Forever Ziyaretçi Nihai Biyo-Organik Silah Evriliş Diriliş Çöküş Kuruluş Başlangıç
Bizler İnkâr Edilemeyiz! -Forever Ekibi
  • 24267
  • 107

DWG22

  • Site Denetmeni
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 1134
    • Profili Görüntüle
    • YouTube
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #10 : 19 Ocak 2011, 19:09:40 »
Ölümüne usta :W


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #11 : 19 Ocak 2011, 21:58:03 »
Dünya klasiklerine girmezse ne olayım :D :P

Kült bir yapım olacak :W :D :D


Ölümüne usta :W

:W :W


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #12 : 23 Ocak 2011, 04:29:59 »
İlk mesajda "bu seferki hikaye, önceki iki hikayenin aksine, her bir sonraki bölüm birer hafta ara ile yayınlanacaktır" demişim, ama hikaye perşembeden önce bittiği için bu söylemimi geri almak istiyorum. Bu bölümle birlikte, bir sonraki bölümü ne zaman hazır edersem, o gün yayınlamaya karar vermiş bulunmaktayım :) Yani, artık bir hafta beklemek zorunda değiliz 8)


   Korna, akabinde gelen fren, çığlık sesleri ve sanki birisi şiddetli bir şekilde ön taraftan vurmuş gibi gelen büyük bir sarsıntı ile yerinden fırlayarak uyandı Orçun. Uyku sersemi olduğu için ne olduğunu anlayamamıştı. Çok kısa bir süre sonra, bu sefer otobüsün sağ tarafından gelen şiddetli bir sarsıntı daha oldu. Oturduğu taraftaki camlar tuzla buz olmaları ile etrafa saçılmaları bir olmuştu. Kendisini korumaya fırsat bulamayan Orçun'un yüzüne isabet eden birkaç cam parçası ile yaralandı. Açılan yaralara rüzgar ile birlikte çarpan yağmur damlaları, hafif de olsa kırbaç etkisi yaratıyordu. Bilinçsizce Seçkin'e bakmak istemişti Orçun, ama bunun yerine, koltuğuna yapışmanın daha iyi bir fikir olacağını hissetti; çünkü, otobüsün tuhaf bir şekilde sağa doğru yattığını hissetti. Üçüncü bir şiddetli sarsıntı ile elleri koltuğundan kurtulan Orçun, önce son hızla bir yere çarptı. Tutunmak için bir yer ararken gözünün önündeki manzaranın dönmeye başlaması ile  sanki gizemli bir el tarafından çekilip atılmış gibi otobüsün dışına fırladı. Bir süre, bir kuş gibi havada süzüldükten sonra sert bir zemine düştü. Gözünü kapatmadan önce gördüğü son sahne ise, kısa süre yuvarlandıktan sonra su birikintisinin içine düşen otobüs olmuştu.

   Kısa bir süre sonra gözlerini açtı Orçun. Ayakta duruyordu. Gözleri yere bakıyordu. Başını yukarı kaldırıp, az ilerideki dörtlüleri yanan ambulansa, polis ve jandarma araçlarına çevirdi. Dönen ışıklar, yüzünü bir mavi renge, bir kırmızı renge çeviriyor, gözlerini alıyordu. Oldukça uzak olmalıydı; çünkü, sesleri hiçbir şekilde duyulmuyordu. Bir yandan kulaklarında hafif bir uğultunun varlığını hissederken, Bir yandan da ayaklarının altında bir ışık kaynağı olduğunu fark etti. Kaynak, giderek büyüyordu. Hızla arkasını döndüğünde, kendisine yaklaşmakta olan bir şeyi fark etti Orçun.  Ani bir refleks kendisini öteki şerite attı. Yere düştüğünde, omzunda hafif bir ağrı hissederken, başını çevirip uzaklaşmakta olan araca baktı. Bir kamyon olduğunu fark etti. Kamyon... Ancak olay esnasında hiçbir ses duymamıştı. Tık çıkmamıştı. Korna bile çalmamıştı. Bunun üzerine bir şeylerden şüphelenip, konuşmaya çalıştı, ama ne dediğini de duyamamıştı. Sağır mı olmuştu? Yoksa ses tellerine mi bir şey olmuştu. Bunları şimdilik bir kenara bırakıp, az önce gördüğü araçların yanına gitmek için hızla koşmaya başladı.

