... Yalnız birbirinize göz kulak olun."
Cengizhan: "O konuda hiç şüpheniz olmasın, efendim. Mirella'yı korumak için elimden geleni ardıma koymayacağım."
"Bu arada, şu mavi bitkileri de alın ve..." dedi George Hamilton. Yan taraftaki iki küçük cam tüpü, susturuculu tabancayı ve el fenerini masaya koydu. "bunları alın."
Cengizhan: "Bu bitkiler ne için?"
Mirella: "Yolda açıklarım."
"Tamam o halde..." dedi Cengizhan. Kapıya doğru yöneldi. "Hazırsanız gidelim."
Mirella: "Gidelim."
Mirella ile Raccoon Şehri Halk Koleji'nden çıkıp, motorsiklete binerek yola çıkan Cengizhan, "Ne tarafa doğru gideceğiz?" diye sordu ve devam etti. "Bir de bu Daylight nasıl oluşturuluyor?"
Mirella: "Ben de bu soruyu sormandan korkuyordum."
Cengizhan: "Neden?"
"Öncelikle üç farklı içeriği toparlamamız gerekiyor." dedi Mirella. Hafiften esmeye başlayan rüzgar ile kestane kabuğu rengindeki saçlarını gözlerinin önünden çekti. "Bunlardan bir tanesi V-Poison, bir tanesi T-Blood ve sonuncusu da P-Base."
Cengizhan: "Peki bu üç şey nerede bulunuyor?"
Mirella: "V-Poison için Arklay Dağları'ndaki terkedilmiş hastaneye gitmemiz gerekiyor. Mutasyona uğramış dev arılardan alacağız. T-Blood'ı T virüsü bulaşmış bir yaratıktan almalıyız. Bu bir Tyrant da olabilir veya her ne kadar yaratık olmasa da arkadaşın Merve de olabilir. P-Base'i ise Raccoon Şehri Halk Koleji'nde bulabiliriz, ama onu en son alalım; çünkü, fazlası ile dikkatli taşımak gerekiyor. Eğer hava ile temas ederse yok olur."
Cengizhan: "O halde önce Arklay Dağları'ndaki terkedilmiş hastaneye gidiyoruz...?"
Mirella: "Evet, önce terkedilmiş hastaneye gidelim."
Cengizhan: "Bu arada, bu mavi bitkiler ne olacak?"
"Terkedilmiş hastanedeki arılardan biri seni veya beni sokarsa, bu mavi bitkiler zehri öldürüyor." dedi Mirella ve devam etti. "Eğer zamanında kullanamazsak, ölürüz."
"Harika..." dedi Cengizhan. Motorsikletin gidonunu sımsıkı tutuyordu. "Pekala... O halde sıkı tutun!"
Çok kısa süre içerisinde terkedilmiş hastaneye ulaşan Cengizhan ile Mirella, hafif aralık duran hastanenin bahçe kapısından girerek, Daylight'ın ilk durağına ulaşıyorlardı.