   Ambulansın yanına vardığında, az önce fark ettiği tuhaf sessizliğin burada da hüküm sürdüğünü fark etti. Gizemli uğultu da halen varlığını sürdürmekteydi. Sanki her an bir şey olacakmış hissi uyandırıyordu Orçun'da. Yanından koşarak geçen bir sürü sağlık ekibi, etrafta dolaşıp kazazedelerle ilgilenen polis ve jandarma askeri gördü. Dolaştıkları yerin zemininde otlar, çalı ve çırplar vardı, ama buna rağmen sessizliği bozan hiçbir şey yoktu. Bu işte bir mantıksızlık vardı... Yardım istemek amacıyla bir sağlık görevlisinin omzuna dokunmak istedi, ama başaramadı. Eli, sağlık görevlisinin içinden geçti. Geri çektiğinde, eli geri geldi, ama üzerinde hiçbir şey yoktu. Az önceki olay sırasında yüzünü kesen cam parçalarını anımsadı. Yanıbaşında duran ambulansın aynasına baktı. Kendisini gördü Orçun, ama yüzünde hiçbir iz yoktu. Ne bir çizik, ne de bir kan izi. Sanki başına hiçbir şey gelmemiş gibiydi. Bu durumu bir kenara bırakıp, arkadaşlarını aramaya başladı.

   Yerde, kendisine çok tanıdık gelen birisini gördü. Daha dikkatli baktığında, kendisine tanıdık geçen kişinin ta kendisi olduğunu anladı. Boylu boyunca yerde yatıyordu. Kısa bir süre sonra başına iki tane sağlık ekibi geldi.

   Bir süre sonra gözlerini açtı Orçun. Bulanık bir görüntünün ardında iki kişi gördü. Kimler olduklarını hiçbir şekilde seçemiyordu. Sesleri de anlaşılamayacak kadar boğuk geliyordu. Gözlerini birkaç defa gözlerini açıp kapattıktan sonra, içlerinden birinin "Bilinci tam olarak yerinde değil galiba! Derhal ambulansa götürün!!" dediğini zar zor duydu. Kolunu kaldırıp bir yeri işaret etti görevli. Ardından iki kişi gelip, onu sedyenin üzerine yatırdıktan sonra hızlıca ambulansa götürdüler. Hafif bir sarsıntı duydu. Galiba araç hareket etmiş. Bilmiyordu. Tek merak ettiği, arkadaşlarına ne olduğu ve onları bir daha ne zaman göreceği. Gözlerini kapattı...

   Hafif bir ışık parlaması ve akabinde gelen büyük bir gümbürtü ile yerinden sıçrayarak uyandı Orçun. Yüreği ağzına gelmiş, dehşete kapılmıştı. Yaşadığı korkunun etkisiyle şöyle bir doğrulup, çevresine kulak kabarttı, ama en ufak bir hareket bile yoktu. Kendi çıkarttığı seslerin haricinde başka hiçbir ses duymuyordu. Tam anlamıyla derin bir sessizlik hakimdi. Sakinleşmeye çalışıyordu Orçun. Bu arada da soğuk bir yerde yattığının farkına vardı. Üstünü başını şöyle bir kontrol etti. Görünürde herhangi bir yırtık veya sökük yoktu. Bu da gösteriyordu ki herhangi bir saldırıya uğramamıştı. Mutlu olmuştu. Şöyle bir etrafına göz gezdirip nerede olduğunu anlamaya çalıştı Orçun, ama hiçbir şey ona tanıdık gelmemişti. Bildiği bir yerde değildi. Hayır, değildi. Peki o zaman neredeydi? Ayrıca merak ettiği bir şey daha vardı: Bu şekilde uyanmasına neden olan şey neydi? Bu esnada, daha önceden duymadığı bir takım tıkırtılar duymaya başladı. Başını hızla çevirip, tıkırtıların geldiği tarafa baktı. Yanıbaşındaki cama vuran yağmur damlalarını fark etti. Şiddetlerine bakılırsa dışarıda sağanak yağmur vardı. Eliyle yerden destek alarak ayağa kalktı. Bu yerde ne kadar bir süredir yattığını merak ediyordu. Yarım saat? Bir saat? Bir buçuk saat? Belki de üç saat? Hem ne önemi vardı ki, sonuçta herhangi bir saldırıya uğramamıştı. Halen de tek parça halindeydi. Etrafına tekrar baktı. Bir şeyleri görmeye çalışıyormuş gibi karanlığına bakıyordu ki, o anda çakan şimşek ile iç mekan, en ince detayına kadar gündüz vakti gibi aydınlandı. Bu sayede nerede olduğunu anlamıştı Orçun. Bir restorandaydı, ama daha önceden hiçbir şekilde görmediği bir restorandaydı. Hala buraya nasıl geldiğini de merak ediyordu. Bu merakı, buz tutmuş bir göl yüzeyinin altında dalgalanan suyun çıkarttığı boğuk sese eşdeğer bir gök gürültüsü sesi tarafından bölündü. Boğuk çıkan gök gürültüsü sesi, giderek güçlendi ve restoranın camlarını hatrı sayılır ölçüde titrettikten sonra, yerini tekrar yağmur damlalarının sesine bıraktı.
      "Şu durumda, dışarı çıkmak akıl kârı değil." diye söylendi Orçun. "Acaba buralarda bir şemsiye var mıdır?"
      Restoranda biraz dolaştıktan sonra, kendisine güzel bir şemsiye buldu. Şanslı olduğunu düşündü. Aslında yağmurda yürümeyi ve ıslanmayı severdi, ama böyle bir yağmurda değil. En azından şu durumda değil.
      Evet... Hazır olduğuna göre, şemsiyesini açıp, dışarı çıkabilirdi.
      Çıkış kapısını kullanarak dışarı çıkmak için hamle yaptı. Ancak nedense kapıyı açamadı. Sıkışmış olabileceğini düşünerek birkaç defa daha denedi, ama yine başarı sağlayamamıştı. Kapı açılmamakta direniyordu. Görünen o ki kilitliydi. Aklına kasaya bakmak geldi. Belki anahtar orada olabilirdi.
      Kasanın yanına vardıktan sonra çekmeceleri teker teker kontrol etmeye başladı. En son çekmece hariç diğerlerinde hiçbir şey yoktu, ama en son çekmece açılmıyordu. Sıkışmış olmasını umuyordu Orçun. Yanında işe yarar bir şey olup olmadığına bakmak için ceplerini kontrol ediyordu ki, arka cebinde ilginç bir şey buldu. Ancak karanlıktan dolayı ne olduğunu anlayamamıştı. Bir ışık kaynağı aradı. Ne var ki, tam bu sırada çakan şimşeğin içeriyi bir kez daha aydınlatması ile yazarkasanın yanında duran çakmağı fark etti. Aldı. Çakmayı denedi. Neyse ki içinde halen bir miktar gaz vardı. Çakmağın yarattığı ışık kaynağının yardımı ile arka cebinde bulduğu, katlanmış halde duran şeye bir göz attı. Bu bir biletti... İsim kısmında kendi adını gördü. İstikamet yönünde ise Gaziantep yazıyordu.
      "Bu da ne böyle? Gaziantep'e ne için gid..." diye söyleniyordu ki Orçun, bir şimşek daha çaktı, ama bu seferki tam da beyninin içinde çakmıştı. "Bir dakika bekle... Bu... Tabi ya!"
   Bileti katlayıp cebine koyarken, hafızasında Seçkin, Deniz, Berke ve Levent'in yüzleri ardı ardına değişerek kayboldu. Artık cevabını bulması gerektiği bir soru daha oluşmuştu kafasında: Arkadaşları hayattalar mıydı? Hayattalarsa, neredeydiler? Ne durumdaydılar? İyiler miydi? Belki de iyiydiler ve Orçun'u arıyorlardı. Kim bilir? "Evet... Kim bilir?" diye söylendi. Sıkışan çekmeceyi açmaya çalıştı. İyice zorladıktan sonra da açmayı başardı, ama ne yazık ki içinde hiçbir şey yoktu. Kafasını kaldırıp, kasanın üzerinden kilitli kapıya baktı. Çakan şimşeğin yarattığı aydınlık ile restoranın içinde gözlerini gezdirtikten sonra, yerinden kalktı. "Pekala... Madem düzgün bir şekilde çıkamayacağım, ben de kendi yöntemlerimle çıkarım" dedi. Masalardan birinin yanında duran sandalyeyi kaptığı gibi, yakın mesafeden ön kapıya doğru fırlattı. Büyük bir gürültüyle camın içinden geçen sandalye, etrafa saçılan camın parçaları ile birlikte restorandan dışarı uçtu. Elindeki şemsiyeyi açtıktan sonra kapıya doğru yürüyen Orçun, dikkatlice dışarı çıktı. Şu anlık tek yapması gereken şey, sağ salim arkadaşlarını bulmaya çalışmaktı. Tabi bir yandan da, bulunduğu bu yerin neresi olduğunu ve nasıl geldiğini de öğrenmeliydi...


Sn_AqE

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 73
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #13 : 23 Ocak 2011, 08:08:51 »
Farklı bir akış kazanmış hikaye ara sıra "hayalet" tarzı değişiklikler iyi olabilir :) Ellerine sağlık Orçun abi :W


fabrisio

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 25
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #14 : 23 Ocak 2011, 12:44:01 »
Ben buna fırtına öncesi sessizlik diyorum. Birşeyler olacak ama ne olacak? Merak etmemek mümkün değil. Şimdilik Silent Hill tarzı psikolojik bir başlangıç yapmışız. Bakalım gelecek bölümde bizleri neler bekliyor.


DWG22

  • Site Denetmeni
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 1134
    • Profili Görüntüle
    • YouTube
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #15 : 24 Ocak 2011, 12:06:24 »
Ölümüne usta :W


Piskabak

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 44
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #16 : 26 Ocak 2011, 14:06:54 »
Süper gidiyorsunuz abi :) Ya okuduğum kitaptan soğuyorum buradaki eserleri okuyunca hepinizi tebrik ediyorum :W


LW

  • Site Kurucusu
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 560
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #17 : 26 Ocak 2011, 16:49:51 »
Teşekkürler Orçun abi, çok fazla evde olmadığımdan ve nete az girebildiğimden facebook'tan etiketlenince oradan takip ettiğimden buraya yazamadım yorumumu ama merakla takip etmekteyim.:)


Orcuncharted

  • Forever Emektarı
  • *
  • Çevrimdışı
  • İleti: 827
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #18 : 27 Ocak 2011, 18:46:55 »
Farklı bir akış kazanmış hikaye ara sıra "hayalet" tarzı değişiklikler iyi olabilir :) Ellerine sağlık Orçun abi :W

Teşekkürler Yavuz'um :) Emin ol bu türden değişiklikler olacak ;)


Ben buna fırtına öncesi sessizlik diyorum. Birşeyler olacak ama ne olacak? Merak etmemek mümkün değil. Şimdilik Silent Hill tarzı psikolojik bir başlangıç yapmışız. Bakalım gelecek bölümde bizleri neler bekliyor.

Bu hikaye genel olarak yine önceki hikayeler gibi olacak, ama işin içine Silent Hill vari biraz gizem de katmayı istedim. Eminim ki içinde savrulmaktan hoşnut olacağınız bir fırtına olur  :)


Ölümüne usta :W

Ölümüne Bilal :W


Süper gidiyorsunuz abi :) Ya okuduğum kitaptan soğuyorum buradaki eserleri okuyunca hepinizi tebrik ediyorum :W

:D :D Umarım öğretmenin evdekilere herhangi bir şikayette bulunmaz :D
Teşekkürler...


Teşekkürler Orçun abi, çok fazla evde olmadığımdan ve nete az girebildiğimden facebook'tan etiketlenince oradan takip ettiğimden buraya yazamadım yorumumu ama merakla takip etmekteyim.:)

Lafı bile olmaz paşam, sen iyi ol da yorum falan sorun değil 8) Yalnız bir ara buluşalım ;)




   Yanağına aldığı belli belirsiz darbelerle gözlerini açtı Deniz. Sakin, ama serin esen rüzgarın etkisiyle ürperdi. Kaşının üzerine düşen damla ile de gözünü kırpıştırdı. Başı da hafiften ağrıyordu, ama o bunu pek önemsemedi. En azından o anlık... Tek hissettiği, üzerinde düşen yağmur damlaları ve yattığı yerin ıslaklığıydı. Yavaşça doğrulmaya çalıştı. Kollarının ve sırtının ıslaklığı, daha da çok üşümesine neden oluyordu. Seri bir şekilde önce sağına, sonra da soluna baktı. Pek bir ışık kaynağı olmamasından dolayı net bir şey göremiyordu. "Burası neresi?" dedi Deniz. Bir an durdu. Düşündü. Seçkin, Orçun, Berke ve Levent ile birlikte Yavuz'u görmek için gitmek için yola çıkmışlardı. Devamında geçirdikleri kazayı hayal meyal hatırlıyordu. Peki ya kazadan sonra ne olmuştu? Burası neresiydi? Buraya nasıl gelmişti? Seçkin, Orçun, Berke ve Levent'e ne olmuştu? Neredeydiler? İyiler miydi? Kafasındaki bu sorulara cevap bulmak için tek yapması gerekenin, onları bulmak olduğunu biliyordu. Peki nereden başlamalıydı? Kafasına göre bir yöne doğru yürümeye başladı... Az ilerideki belli belirsiz bir tabela gözüne ilişti. Ne olduğuna bakmak için yanına kadar gitti ve tabelanın üzerinde 'Gunshop Kendo' yazdığını gördü. "Ne bu şimdi? Bir tür şaka mı? Kamera nerede?" dedi Deniz. Hızla etrafına baktı. Etrafı çeviren karanlığı, yalnızlığı ve sadece kendi ayak seslerini duyabileceği kadar sessiz olan boş ve donuk olan sokakları gördü. "Burası Raccoon şehri mi?"

   Nereden başlaması gerektiğini bilmediği için yine kafasına göre bir yön belirleyip yürümeye başladı Deniz. Girdiği sokakların adlarını öğrene öğrene ilerliyordu. Sadece Resident Evil oynarken dolaşabildiği Raccoon Şehri'ne bizzat adım atmıştı. Bu onun için bir ilkti. Hem de ne ilk... İçinde bulunduğu duruma inanamayarak Ema sokağı ile Ennerdale sokağının kesiştiği noktaya doğru yaklaştığı sırada, bir takım inlemeler duymaya başladı Deniz. Her ne kadar insan sesine benziyor olsa da, tam olarak bir insanın çıkartmayacağı kadar garip inlemelerdi. Seslerin geldiği yöne, Ennerdale sokağına giren Deniz, karşısında bir sürü tuhaf görünüşlü insanlar gördü. Büyük ölçüde parçalanmış olan yüzlerinden akan kanların kapladığı çürümüş bedenleri ve bedenlerini kaplayan kandan yeteri kadar nasibini almış olan eski püskü kıyafetleri ile ellerini kendisine doğru uzatmış olarak üstüne gelmekte olan gudubet görünümlü bir sürü insan gördü. Hepsi de sanki kesimhaneden çıkmışlar gibiydi. Eğer Raccoon şehrinde olduğunu da hesaba katarsa, bu ucube vari insanların ne istediklerini az çok biliyordu. Evet, ucube vari insanlar Deniz'i parçalamak, parçaladıktan sonra da bir güzel midelerine indirmek istiyorlardı. Sayıları da o kadar çoktu ki, bir tanesinin bile onu yakalaması, hayatının sonu anlamına gelecekti. En azından tek başına başa çıkamazdı bu kadarıyla. Arkasını dönüp, geldiği yerden geri gitmeyi istedi, ama Ema sokağının kuzey ucundan da bir grup gelmekteydi. Ennerdale sokağının doğu tarafından da bir grup gelmekteydi. Ne yapacağını bilemeyen Deniz, kendisini Ema sokağının güney tarafına doğru yolladı.

   Ema sokağı boyunca kaçmaya devam ediyordu ki, ilk köşeden bir grup daha çıktı. Etrafının sarılmış olmasından dolayı paniğe kapılmıştı. Zombiler iyiden iyiye çemberi daraltmaya başlamışlardı. Elinde, onlara karşı kullanabileceği hiçbir şey yoktu Deniz'in. Yanında birkaç kişi, en azından üç kişi daha olsaydı kurtulma şansı olabilirdi, ama şu an bu mümkün değildi. Çember daraldıkça, etrafına daha hızlı bakıyor, hangi zombinin kendisine ilk önce dokunacağına, ilk önce hangisine yem olacağına bakıyordu. Tam bu sırada bir el silah sesi duyuldu. Çok geçmeden kendisine en yakın olan zombinin kafası bir karpuz gibi patladı. Korkuyla sıçradı Deniz. Etrafa saçılan kanın bir kısmı kendi üzerine de geldi. Sesin geldiği yöne baktı. Ennerdale sokağı ile Ema sokağının kesişim yerinin kuzeydoğu köşesindeki bloğun çatısında bir silüetin var olduğunu gördü. Silüet bir karaltı olarak durduğu için kim veya ne olduğunu bilememişti. Silüet, Deniz'e kısa bir süre baktıktan sonra, tekrardan silahına davranıp zombilere doğru ateş etmeye başladı. Kafaları ardı ardına patlayan zombiler birbiri ardına yere düşüyorlardı. Birkaç el atışın ardından kısa süreli bir sessizlik oldu, ama çok geçmeden silüet zombilere tekrar ateş etmeye başladı. Etraftaki bütün zombileri yere sermiş, Deniz'i büyük bir tehlikenin içinden çekip çıkartmıştı. İşini bitiren silüet, gözlerini hiç ayırmadan Deniz'e bakıyordu. Deniz de ona bakıyordu. "Kimsin sen? Bunu niye yaptın? Neden beni korudun?" dedi. Ancak silüet hiçbir şekilde cevap vermedi. Sadece bakıyordu. Öyle ki, sanki her an Deniz'e de saldıracakmış gibiydi, ama yapmadı. Belinden çıkarttığı bir şeyi sokağa fırlattı. Akabinde de dürbünlü tüfeğini kaptığı gibi yerinden ayrıldı ve kayıplara karıştı.
   "Kimsin sen? Bunu niye yaptın? Neden beni korudun?" dedi Deniz tekrar... Sokağın ortasına fırlatılan her ne ise onu bulmaya çalıştı. Biraz uğraştıktan sonra bulabildi. Bu bir silahtı. Bir M92F. Silahı yerden aldı. Şarjörünü kontrol etti. Ağzına kadar doluydu. Eğer bu kadar mermiyi boşa harcamazsa, yardım bulana kadar yaşayabileceğini düşündü. Az önceki silüeti gördüğü binanın çatısına tekrar baktı. Ardından tekrar silahına baktı.
   
   Ema sokağı ile Ennerdale sokağının kesiştiği noktaya geri döndü. Tam köşede şehir haritası vardı. Yanında herhangi bir ışık kaynağı olmadığı için haritayı zor görüyordu, ama Raccoon City Police Department'ı görebilmişti. Yardım istemek için oraya gitmeye karar verdi.

   Raccoon City Police Department'ın önüne geldi Deniz. Binaya şöyle bir baktı ve bazı odalardaki ışıkların halen yanmakta olduğunu gördü. Herhalde içeride hala birileri vardı. Gerçek 'insanlarla' karşılaşmayı umarak kapıyı bile çalmadan içeri girdi.

   Oldukça sessiz bir ortamla karşılaşmıştı. Ne bir inleme, ne de ona tuhaf gelecek bir takım tıkırtılar. Danışma kısmındaki masaya yaklaşırken, masanın üzerinde yatmakta olan cesedi görünce irkildi. Geri adım attı. Bir süre bekleyip, etrafına bakındıktan sonra yavaş yavaş adım atarak cesede doğru yaklaştı. Hemen yanında bir el fenerinin durduğunu fark etti. Sık sık cesedi kontrol ederek usulca fenere doğru uzandı. Aldıktan sonra hızla oradan uzaklaştı. Birkaç adım attı. Feneri açmayı denedi. Ne şans ki el feneri çalışıyordu. Artık hem el feneri, hem de silahı vardı. Az da olsa kendisini güvende hissediyordu. Yardım bulmak amacıyla en yakınındaki odaya doğru yürüdü. İçeriye doğru baktı. Kendisine en yakın masanın üzerinde duran bir şey dikkatini çekti. Tam uzanıp alacağı sırada bileğine bir şey yapıştı. Deniz'in yüreği ağzına geldi. Dehşet içinde çığlık attı. Can havliyle bileğini kurtarmaya çalışıtı, ama başaramadı. Hızlı bir şekilde elindeki silahın kabzasıyla bileğine yapışan zombinin koluna elinden geldiğince sert bir şekilde vurmaya başladı. Kısa süre içerisinde Deniz bileğini kurtarmayı başardı. Serbest kaldıktan sonra derhal masadan uzaklaştı. Zombinin kendisine doğru gelmesini bekledi. Onu o anda ortadan kaldırması gerektiğini biliyordu. Aksi takdirde başına bela olacaktı. Zombi ayağa kalktıktan sonra yavaş yavaş Deniz'e doğru yürümeye başlamıştı. Ayakta durmakta zorlanır gibi bir hali vardı. İyice yakına geldikten sonra kollarından birini savurdu zombi, ama Deniz iyi bir zamanlama ile geriye doğru hamle yaptığı için kurtuldu. Kısa süreli bir denge kaybına uğrayan zombi, dengesini sağlamaya çalışırken, Deniz ayaklarına tekme attı ve tekrar dengesini kaybettirdi. Tam bu esnada elindeki silahı kullanacaktı ki, zombi Deniz'e vurdu. Deniz, bir anlık denge kaybından sonra, koşarak tam arkasında bulunan odaya girdi ve kapıyı arkasından kapattı. İşine yarayacak bir şeyler aramaya başladı. Tam bu sırada da zombi kapıyı açmaya çalışıyordu. Nasıl olduysa masada duran vazo Deniz'in gözüne takıldı. Zombiye dikkat ederek seri bir hareketle vazoyu aldıktan sonra kapının arkasına geçti. Uygun bir zamanlama ile kapıyı açtı ve zombi ile karşılaşınca elindeki vazoyu suratına fırlattı. Yüzüne isabet eden vazonun etkisiyle zombi sersemledi. Bir an bile duraksamayan Deniz, kapıyı ardına kadar açtı ve hızla kapattı. Kapının suratına çarpmasıyla zombi yere serildi. Deniz zombinin yanına koştu. Elindeki silahı zombinin kafasına doğrulttu ve tetiği çekti.


fabrisio

  • Eski Üye
  • *
  • Çevrimdışı
  • Default Avatar
  • İleti: 25
    • Profili Görüntüle
Ynt: MillAvriLewo ve Scream, Raccoon City'de 3
« Yanıtla #19 : 27 Ocak 2011, 19:06:01 »
Deniz paçayı sıyırdı mı acaba  ???